Dağları mesken tutan ;"Bir çift yürek"Veysel Uyar , Erdogan Tekin ölümsüzdür .
Ne zamanki, yaz mevsimi yeni bir iklime evrilir güz ayları başlar , masallarda , romanlarda derler ya "Uçsuz bucaksız dağların doruklarında beyaz-bembeyaz karlar belirirmiş". Munzur dağlarıda her Sonbaharın ortalarında bir genç kadının gelinlik giymesi gibi, beyaz karlarla süslenir,bizse Munzur dağlarının o heybetli duruşuna mest olur,gözlerimizi ayıramazdık, gördüğümüz harika doğal manzara karşısında.Munzur dağları gerillanın gönlünü çaldığını bilircesine gülüçükler gönderirdi bizlere... Ovacığın düz yemyeşil ovasına kar düşünce bambaşka bir doğa güzelliği ortaya çıkardı. Geçit vermez ormanları , beyaz karla sevişircesine buluşunca bambaşka bir doğa güzelliği insanın ruhuna hükmeder oluyordu.
Hele birde karakışın dondurucu,yakıcı soğuklarında insanın ruhunu ısıtan Munzur suyunun kural tanımaz meydan okuyan suyundan bir avuç yudumlamakta düşünce bizlere,kendini huzur içinde bulmaktan başka birşey kalmıyordu. İnsanın doğaya hükmetmediği ,tertemiz havasını kirletemediği Ovacık ovasında , Munzur dağlarının karla örtülü görkemli yüzünü seyre dalmak ne haz verirdi gerillaya.
Kokum ve Erdoğan yoldaşlar birlikte olduğumuz çok zaman bağdaş kurup gözlerini Munzura çevirip seyre dalarlardı. Bizse, onların bu sevda dolu , kararlı ve geleceğe umut taşıyan bakışlarını gıptayla izlerdik.Ardından silahlar çatılır,çay demlenir,kahkahalar atılarak türküler söylenirdi.Dersimin kış'ı serttir ama,Ovacığın kışı dahada sert ve yakıcıdır.Munzur dağları bembeyaz karla üstünü örterek kış uykusuna yattığında kendinden emindir.Metrelerce yağan karıyla sevgiliye sarılır gibi sarılır,sevda taşır.Anlatılmaz aşk yaşar mevsimiyle. Bilinmez denir ama,bu sebeble kimselere aman tanımaz, geçit vermez.Doğanın kendi doğal seyrinde taşıdığı bütün çelişkileri,çatışmaları,yakıcı,yıkıcı ve sonra durgunlaşarak,hafiften yüzü okşayan esintisiyle yeni bir güne , güneşe ve yaşama günaydın der, Ovacığın Munzur dağları...
Munzurun suyuda , dağlarıda görkemiyle, ürkütücülüğü olduğu kadar güzel muhteşem görünüşüyle,insana güven ve huzur vermektedir Gün doğumundan, gün batımına doğada yaşanan yeni güne gebe uzlaşmaz çelişkiler birbiriyle vuruşur , şidetli alt üst oluşlar,şiddetli patlamalar görülür,bir çelişki biter, yeninilenir ve yerini başka bir doğal çelişkiye bırakır.Tipisi,boranı,karı,dolusu,ayazı ve dondurucu,olurken buz kesen vede dehşeti andıran çığ düşmeleri ürkütücü ,korkunç bir gürültüyle sanki deprem oluyor hissi yaratır insanda. Doğanın kendi içerisinde bu çelişkili vede şiddetli savaşımı yerini başka bir Bahar iklimine gebe bırakır. Metrelerce karın altında yaşanan ağır sancılı geçişin sonucu yeni bir hayat filizlenir, yeni bir hayat başlar.
Böylece, Munzur dağları bir şekilde Baharda yağan yağmurla, esen rüzgarıyla,ötüşen kuşlarıyla kış uykusundan uyanır.Envay türlü şifali bitkileri bütün canlılara uzun yaşamaları için çömertce sunar.Kengeri,Eşkını, Sarmısağı, Kuşu,Kurdu,Ayısı Domuzu, Geyik'lerin inanılmaz türleri,Şahin'i, Kartalı,Atmacası,Tilkisi,Tavşanı,Mantar çeşitleri , saymakla bitmeyen doğal harika güzellikleri ve dehşet veren ,insanı heyecana sürükleyen geçit vermez vadileriyle masallar ülkesinde yaşarsın. Lakin, gerilanın yaşadığı ne bir masal ,nede bir hayal ürünü hikayedir. Gördüğünü olduğu gibi anlatmak, yaşadıkları gerçekleri kaleme dökmektir. Bu manada , gerillanın doğduğu yer hariç , yerleşik bir toprağı, mekanı yoktur,gezgindir. Nerede ne zaman mesken tutacağı bilinmez. Birgün derin bir Orman da, birgün bir sığınakta,diğer gün bir mağarada ertesi gün bir yerleşim birimi köyde,diğer gün şehirde , bir bakmışsın geçit vermez bir vadide konaklamıştır. Gerillanın sabit bir mekanı olmaz,her zaman hareket halindedir. Olağanüstü hareketlidir,düşman gerilla mevzilerini bilmez ve bulamaz. Gerilla düşmanın bütün yerleşik mevzilerini bilir, ona göre tetbirini alır , mevzi tutar.
Nerede doğduğun önemli değildi, nerelerde neleri,nasıl yaşadığın belirleyici oluyordu!Eğerki , doğduğun topraklarda sana özgürce yaşama hakkı tanınmamışsa,baskı , zulüm görmüşsen,katledilmişsen ve diyar diyar sürülmüşsen,hala yüreğinin derinliklerinde bu acıyla yaşıyorsan gözlwrde okunan öfkeye söylenecek söz kalmaz. Bu sebeple sizleri olduğu gibi anlatmakta zorlanıyorum. Olsun , acılarınızı, acılara karşı direnişinizi,önü alınmaz özgürlük tutkunuzu yüreğimde birleştirerek sizleri anlatacağım. Çünkü ,sizler bizim yaşadığımız uğruna herşeyimizi verdiğimiz tarihimizin insanlığa ışık tutan bir parcasınız...
Ben 1978 de anlatımlarda,konuşmalarda duyduğum harikalar diyarına gittim.Her insanın hayalinde görmek , yaşamak, faşizme karşı mücadelede dağları mesken tutmak isteyen insanlardan biriyim. Bir çift yürekten biri olan ve uzun yıllar birlikte mücadele yürüteceğim Veysel Uyar'la 1978 in Güzü Zemperiye devirdiği bir dönemde tanıştım. Bu benimde dağları mesken tutuşumun ilk zamanlarıydı.Orhan Bakır ,Peyğamber,Mazlum(H.S),Çilli(Z.DÇ) ve Kor Osman partinin ABK' sında yer alıyordu. Bölgede askeri çalışma merkezi parelellik içerisindeki yürütülmekteydi.İlk toplantımız ertesinde, Kokum(Veysel Uyar)yoldaşı, Kor Osmana gerilla örgütlenmesinde parti çalışması yapabilecek kadro olarak verdiler. İlk kez Kokumla tanışıyordum. Tanışmamız yoldaş sıcaklığıyla sımsıkı birbirimize sarılmamız,tekrar sımsıkı sarılıp birbirimizi öpmemiz, tokalaşan ellerimizin birbirini bırakmazca kalakalması nasıl bir bağlılık duyggusu içerisinde olduğumuzu göstermekteydi.Benim onu süzdüğüm kadarda oda beni süzüyordu. Kendine özgüveni her davranışında belli olmasına karşın,ilk görünüşte çelimsiz,zayıf , avutları birbirine girmiş , dişleri dökük(aslındadüşmüş veya kırılmış)"genç yaşta ihtiyarlamış"bir görünüm sunuyordu.
Kendisi Dersimin-Ovacık İlçesi Birko köyünde dünyaya gelmişti.( Benden birkaç yaş küçük olmasına karşın,bebden yaşlı gözüküyordu.)Çakperi üzerinden ormana daldımı Mercanlara,Yasak mıntıkaya,Tornovaya, Pülümüre ve Vartiniğe uzanan muazam bir stratijik mevkidir,Birko köyü...Yoksuldur Birko köyünde yaşayanlar,emekçidir,onurludur,Dersim katliamından günümüze devlet onların gözünde katil ve soykırımcıdır. Bu sebeple olacakki, Kaypakkayacı bir geleneği bağrında taşımaktadır.Kaypakkaya ve yoldaşları ne zaman ayak bastılarsa Dersim toprağına Ovacığa Birkolularda top yökün devlete taşıdıkları kinle Kaypakkayacı oldular.Vaysel Uyar yoldaşta bu geleneğin doğumunda boy veren ,o dönemin yoksul , ezilen , ataları katledilen yüreği acılar dolu genç kuşağındadır. Veyseli burada bütünüyle anlatmam mümkün değil.Uzun yıllar Dersim'de,Erzincan 'da,Pülümür'de,Tercan'da,Çayırlı 'da,Kamah ve Kamaliye'de partifaliyeti yürüttü.Parti çalışması yürüttüğü her alanda sevilen ,güvenilen geleceğe yürümemizde kararlı ve tavizsizdi."Faşizmi yenmemiz için onunla savaşarak,savaşmayı öğrenmemiz gerektiğini"hep söylerdi.
Erdoğan Tekin'de yaklaşık bu dönede Pardi köyünde tanıdım. Oldukca genç,yakışıklı,bıyıkları yeni yeni terlemeye başlamıştı. Sürekli okuyan , öğrenen, araştıran kendini geliştiren, zorluklardan asla yakınmayan , zorlukları aşmak için kafa yoran bir yoldaşımızdı. liseli, ateşli bir gençlik militanımızdı. Parti çalışmasına profosyenel katılmak isteğini her zaman iletmiş ailesi İstanbula göç etmesine karşın , o İstanbula gitmeyi red ederek Dersim'de parti çalışmasına ve gerillaya aktif katılmayı seçmişti.Partinin aktif çalışanı ve aday üyesi kabul edildi.
Her iki yoldaşıda yakın zamanda yazmaya başladığım 12 Eylül sonrası dönemi anlatan ikinci kitabım'da daha detaylıca anlatcağım. Burda,12 Eylül askeri faşist diktatörlüğün o döneme kadar tarihinde belkide en yoğun ve kapsamlı oparasyonunu olan 1981 dönemini bütün gerçekliğiyle anlatmaya çalışacağım. Çünkü , Dersim'de yürütülen faşist oparasyonlar bir günlük , bir aylık , üç aylık bir oparasyon değildi. Altı ayı,bir yılı kapsayan askeri faşist zulüm oparasyonuydu.Neler yaşandığını , neler çekildiğini çok az insanımız dile getirmiştir.O dönem Dersim'de ve dağda yaşananlar hala kapsamlı ve gerçekliğiyle yazılmamıştır. Bu anlamda kısa bir anımı anlatarak Veysel ve Erdoğan Tekin yoldaşları yad edeceğim:
12 Eylül 1981 yılı partimiz için hayati bir önem taşıyordu.Faşizmin en yoğun saldırıları altında partimiz ikinci konfaransını yapmıştı.Yeni bir dönemdi.Alınan kararlar doğrultusunda yeniden örgütsel yapılanma,gerilla güçlerimizi ona uygun şekillendirmemiz gerekiyordu . En üstten en alta parti güçlerini değerlendirilerek , yeni orgütsel yapı oluşturuluyordu. Toparlanma,yürütülecek halk savaşında soluklanma,geri çekilme ve , bu geri çekilmede konumlanma çok önemliydi. Ufak tefek sağ ve sol homurdanmalar oluyordu . Esas olan ikinci konfaransın almış olduğu kararlardı. Bu doğrultuda çalışma yürütülüyordu.
12 Eylül 1980 itibarıyla çok yoğun faşist oparasyonlar sürmekteydi. Nisan ve mayıs ayında faşist oparasyon Dersimin dört bir yanında artarak devam ediyordu. Biz oparasyonların fazla sürmeyeceğini , maksumum birkaç ay süreceğini hesaplarken,neredeyse süreklilik gösteren,durmak bilmeyen faşist oparasyonlar katliamlar yaparak devam ediyordu. Bizlerde oparasyonlara parelel tetbirler alıyorduk ama , fazla bir deneyim ve tecrübemiz yoktu. Gerillayı,savaşnayı,konumlanmayı,taktik taaruzları,stratijik duruşumuzu mücadele içerisinde düşe kalka, sınırlı imkanlarımızla öğreniyor,uyguluyorduk. Buna rağmen bizden katkat güçlü ve donanımlı olan faşist diktatörlüğe karşı dağlarda az bir güçle direniyor,savaşıyor,geleceğin umut tohumlarını ekiyorduk.
Dağlarda faşizme karşı direnişte kayıplarımız yok denecek kadar azdı. Partimiz yönetimi konfaransın almış olduğu kararlara uyuyor gözükmesine karşı, pratik yaşamda kendi kararlarına uymaması şehirlerde,metropol de ağır kayıplar almamıza yol açıyordu.Yönetici yoldaşların ezici çoğunluğu buralarda yakalandı . Partinin belirlediği stratijik ve politik hatta çalışarak ana ve temel örgütlenmeye yüklenmediler. Böylece savunu ayrı,duruş ayrıydı. Burda teoriyle pratik uygulamanın uyumsuzluğu açıkca görüldü. Kırları esas alacaksın , ama başı düşmanın en güçlü olduğu şehirlerde konumlandıracaksın ! Özle sözün bir olmayışı bütün çalışmalarda yansıma buldu.Partimizin yenilgi almasına vesile oldular. Şehirlerde alınan darbe çözülmelerle birlikte , oparasyonlar dağlara taşındı. Askeri faşist diktatörlüğün sürekliliği devam eden oparasyonuna, çözülmelerde elde edilen bilgiler doğrultusunda daha yoğunluklu devam edildi.
Çok zor ve ağır dönemlerden geçiyorduk. Bir taraftan oparasyonları atlatmaya çalışıyor,diğer taraftanfaşizmin saldırılarına karşı direniyor,taktik tarruzlarla güçümüz oranında cevap vermeye çalışıyorduk. Ajitasyon , propagandaya yazılı ağırlık veriyor , faşizmin top yökün saldırısına karşı , karşılık vererek mücadelemizi kalıcı kılmaya çalışıyorduk.Günlük ayrı yer ve mekanlarda konumlanarak faşizmin iz sürmesini engellemeye çalışıyorduk. Faşizmin anlatılmaz ağır zulüm koşullarında birgün Bezhat Firik yoldaşın (KareDeresi)köyüne oparasyon olduğu haberi geldi. Biz konumlandığımız alandan köyü görüyorduk.O dönem 60 binin üzerinde faşizmin militarist oparasyon gücü bulunmaktaydı. Parti askeri komitesinde bulunan Kokum yoldaşın yanına birkaç yoldaşı alarak çevreyi kolacan etmesini istenir.Yanına Erdoğan Tekin ve birkaç yoldaşıda alarak harekete geçer ve kısa zamanda geri gelirler ;"Bezhatın yakalandığını ,abisi Ali ekberle birlikte dereye indirildiğini, bölgede çok büyük çaplı oparasyonun sürdüğü" bilgisini verdiler.Uzaktan dürbünle dereyi gözetlediğimizde , kulaksız Binbaşı'nın Bezhat'a işkencesi yaptığını,yaptırdığını gördük.
Hemen devreye Kokum ve Erdoğan girerek ;"Daha ne bekliyoruz hemen saldıralım, gözümüzün önünde yoldaşımıza işkence yapılıyor,öldürecekler, Bezhat yoldaşı kurtarmalıyız, görüyorsunuz fazla bir faşist askeri güçte yok , biz onları yerle bir ederiz "sesler yükseldi. Diğer yoldaşların bir bölümüde aynı görüşte olduğunu söylediler. İlk etapta Kor Osman'da Kokumun "saldıralım"görüşüne katıldı. Ağırlık kazanan saldırı planı yapılırken, Bezhat'ın bulunduğu derede duman ve alev yükselmeye başladı. Dürbünle derede neler olduğunu gözeten yoldaş bir anda bağırarak Kor Osmanın yanına geldi,"Bezhat'ın yakıldığını,mutlaka saldırmamız ,Bezhatı kurtarmamız gerektiğini ",söyledi .Hepimiz saldırı için mevzilendik. Kor Osman birkaç yoldaşla çok kısa görüşma yaptıktan sonra,"saldırıyda hazır olun "talimatını verdi. Tekrar bir gurup yoldaşı etrafı gözetlemek yeni olağan birşeyin oluş almadığını tesbit etmek için gönderdi. Bu arada hangi birim nerde , nasıl mevzilenecek ve saldırıyı başlatacak konumlanmalar belirlendi.
Çevreyi gözeten gurup geri döndüğünde har hallerinde belli oluyorduki,yeni gelişmeler oluyordu. Kor Osmanla kısa bir bilgi alışverişi sonrası,Kor Osmanın yüzünde ciddi bir değişiklik belirdi. Hemen diğer sorumlularıda çağırarak durum değerlendirmesi yapıldı. Karar vermek hem zor , hemde ağır bir sorumluluk gerektiriyordu. Kokum yoldaş , "ne pahsına olursa olsun saldırı yapmalıyız ,saldırı kararından vaz geçilmemesi gerektiği" üzerinde ısrar ediyordu. Kor Osman herşeyi iyi hesaplamalıydı,bu var olma veya toptan yok olmayıda beraberinde getirebilirdi. Duyguyla,öfkeyle hareket edilecekse bir anlık duygumuzla düşmana saldırabilirdik. O saldırı eyleminde başarılı çıkmamız zor olsada,zaferde elde etmiş olabilirdik. Tersine hiçbir başarı ve düşmana kayıp verdirmeden telafisi mümkün olmayan ağır bir yenilgide alabilirdik. Düşman bizim yerimizitesbite ve toplu imha etmek için Bezhat yoldaşı ateşlere atarak yakıyordu,gözlerini dağlıyordu. Bezhat'tan gerillanın kaldığı sığınak ve alan isteniyordu. Bunu bilen Bezhat ateşlere atılmayı,gözlerinin dağlanmasını, öldürülmeyi göze alıyor , yerini bildiği yoldaşlarının söylemiyordu. Çılgına dönen eli kanlı faşist Binbaşı Bezhat yoldaşı katlediyordu.
Bütün bu gelişmeleri hesaba katan Kor Osman gözlerinin önünde yaşanan bu katliamın acısını yoldaşlarına seslenerek"yüreklerine gömmelerini,saldırı kararından vazgeçildiğini açıklar. Otuz'a yakın gerillanın hepsi üzgün , sessiz ve şaşkındır. Kor Osman saldırıyı durdurma gerekçelerini açıklar , çoğunluk ikna olur. Buna rağmen Kokum yoldaş "saldırı" kararında ısrar eder ,"saldırı kararından vazgeçmenin oportünistlik" olduğunda ısrar eder,"karara uymayacağını" açıklar.Kokumun itirazına Erdoğan ve birkaç yoldaş daha katılırlar.. Sert süren tartışma disipline uyma kararıyla son bulur.Ama Kokum yoldaş ,bir haftaya takın kimseyle konuşmaz,Kor Osmana küser...
Burada yaşadığımız bu olay, yaşayanlarca unutulmaz bir tranvaydır bizde.Hala yaşadığımız bu acılarla hesaplaşmak istiyorsak,doğruluğunu ve yanlışlığını sorgulamaya çalışıyorsak en insani değerleri yüreğimizde taşıdığımızdandır.
Aradan çok zaman geçmeden,sınıf mücadelesi derlenip toparlanmamızı emrediyordu. Bu süre içerisinde partimiz ağır darbeler almıştı. Dağda ise gerilla tektük kayıplar hariç ana gövdesini,güçünü korumaktaydı. Faşizmin bir yılı aşkın süren oparasyonları kırda esasta boşa çıkarılmıştı. Süleyman yoldaş katledilmişti. Faşizmin saldırılarını teşir eden ajitasyon , propaganda çalışmaları moralimiz açısından olmazsa olmazdı. Bezhat ve Süleyman yoldaşların katlini teşhir eden bildirileri dağıtmak, partimizin bağlantıların yeniden sağlamak için Kokum ve Erdoğan yoldaşlar görevlendirilmişti. Gittikleri köylerde kalmamaları gerekirken ,"birşey olmaz,bir akşam kalmaktan"mantığıyla ,5 Aralık akşamı Hülükuşağı köyünde konaklarlar.Yapılan ihbar sonucu ,Hülük uşağı'na faşizmin ordusu baskın düzenler. Hülük uşağına girişte ikinci evde konaklarlar. Köy sarılır , oparasyo u fark eden Kokum ve Erdoğan yoldaşlar faşizmin ordusuyla geleneğimizde bize miras olan nasıl savaşılırsa öyle bir mevzilenme savunma hazırlığı yaparak beklemeye koyulurlar . Oparasyonu yöneten başçavuş ve beraberindekiler yoldaşların bulunduğu eve baskın düzenlerler. Ancak beklemedikleri bir gerilla direnişiyle karşılaşırlar. İlk etapta Başçavuş ve bir asker saf dışı kalır . Durmaksızın harekete geçen Kokum ve Erdoğan yoldaşlar çatışarak çemberi yararlar. Kendilerinden yüz kat bir güce sahip olan faşizm çil yavrusu gibi dağılır . Parti ve devrim marşları söyleyerek çatışmayı sürdüren ve çember dışına çıkan yoldaşlardan ilk vurulan Erdoğan yoldaş olur, sırtından aldığı kurşunlarla devrim kervanına katıldı. Kokum yoldaş durmaksızın çatışmayı sürdürür . Elindeki G 1 silahının kabzası kurşun alarak darbelenir işlevsiz hale gelir . Bunu gören faşizmin ordusu yoldaşımızın yanına yaklaşamasada,uzaktan yüzlerce,binlerce mermi sıkarak yoldaşımız KOKUM'U KATLEDERLER..
Derler ya, acı haber tez ulaşırmış , aynı gün yoldaşlarımızın çatışarak devrim kervanına katıldıklarını öğrenmiş olduk. Bulunduğumuz alanda harekete geçilerek tedbirler alınmaya çalışıldı. Üzgündük,öfkeli ve sitemkardık.Çünkü, bir yılı aşkın zaman devam eden askeri faşist oparasyonlarda hatırı sayılır bir darbe almamıştık .Oparasyonlar bitmişti tamda yeniden toparlanacağımız bir zamanda ihmalkarlık ve düşmanı küçümsediğimizden dolayı darbe alıyorduk . Bizi yaralayan, üzende böylesi aci kayıplar vermemizdi.Düşmanı hiçbir zaman küçümsemeyeceksin,ona uygun tedbir ve güvenliğini alacaksın, bu her zaman taktik olarak akılda tutmamız gereken bir ilkedir. Faşizmi yenmenin yolu uzun soluklu yol olduğu bilinciyle hareket ederek hatalardan ders çıkarılacaktı. Hülükuşağında Askeri faşist diktatörlüğe karşı silah elde savaşarak toprağa düşenler onurumuzdur.Bağımsızlık,özgürlük,ve komünizm için şehit düşenler mücadelemizde yaşıyacak ve unutulmayacaklardır.
Hasan Aksu
Son Haberler
Sayfalar
Şehrin Işıkları
Şehrin gri havasından akşamın karanlığına yürüyorken, herkes, bir telaşla kaçan trenin arkasından koşar gibi, tempoyla, koşturuyor. Şehir o kadar hızlı akıyor ki; insanlar zamanın ve süreçlerinde aynı hızda aktığını zannediyor. Elleriyle dokundukları, gördükleri ve duydukları her şey bir sonraki gün biçim değiştiriyor, aldıkları kokular değişiyor. Gazeteler bir gün önce yazdıklarını ertesi gün hatırlatamıyorlar bile.
Kimliksizlik kimlik olmuş! Tahir Canan
Star Gazetesi İnternete yönelik baskıları savunmak için basın ahlak kurallarını hiçe sayarak basın yasasını hiç görmeyerek dilde kemik yok misali İnternet sansürüne karşı çıkanları porno savunmakla suçlamış. Kendi ilkesizliğini de ilke olarak lansa etmiş. Deyim yerinde ise ilkesizlik ilke olmuş, kimliksizlik de kimlik yerine geçmiş. Yalan dolanla hükümeti” yalama “ yalakalığı erdeme dönüşmüş! Halkı kandırmayı da meslek etmişler. Bunun adına da Gazetecilik denmiş! Gazeteciliğin kamusal görevini hükumetin, devletin ululuğu altına gömmeyi” meslek ilkesi” kabul etmişler.
Yüce bir ölüm!/Agop Ekmekciyan
24 Ocak 1988 yılında İstanbul Emniyet Müdürlüğü I.Şube polisleri tarafından boş bir arsada kurşuna dizilerek öldürüldüğü vakit Manuel Demir henüz 25 yaşındaydı. Genç yaşında ,inandığı dava uğruna düşüncelerinden taviz vermeyen,onurlu duruşu ile cellatları çılgına çeviren Manuel Demir hunharca öldürüldü. Faşizmin azgınca terör estirdiği yıllarda tüm hak ve özgürlüklerin rafa kaldırıldığı,yurtsever,devrimci,komünistlerin hapishanelere atıldığı 12 Eylül faşizminin kol gezdiği şartlarda devrimci mücadeleye ara vermeden,,çekinmeden devam etti.
Gezi/ Kızılay/ Gündoğdu (vd’leri) için 11 not/ Temel Demirer
normal tarihsel koşuldur.”[1]
i) Gezi/ Kızılay/ Gündoğdu (vd’leri) güzergâhı, “devrimin güncelliği” fikrine veda etmeyenler için şaşırtıcı olmadığı gibi, “beklenilmeyen” de değildi…
Bu bağlamda Kaan Arslanoğlu’nun, “Bu memleket adam olmaz”, “insanların üzerinde ölü toprağı var”, “insan doğuştan/genetik olarak itaatkârdır,”[2] türünden zırvalarını yerle yeksan eden Haziran Başkaldırısı, tarihsel bir yanıt oldu.
Akademisyen sorumlulugu /Sibel Özbudun
“En büyük bilgelik kendine egemen olabilmektir.”[2]
1. Entelektüel üretimin akademiye ve belli şablonlara sığdırılmaya çalışıldığı günümüzde, sizce akademi dışında entelektüel bir üretim zeminin oluşturulma imkânları nelerdir? Bu bağlamda Özgür Üniversite deneyimini nasıl değerlendirirsiniz?
Benzeşen Toplumları Talilde Unutulanlar / Ergün Aslan
Teori proletarya köylünün yaşamsal mücadelesinin devrimcide akademik olarak dile gelişidir.
Konuya girmeden önce,
Kapitalizmin.., işverenin.. karşısında proletarya köylü olmanın nasıl bir şey demek olduğunu unuttuysan ...
Bu tuzsuz baharatsız sosyo - ekonomik yapı neymiş ya.
Her şeye deva.
Ülkenin sosyo-ekonomik yapısını, inşasını mı talil edecen; Katma işin içine sömürgeciliği..., sosyo - ekonomik yapının sınıflar yüzerinde yol açtığı karekterliği.... tamam.
Umreye Giden Düşkünler/ Erdal Yıldırım
Gündemde AKP iktidarı Kültür Bakanlığınca organize edilen 100 Alevi kökenli ‘dede’nin önce Necef’e, Kerbelâ’ya ve sonra da umreye götürülmesi olayı var. Ve (ben de dahil) bir çok yazar çizer, kanaat önderi, kurum yöneticisi günlerdir bu konuda, konuşuyor, yazıp çiziyor ve ülkenin başkaca bunca önemli yaşamsal sorunuları varken, bu konu gündemde önemli bir yer tutuyor.
On yıl mı beş yıl mı bu ne demektir?
AKP’nin başı Başbakan mahpusların uzun yargılama süresini kısaltacağını açıkladı! Herhalde bravo dememizi bekliyorlar. Ne diyelim ülkemizin kara mizahı böyle oluşmakta. Ülkeyi öyle ki yazboz tahtasına çevirdiler ki. Bu zevatlar ne yaptıklarını biliyorlar mı? Yoksa, bizlerle dalga mı geçiyorlar? Sanki on yıldır bu iktidarda olan, bu yasal düzenlemeleri yapan kendileri değilmiş de başka biri imiş gibi ortalığa çıkıp ne iyi düzenleme yapacaklarını ballandıra ballandıra anlatıp duruyorlar.
Abdullah Öcalan,Hatip Dicle ve “Kapitalist Modernite”’
Time dergisinin her yıl açıkladığı “Dünyanın En Etkili 100 Kişisi” listesinin 2013 versiyonunda Ortadoğu’dan sadece iki liderin adı vardı: Abdullah Öcalan ve Fethullah Gülen.Liderliğini esaret koşullarında sürdürmesiyse Abdullah Öcalan’ın çok özel durumuna işaret ediyor.Tam anlamıyla bıçak sırtında yapılan bir politika üretiminden bahsediyoruz.Bu politika üretimine ilişkin tartışmalar Öcalan’ın bir komployla 15 Şubat 1999’da TC’ye tesliminden ve takip eden sorgu aşamasındakı performansından itibaren hiç durmadı.Öcalan’ın özeleştiri vererek önünü kesmediği bu tartışmalar başta PKK dü
Mültecilik ve düşünce üretimi
Türkiye Devrimci Hareketi (TDH) içinde eskiden beri “mülteciliğe” bir kızgınlık ve yabancılaşma vardır. Özellikle “mülteci” devrimcilere iyi gözle bakılmaz. Bunun TDH’ne, “kötü” olarak yansıması TKP’nin mülteciliğinden kaynaklanıyor. TKP önderleri,,, ülkedeki baskı koşularından dolayı uzun bir süre yurtdışında (o zamanki adıyla Sovyet bloku ülkelerinde) yaşamak zorunda kalmaları, 1970’lerden sonraki devrimci kuşak içinde, “lanetlenen” bir durum oldu.