Salı Ekim 13, 2026

Diz çökmeyenlerin direnişini selamlıyoruz! Halk savaşçıları ölümsüzdür!

21 Ekim’i 22 Ekim’e bağlayan gece Dersim’in Pulur (Ovacık) ilçesine bağlı Mercan Vadisi’ndeki Sahverdi Köyü’nde TC ordusu ile TKP/ML TİKKO’ya bağlı gerillalar arasında saatlerce süren çatışmanın ardından 3 halk savaşçısı şehit düştü. Cengiz İçli (Ünal), Özgüç Yalçın (Sefkan), Hakan Çakır (Yurdal), komünist önder İbrahim Kaypakkaya’dan aldıkları “ser verip sır vermeme” geleneğinin sürdürücüsü olarak son nefeslerine kadar düşmanın saldırılarına göğüs germiş ve direnmişlerdir.

Teslim olmamışlardır faşizmin ordusu karşısında… Diz çökmeyi reddetmişlerdir… Düşmanın ne bombası ne ordusu ne de işkenceleri kâr etmiş, çılgına çevirmişlerdir direnişleriyle düşmanı… İşte tam da bu yüzden diz çökmeyi reddeden ve halka yönelik saldırganlığa karşı daha fazla örgütlenerek, sınıf savaşını sıcak mevzilerinde yer alarak ölümü de anlamsızlaştıran halk savaşçılarını, onları uygun bir şekilde uğurlamak ve verdikleri mesajı doğru anlamak boynumuzun borcu olmalıdır/boynumuzun borcudur/boynumuzun borcu olacaktır!

TC devleti ve dümenindeki AKP bugün halka saldırma konusunda yeni aşamalar kaydederken; halka dönük teker teker, onar onar ve Ankara Katliamı’nda da görüldüğü üzere yüzer yüzer katliamlarını devreye koyarken; halk savaşçılarının bizlere verdiği mesajı anlamak, kavramak ve yaşama geçirmek kaçınılmazdır!

Devrimin yılmaz neferleri...

Şehitlerimizin her biri devrim mücadelesinin saygın birer emekçisi, hamalıdır. Yeni Demokrat Gençlik mücadelesinde uzun yıllar yer alan, kafa yoran, gençliğin önder kadrolarından olan ve bir süre de Özgür Gelecek gazetesinde çalışan Cengiz İçli, teorik kavrayış düzeyi ve yoldaşlarının gelişimi için harcadığı çaba ve her zaman gülen yüzü, sevgi dolu ve sabırlı kişiliği ile yoldaşlarının gönlünde yer edinmişti. Erzingan denildi mi herkesin ilk aklına gelen isim olan Hakan Çakır ise Erzingan’ın örgütlenmesinde ciddi bir emeği ortaya sermişti. Yeni Demokrat Gençlik çalışmalarının emekçilerinden olan Çakır, Erzingan’da İşçi-Köylü ve sonrasında Özgür Gelecek iletişim bürosunun kurumsallaşması için de büyük çaba serf etmiştir. Çakır ve İçli bir süre faşizmin hapishanelerinde de tutsak kalmışlardır.

Yeni Demokrat Gençlik çalışmalarının militan yüzü Özgüç Yalçın ise Ankara-Hacettepe Üniversitesi’nde YDG’nin kurumsallaşması için emek vermiş, nerede bir faşist saldırganlık nerede bir ÖGB ve polis baskısı varsa orada, onların karşısında yer almıştır. Yoldaşlarına kopmaz bağlarla bağlı olan Yalçın’ın en önemli özelliklerinden biri de TEKEL işçilerinin Ankara’daki direnişinin her gününde, orada yer alması ve işçi sınıfı mücadelesine olan ilgisiydi.

Her biri bir cihan parçası, her biri devrimin yılmaz neferleri olan şehitlerimiz ölümsüzleşirlerken de devrime ve yoldaşlarına bağlılıklarını haykırmışlar ve bayrağı MLM bilimini rehber edinenlere bırakmışlardır.

O bayrak yere düşmeyecek yoldaşlar! Size ve tüm devrim şehitlerimize binlerce kez söz olsun! Bugün işçi sınıfının, halkın örgütlenmesi için yapılan bütün faaliyetlerin adı sizsiniz! Bugün Kürt ulusuna yönelik TC faşizmine karşı duruşun adı sizsiniz! Kadın ve LGBTİ’lere dönük ayrımcılığa karşı verdiğimiz mücadelenin bilincinde siz varsınız!

 

Cengiz İçli, Hakan Çakır ve Özgüç Yalçın yoldaşlar ölümsüzdür!

Ünal, Yurdal ve Sefkan yoldaşlar ölümsüzdür!

Halk savaşçıları ölümsüzdür!

Gerillalar ölmez, yaşasın halk savaşı!

 

PARTİZAN

24 Ekim 2015

49377

Siyonizm,anti-semitizm ve bir "Mugalata"üzerine

“Kişi ancak kalbiyle görür.Göz hiçbir şeyin özünü göremez.

 

Yıl 1975 ya da 1976 olmalı; Paris’te bir grup Türkiyeli devrimci öğrenciyiz. Aklımız ve yüreğimiz, bir yanıyla yükselen devrimci hareketin devlet destekli faşist çeteler eliyle kırılmaya çalışıldığı memlekette; bir yanıyla da hem yaşadığımız ülkedeki devrimci mücadelelerin içinde yer almaya, hem de Türkiye’deki devrimci/sosyalist hareketle dayanışma sağlamaya çabalıyoruz. Türkiyeli işçileri Fransız emek hareketi içerisinde örgütlemeye çalışıyoruz, örneğin.

TKP/ML TİKKO: “Kobanê Direnişi, Direnişimizdir”

TKP/ML TİKKO savaşçısı Agit Cem, İbrahim Kaypakkaya'nın ardılları olarak üstlerine düşeni,Kobanê'de yerine getirdiklerini ifade etti. Cem, "Önümüzde duran enternasyonal bir görev olarak hem Türkiyeli devrimcilere hem de diğer uluslardan demokratik çevrelere, Kobanê direnişinde yerlerini alma çağrısında bulunuyoruz. Artık 'Kürt halkının mücadelesini destekliyoruz' demek yetmez. Gün halkların ortak mücadelesi için pratik adım atma günüdür" dedi.

Çözüm Sürecini Yüzdük Kuyruğa Geldik- D. Ali Küçük

Kurbanın derisi yüzüldü, kuyruğuna geldik. Hani “dananın kuyruğu kopacak” diyorlar ya onun gibi bir şey.

İmralı heyeti(Barış-Çözüm-Süreç-müzakere heyeti vb ne derseniz deyin) Bu hafta Kandile gidemedi, ertelediler.

Gerekçelerini de şöyle sıraladılar:

“"Akdoğan ile görüşemedik, ondan"

Darbeye hazır mıyız?

La benim fikrim avrat bir teşti ekmek pişirmeye razı olsa da ailemizin tüm yaşantısı çağdaş kölelikte / patronlarda / kurtulsa diye çalışırken bu Marmaranın sömürgeciliğe entegre olmuş iş kollarında patronların yaşam mücadelesine karşı  işçilerin patronlarla kurduğu duygusal bağ beni baya etkiledi ya.

Neyse aman zaten gündemimizde lenizmle, maozmi tarih sahnesinde ortaya çıkaran işçilerin koşullarındaki farklılıklar da değil.

Gündemimiz darbeye hazır mıyız ?
Aslında:
Gündeme göre de uçuk bir konu.

İnsanlığa ve geleceğe açık mektup! H.GÜRER

Acılar dilsizdir. Derin acılar ise insanların iradesini çelikleştirir! Çelikleşmeyen iradelerin cesaretini aşındırır! Umudunu kırar! Acılar öğreticidir! Apansız yitirdiklerimizin acısı nefesimizi keser, ama öldürmez. Yönsüz bir öfke kalbimizi zorlar, zor kazanıp, kolay kaybederiz! Duruyoruz şimdi sessizce, kaybettiklerimizin mezarlarının yanıbaşında, biliyoruz öfkemizi, ölülerimizin acılarıyla… Kim kimi ne kadar anlayabilir diye düşünüyorum uzuncadır. Kim, kimin derinliğini görebilir, hangi gözle? Kaç kapıdan geçer de bir insanda bulur yerini söz?

H. Kılıç’ın Tehdidi ve Seçimin İşaret Fişeği!

“Seçim dönemleri yaklaştıkça, Ankara’da ‘Ali Cengiz oyunları’ da başlar” Bu sözler hükümetin medya temsilcilerinden Abdülkadir Selvi’ye ait. Pek de yanlış bir tespit değil. Türk egemen sınıfları arasındaki “Ali Cengiz oyunları”, pusular, operasyonlar, boğazlaşmalar aslında hiç eksik olmaz. Ama seçim atmosferine girildiğinde bu durum dozu artarak gerçekleşir. Türkiye’de seçimler,  Aziz Nesin’in “Zübük” hikâyesine taş çıkaracak “zenginlik”lere sahne olur. Şimdilik 2015 Haziran’ında yapılması planlanan genel seçimlerin de bu iklimden farklı yaşanmaması için tek bir neden yok.

Diktatörün Sarayındaki Paçoz Çariçe-Galip Munzam

Birkaç sene evvel –sanıyorum 2011 yılında– memlekette paçozluk ve onunla alakalı olarak paçozlaşma kavramları tartışılmaya başlandı.

Daha Neyi Bekliyoruz?

Yazıya ülkedeki tüm demokrasi güçlerini, toplumsal dinamikleri, siyasal yapı ve  kurumları, dostlarımızı, canlarımızı, Zorunlu Din Dersine karşı başlatılan ve önemli bir hak alma mücadelesi olan “Oturma  Eylemleriyle” dayanışmaya davetle başlayayım..

Demokrasi mücadelesinde bazen bir çığlık, bazen sessiz bir duruş, ya da bir oturma eylemi,  Plaza De Mayo Anneleri ile Cumartesi Annelerinin Oturma Eylemlerinde olduğu gibi çığ misali büyüyerek tüm ülkeye, hatta başka ülke ve kıtalara da ulaşabiliyor.

Faşizme Taş Atmak İyidir

Tas Atmak Degil, Tas Atmamak Provakasyondur   Yasalcilikla, mesruiyet/haklilik zemini arasindaki farki kavramak istiyorsaniz, cocugunuzun, sizin koydugunuz kurallarla, kendi ozgur ruhu arasinda yasadigi catismanin sonuclarina bakin...Orda iki dunya catisir; bir kendi disindaki dunya, ve onun kurallari, ve de cocugun kendi ozgur ruhu ve varmak istedigi dunya...Kural koyucular, dunyayi kendi istedikleri sekilde dizayn etmek, yonetmek, baslarinin agrimamasini isterler;, koleler ise, yine dunyayi kendi tasavur ettikleri seklide kazanmak arzusu guderler...Bu iki farkli dunya ve irade arasindaki cat

“DEMİR LEYDİ” DENİLEN BİR “MILK SNATCHER/ SÜT HIRSIZI”… [*]

“Torbada ne varsa,çorbada da o vardır.”[1]

İngiltere’nin ilk ve tek kadın Başbakanı Barones Margaret Thatcher 8 Nisan 2013’de geçirdiği felç sonrası 87 yaşında öldü. 11 Nisan 2013 tarihli ‘The Independent’in haberine göre ölümünün ardından ilk 3 saatte internete girenlerin yüzde 92’si, hayatlarını perişan ettiği kömür madencilerinin çocuklarıydı…

SOSYAL BİLİMLER: BİR ŞEY YAPMALI![*]

“Etik açıdan toplum bilimleri insanlığa hizmet etmeli;ancak sınıflar, etnik gruplar, uluslar vb.arasındaki çelişkilerle dolu bir dünyada,herkesin çıkarlarına hizmet etmek olanaksız gözükmektedir.Ezilenlerle ezenlerin dolayımsız çıkarları arasında bir seçim yapmak zorunda kalırsak, sorumluluğumuz ilk elde ve öncelikle birincileredir: çünkü özel yetkinliğimiz bu alandadır.”[1]

Şu satırlara göz atar mısınız?

Sayfalar