Em hamu Kurd'ın! Em hamu Hadep'in!
On beş yıldan bu yana iktidarda bulunan AKP'nin yeni hedefi Erdoğan'ı Türkiye'nin yeni kralı, yeni başkanı yapmaktır. AKP, bugüne varana kadar hedeflerine adım adım ilerlerken aydınların, yazarların, ilericilerin, askeri vesayete karşı olanların da desteğini alırken insanları kandırabilmiştir. Ama öbür tarafta onu çok iyi tanıyan yol arkadaşları, kurmayları terk etmiş ve tek başına kalmıştır.
Türkiye'nin önünde duran en önemli, en acil sorunlarından Kürt sorunu karşısında da ilkin inkar etmeyerek ''Kürt sorunu benim de sorunumdur'' diyerek çözümden yana tavır alsa da hiçbir adım atmamıştır. Çözüm süreci için yapılan görüşmelerde “benim siyasi hayatıma da mal olsa devam edecektir” dediğinde, amaç sadece senelerce süren, hiçbir sonuç çıkmayan görüşmelerle oyalamak, zaman kazanmak, başkan olduktan sonra ''öldürücü darbeyi'' vurmaktır. İstediğini alamayan Erdoğan ''çözüm sürecini buzdolabına kaldırdık''diyerek görüşmeleri koparmıştır.
Erdoğan’dan geri kalmayan düşük profilli başbakan Binali Yıldırım da aynı açıklamalara devam etmiş''çözüm mözüm yok o fırsatı kaçırdılar'' diyerek, Kürdistan’da yıkım, katliam, vahşet politikalarını uygulamaya koymuştur. Kürtlere diz çöktürmede başarılı olamayınca 1 milyona yakın insan tehcir edildi. Kürtler yeni bir soykırım ile karşı karşıya bırakıldı.10 milletvekili bunu için tutuklandı. On binlerce partili cezaevine atıldı, parti binaları kapatıldı.
Düzen partilerinin hepsinin mutabakat içerisinde oldukları konuların başında Kürtlerin imha ve yok edilmesi olmuştur. MHP’nin başı ile Erdoğan'ın seçimlerden önce ve sonra gizlice görüşüp, AKP'nin uygulamak istedikleri politikalara yeşil ışık yaktığı, önerileri ile Erdoğan'ın koltuk değneği olduğunu göstermiştir. Bunun karşılığında Erdoğan’dan, parti içi muhalefetin kongre taleplerini yasal yollardan engellemiştir.
CHP Erdoğan'a karşı görünüyor olsa da bugünkü ortamın hazırlanmasında pay sahibidir. Yenikapı ruhuna alet olmuş, sınır ötesi operasyonlarda teskereye yeşil ışık yakmış, dokunulmazlıkların kaldırılmasını onaylayarak, HDP’lilerin tutuklanacağı görülmesine rağmen dur dememiştir. Parlamentoda ''Evet'' oyları ile AKP'ye hizmet etmiştir. Eğer ''Red'' oyu kullanılmış olsaydı, Erdoğan’ın planları boşa çıkacaktı. ''Evet'' oyları ile her zaman gelenekçi milli cephede, olan CHP'nin bu tavrını Genelkurmaybaşkanı H. Akar'ın, Kılıçdaroğlu'nu ikna etmesiyle olmuştur.
REİS = FÜHRER
Erdoğan'ın kendisine model olarak Almanya'da Hitler rejimini örnek olarak gösteriyor olması, İslami çevrelerde yandaş yazar ve düşünürlerin Erdoğan'ı Abdülhamit Han'la karşılaştırırken O'na benzetmeleri boşuna değildir. Faşizmin en koyusunun yaşandığı Almanya'da A. Hitler'e nasıl ki ''FÜHRER'' denilmişse bizde de Erdoğan'a boşuna ''REİS'' denilmemiştir. Erdoğan, Hitler'i kendisine örnek alırken Hitler Almanyası için ''üniter sistemde başkanlık baktığımızda var, Hitler Almanya'sına baktığınızda da bunu görürsünüz'' diyerek Hitler sistemini, Hitler'i kendine örnek almıştır. Yani bir anlamda ''fikri neyse, zikri de o olmuştur''. Hitler de başbakanlıkla, cumhurbaşkanlığını birleştirerek “başkanlık'' sistemini kurarak hayata geçirmiş, tek adam olarak, diktatörlüğünü yasal zemine oturtturmuştur. Arkasından gelen komplolarla Naziler tarafından düzenlenen Reichhstag yangını bahane edilerek komünistler parlamentodan atılmış, işgal ve yağma ile dünya savaşına gidilmiş, milyonlarca insanın ölümüne sebep olunmuştur.
Bugün ülkemizde yaşananlar Hitler Almanya'sına tıpa tıp bezemektedir. Komplo, yalan, gerçek dışı suçlamalarla HDP susturulmak ve tasfiye edilmek istenmektedir. Tıkanan parlamento, yolsuzluk, savaş suçlusu bir yapılanma ve buna karşı tek başına barış,özgürlük ve temel hakları savunan HDP’nin dik duruşu REİS'i çılgına çevirmiştir. Engel olarak görülen HDP'nin operasyonlarla tutuklanmaları öngörülmüştür.
Abdülhamit Han'a benzetilen Erdoğan'ın birçok yanları elbette ki uyuşmaktadır. Kaçak Saray yetmiyormuş gibi, kendisine Abdülhamit Han'ın İstanbul'da bulunan Yıldız sarayını restore ettiren, altın varaklarla donatan Erdoğan'ın kral olma hevesleri boşuna değildir. Ermeni soykırımının ilk denemesini krallığı döneminde yapan Abdülhamit Sasun, Zeytun, Adana, Bitlis, Sivas ... ve Kumkapı katliamları ile bilinmektedir. Ermeni Patrikhanesi kayıtlarına göre üç yüz bin Ermeni'nin ölümünden sorumludur. Bu yüzden ''kızıl sultan'' olarak anılmaktadır.
Aynı bugün yaşanılan bütün katliam, komplo, entrika ve saray darbelerinin hazırlandığı, kanlı planların tezgahlandığı Erdoğan'ın sarayı ile Yıldız sarayı birbirine çok benzemektedir. Abdülhamit Han da aynı şekilde muhalifleri tutuklamış, basını susturmuş, iç hesaplaşmanın kanla sonuçlandığı ağır bir dönem yaşanmıştır. Sonuçta İttihat ve Terakki'ciler darbe ile Abdülhamid Han'ı devirmiş sürgüne göndermişlerdir. Erdoğan'ın da akıbetinin Abdülhamid gibi olmayacağının garantisini kimse veremez.
SENİ BAŞKAN YAPTIRMAYACAĞIZ!
HDP Eşbaşkanları S. Demirtaş ve F. Yüksekdağ ile 10 milletvekilinin tutuklanmasının, HDP’nin Meclisten tasfiyesine gerek görülen çıkış S. Demirtaş'ın 7 Haziran seçimlerinden önce parlamentoda yaptığı tarihe geçen kısa ve özlü konuşmasında saklıdır. ''Sayın Erdoğan HDP var oldukça, HDP'liler bu topraklarda nefes aldığı müddetçe sen başkan olamayacaksın'' , ''Sayın Erdoğan seni başkan yaptırmayacağız, seni başkan yaptırmayacağız, seni başkan yaptırmayacağız'' diyerek gerçek muhalefet partisinin HDP olduğunu ispatladı. HDP ile AKP başkanlık konusunda anlaştı deyip HDP'yi zan altında bırakanlara ağızlarının payını vermiş oldu.
7 Haziran seçimlerinden güçlenerek çıkan 80 milletvekili ile meclisin üçüncü partisi durumuna gelen HDP'nin yükselişini başta AKP olmak üzere, devleti tedirgin eder duruma geldi. Her gün birkaç kadının öldürüldüğü, Erdoğan’ın kadınları hiçe sayan anlayışının aksine, aynı zamanda bir kadın hareketi olan HDP, seçim bildirgesinin ilk bölümünü kadınlara ayırdı. ''Özgürlük, eşitlik için kadınlar kazanacak''sloganı ile bir ilki gerçekleştirdi. Komşuları ile iyi ilişkiler içerisinde olmayı hedefleyen Ermenistan'a uygulanan ekonomik ambargonun kaldırılmasını isteyen, sınırların açılmasını savunan asgari ücretin yükseltilmesinden yana olan, köylülere sunulan destek ... programları ile şimdiye kadar mecliste olmayan en ileri program olarak kendini gösterdi. Bu yüzden devlet tedirgin oldu.
Her seferinde ''millet karar verecek'' dediği seçimlerde aldığı yenilginin faturasını HDP ve destekçilerine saldırılar planlayarak sürdürdüler. Seçim konuşmalarında ''başka bir Türkiye mümkün'' diyerek her dinden, Türk, Kürt halklarının eşit, özgür ve barış içerisinde yaşam hakkını savunan HDP'liler hedef tahtasına konuldu.
ERDOĞAN ''BUNLAR DAHA İYİ GÜNLERİ!''
Başkanlık sisteminin yasallaşması tartışmaları devam ederken zaten şimdiden Erdoğan ''tek adam diktatörlüğüne'' çoktan geçti bile. Toplum artık şimdiden ''Reis'' e göre şekillendiriliyor, dizayn ediliyor duruma geldi. Yenilen pehlivanın güreşe doymadığı gibi, 7 Haziran seçimlerinden altı ay daha geçmeden, Bahçeli ile gizlice anlaşarak seçimlerin yeniden yapılması startı verildi. Hedef HDP'nin baraj altında bırakılması, IŞİD’in HDP'ye saldırılarını örgütleyip seçim çalışmalarını amaç engellemek olmuştur. Ama bunda da başarılı olamadılar. Suruç, Ankara, Reyhanlı katliamları TC tarafından halka karşı girişilen en barbar katliamlar serisi olarak tarihe geçmiş oldu. Katliamları Erdoğan'ın sadece ''başkan'' olabilmesi için yapılan insanlığa karşı işlenen seri cinayetler zinciridir. Bugünkü yargılamalarda olay aydınlanmış, AKP ve Erdoğan'ın tarihin önünde mutlaka hesap vereceği günler beklemektedir.
Suruç'ta ESP gençlik kollarının bulunduğu miting alanında patlatılan bombalar, 34 öğrenci gencin ölümü ile sonuçlanan saldırılarda ''eğer 400 milletvekili verseydiniz'' bunlar yaşanmayacaktı diyerek, halkı tehdit edip, rehin alma ve korku ortamı oluşturdu. Kürt siyasetçilerin tutuklanması, parlamentodan tasfiyesi için yaptığı konuşmada dokunulmazlıkların kaldırılmasını talep ederken ''bunlar daha iyi günleri'' diyerek gelecek tutuklamaların sinyalini verdi.
FETÖ BAHANE, HEDEF KÜRTLER!
15 Temmuz başarısız darbe girişiminden sonra başlatılan cadı avında her ne kadar FETÖ'cüler hedef alınmış, tutuklamalar yapılmış olsa da esas hedef aydın, yazar, ilerici, sol muhalif kimlikler ile Kürt'ler oldu. İktidar dalaşını kaybeden Fettullah Gülen'in düşleri Erdoğan tarafından gerçekleştirildiği artık bugün gün gibi ortadadır. Gericilik, yobazlık çağdışı iki mahlûkun buluştuğu ortak noktasıdır. Altan kardeşler, Aslı Erdoğan, Necmiye Alpay'ların tutuklanmaları, Can Dündar-Erdem Gül'ün tutuklanması, bütün muhalif tv ve radyoların kapatılması, Cumhuriyet gazetesinin yönetici ve yazarlarının tutuklanması, Gültan Kışanak, Fırat Anlı'nın yani seçilmişlerin yerine kayyum atanması sıranın HDP'lilere geleceğini işaret ediyordu.
FETÖ operasyonlarında ölen veyahut yaralanan İslamcı-cihatçı kesimler için devletin bütün olanaklarını ve imkânlarını sonuna kadar açan Erdoğan, bu insanları en yüksek miktardan maaşa bağladı. Emekli etti. Ama Türkiye ve dünya tarihine en acı maden ocağı ölümleri olarak geçen Soma faciasında ölen 301 madenci için, acılı aileler için bu davranışı sergilemedi. Üstüne üstlük ''bunlar olağan şeylerdir'' , ''fıtratında var'' diyerek, görmezlikten geldi. Yürüyüş ve protesto gösterisi yapan acılı insanlara hakarette bulunmuş, korumaları insanları tekmelemişlerdir. Henüz bu günler unutulmadı.
4 Kasım gecesi eş zamanlı olarak yapılan operasyonlarda, altı milyona yakın oy almış HDP temsilcisi 10 milletvekili, kanunsuz ve haydutça tutuklandı. Ortadoğu’daki gelişmeler, Kuzey ve Güney Kürdistan’daki Kürt ulusal dirilişi, milletvekillerin tutuklanmasını, on binlercesinin hapse atılmasını tetiklemiştir.
El-Bab, Menbiç, Musul, Halep ile İŞİD'in kalbi Rakka operasyonlarında artık sonu gelmiş olan Türkiye destekli çeteler yenildikçe, ellerindeki toprakları kaybettikçe Erdoğan onlardan çok tedirgin olmuş ve panik havasına girmiştir. Uluslararası koalisyondan çıkarılan, hiçbir operasyona dahil edilmeyen TC artık yalnızlaşmış ve tecrit olmuştur. Buna karşılık ''bizim de b ve c planlarımız '' var diyen Erdoğan'ın IŞİD' i korumak ve kollamaktan başka ne planı olabilir ki? Askeri, lojistik destek ile kaos ortamının devamını içerdeki iktidarını sürdürmek için isteyen Erdoğan'ın savaşın devam etmesinden başka ne planı olabilir ki?
Yalan ile dış politika yürütmeyi meslek haline getiren iç kamuoyunda kaybedilen prestij ve güven için ''Fırat’ın batısına müsaade etmeyiz'', ''biz de operasyonlarda varız'', ''bizden yardım istediler'', ''Menbiç'den YPG çekilecek'', ''ABD ile anlaştık'' yalanlarına artık kendileri de inanmıyorlar. Bunun verdiği dışlanmışlık TC'yi saldırganlaştırıyor. Acısını içerde muhalifler ile Kürtlerden çıkarıyor. Demokratik Suriye Ordusu'nun emin adımlarla özgürleştirdiği toprak parçası çoğaldıkça, o kadar da Kürtler linç edilmekle karşı karşıya kalmışlardır.
ÇÖZÜM GEZİ RUHUDUR!
Eşbaşkanları ve milletvekillerinin tutuklanmalarına gerekçe olarak gösterilen ''savcılığa gelip ifade vermediler'', söyleminin gerçekle hiçbir alakası yoktur. Kimsenin yargıya güvenmediği, yargının siyasallaştığı, her şeyin Erdoğan'ın iki dudağının arasında olduğu bir ülkede yargıdan bahsedilemez. 17/25 Aralık, Türkiye’nin en büyük yolsuzluk operasyonlarında ortaya çıkan ''oğlum evdeki paraları sıfırla'' tapeleri ortaya çıkınca, savcının çağrılarını reddetmiş, ifade vermemişti. Aynı şekilde 'MİT Müsteşarı için de “oraya gitmemelidir” demişti. Kendisinin güvenmediği için gitmediği yargıya, başkalarının gitmesini salık veriyor. Bu açıkça çifte standarttır.
Artık Musul, Rakka, Halep ... operasyonları ile IŞİD'in sonu gelmiş, son çırpınışlarıdır. Herkesin beklediği Amerikan seçimlerinden zaferle çıkan Trump'un Müslüman örgütlerine karşı tavrı şimdiden Erdoğan ve çeteleri rahatsız etmiştir. İlk ziyaret olarak Mısır olarak düşünülmesi de boşuna değildir. Erdoğan’ın savunduğu Müslüman Kardeşler Örgütü'nün beyin takımının İstanbul’da ağırlanması, Erdoğan’ın şimdiye kadar IŞİD'e vermiş olduğu destek, milyonlarca insanın ölümünden sorumlu tutularak yargılanacağı günler pek uzak değildir. Türkiye destekli ÖSO, Ahrur-uş Şam, Sultan Murat Tugayları (MİT tarafından inşa edilmiştir)'nın IŞİD'den hiçbir farkı yoktur.
Şimdiden operasyonların sonu yaklaştıkça kaçıp kurtulanların yeri önceden olduğu gibi şimdi de Türkiye’dir, Erdoğan’dır. Devleti ele geçiren hiçbir muhalefete de asla yer vermeyecek olan, Kanun Hükmündeki Kararnameler ile idare edecek ''reis''in en büyük destekçiler ise kaçıp gelen, cihatçı çetelerdir. Erdoğan Türkiye’nin, Suriyelileşmesinden sadece kendi güvenliği için çekinmeyecektir. Alternatif çözüm yolu kitleleri Yenikapı ruhu ile siyasi çıkarlarına alet eden İslamcı faşist anlayış değil, herkesin hak ve özgürlüklerini savunan Gezi ruhu tek çıkar yol olarak önümüzde durmaktadır
Unutmayalım, ''En karanlık gece bile sona erer ve güneş tekrar doğar '' (Victor Hugo)
Agop Ekmekciyan
Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.
agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
Partizan’ların Yolundan Gideceğiz – Umut Keçer
Partizan Amed enternasyonalist bir devrimci olarak Haseke’de IŞİD çetelerine karşı mücadelede ölümsüzleşti. Partizan’ın hikayesi aynı zamanda Bakur Devrimi ile Rojava Devrimi’nin ve Türkiye devriminin nasıl bir kader birliği içerisinde olduğunun hikayesidir. Partizan Amed şahsında, enternasyonalist bir devrimci olarak, Türkiye ve Kürdistan halklarının birleşik devrim mücadelesi somutlaşmış oldu. Onun mücadelesi ve kararlılığı, onun mücadelesinin takipçisi olanlara örnek olacaktır.
Barbara Anna Kistler...(Nubar OZANYAN)
Adına Kürtçe ve Zazaca türküler yakılan, mısralar dizilen, roman ve öykü yazılan İsviçreli bir enternasyonal devrimci kadındı, Barbara Anna Kistler.
Onu İsviçre’nin Alplerinden alıp Dersim dağlarına götüren tutku düzeyindeki sevda, devrimin kendi ülkesinden daha önce gelişeceği fikriydi. Onu kayak merkezleriyle ünlü İsviçre’den çekip alıp Pülümür’ün karlı dağlarına yürüten güç, proleter enternasyonalizm idealiydi. O, bir devrim serüvencisiydi. İnessa Armand’ı Fransa’dan Sovyet devrimine yürüten devrim serüveni gibi…
Şehitlerimizin Kararlılığını Kuşanmalıyız
“Korku mu? Korku ve korkusuzluğun bir çelişki oluşturduğuna inanıyorum. Mesele ideolojimize sarılmak ve içimizdeki cesareti dizginlerinden boşandırmaktadır. Bizi cesur yapan, bize cesaret veren ideolojimizdir. Görüşümce hiç kimse cesur doğmaz, halkı ve komünistleri cesur yapan toplumdur, sınıf mücadelesidir. Sınıf mücadelesi, proletarya, parti ve ideolojimizdir. En büyük korku ne olabilir ki? Ölüm mü? Bir materyalist olarak yaşamın bir gün sona ereceğini biliyorum. Bence en önemli olan şey iyimser olmaktır.
Levon Ekmekçiyan ve Zohrab Sarkisyan’ı Unutmadık, Unutmayacağız!
Ermeni Soykırımı büyük bir suçtur. Ancak belki de bundan daha da büyük olan bu suçun inkar edilmesidir. Ve hatta daha da ileri gidilerek “mukatele” (birbirini vurmak) oldu denilerek yaşananların çarpıtılmasıdır.
İşte bu gerçeklik nedeniyle Ermeni devrimciler, suskunluk ve inkar perdesini yırtmak için ayağa kalkmışlar ve Ermeni Soykırımı’nın bir gerçeklik olduğunu bütün dünyaya göstermek istemişlerdir. Soykırıma uğrayanların çocukları, soykırıma uğradıklarını kanıtlamak zorunda kalmışlardır.
TKP-ML TMLGB MK: TİKKO 1. Konferansı, Halk Savaşı’nı Yükseltme Çağrısıdır
Halk gençliğinin komünist örgütü olarak ordumuz TİKKO’nun gerçekleştirmiş olduğu 1. Askeri Konferansı gençliğin militan coşkunluğuyla selamlıyor, Halk Savaşı’nı yükseltmek için bütün sorumluluklarımızın üzerine korkusuzca gideceğimizin sözünü yineliyoruz.
TKP-ML TİKKO Genel Komutanlığı ile Röportaj;“Yol Göstericimiz, İlham Ve Güç Kaynağımız Partimiz Önderliğinde Yaşasın TİKKO Konferansımız!”
TKP-ML’nin 1. Kongre’de aldığı karar doğrultusunda “Halk Savaşı’nda derinleş, gerillada uzmanlaş” şiarıyla Konferans gerçekleştiren TİKKO’nun Genel Komutanlığı’ndan Ekin Vartinik ve Azad Axpanos kendilerine yöneltilen soruları yanıtladı.
– Konferansla ilgili sorulara geçmeden önce kısaca ülkedeki ve bölgedeki durumu nasıl değerlendirdiğinizi öğrenebilir miyiz?
Dil kesmek, baş kesmek…(Nubar Ozanyan)
Diktatör Erdoğan Türkiye’de dil kesiyor, Rojava’da baş kestiriyor. Asmayıp zindana yollayamadıklarının ya dilini ya da başını kesiyor. Yine bir cami çıkışında Sezen Aksu’yu hedef göstererek “Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz. O uzanan dilleri yeri geldiğinde koparmak bizim görevimizdir” diyerek sanatçı ve aydınları karşı kin ve nefret dolu cümlelerle tehdit edip halkı galeyana getirmek istedi. Kışkırtıcı, ötekileştirici, düşmanlaştırıcı dil kullanmakta oldukça usta olan bu diktatör, besbelli ki çaresizlik içindedir.
Devrim İçin Ölümsüzleşenlerimizi Anıyoruz! (Sentez)
İnsanlığın sömürüye dayalı sistemlere karşı mücadelesi de bu mücadelede sömürülenlerin canlarını feda etmeleri de neredeyse insanlığın bilinen tarihi kadar eskilere dayanıyor.
Çutak (Nubar Ozanyan)
Rakel Dink yaşam arkadaşına, çocuklarının babasına, Hrant’a “Çutak” diye seslenirdi. Rakel’in neden sevgili eşine Çutak dediğini ancak onları yakından tanıyanlar bilir ve anlar. Ermenilerin bir kısmı, çok sevdiklerine “Çutak” yani keman diye hitap eder. İnsanlar duygularını sözlere döker, sevgilerini notalara, melodilere işler.
Yanlış Bir Perspektif:“
Uluslararası Komünist Hareketin Birliği” Sorununu “Maoistlerin Birliği” Sorunu Olarak Tartışılması!...
22.01.2022
Halil GÜNDOĞAN
Uluslararası Komünist Hareket (UKH)'in birliği sorunu, 3.Eternasyonalin sonlandırılması sonrası sürecin “Güncel bir sorun”u olarak var ola geldi. Yani bugünün ya da yakın geçmiş dönemin bir sorunu da değil bu sorun.
Nazilerin en has adamı Türkeş’ti- 1-2-3
Türkeş'ten Evren'e, Çiller'den Erdoğan-Bahçeli ikilisine Türk faşist liderlerin ilişki ağının merkezinde bulunan Almanya; son yüzyılda Türk milliyetçiliğinin “arka bahçesi” haline geldi. Nazi ideolojisi ve “Turancılık” fikri ise birbirini hep besledi.