Devrimin Yıldızı; Ulaş Bayraktaroğlu Ölümsüzdür.
Karanlığın en koyu yerinde ve anında bir devrim yıldızı daha sonsuzluğa uğurlandı. Devrimin bir Ulaş’ı daha yeri doldurulması kolay olmayan bir boşluk bırakarak aramızdan fiziki olarak ayrıldı. Bir Ulaş daha “Bizimkiler böyle ölür” türküsüyle uğurlandı sonsuzluğa.
Kabulü en zor ayrılıktır devrimcilerin fiziki ayrılığı. Devrimin her fiziki ayrılığı “erkendir” düşüncesini ve onun ağır hüznü yaşatır, doldurulması kolay olmayan boşluğunu yaratır. Çünkü sonsuzluk içinde kayıp giden sıradan bir yaşam, kolay kabul edilecek olağan bir ölüm değildir. Çünkü kaybedilen savaşta anne ve babasını yitiren mazlum Kürt-Arap-Süryani-Türkmen-Ermeni çocuklarının yaşam ve özgürlük düşünü, ekmek özlemini silahlı devrimle arayan büyük komutan ULAŞ BAYRAKTAROĞLU’nun kaybıdır. Çünkü kaybedilen sonsuzluğa uğurlanan Rojava’nın özgürleştirilmesi hamlesinde en ön saflarda ve yerde yer alan korkusuz halk komutanlarından devrimin ULAŞ’ıdır. Yıllardır dillerde düşmeyen ULAŞ’ın özgürlük türküsüdür.
Ne Rojava halkı ne de onun özgürlük savaşçıları ve yürüyüşçüleri kolay kabul edecektir, devrimin deniz gözlü fırtına yürekli öncüsünün kaybını. Ne toprak ne su ne akan nehirler ve akıp giden yıldızlar kolay kabul edecektir devrimin sağlam güvenilir yoldaşının kaybını. Çünkü O kelimenin tam anlamıyla siperden sipere cepheden cepheye en hızlı koşan günümüzün Deniz’iydi. Bundan dolayı hepimizden daha çabuk göğüsledi ipi. O günümüzün Mahir'iydi. Tıpkı onun gibi kuşatıldığı yeri çatışarak özgürleştirmeye çalışandı. O günümüzün en samimi en içten İbrahim Kaypakkaya sevdalısıydı. Bundandır ki Kaypakkaya'nın Rojava'da savaşan yoldaşlarına en içten yoldaşlık elini uzattı. Sevgiliye bakar gibi özgürlüğe özlem ve özenle baktı. Ona ulaşmak için dört elle sarıldı halkın savaşına ve silahına. Rojava topraklarında gerçekliği aradı. Vazgeçmeden, ara vermeden, görevini bir an olsun bile “tamamlamış” olarak kabul etmeden çalıştı. Bir an olsun bile duraklayıp soluk almadan, usanmadan, yorulmadan özgürlüğe doğru koştu.
Çünkü komutan Ulaş çok iyi biliyor ve inanıyordu ki sıradan zayıf adımlarla ve ağır tempoyla devrimin bitmeyen görevleri yerine getirilemez ve uzun soluklu yürüyüşü tamamlanamaz. Yine çok iyi biliyor ve inanıyordu ki, görevine dört elle sarılmadan herkesten daha fazla emek ve alınteri dökmeden en ön saflarda savaşmadan devrimin hiçbir değeri yaratılamaz. Ve hiçbir kazanım elde edilemez.
O hiçbir zaman “seçilmiş önder” olmadı. Olmayı asla kabul etmedi. Kavganın savaşın ateşin tam orta yerinde devrimin doğal öncüsü ve kabul edilmiş komutanı oldu. Ateşi elleriyle tuttu. Devrimin en zorlu yerinde en zorlu nöbetini en önde en önce o tuttu. Şafağın ilk ışıltılarını kucaklayan güneşi ilk karşılayan o oldu. Bundandır ki hem Rojava halkı hem de Rojava topraklarında silah elde özgürlük arayan devrimi düşleyen devrimcilerin sevgili yoldaşı oldu. Komutan Ulaş'ı, yoldaş Mehmet'i oldu. Ve bundandır ki biz onu herkesten çok ama çok sevdik. Sahici bir yoldaşı, yiğit bir devrimciyi, korkusuz bir komutanı, devrimin sağlam bir yoldaşını, Rojava'nın komutanı Ulaş'ı kaybettik.
“Devrimin mütevazi ancak iddialı bir öncüsü korkusuz bir komutanı nasıl olunur”un yanıtını Ulaş yoldaşın yaşamında savaşımında görevler karşısındaki duruşunda görür ve okuruz. Bazı sahte öndercikler gibi savaş alanın kilometrelerce uzağında kalarak halkın yoksul yaşamına ve yoldaşlarına yabancı yerde konaklarda yaşayarak, devrimin bir saatlik bir nöbetini bile tutmadan yoldaşlarına öncülük ve komutanlık yapmadı. Böyle bir yöneticilik-“önderlik” tarzını asla tenezzül etmedi. Edilmesine ve yaşatılmasına asla müsaade etmedi. İleri doğru attığı her adımında üstlendiği her zorlu görevde yoldaşlarıyla birlikte onlarla iç içe oldu. Yürürken yürüten, ilerlerken ilerleten. Öğrenirken öğreten. Öğretirken öğrenen oldu. Devrimci mücadelenin her adımında yaşamın her anında statükoları parçalayan oldu.
Bir yandan savaşın en önünde en zorlu görevlerin başında olurken, felsefeden-gerçeğin bilgisine ulaşma çalışmasından asla geri durmadı. Soru sormaktan dostlarından öğrenme isteğinden asla geri durmadı. Omuzunda silahı, belinde tabancası, cebinde not defteri ve üzerinde kalemi asla eksik olmadı. Teoriyle-pratiği, sözle-eylemi, silahla-kalemi, savaşla özgürlüğü, savaşla örgütlenmeyi-bilinçlenme ve aydınlanmayı asla elden bırakmadı. Birine dokunurken diğerinden elini çekmedi. Silaha dokunurken kalemi asla bırakmadı. Yoldaşlarına elini uzatırken Rojava halkından elini çekmemek gerektiğinin bilinciyle hareket etti.
Büyük fedakarlık ve feda ruhunu kuşanırken, savaşını Gezi'de durdurmadı. Savaşını Taksim kitlesel kalkışması alanında bırakmadı. Rojava’ya uzanırken devrim düşlerini ve yürüyüşünü Amanoslara oradan Karadeniz'e-Dersim'e ulaştırmak sürdürmek istedi. Ekmeğini-yoldaşlığını paylaşır gibi geleceğe ileriye yönelik her düşünü çok sevdiği TİKKO’cu yoldaşlarıyla her zaman paylaştı. Bir yandan savaş ve özgürlük gerçekliğiyle uğraşırken diğer yandan devrimin düşlerini ve yürüyüşünü dağlara uzatmaya çalıştı.
İki yıllık kısa bir süre içinde silahlı mücadele içinde örgütlenmek yürümek isteyen ve görünürlüğü olan bir örgütün yaratılmasında büyük ve önemli bir rol oynadı. Savaş programını Rojava topraklarında sınırlı tutmadı. Devrim mücadelesini ülke topraklarına taşıma konusunda büyük emek ve çaba gösterdi. Yürüme ve ilerleme yolunun özgürleşme hamlelerinin ancak savaş içinde kitleleri örgütleyerek olabileceğini savundu. Savunduklarını bizzat başta kendisi olmak üzere uygulayarak ilerlemeyi esas aldı.
En çok değer verip anlam biçtiği görevlerin başında devrimciler arasında dostluğun, kardeşliğin birlikte ortak yürümenin zorunlulukları ve sorumluluklarıydı. Özgürlüğe savaşa nasıl sahici yaklaştıysa devrimci örgütlerle dostluk ve dayanışma görevlerine de aynı benzer ciddiyet ve önemle sahici yaklaştı. Devrimciliğin yiğitlik mertlik sözünün sahibi olmak olduğunu bildi, yaşadı ve yaşattı.
Sözleri kadar yoldaşlığı sahiciydi. Devrimcilere her zaman hesapsız kaygısız yaklaştı. En küçük bir grupsal çıkara tenezzül etmedi. Rojava'da savaşan her devrimci örgüte ve devrimcilere hesapsız yaklaştı. İşte bundandır ki herkesten daha fazla sevdik Komutan ULAŞ’ı. İşte bundandır ki herkesten daha fazla inandık sahici yoldaş sözlerine. Ve komutan Ulaş sadece BÖG savaşçılarının değil aynı zamanda TİKKO'cuların da sevgili Mehmet yoldaşı, Komutan Ulaş'ıydı.
Komutan Ulaş’ın şehit düşme haberi en çok bizlerde anlatılmaz bir derin acının yaşanmasına yol açtı. Dersim-Aliboğazı'nda şehit düşen 12 TİKKO savaşçısının acı haberini daha “yeni” almışken hemen ardından komutan Ulaş yoldaşın şehit haberi bize çok ağır geldi. Daha birkaç hafta önce dört yiğit BÖG savaşçısının, birkaç gün önce Dersim'de HPG ve YJA star gerillalarının şehit düşme haberleri üst üste gelince acıların ağırlığı yoldaş yüreğimize çok ağır geldi. Devrimin şehitleri özgürlüğe olan inancımızın artmasına bağlılığımızın çoğalmasına yol açtı.
Görünüş olarak sert ancak yürek ve duygu olarak naif ve çocuk olan yoldaş Mehmet'in (komutan Ulaş) yoldaşlığına tanığız. Fedakarlığına paylaşımlarına, korkusuzluğuna tanığız. Biz tanık olduğumuz gibi Rojava'da savaşan özgürlük savaşçıları da tanıktır. Eskiye geriye statükoya karşı savaşın devrimci ismi Ulaş, Rojava’nın yoksul ve mazlum halkının özgürlük istemlerinde çocukların ekmek ve özgürlük dolu düşlerinde yaşayacaktır.
Seni unutmayacağız özgürlük tutkunu komutan Ulaş! Seni asla ve asla unutmayacağız devrimin güvenilir sağlam yoldaşı Mehmet! Sana sırtını dayamak demek Munzurlara-Kaçkarlara-Amanoslara sırtını dayamak demektir. Sırt sırta omuz omuza vererek DAİŞ çetelerine, faşist TC ordusuna karşı savaştık, bundan böyle savaşmaya devam edeceğiz. Seni, yoldaşların unutmayacaktır ancak TİKKO'cular da asla unutmayacaktır, devrimin korkusuz yiğit komutanı! Seni özgürlük gibi sevdik. Seni devrim gibi sevdik yoldaş ULAŞ. Ayrılmaya, elveda ya dair cümle kurmayacağız. Cephede, siperde her nöbet yerinde gülümseyen gözlerle gelişini sabırsızlıkla bekleyeceğiz. Çünkü özgürlük yolunda birlikte yola çıktıklarımızı asla unutmadık ve onları asla yalnız bırakmadık.
Düşlerini ve yürüyüşünü sürdürme sözü veriyoruz ey devrimin deniz gözlü fırtına yürekli yoldaşı! Yüreğimizdesin. Bizimlesin! Her zaman olduğu kararlılık ve sabırla büyük bir devrim heyecanıyla ideallerini yaşatacağız. Ve o muzaffer gün gelinceye dek seninle anılarınla yürümeye devam edeceğiz. (Rojava'dan bir Partizan)
Son Haberler
Sayfalar
Erdoğan ‘Osmanlı’da oyun bitmez’in son oyuncusudur.(Fuat Kav)
Anadolu ve Mezopotamya halkların dilinden düşmeyen bir söz var: "Osmanlı'da oyun bitmez." Bir atasözü haline gelen ve çok yaygın bir biçimde kullanılan bu söz ayak oyunlarını, entrikayı, üçkağıtçılığı, hileyi, kurnazlığı, kandırma ve yalanı anlatır.
Diyarbakır da HDP il binası kuşatma altında...Dursun Ali Küçük
Türk kirli savaşına ve algı operasyonuna kurban edilen analar üzerinde yapılan duygu sömürüsü..
Diyarbakır da HDP il binası kuşatma altında...
Cumartesi anaları olunca hep joplanır, oysa bunlar on yıllardır kayıp çocuklarını arıyor..
Polisi her zaman bu annelere saldırıyor..
Türk medyası Diyarbakır HDP il binası önünde polis eşliğinde toplanan bazı aileleri ise hep gündem yapıyor..
Bu gündeme Kürtlerden eşlik eden ve Türk algı operasyonuna katılan tipler var..
Bu analar kullanılıyor.. Bu çok açıktır. çeşitli şaibeler var, sanırım kanıtlanır..
Aydınlık yazarı utanmak gibi devrimci bir duyguya sahip midir?-1,2,3,4,5,6/6
Aydınlık dergisinin (aydınlık.com.tr) "Garbis Altınoğlu grubu ve İbrahim Kaypakkaya’nın TKP-ML-TİKKO’su" başlıklı yazısına ilişkin kaleme alınan polemiği güncelliğinden dolayı yayımlıyoruz. Makale 6 bölüm halinde yayımlanacaktır.
Yazarın Notu: Yazıya girmeden önce şunu açıkça belirtmek istiyoruz: Aşağıda yazılan bütün görüşler yazarını bağlayan şahsi görüşlerdir. Bu yazıda yazan her şey aksi belirtilmedikçe yazarının şahsi görüşüdür.
Mustafa Kemal ile size selam veren kötü biridir, sömürgecidir, soykırımcıdır. Ali Küçük
İmamoğlu tam sömürge mantığı ve uygulamalarına uygun Mustafa kemal'i Diyarbakır'a getirdi.
Kürdistan ve Kürt halkına saygısızlığın danışkasıdır bu!
Ama sömürgeci adamlarımız bu ya..
Erdoğan'da zamanında Diyarbakıra gelirken Kürtler demişti.
Şimdi her parçada Kürtlere düşman...
İmamoğlu bari bunu açık yapıyor.
Mustafa Kemal resmini belirtildiğine göre HDP ziyaretinde HDP lilere hediye ediyor..
Mandela kendisine verilen Atatürk ödülünü kabul etmemişti. Kürt ve öteki halkların soykırımcısı olan Mustafa Kemal ödülünü almadı..
Huzursuzum
‘Birine çamur atmadan önce düşün ve sakın unutma; ilk önce senin ellerin kirlenecek.” Tolstoy
Bu açıdan baktığımızda birine güzel bir şey attığımızda da ilkin bize bulaşacaktır. Ancak bugünlerde hiçte güzellikten bahsedecek durumda değiliz. Herkesin elinde bıçak, silah, kayyum, darbe, kan, kıyım.
Bir Değersizlik Sistemi Olarak Kapitalizm Ve Kriz-1
Giriş:
Bu günlerde uluslar arası emperyalist sermaye çevrelerinde, borsaların düşüşünde, faiz indirimlerinden, ekonomik durgunluk (resesyon) ve krizlerden sıkça söz ediliyor. Türkiye bir yılı aşkındır ekonomik kriz içinde. Kapitalizmin krizi şimdi uluslar arası boyut almak üzere. Bu nedenle de burjuvazi önlemler almaya başlıyor.
Kriz sermaye çevrelerini ürkütmesine karşın, krizin esas ağır faturasını elbette işçi sınıfı ve emekçiler ödeyecektir. Ama bilinmelidir ki, bu krizi işçiler çıkarmıyor, burjuva ekonomisinin üretim biçimi çıkarıyor.
HDP Bizi Dinlemiyorsa Bari Öcalan’ı Dinlesin – Öcalan ve Gandi (Devrim’i Korkaklar Yapar) Demir Küçükaydın
7 Haziran seçimlerinden beri bir savunma dönemine girildiği, bunun için döneme uygun örgüt ve mücadele biçimleri bulmak, önermek ve uygulamak gerektiği üzerine kafa patlatıyor, öneriler yapıyoruz.
Örneğin Programatik ve stratejik düzeyde, Kürt Sorunu’nu değil, Türk sorununu çözmeye yönelik, Kürtlere statü değil, Türklüğün statüsünün yok edilmesi şeklinde özetlenebilecek, yani ulusun dil, din, tarihle tanımlanmaya karşı tanımlanmasından söz ediyoruz.
Şu ana kadar bir tek Allah’ın kulu çıkıp “bu program yanlıştır” bile demedi.
Susarak, yok sayarak eleştiriyorlar.
TKP-ML MK SB:Kayyumla Gelen Direnişle Gider! Faşizmi Ezeceğiz, Direnişi Büyüteceğiz!
Faşist TC devleti 19 Ağustos’ta Türkiye Kürdistanı’nda Amed, Van ve Mardin Büyükşehir Belediyelerine kayyum atayarak, seçilmiş belediye başkanları görevden uzaklaştırdı ve yaklaşık 3.7 milyon kişinin iradesini gasp etti. Böylelikle faşist AKP şefinin, 31 Mart seçimleri öncesinde “tekrar seçilirlerse gereğini yapar, görevden alır ve yerlerine yeniden kayyum atarız” tehdidi 19 Ağustos saldırısıyla hayata geçirilmiş oldu.
Yaşamın Fakir’i Savaşın Martager’i Proletarya Partisi’nin OZANYAN’I NUBAR YOLDAŞ’a…
İnsanlar yaşayarak, çalışarak, üreterek, savaşarak iz bırakır. Savaşan her insan yaptığı ve yarattığı kadar iz bırakır. Sınırları çizen, anıları derinleştirip kalıcılaştıran da budur.
Bütün fakirlerin “Fakir”i, savaşan her militanın “Martager”i olan Nubar yoldaşla ilgili kurulan, ilişkilendirilen her şey de muazzam bir emek, sonsuz fedakarlık, sınırsız bir bağlılık vardır. Yani yaşarken “Fakir”, savaşırken “Martager” olan sadece savaştığı ülkenin değil ezilen tüm halkların yoldaşı Nubar, ölümsüz bir devrim çınarıdır.
Lenin’in fedaisi Kamo’dan Nubar’a… Devrimin özgün kişilikleri (Sefagül Aslan)
“Ama gerçek, sık sık olduğu gibi, tüm ‘hayal ürün’lerinden daha şaşırtıcı ve karmaşık olduğunu kanıtladı” der Maksim Gorki, Kamo için yazdığı bir yazıda.
Nubar yoldaşın ölümsüzlüğünün üzerinden iki yılı aşkın zaman geçti. Ona dair birçok yazı yazıldı, onun üzerine birçok röportaj verildi.