Δημήτρης Κουφοντίνας: “Dayanışma, Mücadelede Bizleri Birleştiren Yaşamsal Koşuldur!”
İki ayı geçkin bir süre açlık grevi yapan ve grevini 14 Mart’ta ülkedeki dayanışma eylemlerinin talebinin üzerine çıkması nedeniyle sonlandıran Dimitris Koufontinas, Yunan basınının dışında dünya basınında da yer edindi. Ayrıca geldiğimiz aşamada Yunanistan iç siyaseti üzerinde hükümetin bütün baskı ve sansürüne rağmen güçlü bir etken olarak yer alan açlık grevi eylemi; Yeni Demokrasi hükümetinin bütün terörize etme çabalarını boşa çıkarmanın yanında sokakta güçlü bir dayanışma ağı da kurdu.
17 Kasım ve Koufontinas…
1958 doğumlu olan Koufontinas’ın biyolojik yaşam seyri tüm dünyada sınıf mücadelesinin hareketli olduğu dönemlerde geçmiştir. 70’lerde çocukluğu ve 80’lerde gençliği geçen Koufontinas, Yunanistan’da Albaylar Cuntası olarak adlandırılan askeri cuntayı süresince bir arayış içinde ve çok dinamik bir şekilde yaşamıştır.
Sovyetler Birliği’nde sosyalizmden geriye dönüşün yaşandığı ve revizyonistlerin iktidara geldiği koşullarda, Çin’de Başkan Mao önderliğinde gerçekleştirilen Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin dünyayı sarstığı, Vietnam Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ABD emperyalizmine karşı güçlü darbeler indirdiği koşullarda kapitalizme karşı sosyalizm güçlü bir alternatif olarak ortaya çıkıyordu. BPKD’nin dünyayı saran etkisi kısa sürede Avrupa’yı özellikle de gençlik hareketini etkiledi. 1968 gençlik hareketi böyle bir dinamik üzerinden yükseldi.
Böylesi bir süreçte Yunanistan’ın politik atmosferinin soldan esmesi, Yunanistan’da yaşanan darbenin sağ ve ABD emperyalizmi desteğiyle gerçekleşmesinin temel etkenidir. “Komünistlerin iktidara gelmesi”nin bu dönemlerde her toprakta ve her kesimin diline dolanan bir söylem olmasının ötesinde dönemin koşulları ve dinamikleri rüzgârı bu taraftan estiriyordu diyebiliriz.
Yunanistan’da bu dalgalanmanın yaşanması 21 Nisan 1967’de askeri darbenin gelişini ortaya koymuştur. 1974 yılına kadar süren darbeyi Yunanistan halkı “karanlık dönem” olarak ifade etmektedir ve bu dönemde esasta sol, komünist kesim; sürgün, tutuklanma ve katliam gibi saldırılarla karşı karşıya kalmıştır.
Bu koşullarda Koufontinas öğrencilik döneminde ilk politik mücadelesini PASOK (Panhelenik Sosyalist Hareket) üzerinden şekillendirmiştir. Bu süreç askeri cuntanın devrilmesinden sonraki süreçtir. PASOK’un ideolojik çizgisi ve mücadele biçimi, Kufontinas gibi bir dizi devrimci ve radikal kesimi kapsayan bir noktada durmadığı için PASOK, bu kesimlerin tasfiyesini izleyen bir süreç geliştirmiş ve Koufontinas’da bu süreçte örgüt dışında bırakılmıştır.
Buraya iki kısa not eklemek gerekir; Birincisi; Yunanistan’da sol, sosyalist, devrimci vb. yapılanmalar tarihsel olarak çok güçlü ve etkili bir Yunanistan Komünist Partisi (KKE) olmasına rağmen esas olarak 1974 ve sonrasında askeri cuntanın yıkılmasıyla inşa edilmiştir ya da yeniden inşa sürecine girmiştir.
İkincisi ise; askeri cuntanın yıkılmasından bir yıl önce, 14-17 Kasım 1973 tarihleri arasında Atina Politeknik Üniversitesi’nde öğrencilerin askeri cunta karşıtı gerçekleştirdiği direniştir. Yunanistan halkı, darbeyi ve ardından gelen cuntayı “karanlık dönem” olarak ifade ederken; cuntanın yıkılmasının önemli etkenlerinden birinin 17 Kasım Politeknik Direnişi olduğunu vurgulamakta ve tarihsel bir değer olarak halen yaşatmaktadır. 1974 sonrası inşa edilen yapılanmaların birçoğu 17 Kasım direnişi üzerinden demlenerek bir çizgi tutturmaya çalışmıştır.
17 Kasım Örgütü de bu sürecin bir ürünü olarak silahlı mücadele perspektifiyle hareket eden bir örgüt olarak ortaya çıkmıştır. Ve daha çok cezalandırma, sansasyonel eylemlilikler üzerinden çizdiği askeri bir tarzla bir dizi eylem gerçekleştirmiş ve dünya kamuoyunda yer edinmiştir.
Koufontinas da örgütsel mücadelesini 17 Kasım Örgütü ile şekillendirmiştir. PASOK’tan silahlı mücadeleye olan eğilimi nedeniyle ihraç edilen Koufontinas, 1981-1983 yılları arasında 17 Kasım Örgütüyle ilişkilenmiş ve devamında örgütün yaptığı bir dizi sansasyonel eylemde ismi geçmiştir.
17 Kasım ve Koufontinas eylemleri…
Basın ve çeşitli kaynaklarda geçen bilgilere göre; 17 Kasım, 1975 ile 2000 yılları arasında Türk, ABD’li, İngiliz ve Yunan diplomat ve askeri yetkililerin hedef alındığı 23 cezalandırma eylemi düzenlemiştir. 2002 yılında kendi iradesiyle teslim olan Koufontinas, mahkemelerde 17 Kasım Örgütünün eylem sorumluluğuyla beraber sürecin genel siyasi sorumluluğunu da üstlenmiştir. Yaptığı savunmalar ve üzerine atılı suçlamalar sonucunda Koufontinas aralarında iki Türk diplomatın da bulunduğu 11 kişinin cezalandırılmasından sorumlu tutuldu. Cezalandırılan bu kişiler arasında Yunanistan’ın şu anki başbakanı Kiryakos Mitsotakis’in eniştesi Pavlos Bakoyannis de bulunuyor.
17 Kasım üyelerinin yargılandığı davada Koufontinas; 11 cinayet, bombalama, soygun ve örgüte katılmaktan 11 müebbet artı 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Koufontinas ve açlık grevleri
Dimitris Koufontinas bugüne kadar çeşitli hak gaspları ve hapishane koşullarından kaynaklı 4 açlık grevi gerçekleştirmiştir. 2005, 2018 ve 2019 yıllarında gerçekleştirdiği açlık grevlerinde taleplerini kabul ettirerek açlık grevlerini sonlandırmıştır. En son 8 Ocak 2021’de başlattığı açlık grevi Yunanistan’ın her kentinde on binlerin sokaklara dökülmesine neden olmuştur. Yeni Demokrasi Partisi’nin hükümet kurmasından sonra 18 yıl kaldığı Korydallos Hapishanesi’nden Domokou Hapishanesi’ne zorla nakledildi. Domokou hapishanesi yüksek güvenlikli ve Koufontinas’ın ailesine uzak bir konumdadır. Bu nakil, Koufontinas’ın daha önce girdiği açlık grevleriyle elde ettiği çeşitli kazanımları gasp etmeyi hedefleyen bir saldırı idi. Koufontinas nakil işlemine karşı hukuksal olarak başvurduğu bütün girişimlere red kararı alınca 8 Ocak’ta açlık grevine başladı.
Yeni Demokrasi ve açlık grevi
Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi Yeni Demokrasi hükümeti, Koufontinas’ın hak arama mücadelesi olarak tercih etmek zorunda kaldığı açlık grevini kara propagandayla terörize etmeye çalıştı. Demokratik her dayanışma eylemine düşmanca yaklaşan Yeni Demokrasi; TOMA, gaz bombası, işkenceli gözaltı vb. ile eylemlere saldırdı. Dünya kamuoyuna da kısmi olarak yansıyan bu saldırganlık gün geçtikçe toplumsal tepkinin daha da artmasına ve dayanışma eylemlerinin güçlenmesini sağladı.
Başbakan Kiryakos Mitsotakis’in eniştesi Pavlos Bakoyannis’in de 17 Kasım tarafından cezalandırılmasından kaynaklı açlık grevine karşı intikamcı bir politika sergileyen Yeni Demokrasi hükümeti, sadece açlık grevi eylemlerine saldırmakla kalmadı. Üniversitelere polisin girememesi geleneği “güvenlik” gerekçesiyle ortadan kaldırıldı. Polisin üniversitelerde bulunmasına dair kanun çıkartıldı. Anarşistlerin ve “serserilerin” mekanı ilan edilen Exarhia gibi mahallelerin “güvenli” hale getirilmesi “soylulaştırılması” yönlü adımlar atıldı. Kısacası Yeni Demokrasi hükümet olduktan sonra, adım adım bugün Yunan halkı arasında popüler hale gelen “Mitsotakis Erdoğanlaşıyor mu?” sözünü haklı çıkarırcasına toplumsal bütün kesimlere yönelik polis baskısı oluşturmaya ve bunu meşrulaştırmaya çalıştı.
Sağcı Yeni Demokrasi hükümeti, Covid önlemlerini bahane ederek polis şiddetini ve baskısını kabul edilebilir kılmaya çalıştı. Son olarak Nea Smyrna (Yeni İzmir) Mahallesi’nde birkaç gence yönelik lince varan polis şiddetinin, sosyal medya aracılığıyla kitlelerin gündemine girmesi bardağı taşıran damla oldu. Kitlelerin öfkesini büyüten sadece polisin birkaç genci öldüresiye dövmesi değildi. Kitleler aynı zamanda polisin olaya ilişkin yapmış olduğu düpedüz yalan açıklamaya ve propagandaya da isyan ettiler. Ardından on binlerce insan sokaklara çıkarak polisle çatıştı.
Bu süreçte Koufondinas’a yönelik başbakan Mitsotakis’in ağzından düşmeyen “terör, terörist ve terörizm” söylemleri hiç yabancısı olmadığımız TC ve R.T. Erdoğan’ın açlık grevi ve ölüm oruçlarına olan yaklaşımını anımsattı. Aralarındaki benzerlik neyin savunucusu olduklarını bir kez daha ortaya koydu.
Hükümetin bütün marjinalize etme ve toplumsal muhalefete karşı bütün alanlarda otoriter bir polis gücü oluşturma çabası, Yunanistan genelinde gerçekleşen eylemlere katılanların sayısının on binleri bulmasıyla boşa çıkarıldı.
Son söz; “Kalbim ve aklımla aranızdayım!”
Gerçekleşen dayanışma eylemlerinin Koufontinas’ın taleplerinin de ötesine geçtiğini ve Yeni Demokrasi hükümetine karşı bir demokrasi mücadelesine dönüştüğünü söylemek yanlış değildir. Koufontinas’ın açlık grevini sonlandırmasının sebebi de bu oldu yani sokak nabzının kendi taleplerinin ötesine geçmesi.
Koufontinas’ın açlık grevleriyle başlayan ve on binlere varan, bakanlık ve rektörlük işgalleriyle devam eden, sokaklarda kitlesel sıcak çatışmalara dönüşen bu eylemler, nihayetinde Yeni Demokrasi hükümetinin baskıcı bir tutumla otoriterleşme politikalarını dünyaya teşhir etmenin yanında ciddi bir dayanışma ve ortak hareket etme tutumunu da ortaya koymuştur.
Koufontinas’ın dediği gibi; “Dayanışma, mücadelede bizleri birleştiren yaşamsal koşuldur. … Dayanışma ve destek, keyfiliğe, şiddete ve otoriterliğe karşı direnen yaşamsal sosyal güçlerin var olduğunu gösterdi. Ve bu yeni bir umut veriyor. İktidardaki aile, yasaları ve anayasayı, içtihadı ne kadar aşağıladığını gösterdi. Onları öylece bırakıyorum. Onları sokağa çıkan insanlar yargıladı. Ne olduğu, nasıl başladığından daha çok önemlidir.”
Son Haberler
Sayfalar
Kavram Kargaşası (Sinan Dersim)
Her türlü şiddette karşıyız, düşman hukuku vb.
Düşünerek konuşmak, konuşarak yapmak siyasette, sosyal ilişkilerde önemlidir. Genelde bunun eksikliği yapma fiili ve amaçtaki net olma, olmamayla orantılı olarak değişkenlik göstermektedir.
Kişide, toplumda, örgütlülükten, örgütsüzlükten, egemenlikçi sistemden, ezilenlerin kurtuluş kavgasında düşünerek konuşma, konuşarak yapma derin ideolojik politik tercih ve kodlara göre olmakta ve bu kodların doğru yerinde oturması, oturmamasıyla orantılı değişkenlik göstermektedir.
Sınıf mücadelesinde rakamların ve nicelik gelişmelerin önemi (Mehmet Emin Gündoğdu)
Sınıf mücadelesi, kapitalist toplumun dünya çapında hakimiyetinden sonra farklı bir rol aldı. Sömürücü toplumlar kendi bağrından çıkan üretim araçlarının nicel birikimleri sonucunda, niteliksel sıçrama yaratıp eski toplumu yıkmıştır. Köleci toplumun bağrında gelişen Feodal üretim araçları köleciliği yıkmıştır. Feodal toplumun bağrında gelişen kapitalist üretim araçları, feodal toplumu yıkmıştır.
Doğu Rüzgarı, Batı Rüzgarını Yenecek!
Emperyalist kapitalist sistemin krizi dünya çapında etkilerini gösteriyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal saldırısıyla keskinleşen ve derinleşen kriz, beraberinde rakip emperyalist kampların birbirine yönelik hamleleriyle sürüyor. Rusya’nın “nükleer silah kullanma” ve savaş için “kısmi seferlik” ilanının ardından işgal ettiği bölgelerde düzenlediği referandumla bu bölgeleri ilhak etmesi; Rusya üzerinden Almanya’ya doğalgaz taşıyan Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 boru hatlarındaki sabotaj ihtimali güçlü olan patlama ve sızıntılar bu çelişkileri daha da keskinleştirmiş durumdadır.
Nanikkk... Nanikkk...
Reytingler sıfır.
Reytingler sıfır.
Ah... dostlar... ah..
Sormayın gitsin... sormayın gitsin...
Yükselmesi beklenen toplumsal muhalefetin (!) reytingleri de artırabileceği düşüncesi biz yazarlara öyle yazılar yazdırıyor... öyle şeyler yapıyor ki...
Sormayın gitsin.
Bir bakıyorsunuz ki içimizde biri:
Her türlü burjuvalarla işbirliğini savunurken...
Bir diğeri:
İş, dünya proletaryalarının çeşitliliğiyle enternasyonalizmi savunmaya gelince su koyu verebiliyor.
Başka biri de:
Sosyalist Güç Birliği Kimin Tarafında?
Sosyalist Güç Birliği 20 Ağustos günü kuruluşunu deklare etti. Sol Parti, Türkiye Komünist Partisi, Türkiye Komünist Hareketi ve Devrim Hareketi’nin oluşturduğu ve seçim takvimine ayarlı olduğu açık olan Birlik, kamuoyuna duyurduğu deklarasyonda kuruluş amaçlarını beş madde halinde sıraladı.
Kabaca özetlersek Güç Birliği; eleştirilerinin merkezine R.T.Erdoğan şahsında “Tek Adam Rejimi”ni koyuyor. Bu rejimin dinci gericilik temelinde inşa edildiğini dile getirerek buradan hareketle bir laiklik savunusu yapıyor.
Harekete Geç, Kavganın Öznesi Ol
Zorluk ve fırsatların iç içe geçtiği bir süreçten geçiyoruz. Ortaya çıkan fırsatlardan yararlandığımız oranda bu zorlukları aşabiliriz.
Bugün geniş yığınlarda iktidara karşı tepkinin giderek artması, değişim için yüksek sesle dile getirilen itirazların-soruların çoğalması sınıf savaşımını geliştirme bakımından fırsatlar içermektedir.
Ermeni kaldı mı? (Nubar OZANYAN)
12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan gece Azerbaycan işgalci ordusu, arkasına ve yanına aldığı TC ordusuyla birlikte Ermenistan topraklarına saldırı başlattı. Birçok sivil yerleşim yeri bombalandı.
Militana Mektuplar…(2)
Merhaba tekrardan…
Yanı başımızda sürüp giden çekişmeli hayatımızdan biriktirdiğimiz anlardan seslenebiliyoruz ancak. Sesimiz ulaşıyorsa korkmaya ve umutsuzluğa kapılmaya gerek yok, tohum mutlaka filizlenmeye yüz tutar.
Hayatımıza geri dönüp bir bakmaya ne dersin. Korkularımızın mı cesaretimizin mi baskın olduğunun muhasebesini yaptığımızda ne görürüz?
İnsan dediğimiz canlı varlık her ikisini birlikte yaşar diyalektiğin gereği olarak. Korkularımız, bastırılmış öfkelerin dışa vurumuna götürür bizi. Burada cesaret denilen olgu karşımıza çıkar.
Tanrıyı Ette Bulma
Demek... öyle...
Dolly...
Dolly...
Bastır etleri leyla.
Çevir mangalı leyla.
Bir daha mı dünyaya geleceğiz leyla.
Bir daha mı dünyaya geleceğiz leyla.
Ha... ki.... ko.... ko...
Ha... ki.... ko.... ko...
Koltuk sallanıyor... koltuk...
Dolly...
Dollyyy...
Nerdesin kız?
Seni gidi kopya koyun.
Nerdesin?
Korkma kız....
Robotları artı değer üretemi içerisinde saymadılar diye yünlü yoldaşlarımızı yiyecek halimiz yok ya...
Ha... ki.... ko.... ko
Ha... ki.... ko.... ko
Emperyalizm Belli Ülke ve Uluslara Mı Özgü?1
Emperyalizm, kapitalizme özgü bir olaydır. Kapitalizm öncesi emperyalizm yoktu ve toplumlar kapitalizme geçtiğinde, önce serbest rekabetçi kapitalizmle ve peşinden, kapitalizmin gelişmesi ve uluslararası yönünün daha fazla öne çıkmasıyla emperyalizmle tanıştı.
Biz bize benzemeyiz! [ismail cem özkan]
Kemalist arkadaşlar bazı sosyalistlerin kendileri gibi hayata baktığını ve yorumladıklarını gördükçe, duydukça diyorlardır “biz sosyalistiz herhalde!”... Ama Marksizimi bilen, onun düşünce yöntemini içselleştirmiş biri asla Kemalist olamaz ve hayata Kemalist gibi bakamaz, çünkü durdukları nokta farklı. Kemalistler burjuva ve sermaye bakış açısından devleti kutsallaştırıp, onu yaşatmak için düşünce yöntemini çizer, sosyalist ya da Marksistler ise tam tersidir, devleti “sönümlendirecek” işçi devleti kurmayı, yani işçi sınıfı ve mazlumların bakış açısına sahiptir...