Cumartesi Ekim 10, 2026

EKİM DEVRİMİ VE PARTİ | Parti, sağ ve sol her türlü oportünizme karşı mücadele yürütmeseydi zafer sağlayamazdı!

Proletarya Partisi,  sınıfının bir parçasıdır, onun en iyi, en ileri, en sınıf bilinçli, en yetenekli, en fedakar ve bundan dolayı en devrimci bölümüdür. Kuşkusuz partinin önderleri de bu “en”lerin “en”lerinden olmak durumundadır. Dünya görüşü olan Marksist-Leninist-Maoist teoriyi özümsemenin ötesinde, MLM teoriye hakim olmazsa, ideolojik derinlik ve uyanıklığa sahip olmazsa, siyasal kafa açıklığı, uyanıklık ve öngörüye sahip olmazsa, siyasal stratejide kafa açıklığı ve taktik belirlemede ustalık ve yeri gelince devrimci manevra kabiliyetinde beceri ve her koşulda proletaryaya ittifak veya yedek kuvvetler yaratma yeteneği göstermezse, örgütlemede ve pratikte yaratıcılık, yetenek, inisiyatif, hareket kabiliyeti ve cüretli olunmazsa önderlik görevini, yani bu “en”lerin “en”leri misyonunu layıkıyla yerine getiremeyeceği açıktır.

Parti, işçi sınıfının öncüsüdür. Önderidir, kurmay heyetidir. Örgütlü müfrezesidir. Sınıf örgütlerinin en yüksek örgütlenme biçimidir. Siyasal iktidar aracıdır. Hizip ve gurupların varlığıyla bağdaşmayan irade birliğidir. Ve parti, saflarını oportünist öğelerden arındırdığı ölçüde gelişir.

Parti, işçi sınıfının iktidar mücadelesinde belirleyici roldedir. İşçi sınıfı, partisiz iktidarı ele geçiremez, istisnai olarak ele geçirse de siyasi iktidarı uzun süre elde tutamaz. Paris Komünü bunun bariz bir örneğidir. Paris Komünü gerçekleştiğinde proletaryanın sınıf partisi yoktu, dolayısıyla komünist bir çizgi egemen değildi. Komünistler içinde ve yönetiminde yer almışlardı ama oldukça zayıf durumdalardı. Komün’e, Blankistlerin anarşist, reformist, küçük burjuva çizgisi egemendi. Bu çizgi de, onları yenilgiye götürdü.

1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’na kadar yaklaşık çeyrek asır “kapitalizmin görece istikrar dönemi”nin “barışçıl mücadele süreci”nden geçen, devrimci militanlıktan yoksun,  emperyalist savaşın başlamasına doğru devrimden korkan, kendi ülke burjuvazisine boyun eğip dönekleşen, onların yedek lastikleri haline gelen 2. Enternasyonal’in çizgisinde olan partileriyle de devrim gerçekleştirilemezdi.

Siyasi iktidar, ancak gerçek devrimci, Marksist-Leninist bir parti önderliğinde, işçi sınıfı ve emekçi kesimlerin kitle mücadelesinin çeşitli alanlarında yetişen, deneyim kazanan, bu mücadeleler içinde gelişip güçlenerek siyasal iktidarı ele geçirmeye hazırlanan bir parti ele geçirebilirdi. RSDİP (Bolşevik) bu nitelikte olan, bu niteliklerle dolu bir partiydi.

RSDİP kurulduğunda Leninist parti çizgisi egemen değildi. Lenin, parti içinde ve dışında çizgi mücadelesini yürüttü. 1900’lerin başında parti ve örgüt anlayışı konusunda ciddi bir mücadele yürütmeye başladı. Partinin 2. Kongresinde tüzük ve parti yönetimine ilişkin birçok önemli sorununda çoğunluk (Bolşevik) sağlasa da, Leninist çizgiyi partiye egemen kılamadı. Yaklaşık 15 yıllık mücadele sonucu Prag Konferansı’yla ancak Bolşevik/Leninist çizgiyi partiye egemen kılabildiler. Bu konferansla partinin grup ve hiziplerle bağdaşmayacağı kararı alındı. Parti dışında ve parti içinde revizyonizme, ekonomizme, reformizme, Menşevizm’e, tasfiyeciliğe vb. her türlü oportünizme karşı “çılgınca bir ideolojik mücadele” yürütülmeseydi, ne bu belirtilen oportünist akım ve kesimleri etkisizleştirebilirdi; ne parti saflarını berraklaştırabilirdi,  ideolojik, politik seviyesini artırıp, niteliğini yükseltebilir ne de mücadelenin çeşitli evreleri ve alanlarında partinin deneyim kazanıp militanlaşmasını sağlayıp iktidarı ele geçirmeye hazırlayabilirdi.

Lenin, Narodiniklere, “legal Marksist”, liberallere-burjuva liberal Kadetlere karşı acımasız bir ideolojik mücadele ve  teşhir faaliyeti yürüttü.  Bunların maskelerinin düşürülüp kitlelerin bunların etkilerinden kurtarılması gerekiyordu. Lenin, bunlar etkisizleştirilmeden, kitleler onların etkilerinden kurtulmadan kitleler devrime kazanılamaz diyordu. Uluslararası planda da, 2. Enternasyonal’in revizyonist Bernstayn ve Kautsky çizgisine karşı kapsamlı bir ideolojik mücadele yürüttü. Bu mücadele yürütülmeseydi uluslararası planda revizyonizmin, reformizmin, oportünizmin ideolojik ve örgütsel etkisi kırılamazdı. Devrimci partiler, örgütler ve kitleler devrimci Marksist-Leninist çizgiye çekilemezdi. 

Prag Konferansı’yla, grup ve hiziplere bağdamayan yeni tipte parti, Bolşevik/Leninist parti anlayışı egemen kılınmasaydı, ne nitelikli, çelik disiplinli bir parti olurdu ne sınıf mücadelesine yanıt olup, istikrarlı bir gelişme sağlayabilir ne de siyasi iktidarı ele geçirebilecek bir parti olup devrime hazırlanabilirdi.       

Stalin;

“...Yeni dönem, sınıfların açıktan çatışması dönemidir; proletaryanın devrimci eylemleri dönemi, proletarya devrimi dönemi, güçlerin emperyalizmi devirmeye, iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesine doğrudan hazırlanması dönemidir. Bu dönem, proletaryanın önüne yeni görevler koyar: tüm parti çalışmasını yeni, devrimci bir tarzda yeniden örgütlemek, işçileri iktidar uğruna devrimci mücadele ruhuyla eğitmek, yedekleri yetiştirmek ve yakınlaştırmak, komşu ülkelerin proleterleriyle ittifakı kurmak, sömürgelerdeki ve bağımlı ülkelerdeki kurtuluş hareketiyle sağlam bağlar kurmak vs. vb. Bu yeni görevlerin, parlamentarizmin barışçıl koşullarında eğitilmiş olan eski sosyal-demokrat partilerin güçleriyle çözülebileceğini sanmak, kendini onmaz bir çaresizliğe, kaçınılmaz bir yenilgiye mahkûm etmek demektir...” (LS, s. 93, İnter Yayınları)

“Yeni bir partinin, militan bir partinin, devrimci bir partinin, proletaryaya iktidar uğruna mücadelede önderlik edecek kadar cesur, devrimci durumun çapraşık koşulları içinde yolunu şaşırmayacak kadar deneyimli, hedefe giden yolda tehlikeli engellerden sakınacak kadar esnek bir partinin zorunluluğu buradan gelir.” (LS, s. 93, İnter Yayınları) diyordu.

Lenin, Ekim Devrimi hazırlığı döneminde Bolşevik Merkez Komitesinde ayaklama kararına karşı gelip, ayaklama kararını Menşevik gazetede “eleştirerek” burjuvaziye ihbar eden Zinovyev ve Kamanev’e karşı acımasız bir mücadele yürüttü. “Bu hainler derhal atılmalı” diyordu. Troçki de ayaklanma kararının Sovyetlerin 2. Kongresinde alınmasını istiyordu. İki çıkış da özünde aynı anlayıştan besleniyordu. Birincisi ayaklanma hazırlığını deşifre etmek; ikincisi, iktidarı ele geçirmeye cesaret etmemek, korkmak; üçüncüsü, Avrupa’da devrim olmadan Rusya’da devrimin yaşayamayacağı, tek ülkede devrimin yaşayamayacağı anlayışından geliyordu. Lenin’in önderliğindeki Bolşevikler, bunlara karşı ciddi mücadele yürüttü. Bu anlayışlar mahkum edilmeseydi Ekim Devrimi başarıya ulaşamazdı.

Ekim Devriminden sonra devrilmiş olan burjuvazinin direnişi, ulusal burjuva hükümetlerinin ayrılması, bunların birçoğunun İngiliz, Fransız emperyalizmiyle işbirliği,  İngiliz ve Fransız emperyalizminin Beyaz Orduyu desteklemesi ve Kuzey Rus Cumhuriyeti ilan edip saldırıya geçmesi...  Alman emperyalizminin işgali vb. Beş yıl süren iç savaşla uğraşılması... 

Diğer taraftan bir yandan Menşevik ve Sosyalist Devrimcilerin “partisizler toplantıları” adı altında kendilerini gizleyerek devrilmiş olan burjuvaziyle işbirliği örgütlenmeleri,  devrimden sonra ittifak yapılan sol sosyalist devrimcilerin daha 1918 ortalarında Bolşevik yöneticileri katlederek iktidarı ele geçirme darbeci girişimleri... Bolşevik yöneticilerden M. S. Uritski’nin ofisinde öldürülmesi, Lenin’e yönelik suikast... Almanların Sovyetleri işgal etmesi için Alman Büyükelçisinin öldürme provokasyonu vb... Brest Litovsk Anlaşmasına karşı çıkan sadece sol sosyalist devrimciler değildi, parti içinde de başta Troçki olmak üzere ve 1930’larda itiraf eden Zinovyev, Buharin, Kamanev, Rikov vb. de Brest Litovsk Anlaşmasını sabote edip Alman devletinin Sovyetler’i işgal etmesine çalıştıklarını, el altındaki görüşmelerde Ukrayna’yı Almanya’ya vermeye söz verdiklerini vb. itiraf etmelerinden de anlaşılmaktadır ki farklı gözükseler de aynı emelleri taşımaktadırlar.

Devrimin ertesinde Preobrajenski’nin “Anonim Platform”u, “Boguşevski’nin sapması” Zinovyev’in “yeni Muhalefet”i oluştu. Ki  “Zinovyev’ci sapma” günlük çıkan “Leningradskaya Pravda” adlı kendi organına sahipti. (MÜ. 1, s. 349)  Myaznikov ve Kuznevtsv’un  “İşçi Gurubu” (MÜ. 1, s. 344). Şlyapnikov, Medvedev vb.nin başını çektiği “İşçi Muhalefeti” adlı parti düşmanı anarko sendikalist gurup. “Demokratik Merkeziyetçilik” grubunun  başını da Sapranov ve Ossinski çekiyordu. (Stalin, MÜ. 1, s. 354). Bu grupların kimi X. ve XI. Kongrede, kimi 15. Kongrede tasfiye edildiler. Ancak gizli faaliyet yürüttükleri sonraki yıllarda ortaya çıktı. 1934’te Kiov’un öldürülmesi, generaller çetesiyle darbe yapma hesapları, doktorlar çetesiyle birçok yönetici kadronun öldürülmesi vb. parti içinde komplocu, ikiyüzlü, kimi emperyalistlerin ajanı durumunda olan yeni burjuvazinin organizeli çalışmasının boyutlu olduğu ortaya çıktı ve 1936-37 yargılamalarına götürdü. Çözülmeler/itiraflar işin boyutunu ortaya çıkardı. Yığınlarca taktiğe, yol ve yönteme başvurdukları ortaya çıktı. 2. Emperyalist Paylaşım Savaşından sonra yeniden doktorlar çetesiyle Lenin ve Stalin çizgisinde olan yönetici kadroları katletmeye başladılar. Stalin yoldaşı zehirlemeye kadar vardılar...

Özetle Lenin ve Stalin önderliğindeki parti, iktidar mücadelesi yıllarında olduğu gibi, devrimden sonra, proletarya diktatörlüğü döneminde de, parti içindeki grup, hizip, platform oluşturan, ikiyüzlü, samimiyetsiz, kariyerist vb. her türlü oportünist çizgi, sapma ve unsurlara karşı, parti içindeki yeni burjuvaziye karşı sistemli, uzlaşmaz bir ideolojik mücadele yürütülmeseydi ve dönüşmeyenler parti bünyesinde temizlemeseydi daha işin başında işçi sınıfının iktidarı kaybedilirdi. Devrilmiş olan sınıflar mülksüzleştirilip direnişleri kırılamazdı. Proletarya diktatörlüğü, sosyalizmin inşası ve gelişimi sürdürülemezdi. 2. Emperyalist Savaşında işgal yenilgiye uğratılamazdı, faşizmin yenilgisi, Doğu Avrupa’nın kurtulması sağlanamazdı. Asya’dan Avrupa’ya devrimlere destek sağlanamazdı...

Lenin yoldaşın şu çağrısını asla unutmamamız gerekir:  “Bize karşı kinlerini açıkça ifade eden insanlar, sınıflar, hükümetler tarafından kuşatılmış bulunuyoruz. Bir saldırıyla aramızda her zaman kıldan ince bir sınır olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.” (Lenin, C. 27, s. 117, Rusça, Aktaran Stalin, Eserler 14, s. 189 ve yine Stalin Eserler, c. 8, s. 68-69) Stalin yoldaşın söylediği gibi, bu nedenle “biz Bolşevikler her zaman barutumuzu kuru tutmalıyız.”

Ve  “... İşçiler, bilmelisiniz ki, sermayenin boyunduruğundan kurtulmak için proletarya devriminden, sosyalizme varmak için de proletarya diktatörlüğünden başka bir yol yoktur...” (III. Enternasyonal Belgeler, s. 217) 

51259

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

Kavram Kargaşası (Sinan Dersim)

Her türlü şiddette karşıyız, düşman hukuku vb.

Düşünerek konuşmak, konuşarak yapmak siyasette, sosyal ilişkilerde önemlidir. Genelde bunun eksikliği yapma fiili ve amaçtaki net olma, olmamayla orantılı olarak değişkenlik göstermektedir.

Kişide, toplumda, örgütlülükten, örgütsüzlükten, egemenlikçi sistemden, ezilenlerin kurtuluş kavgasında düşünerek konuşma, konuşarak yapma derin ideolojik politik tercih ve kodlara göre olmakta ve bu kodların doğru yerinde oturması, oturmamasıyla orantılı değişkenlik göstermektedir.

Sınıf mücadelesinde rakamların ve nicelik gelişmelerin önemi (Mehmet Emin Gündoğdu)

Sınıf mücadelesi, kapitalist toplumun dünya çapında hakimiyetinden sonra farklı bir rol aldı. Sömürücü toplumlar kendi bağrından çıkan üretim araçlarının nicel birikimleri sonucunda, niteliksel sıçrama yaratıp eski toplumu yıkmıştır. Köleci toplumun bağrında gelişen Feodal üretim araçları  köleciliği yıkmıştır. Feodal toplumun bağrında gelişen kapitalist üretim araçları, feodal toplumu yıkmıştır.

Doğu Rüzgarı, Batı Rüzgarını Yenecek!

Emperyalist kapitalist sistemin krizi dünya çapında etkilerini gösteriyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal saldırısıyla keskinleşen ve derinleşen kriz, beraberinde rakip emperyalist kampların birbirine yönelik hamleleriyle sürüyor. Rusya’nın “nükleer silah kullanma” ve savaş için “kısmi seferlik” ilanının ardından işgal ettiği bölgelerde düzenlediği referandumla bu bölgeleri ilhak etmesi; Rusya üzerinden Almanya’ya doğalgaz taşıyan Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 boru hatlarındaki sabotaj ihtimali güçlü olan patlama ve sızıntılar bu çelişkileri daha da keskinleştirmiş durumdadır.

Nanikkk... Nanikkk...

Reytingler  sıfır.

Reytingler  sıfır.

Ah... dostlar... ah..

Sormayın gitsin... sormayın gitsin...

Yükselmesi beklenen toplumsal muhalefetin (!) reytingleri de artırabileceği düşüncesi biz yazarlara öyle yazılar yazdırıyor...  öyle şeyler yapıyor ki...

Sormayın gitsin.

Bir bakıyorsunuz ki içimizde biri:

Her türlü burjuvalarla işbirliğini savunurken...

Bir diğeri:

İş, dünya proletaryalarının çeşitliliğiyle enternasyonalizmi savunmaya gelince su koyu verebiliyor.

Başka biri de:

Sosyalist Güç Birliği Kimin Tarafında?

Sosyalist Güç Birliği 20 Ağustos günü kuruluşunu deklare etti. Sol Parti, Türkiye Komünist Partisi, Türkiye Komünist Hareketi ve Devrim Hareketi’nin oluşturduğu ve seçim takvimine ayarlı olduğu açık olan Birlik, kamuoyuna duyurduğu deklarasyonda kuruluş amaçlarını beş madde halinde sıraladı.

Kabaca özetlersek Güç Birliği; eleştirilerinin merkezine R.T.Erdoğan  şahsında “Tek Adam Rejimi”ni koyuyor. Bu rejimin dinci gericilik temelinde inşa edildiğini dile getirerek buradan hareketle bir laiklik savunusu yapıyor.

Harekete Geç, Kavganın Öznesi Ol

Zorluk ve fırsatların iç içe geçtiği bir süreçten geçiyoruz. Ortaya çıkan fırsatlardan yararlandığımız oranda bu zorlukları aşabiliriz.

Bugün geniş yığınlarda iktidara karşı tepkinin giderek artması, değişim için yüksek sesle dile getirilen itirazların-soruların çoğalması sınıf savaşımını geliştirme bakımından fırsatlar içermektedir.

Ermeni kaldı mı? (Nubar OZANYAN)

12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan gece Azerbaycan işgalci ordusu, arkasına ve yanına aldığı TC ordusuyla birlikte Ermenistan topraklarına saldırı başlattı. Birçok sivil yerleşim yeri bombalandı.

Militana Mektuplar…(2)

Merhaba tekrardan…

Yanı başımızda sürüp giden çekişmeli hayatımızdan biriktirdiğimiz anlardan seslenebiliyoruz ancak. Sesimiz ulaşıyorsa korkmaya ve umutsuzluğa kapılmaya gerek yok, tohum mutlaka filizlenmeye yüz tutar.

Hayatımıza geri dönüp bir bakmaya ne dersin. Korkularımızın mı cesaretimizin mi baskın olduğunun muhasebesini yaptığımızda ne görürüz?

İnsan dediğimiz canlı varlık her ikisini birlikte yaşar diyalektiğin gereği olarak. Korkularımız, bastırılmış öfkelerin dışa vurumuna götürür bizi. Burada cesaret denilen olgu karşımıza çıkar.

Tanrıyı Ette Bulma

Demek... öyle...

Dolly...

Dolly...

Bastır etleri leyla.

Çevir mangalı leyla.

Bir daha mı dünyaya geleceğiz leyla.

Bir daha mı dünyaya geleceğiz leyla.

Ha... ki.... ko.... ko...

Ha... ki.... ko.... ko...

Koltuk sallanıyor... koltuk...

Dolly...

Dollyyy...

Nerdesin kız?

Seni gidi kopya koyun.

Nerdesin?

Korkma kız....

Robotları artı değer üretemi içerisinde saymadılar diye yünlü yoldaşlarımızı yiyecek halimiz yok ya...

Ha... ki.... ko.... ko

Ha... ki.... ko.... ko

Emperyalizm Belli Ülke ve Uluslara Mı Özgü?1

Emperyalizm,  kapitalizme özgü bir olaydır. Kapitalizm öncesi emperyalizm yoktu ve toplumlar kapitalizme geçtiğinde, önce serbest rekabetçi kapitalizmle ve peşinden, kapitalizmin gelişmesi ve uluslararası yönünün daha fazla öne çıkmasıyla emperyalizmle tanıştı.

Biz bize benzemeyiz! [ismail cem özkan]

Kemalist arkadaşlar bazı sosyalistlerin kendileri gibi hayata baktığını ve yorumladıklarını gördükçe, duydukça diyorlardır “biz sosyalistiz herhalde!”... Ama Marksizimi bilen, onun düşünce yöntemini içselleştirmiş biri asla Kemalist olamaz ve hayata Kemalist gibi bakamaz, çünkü durdukları nokta farklı. Kemalistler burjuva ve sermaye bakış açısından devleti kutsallaştırıp, onu yaşatmak için düşünce yöntemini çizer, sosyalist ya da Marksistler ise tam tersidir, devleti “sönümlendirecek” işçi devleti kurmayı, yani işçi sınıfı ve mazlumların bakış açısına sahiptir...

Sayfalar