Darağacında bir fedai; Levon Ekmekçiyan
100 yıllık tarihimize baktığımızda katliam, zulüm, işkence ve idamların hiçbir zaman eksilmediğine tanıklık ediyor ve yaşıyoruz. Osmanlı’da da böyleydi, cumhuriyet tarihinde de böyle oldu. Cumhuriyetin kurucu kadrolarının hepsinin İttihat Terakki Cemiyeti kökenli oluşu, aynı şekilde bütün birikimlerini yeni kurulacak Cumhuriyet için harcadılar. Anadolu’nun mazlum halklarını Rum, Ermeni, Süryanileri “Tehcir Kararı” ile anayurtlarından ederken “ulus devlet inşası”nın halkların kanı üzerinden gerçekleştirdi.
24 Nisan 1915 yılında Ermeni halkının önderleri birer birer tutuklanıp sürgün yollarında çeteler tarafından öldürülürken SDHP (Sosyal Demokrat Hınçak Partisi) Fedaileri direniş cephesi örgütlenmesinde yer aldılar. “Padişaha suikast planlaması” gerekçesi ile tutuklanan Fedailer, Talat Paşa emri ile idama mahkum oldular. Türkiye devrim mücadelesi tarihinde ilk idama mahkum edilenler bu Ermeni Fedailer oldular ve Beyazıt Meydanı’nda darağaçlarında idam edildiler. 15 Haziran 1915’te yirmi Fedai’nin katledilmesi ile başlayan idamlar, 1938’de Seyit Rızalar, Deniz-Yusuf-İnanlar, Erdal Erenler ile devam ederken, onları 1983 yılında Ermeni Fedai Levon Ekmekçiyan’ın idamı izledi.
Fedailer idam sehpalarında ölümü kucaklarken arkalarında unutulmayacak, tarihe not düşen direniş geleneğini bugünlere, bizlere miras bıraktılar. Sloganları ile İttihatçıları şaşkına çevirdiler. Mücadelemizin sembolleri oldular. İdam sehpalarında “Yaşasın sosyalizm! Yaşasın Ermenistan” sloganları ile ölüme gittiler. Parti önderi Mateos Sarkisyan “Siz sadece bizim vücudumuzu yok edebilirsiniz, fakat inandığımız fikirleri asla! Yarın Ermenilik ülkenin doğusunda özgür ve sosyalist Ermenistan’ı selamlayacaktır. Yaşasın Sosyalizm” diyerek ölümü kucakladı. Yine Yervant “Ölüm her yerde aynıdır, ama ne mutlu halkının kurtuluşu için şehit düşenlere” diyerek sosyalizm ve devrim tarihine adlarını yazdırdılar.
Kanlı tarihimiz Seyit Rızaların idamları ile devam etti. İlerlemiş yaşına bakılmaksızın yaşı küçültüldü. Oğlunun yaşı ufak olmasına rağmen yaşı büyültülerek 1938’de idam edildiler. Yasalar çiğnenerek son istekleri de yerine getirilmedi. Son istekleri sorulduğunda “40 liram ve saatim var, oğluma verin” demişti. “Onu da asacağız” dediler. “O zaman beni de oğlumdan önce asın” der. İsteği kabul edilmez, oğlu Resik Hüseyin, Seyit Rıza’nın gözleri önünde asılır. Bugün artık sloganlaşan o sözünü esirgemeden “Ayıptır, zulümdür, cinayettir” der. Teslim olmaya zorlanır, ama imkansızdır. Son sözünü Atatürk’ün suratına söyler “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim. Bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun” diyerek bugün halen devam eden Kürt ulusal mücadelesinde direnişin, fedailiğin ve teslim olmamanın bayrağı olarak yaşıyorlar.
12 Mart darbesi sonrası 6 Mayıs 1972 yılında Deniz, Yusuf, Hüseyin idam edilirken 20’lerin, Seyit Rızaların direniş geleneğini idam sehpalarında yaşattılar. “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Kahrolsun Emperyalizm” sloganları ile ölüme boynu bükük değil, devrim tarihinde birer manifesto olarak gittiler.
Kana doymayan 12 Eylül’ün faşist generaller çetesinin icraatlarında yine aynı hukuksuzluk ve zulme tanık oluyoruz. Erdal Eren yaşı küçük olmasına rağmen, yaşı büyütülerek idam sehpasına yollandı ve onun da son isteği yerine getirilmedi. Avukatı dahi kimseyle görüştürülmeden idam edildi. Son mektubunda annesine yazdıklarıyla “herkese devrimci selamlar”ını iletirken, devrim ve sosyalizme olan bağlılığını ilan ediyordu. Ölümünden sonra zulüm olduğu gibi devam etti. Kimsesizler Mezarlığı’na gömülmek istendi.
Levon Ekmekçiyan idam sehpasında
1915 yılında yaşadığı topraklar üzerinden “ancak çölde yaşayabilirler” denilerek, buna müstahak görülüp sürülen Ermeni ailelerinden biri olan Ekmekçiyanlar, bugün halka anlatıldığı gibi bu toprakların yabancıları değil, öz sahipleridirler. Onlar da Malatyalı, Antepli, Sivaslı, Urfalılar! “Kılıç Artıkları”dırlar. Önce Suriye çöllerine sürüldüler. Yetmedi, bitmeyen zulüm ile daha ileri Lübnan’a gitmek zorunda kaldılar. Anası Adanalı, babası Adıyamanlı’dır Levon’un. Lübnan’da genç yaşlarda Ermeni sorununun sebeplerine odaklanmış, ASALA etrafında örgütlü mücadeleye katılmıştır.
ASALA Örgütü 1970 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü’nün de yardımıyla kuruldu. Dünyanın dört bir tarafına nar taneleri gibi dağılan Ermeni halkının en son nesli, soykırım gerçekliğini dünyaya duyurmak ve çözüm aramak için mücadele başlattılar. Amaç “BM ve ülkeler nezdinde soykırımın tanınması, Türkiye’nin tazminat ödemesi, işgal edilen toprakların geri verilmesi” idi. Bu yüzden gerçekleştirilen eylemlerde, dünyanın değişik ülkelerinde, Türk diplomatlarına karşı cezalandırma ve intikam eylemlerinde toplam 42 Türk diplomat öldürüldü.
Ermeni davasını üstlenen Fedailer, hiçbir korku ve tereddüde kapılmadan üstelik, Ankara’nın merkezinde eylem yaparak dünyayı Ermeni soykırımı konusunda tavır almaya ve kamuoyunu düşünmeye çağırdılar. Bugün dünyada 50’den fazla devletin parlamentolarında Ermeni soykırımı yasası kabul edilmişse bunu Fedailerin çıkarsız, bedel ödeyerek, kanları ve emekleri sayesinde olduğunu kabul etmek gerekir. Ermeni düşmanlığı üzerine inşa edilen ve her daim sıkıştıklarında milliyetçiliği körüklemek için politika haline getirenler, bu düşmanlığı 12 Eylül’de oldukça işlemiş ve had safhaya vardırmışlardır. Ermeni halkının yurtdışına göçünün en yoğun olduğu dönem olmuştur bu dönem.
ASALA tarafından oluşturulan, Garin (Erzurum) Operasyon Grubu’ndan olan Levon Ekmekçiyan ile Zohrab Sarkisyan, generaller çetesinin başbakanını, emekli asker Bülent Ulusu’nun cezalandırılmasını üstlendiler. 12 Eylül Askeri Faşist Diktatörlüğü’nün saldırılarının en azgın olduğu, devrimci hareketin ağır yenilgi aldığı, cezaevlerinin devrimci tutuklular ile dolu olduğu, PKK’nın yeniden toparlanabilmek için Bekaa Vadisi’ne çekildiği dönemlerde; Levon ile Zohrab Ankara-Esenboğa saldırısında bulundular. 7 Ağustos 1982 yılında gerçekleştirilen Esenboğa eylemi, Türk devletini şaşkına çevirdi. İlk defa böyle bir eylem ile karşı karşıya kalan devlet Fedaileri yok etmek için rastgele sağa sola ateş açarak, panik havasında gözlerini kırpmadan 9 kişinin ölümü, 80’e yakın kişinin yaralanmasına sebep oldu. Operasyonda son mermisine kadar savaşan Zohrab Sarkisyan şehit düşerken, Levon Ekmekçiyan yaralı olarak esir düştü.
Generaller çetesinin eline ilk defa yaralı bir Fedai esir olarak düşmüştü. Devrimci hareketler ağır darbeler alırken, Ermeni halkı üzerinde ağır baskı aracı olarak kullanıldı Levon. Psikolojik savaşın bütün kirli yol ve yöntemleri uygulandı onun nezdinde. Fedaileri itibarsızlaştırmak için işkence ile itiraflara zorlandı. Bu süreçte kirli propagandanın etkisinde kalan bir Ermeni Taksim Meydanı’nda benzin dökerek kendini yaktı. Rehin alınan Ermeni Patrikhanesi zorunlu olarak aleyhte açıklama yapmaya zorlandı. Tıpkı bugün Efrîn işgal harekatına Patrikhane’nin destekleme mesajları yayınlamaya zorlanmaları gibi.
Çetebaşı Kenan Evren’in damadı olan Erkan Gürvit, Levon Ekmekçiyan’ın sorgusunu üstlendi. Dönemin MİT Daire Başkanlığı’nda görevli olan Gürvit anılarında “Ben Esenboğa’da yakalanan L. Ekmekçiyan’ı, yaralı ele geçen ASALA militanını 3 ay sorgulayan tek kişiyim” diyerek övünmüştü. İşkencelerin bütün çeşitlerini üzerinde denediler. Kimse ile görüştürmediler. Savunmasında hiçbir avukata yer verilmedi. Olay yerindeki deliller karartılarak, hiçbir inceleme yapılmasına izin vermediler. 1982 yılında Ankara 3 No’lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde tek celsede idam kararı verildi Levon için. İdam kararının açıklanmasının ardından Kandilli Kilisesi Vakfı Başkanı olan işbirlikçi tercüman Dikran Kevorkyan’a dönerek Ermenice “beni kandırdın” diyen Levon, bir anlamda davanın özetini yapmış ve tarihe bu davayı böylece not düşürmüştü.
Kenan Evren “Asmayalım da besleyelim mi?”
Toplam beş aylık esaret sürecinde görülen tek celselik mahkemede idama mahkum edildi Levon. Alınan kararlar ile faşist devlet kendi kanunlarını çiğnedi. Toplumun hiçbir kesiminden itiraz gelmedi bu karara. Tek tepki emekli savcı Mehmet Ali Sebük’tendi. Ulusalcı ve sağ görüşleri ile tanınan Sebük döneminde Nazım hikmet’in de avukatlığını üstlenmiş gerçek bir “hukuk insanı” idi. Sebük, Levon ekmekçiyan kararının ardından Ankara’ya giderek yetkililerle görüşmüş, “hukuk cinayeti işleniyor, derhal tahliye edilmelidir” diyerek tepki göstermiştir. Sebük’ün Ekmekçiyan’ı savunma talebi de reddedilmiştir. Avukatsız bir sanığa idam cezasının verilmesini yasalara aykırı olduğunu anlatmaya çabalayan Sebük, bütün yollar tek tek kapandıktan sonra AİHM’e giderek davanın takipçisi olmuştur. Ama generaller çetesi bir kere idam edilmesine kesin karar vermişlerdi. İdam edilecekti!
Generaller çetesi “asmayalım da besleyelim mi” diyerek 17 devrimciyi, 9 sağ görüşlü mahkum ve adlilerle birlikte toplam 50 kişiyi idam ettiler.
Levon Ekmekçiyan toplam 5 aylık cezaevi sürecinde 3 ayını işkencelerde geçirmiş, iyileşmeyen yaraları ile idama götürülmüştü. İdama götürülürken hiçbir basın, bir Ermeni yetkili veya papaz bulundurmadılar. Kimse son sözü nedir bilmiyor. Ama bilinen bir gerçek o da şudur ki; Süleyman Sırrı Önder’in deyimiyle “idama giderken bile dövdüler, o güne kadar hiç denenmemiş yöntemlerle işkence edildiğini öğrenmiştik Ekmekçiyan’a.”
12 Eylül anılarının anlatıldığı “Kadınlar Mamak Cezaevi’ni anlatıyor” bölümünde son gece için “bu korkunç saatlerin halen o dönemde tutuklu olanların hafızlarından çıkmadığına” vurgu yapılıyor. “Bir gece yarısı iç emniyetin nöbetçilerinin düdükleri telaşlı telaşlı öttü. Panik halinde hızlıca kapı mazgallarımız kapatıldı. Olağanüstü bir durum olduğu aşikardı. Her zaman ranzadan hızlı atlayan Şeniz, Meral ve Sükun kapı altına yatıp pozisyon aldılar. Takım elbiselerinden iyi tanıdığımız Ekmekçiyan’ın sürüklenerek götürüldüğünü görmüşlerdi. Bunun idam olduğunu hemen anlamıştık, hava ölüm sessizliğinde buza kesmişti. Ertesi günde idam haberi doğrulandı” diye yazıyor.
Lübnan’dan göç ederek gelip Paris’e yerleşen Ekmekçiyan ailesinden önce babaları, senelerin verdiği acı ve ıstıraplara dayanamayarak vefat etti. Ana Efronia ise “oğlumun cenazesine kavuşmadan ölmeyeceğim” diyerek inadına oğlu Levon Ekmekçiyan’ın cenazesinin almak için hukuk mücadelesi başlattı. Bir dönem İHD Başkanlığı yapan Avukat Eren Keskin, kimsenin cesaret edip üstlenemediği bu davayı kabul etti. 30 seneden fazladır beklediği oğlunun cenazesine Kimsesizler Mezarlığı’ndan alınarak ailesine teslim etti. Senelerin verdiği yorgunluk ve hastalıklara dayanamayan Efronia Ana bir sene sonra vefat etti. Oğluna kavuşmuş ve şimdi gönül rahatlığıyla göç edebileceğini düşünmüştü sonsuzluğa.
12 Eylül’ün yaratmış olduğu travma herkeste etkisini göstermiştir. Şu veya bu şekilde etkilenmeyen kalmamıştır bu dönemde. Akademisyeninden yazarına, sendikacısından barış savunucusuna kadar yargılanmayan, bu dönemden nasibini almayan kalmamıştır. Bir avuç kalmış korku içinde yaşama tutunmaya çalışan Ermeni halkından din adamları Manuel Yergatyan (Manuel Eldemir), Hrant Küçükgüzelyan bu dönemde tutuklanıp Gayrettepe işkencelerinden geçirilmişlerdir. Çok büyük haksızlıklarla karşı karşıya kalmışlar, tutuklanıp uzun seneler cezaevlerinde kalmışlardır. Komplo, oyun ile havaalanında tutuklanan Manuel Yergatyan ASALA ile ilişkilendirilmek istenmiş ve bunun üzerinden başlatılan ve seneler süren düşmanca kampanyalarla linç edilmiştir. 5 yıldan sonra cezaevinden çıkması gerekirken, kin ve nefret ile 14 yıl cezaya çarptırılmıştır. Kaldığı cezaevlerinde korkudan Ermeni çevreleri ilgilenememiş, yanlızlaştırılmışlardır. Sadece Hrant Dink ile Bilgesu Eranus yardımcı olmuşlardı. Uzun seneler cezaevlerinde kalmanın sonucu yakalandıkları hastalıklardan dolayı yurtdışında genç yaşlarında ölmüşlerdir.
İçinden geçtiğimiz zor ve çetin süreçte barbarlık ve vahşetin bütün çeşitlerine tanık oluyoruz. Başta halen nerede, hangi kimsesizler mezarlığında olduğu bilinmeyen, bir mezar taşı olmayan Zohrab Sarkisyan ile adları ve yerleri belli olmayan demokrasi ve özgürlük mücadelesinde şehit düşenleri, ebedi istirahatlarında rahat bırakılmayıp, mezarlıkları tahrip edilen özgürlük savaşçılarını saygıyla anıyoruz.
Bir gün mutlaka onların da mezarlıklarını karanfillerle donatacağımız günleri göreceğiz. Bir gün mutlaka…
NOT: Fotoğrafta yer alanlar soldan sağa sırasıyla; Levon Ekmekçiyan, Manuel Yergatyan, Zohrab Sarkisyan
Son Haberler
TKP-ML/TİKKO savaşçısı Kinem Acar: Mevzimizi sonuna kadar korumalıyız!
TKP-ML TİKKO savaşçısı Kinem Acar Rojava Devrimine günler kala Nûçe Ciwan ajansına bir söyleşi vererek, Rojava devrimin günlerini anlatarak, “Her eylem başka bir eyleme yol açar. Her kıvılcım bir yangına yol açar. Her öfke, her istek kendine bir yol bulur. Gezi ayaklanması, ardından DAİŞ çetelerinin Kobanê’ye saldırılarıyla başlayan ve her yere yayılan 6-8 Ekim serhildanlarını birbirinden kopartamayız. ” Rojava Devrimin Gezi İsyanı ile bağlarına dikkat çekti.
Kürdistan Federasyonu ve Kandil Neler Oluyor?-Dursun Ali Küçük
*TC, Haftanin’den Hacı Ümran’a kadar olan alana yerleşmek istiyor..
Bİr Partizan Asla Ölmez !
Vive la solidarite Enternasyonal , ( Yaşasın Enternasyonal devrimci Dayanışma ) sloganının gerçeklik kazandığı Rojava topraklarından özgürlük savaşçıları ile Enternasyonalist devrimcilerin her geçen gün gelen şehadet haberleri ile sarsılıyoruz.Lorenzo Orsetti’yi henüz son yolculuğuna uğurlarken kaybettiğimiz Alman Enternasyonalist savaşçı Sarah Handelmann ( Sara Dorşin ) Türk devleti’nin kanlı hava saldırılarında şehit düştü.Her bir karış toprak parçasında,özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinde bugüne kadar kaybettiğimiz 11 000 şehit, onbinlerce gazilerden oluşan Arap,Kürt,A
Kim Demişti Dogmatizme Karşıyız Diye
Ve gine burdayım.
Dersimde belediye seçimlerinin ardında sana bir şey dediğim yok, keşkem yanındaki olmasaydı diyerek yeni bir tür eleştiri ortaya çıkarmış bey efendilere, hanım efendilere inat.
Maksadım da .... eleştirenle, eleştirileni aynı kaba koymak veyahutta her yeri griye çevirme çabalarını da paklamakta değil.
Maksadım.....
Bana partililer mi yoksa proletaryalar mı daha çok şeyi biliyor diye sorsanız.
Rahatlıkla .....
Proletaryalar derim.
Misalen:
23 Haziran Seçimlerinden Akılda Kalanlar
23 Haziran seçimlerinden çıkarılacak pek çok ders var bizler için. Açık ki toplumsal-ekonomik durumu ve genel konjektürü iyi okumalıyız.
Bugün Türkiye’deki emekçilerin ve yoksulların yaşam standart Mısır, Mozambik gibi ülkelerdeki yaşam koşullarıyla aynı durumdadır. Türkiye’de faşist tek adam rejimi, ekonomik olarak büyük bir çöküşü yaşıyor.
Hak ve Hakikati Yok Etmek ya da “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” demek!
2 Temmuz 1993 Madımak Katliamı’nın 26’ıncı yıldönümünde, Aleviler katliamda yaşamını yitiren (33) otuz üç canı halen anamıyor. Katliamın yaşandığı Madımak Otel’ine katliamda yaşamını yitirenlerin aileleri, sivil toplum ve bazı siyasi partiler (HDP-CHP) dışında Alevilerin gitmesi-alana girmesi engelleniyor. Devletin asker ve polis gücünü zor yoluyla engelleme kararının gerekçesi her sene aynı, değişmeyen söylemleriyle, katliamın anılması, katliamın lanetlenmesinin halen ‘yasak’ olmasının da göstergesidir.
23 Haziran Seçimleri; Dipten Gelen Dalga Yüzeye Vurdu, Ok Yaydan Çıktı!
23 Haziran seçimlerine dair söylenecek her söz ve kurulacak her cümlenin coğrafyamızda egemen sınıflar ile ezilenler arasındaki çelişkilerin koordinatlarına dair dile getirildiği konusunda neredeyse herkesim açısından bir ortaklık söz konusu.
31 Mart’ta R.T. Erdoğan’ın doğrudan dile getirdiği ( İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder) gerçek, seçimlerin yenilenmesiyle tamda sözün sahibini haklı çıkarırcasına AKP iktidarının bu topraklarda aldığı büyük bir hezimet olarak siyaset sahnesiniderinden sarstı/sarsacak.
Rıza Saygılı'ya saygıyla.... Yücel ÖZDEMİR
30 Haziran günü Paris'te gazetemiz Evrensel'le dayanışma amacıyla bir etkinlik planlanmıştı. Eğer etkinlik, gazeteye eşi ve can yoldaşı Yıldız Eren ile birlikte büyük emekler veren Rıza Saygılı'nın sağlık durumunun kötüleşmesi nedeniyle iptal edilmeseydi, yazarımız Ender İmrek ile birlikte bu gazetenin nasıl büyük bedeller, özveriler ve fedakarlıklarla 25. yılına geldiğini anlatacaktık.
2 Temmuz ağrısı -Özden Çiçek
YOL
Bir yürüyüş eyleyenlerin
yolu bu
uzak dünlerden bugüne
Görecekler sonra ermezliğini
bir yangınla çıkanlar
o yolun önüne
Kemal Özer
Mehtap Yücel anlatıyor
"Saat 12’de Madımak Oteli’ne vardım. Lobide Arif Sağ çalıyordu. Aziz Nesin iki koruma polisiyle birlikte odasındaymış. Otelde etkinlikler için Sivas’a gelmiş 70 kişiyle birlikte çeşitli asker aileleri de kalıyormuş. Arif Sağ’ın türkülerini bir süre dinledikten sonra 12.30-13.00 sularında Ali Çağan ve Hasret Gültekin’le otelin dışına, yemeğe çıktık. Hasret, yemekte o günün gazetelerinden ve radikal islamcıların dağıttığı cihat bildirilerinden söz etti. Birlikte bildiriyi okuduk.
İstanbul seçimi - Bir değerlendirme
“Her şey çok güzel olacak” tekerlemesinin, Karl Marx ile Friedrich Engels’in, “Bugüne kadarki bütün toplumların tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir,” belirlemesi temelinde boş bir terane olmaktan öteye anlam içermediğidir.
“Boyun eğmiyorum ve eğmeyeceğim.”[1]