Cuma Ekim 9, 2026

"Diz Çökmeyişin Meşalesi, Kopuşun Adı: KAYPAKKAYA

Sınıf mücadelesi denen o büyük düş, insanlık tarihi boyunca her zaman altınça- ğın kapılarını aralayan öncülerin, mahir ellerinde yazıldı.

İnsanlığın kızıl geleceği, kavganın manifestosunu yaşadığı coğrafyaya nakşeden önderlerin açtığı yoldan ilerledi. Yerkürenin dört bir yanını saran o büyük fırtınanın yaşadığımız coğrafyadaki temsilcisi, devrimin pusulası ise İbrahim Kaypakkaya oldu.

Katledilişinin 44. yılında komünist önder İbrahim Kaypakkaya ödenen ve ödetilen bedellerle yaşıyor ve savaşıyor. Faşizmin zindanlarında "ser verip sır vermeyen" mirası ile direncin ve diz çökmeyişin adı olan Kaypakkaya, faşizme karşı her cephede direncin manifestosu olarak yazıldı. İşçi direnişlerine, köylülerin doğa ve yaşam nöbetlerine, gençliğin sokakları mesken eyleyen gelecek kavgasına; kadın ve LGBTİ’lerin isyan çığlıklarına, Kürt ulusunun öz yönetim direnişlerinden Suriye Kürdistanı’nda DAİŞ barbarlığına karşı destansı direnişlerine ve Rojava devrimine ışık saçıyor.

Faşizmin her türlü saldırısına karşı diz çökmeyişin adı olan Kaypakkaya yoldaş aynı zamanda sınıf mücadelesinde Marksizm-Leninizm ve Maoizm’e yönelen ideolojik saldırılara karşı komünist kopuşun da en net ifadesidir. Kaypakkaya yoldaşın komünist niteliği onun MLM’ye olan sadakati ve bu yolda onu rehber edinerek bir kopuş gerçekleştirmesiyle tanımlanmaktadır.

İbrahim Kaypakkaya, kuşkusuz temel teorik tezleriyle ve Komünist Partisi’nin kurucu önderi olması sıfatıyla bugünden sadece tarihsel bir kategoriye indirilemeyecek kadar güncelliğini korumaktadır. Kısa ömrü, devrimci düşüncelerinin rotasını çıkarmaya, ülke gerçekliğine MLM biliminin yol göstericiliğinde ışık tutmasına yetmiştir.

 Ortaya çıktığı tarihsel koşullarda ve o dönemin devrimci hareketine rengini veren ve de komünistlik adı altında pazarlanan her türlü oportünist, revizyonist düşüncenin temel sınıfsal karakteristiğine karşı gerçek bir komünist duruş olmuştur o.

Ülkenin tarihsel, sosyal, siyasal gerçekliğinin bilimsellikten uzak analizi ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan yanlış devlet tahlili, devrimin yolu, hedefleri, dostları, düşmanları ve niteliği sorunlarına karşı proletarya ideolojisinin çekincesiz haykırışı olmuştur.

MLM’yi ülke topraklarına özgünleştirmenin sembolü ve önderi olmuştur.

Diz Çökmeyişin Meşalesi!

Kaypakkaya yoldaş, 68 devrimci gençlik hareketinin ve onun bağrından doğan 71 silahlı devrimci çıkışının tasfiye edilmesi, boğulmasını hedefleyen 71 Askeri Faşist Cuntası koşullarında her türlü zorluğa karşın halka ve devrime bağlılığından taviz vermemiştir. Faşist diktatörlüğün, gelişen ve büyüyen gençlik hareketine, postal ve süngü; darağaçları ve katliamlara yönelen dizginsiz vahşetine karşın  sınıf mücadelesinin engin denizinde kulaç atmaktan bir an olsun vazgeçmemiştir. Yoldaş Kaypakkaya, 15 temmuzdan bu yana  OHAL ilanları ile karşımıza çıkan iklimin daha soğuk ve fırtınalı hali içinde, halkın silahlı kurtuluşunu örgütlemek adına soluğu dağların doruklarında almıştır.

Halk demokrasisi, sosyalizm ve komünizm ideallerine olan inanca azgınca saldırıldığı, yığınların geleceğe dair umutlarının yok edilmek istendiği; işçi sınıfı ve emekçi yığınların, militan gençliğin zulme karşı isyanının bastırılmaya, direniş iradesinin kırılmaya ve diz çöktürülmeye çalışıldığı bir konjoktürde tıpkı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan; Mahir Çayan gibi diz çökmeyişin adı olmuştur!

Kaypakkaya yoldaş, ağır cunta koşullarında, faşist cellatların, iyiye ve güzele ait ne varsa yok etmek adına sefere çıktığı bir süreçte, direniş meşalesini büyütmeyi, halkımızın özgür gelecek düşlerine sımsıkı sarılmayı bilmiş bugün AKP iktidarı eliyle, OHAL altında tüm baskı, şiddet, gözaltı, tutuklama ve katliamlara; imha, inkar ve asimilasyona karşın geleceğinden, emeğinden, dilinden, kültüründen, siyasi iradesinden; kimliğinden, inancından vazgeçmeyen, ezilenler, ötekileştirenler için adeta bir meşale olmuştur!

Yoldaş Kaypakkaya, zemheri ayazında, kara kışta,  yığınların yüreğinde yanan ve asla söndürülemeyecek isyan ateşini görmüş bu öfkeden ve onun tarihsel haklılığından aldığı güçle faşist cellatlar karşısında diz çökmemiştir!

Yoldaş Kaypakkaya; Türk hakim sınıflarının AKP eliyle yaşama geçirdiği, işçi sınıfı ve emekçilerin emeği ve alınterine, geleceğine; Kürt halkının öz yönetim, dil ve kimlik talebine; kadınların toplumsal cinsiyet eşitliği çığlığına, Alevilerin inancını özgürce yaşama iradesine yönelen saldırılar karşısında gelişen direnişin ilham kaynağıdır!

Yaşamı, "nerede bir direniş ve mücadele varsa orada olma" felsefesinin nadide örnekleriyle dolu Kaypakkaya, AKP iktidarının cihatçı çetelerle katliamlarla boğmak istediği Rojava devriminden yükselen özgürlük türkülerinde yaşamaya devam etmektedir!

Muştulanan Günün Bilimsel Önderi!

 Kaypakkaya yoldaş, tarihi sınıf mücadelesinin önemli bir silahı olarak ele almış ve onu geleceğe yönelen bir silaha dönüştürerek bilimsel sosyalizmin sadık savunucusu olmuştur.

Ülkemiz topraklarında çelişkileri kavrayan ve bunların çözümünde Marksizm’e sarılan Kaypakkaya, sınıf mücadelesi içerisinde her hareketi sıkı takibe almış ve onun içinde kendini var eden ve bunu bilimsel analizlere tabi tutan ve sonuçlandıran bir yöntem izlemiştir.

Kaypakkaya yoldaşın teori ve pratiğinde hareketin seyri, gelişimi ve çelişkilerine dair ortaya çıkan duruma çok yönlü yaklaşarak nüfuz etmeye çalışan bir yaklaşım söz konusudur. Öğrenme, ders çıkarma ve genel sosyal, siyasal, kültürel, toplumsal gerçekliği gözeterek bütünsel bağ kurarak programatik görüşler oluşturmuştur!

Köylü direnişleri, toprak işgalleri, işçi sınıfının mücadelesi, öğrenci gençliğin hareketi ve yönelimi, çeşitli toplumsal sosyal katmanların ortaya çıkan durum üzerinden siyasal temsilcilerinin aldığı pozisyon ve bunlar arasındaki çelişkiler üzerine güçlü gözlem ve analizler yaparak bilimsel sonuçlara ulaşmaktadır.

Örneğin 15-16 Haziran işçi direnişinin analizini birçok yönüyle gerçekleştirip çıkardığı dersler oldukça çarpıcıdır. Reformcu orta burjuva ve küçük burjuva akımlarla ve anlayışlarla hesaplaşma, mücadele ekseninde bir rota benimseyerek devrimin genel karakterine yönelik temel ilkeler ortaya çıkarmayı başarmıştır. Parçayı bütünden koparmaksızın, parçalar arasındaki diyalektik bağı güçlü bir mantık örgüsüyle kurarak, sınıf mücadelesinin ihtiyaçlarını, gerekliliklerini bilimsel analizlerle incelemiş proleter hareketin ideolojik, siyasal, örgütsel hattının örülmesi mücadelesine, bunun inşa edilmesine yönelik net bir sınıfsal duruşla tutum belirginleştirmiştir.

Bu bağlamda, 2002'de Komprador Burjuvazi ve toprak ağalarının temsilcisi AKP iktidarının, yaşama geçirdiği uygulamaların açığa çıkardığı; islamcı-laik ekseninde kutuplaşan ve düşmanlaşan, giderek muhafazakarlaşan, Kürt sorununun tüm toplumsal gözeneklere nüfuz eden derin etkisindeki toplumsal gerçekliğin nasıl analiz edileceği noktasında da yol göstermeketdir!

Kaypakkaya'dan Aliboğazı'na Direniş Sürüyor!

Kaypakkaya yoldaşın buzu kırarak, ağır bedellerle açtığı yolun taşları ardılları tarafından döşendi/döşeniyor. Kökleri Kaypakkaya yoldaş tarafından atılan geleneğimiz, yüzlerce şehidimizin kanıyla , sayısız bedel pahasına bugüne taşındı.Toprağa düşen özge fidan, kanla, canla binbir emekle gelişti, büyüdü! Kaypakkaya'nın dağların doruklarına çektiği komünizmin kızıl bayrağı o günden bu yana dalgalanmayı sürdürüyor.

24-28 Kasım 2016 tarihlerinde Dersim Aliboğazı'nda faşist diktatörlüğe karşı halk ordusu savaşçılarının duruşu, cüret ve cesareti, direniş geleneğimize eklenen yeni bir halka olmuştur!

On ikiler, 44 yıl öncesinden Kaypakkaya yoldaşın halk demokrasisi, sosyalizm ve komünizm kavgasının büyütülmesine yönelik çağrısına bugünden verilen yanıttır!

On ikiler, Kaypakkaya yoldaşın cuntaya, faşist cellatların kara zulme karşın diz çökmeyen direnişin sürdürücüleri olmuştur! Onikiler, Kaypakkaya yoldaşın, halkın özgürlüğü ve kurtuluşuna olan sarsılmaz inancından feyz almış ve onu bugüne taşımıştır! Dersim dağlarından göğe yükselen on iki kutup yıldızı, zifiri karanlığa yakılan birer direnç meşalesi olmuştur!

Halkın kurtuluş kavgasında toprağa düşen oniki halk savaşçısı; Denizlerin, Mahirlerin; 31 Mayıs 1971’de Nurhak Dağları’nda toprağa düşen Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga’nın; 18 Mayıs 1977’de Antep’te PKK'nin öncü kadrolarından Haki Karer’in; 13 Mayıs 1978’de Kaypakkaya’nın ölümsüzlüğünün yıldönümünde hesap sorma eylemine giderken yıldızlaşan Ermeni komünist Armenak Bakırcıyan'ın,  Amed zindanlarında 18 Mayıs 1982’de teslimiyete karşı bedenlerini ateşe veren Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Eşref Anyık, Mahmut Zengin’in geleceğe uzanan özgürlük türkülerinin bugünkü adı olmuştur!

 

İbrahim Kaypakkaya Yaşıyor!

Mayıs Ayı Şehitleri Ölümsüzdür!

On ikiler Zafer Pusulamızdır!

PARTİZAN

46484

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

Kadınların Irkçı Hareketlere Katılımı: Karmaşık ve Çok Boyutlu Bir Gerçeklik -2-

Son yıllarda, emperyalist savaş tehlikesinin zemininin güçlenmesine paralel, dünya genelinde ırkçı hareketlerin ve partilerin dikkat çekici boyutta güçlendiğine vurgu yapmış, bu yükselişin, sadece belirli demografik gruplarla sınırlı kalmadığını, kadınları da içine aldığını gördüğümüzü ifade etmiştik.

Peki, kadınlar neden bu tür hareketlere katılıyor? Bu sorunun yanıtı, birçok faktörün karmaşık bir birleşiminde yatıyor.

Faşizmin Yüzünü Örten Çirkin Bir Maske (Nubar Ozanyan)

İttihatçı Türk kompradorları, ekonomik-mali-siyasal krizden bir türlü kurtulamıyor. Faşizmi maskeleyen kaba uydurma parlamentoyla bile ülkeyi yönetemiyor. Zorbalık her taraftan fışkırıyor. Kötülük ve çirkinlik her yerde bütün utancıyla görülüyor. Dağda, köyde, sokakta Kürt ve emekçi kanı dökmekten çekinmeyenler dünyanın gözü ve kulağının üzerinde olduğu parlamentoda bile Kürt kadın parlamenterin kanını dökmekten çekinmiyor. Zorbalık, pervasızlık, yasa, hukuk tanımamazlık ayyuka çıkmış, had safhaya ulaşmıştır.

Emperyalist haydutlar, 3.Dünya savaşı hazırlıklarını yoğunlaştırmakla meşgul…

Bazı sol-sosyalist ve kendilerini komünist addeden kesimler hâlâ (evet, hâlâ) bir 3. Dünya Savaşı çıkacak mı çıkmayacak mı ve keza “süreci belirleyen esas etmen savaş mı devrim mi?” ikilemi girdabında, adeta miskince bir fikirsel jimnastik rehavetiyle, sorunu ele almaya devam ede dursunlar; fakat süreç, maalesef ki hem de çok hızlı bir şekilde, o istenmeyen malûm sona doğru ilerliyor. 

Fakir (Nubar Ozanyan)

Yaşamı boyunca hep yokluk ve fakirlik içinde yaşadı. Bundandır ki arkadaşları ona “Fakir’’ dedi. Ne zaman biraz dünya nimetlerine yakın olan olanaklara sahip olsa o yine fakir yaşamından ayrılmadı. Yaşamı fakir, bilinç ve yüreği zengin olan Nubar Ozanyan en alttakilerin, yoksulların, mazlumların yoldaşı olmaktan bir an olsun geri durmadı.

Servet Vergisi ve Sermayenin Olmayan Vijdanı

Bugünlerde de toplumsal eşitsizlik sermayenin birikimine ve merkezileşmesine koşut olarak artınca, zenginlerden servet vergisi alınmasını dilendirenlerde çoğalmaya başladı.[1] Servet vergisi, toplumsal servetin  belli ellerde birikmesinden bu yana ara sıra gündeme getiriliyor. Zaman zaman kısmen de uygulanmıştır. Örneğin savaş dönemlerinde vb. Yine ABD'de, 1960'larda 400 zenginden %53 oranında vergi alınmıştır.

Inger Nubar Can, Hewal Nubar, Nubar Yoldaş’a!

Halen pek çoğumuzun inanmak istemediği Nubar Ozanyan’ın ölümsüzleşmesinin 7. yılında, onu bir kez daha saygı ve sevgi ile anarken, şehadetinin yıldönümünde onu anlatmak da bizim için en zor yazılardan olacaktır.

Rusya / Ukrayna Savaşında Yeni Bir Aşama

Savaşın Rus topraklarına doğru genişlemesi Ukrayna'daki savaşın yeni bir aşamaya geçmesi anlamına geliyor.

6 Ağustos Salı gününden bu yana Ukrayna birlikleri Rusya sınırını geçerek Rusya'daki savaşta yeni bir cephe açtı. En az üç Ukrayna tugayı ve çeşitli taburlar savaşa dahil oldu ve ilerleme Rus topraklarının yaklaşık 30 kilometre içine kadar ulaştı. Bu, savaşın yeni bir aşamasının başlangıcına ve dünya savaşı tehdidinin önemli ölçüde yoğunlaşmasına işaret ediyor.

İKTİDARIN BÜYÜK YALANI: “HİÇ KİMSENİN YAŞAM TARZINA KARIŞMIYORUZ.”

Genel olarak tüm siyasal İslamcıların, ama özel olarak da İslamo-faşist Erdoğan ve iktidarının, başvurduğu en kullanışlı “idare etme” araçlarının ilk sırasında hiç kuşkusuz ki dinlerince de serbest sayılan takiyedir. Yani amaçlananı gerçekleştirebilmek için, gözünü dahi kırpmadan YALAN SÖYLEMEKTİR. 

Türkiye „Yarı-Sömürge“ Bir Ülke Mi? Emperyalizm Üzerine Notlar-4

Sömürge-Yarı-SömürgecilikÜzerine

Belliki sol-sosyalist eski nostaljik söylemlerin tekrarı bugün artık kitlelerde herhangi bir karşılık bulmuyor!

Geçenlerde, “dini bütün” olarak tabir edilen kesimlerden bir ahbabımla, “ne olacak bu memleketin hali” kıvamında sohbetteyken, şöylesi bir cümle kurmuştu: “Abi benim anlamadığım, bunca açlık, yoksulluk, işsizlik ve zulüm varken, yani koşullar aslında tam da siz devrimci solcuların kolayca taban bulmanıza ve kitleleri harekete geçirmenize ve hatta devrim bile yapmanıza bunca uygunken; bu derece atıl ve etkisiz olmanız, sence normal mi?”

KADINLARIN BİRLİĞİ | Kadınların Irkçı Hareketlere Katılımı: Karmaşık ve Çok Boyutlu Bir Gerçeklik -1-

Emperyalistler arası çelişkiler derinleştikçe, ekonomik kriz ağırlaştıkça vb. bu sistemin sarıldığı en temel dayanaklardan birinin ırkçılık-faşizm olduğunu biliyoruz. Zira bunun, sistemin alametifarikalarından biri olduğunu birçok -acı- deneyimiyle elbette biliyoruz. Şu anda yine tam da böyle zamanlardan geçtiğimizi söylüyoruz. Bu tehlikeye dair önlemler almaktan bahsediyoruz, özellikle Avrupa’da ırkçı partilerin yükselişini izlerken, Avrupa Parlamentosu’ndan çeşitli Avrupa ülkelerinin kendi seçimlerine odaklarımızı çeviriyoruz vs.

Sayfalar