Coronavirüs'ün Ekonomi-Politiği.! Sait Oral Uyan
Birçok ölümcül virüsün çıktığı coğrafyadan(*) mutasyona uğramış bir virüs daha çıktı: “COVID-19” diğer adıyla YENİ KORONAVİRÜS. Bu yeni ölümcül virüsün –şimdilik- öldürme oranı % 3 civarında. Mutasyona uğrayan bu virüsün, SARS ve MERS virüslerinin birleşmesi sonucu ortaya çıktığını söylüyor bilim insanları. Yine bilim insanları SARS virüsünün % 10, MERS virüsünün ise % 35 oranında öldürme yüzdesine sahip olduğunu bilimsel verilerle insanlığın önüne koyuyor.
Şu anki genel tanı: “…bugün itibariyle elimizde olan epidemiyolojik verilere ve on binlerce vakaya göre, enfeksiyon, vakaların %80-90’ında hafif/orta semptomlar (grip benzeri) gösteriyor. Vakaların %10-15’inde ise akciğer iltihabı ihtimali mevcut ama bu da vakaların çoğunda tehlikesiz bir seyir izlemektedir. Hastaların sadece %4’ünün yoğun bakımda tedavi görmesi gerektiğini tahmin ediyoruz…”(**)
Hal böyleyken başta dünyanın en kirli 3. Büyük Endüstrisi olan İLAÇ ENDÜSTRİSİ ve onun baş temsilcisi Dünya Sağlık Örgütü (D.S.Ö.) ve dahi A.B.D. dünyaya adeta panik enjekte ederek, Çin üzerinde psiko-ekonomik baskı kurmayı amaçlarken. Çin’in Wuhan eyaletinde ortaya çıkan COVID-19 için, ilk olarak, Amerika Birleşik Devletleri Çin’e yardıma hazır olduklarını deklare ederken DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ de bir yandan ihtiyatlı açıklamalar yaparken, diğer yandan da aşama aşama GLOBAL ALGI yaratmayı başarıyordu.
Neydi bu GLOBAL ALGI?
Bilinmezlik korkusu..Panik..Ölüm..Hijyen ve Gıda Maddelerinde çılgınlık derecesinde stok telaşı. Bütün bunlarda, MEDYA eliyle, başarılı oldu /olmaya da devam ediyor. Komplo teorileri üretmeye gerek yok. Bu virüsün emperyalist tekeller tarafından insanlara bulaştırıldığını bunun üzerinden politikalar üretildiğini söyleyerek ucuz-basit yaklaşımlarda bulunmanın mantığı da yok. Ancak şunu asla unutmamak gerekir: 1980’li yıllardan başlayarak kriz yönetmeyi ve yönettiği krizden kar ederek çıkmayı başarmayı öğrendi emperyalizm. Aynı zamanda hiç beklemediği kadar da toplumsal muhalefeti dizginleme, sisteme karşı gelişecek enerjiyi yalnızlaştırarak eve kapatma “fırsat”ını yarattı.
Ancak ne var ki öncül planı olan Çin’in ekonomik olarak gerilemesini sağlamakken Çin emperyalizmi, (adına ne dersek diyelim: ister kendiliğinden çıkan ve mutasyona uğrayarak ölümcül olan virüs diyelim, ister biyolojik saldırı diyelim, isterse de “Kirli İlaç Endüstrisi”nin spekülatif sermayeyle sanayi sermayesi arasındaki mesafeyi kapatma operasyonu diyelim…) aleyhine estirilen bu ölüm rüzgarını tersine çevirmeyi başardı gibi. On gün gibi kısa sürede olaya hakimiyetini ortaya koydu. Yaptığı karantina hastanelerini şimdilerde kapatmaya başladı. Ülke geneline yayılmasını engelledi ve hatta geriletti. Öyle ki Wuhan kentine uyguladığı kısıtlamaları gevşetmeye başladı. Fakat bunu fırsata çevirmeye çalışan diğer emperyalistlere de karşı hamle yaparak dünyaya yayılmasına engel olmadı.
“DOĞUDA YAPRAK KIPIRDASA BATIDA FIRTINA KOPAR.!”
Biraz gerilere gittiğimizde önümüze konulan tablonun tamamını görebiliriz. 19.y.yıl başından sonuna kadar dünya ekonomisinin motor gücü ve dahi dünyanın en güçlü ekonomisi Çin iken 20.y.yıla doğru gelindiğinde Çin gerilemeye başlıyor ve A.B.D. öne çıkıyordu. Bu öne çıkma ve dünyanın en büyük ekonomisine sahip olma 21.y.yılın ilk çeyreğinde sarsılmaya başladı. 2000 yılında Çin büyüme hızını %10’a çıkardığını açıklaması bile başta A.B.D. olmak üzere batı emperyalizmini de korkutmaya yetti. %10’luk büyümeyle başlayan ve on yıl gibi kısa zamanda yüz yıllık açığı kapatıp, Dolar üzerindeki hakimiyetini korumaya devam ediyor. Son on yılda büyüme hızını %8’e, şimdilerde ise % 6’ya çekerek büyümeye devam ettiği sırada bu virüsün ortaya çıkması kendi doğal mecrasında seyrederken A.B.D.’nin ve D.S.Ö.’nün bunu fırsata çevirmeye çalışması, dünya için, kaçınılmaz sonu hazırladı. Bunun artçı sarsıntıları ise daha büyük ekonomik yıkımları beraberinde getirecek gibi görünüyor.
Burada Wuhan eyaletine de biraz bakmakta yarar var: Toplam 11-14 milyon arası nüfusa sahip olan Vuhan kenti neden öne çıkıyor?
1) Ucuz emek gücü
2) Kırsal kesimden kente sürekli göç,
3) Sanayileşmenin en yoğun olduğu kentlerden biri olması,
4) Sanayileşme hamlesini milli gelirin % 40’ına çekerek başladığı kent olması,
5) Kırsal kesime yatırımı azaltarak sürekli kent nüfusunu artırıldığı kent olması…kente olan ilgiyi ortaya koymaya yeterli görünüyor.
Sıralanan bu maddeler aslında değişen yaşamın beslenme üzerindeki olumsuz yansımasıdır da aynı zamanda. Mutasyona uğrayan virüs burada zemin bulup yayılınca da içine girdiğimiz sonucu yaşamaya başladık. Tüm bunlar yaşanmaya devam ederken, sistem yöneticilerinden ikinci bir hamle geldi. Tüm dünyada demokratik kazanımların tek tek geri alındığı, toptan yalıtılmış ortamlar yaratıldığı ve tam da OHAL yasalarının sorunsuz bir şekilde hayata geçirildiği bir atmosfer yaratıldı. Yukarıda yazılanı tekrar etmekte yarar var: hiç beklemediği kadar da toplumsal muhalefeti dizginleme, sisteme karşı gelişecek enerjiyi yalnızlaştırarak eve kapatma “fırsat”ını yarattı.
Karşı tarafta yaşanılan kapışmayı “FİLLER TEPİNİR..ÇİMENLER EZİLİR.!” deyimiyle açıklamak sanırım yerinde olacaktır. Ancak aynı zamanda da küresel devrimci durum tüm yakıcılığıyla kendini gösteriyor. Emperyalist-Kapitalist sistemin böylesi zamanlarda bağışıklık sistemi yıkılmaya elverişli bir hal alır. Geniş emekçi yoksul yığınlara ölüm-yıkım yaratan süreç, biriken-patlamaya hazır enerjiye doğru bir fitil (fünye) yön verdiğinde bu biriken enerji. süreci yaratanların elinde patlayacaktır. Bu da hasta olan Emperyalist-Kapitalist sistemin bağışıklık sisteminin çökmesi demek olacaktır.
11 Mart 2020
S.Oral UYAN
(*) Ölümcül virüslerin fay hattı: Afrika-Asya-Amerika’nın bir bölümü
(**) İtalya Ulusal Araştırma Konseyi’nin (NRC) açıklamasından alınmıştır.
Son Haberler
Sayfalar
Zor Yıllarda "Aydın olmak"
“Ne kadar nahoş olsa da,olguları açıkça görmek,adlı adınca çağırmak, …doğruyu söylemek zorundayız.”[1]
“12 Eylül 1980 sonrası sosyalist mücadelede sosyalist aydınlar” konulu bir yazıyı kaleme almak “zor”; dahası, zor olduğu kadarıyla hüzünlü.
Bizi bırakıp giden(lerden) biri bağlamında bana; Maksim Gorki’nin, “İnsan, ne onurlu sözcük”; Bertolt Brecht’in, “İnsan olmak büyük bir şeydir”; Anton Çehov’un, “İnsanlar inandıklarıdır,” sözlerini anımsatan Ata Soyer’e dair;[2] yazmak daha da “zor” bir iş...
Sayın Gizli Tanık ve Tanıklarıma: Lütfen Kendinizi deşifre Edin!
Yusuf KÖSE
Devrimci yaşama başlayıp biraz “sivirilince”, hakkımda da bir çok şeyler yazılıp çizilmeye başladı. Ancak, bunlar, genellikle burjuva devlet ya da bunların uzantıları aracılığıyla kamuoyuna sunuldu. Ve hala sunulmaya devam ediyor. Bir kısmı gerçekten karşı-devrimin direkt uzantıları, bir kısmı da bilmeyerek onlara hizmet eden “bir tas çorbacılar.”
Bahar geldiğinde filizlenecek olan Çiçek
Saat sabaha doğru yol alıyor, köpekler havlıyor dışarıda, hoparlörden Mehmet koçun sesi geliyor, elimde Sefagül Arslan’ın kitapları, gerillanın kaleminden kelimeler ısıtıyor soğuk odayı. Düşüncelere dalıyorum. İlkel komünal toplumda ava çıkıyorum. Analarımla topluyorum yiyecekleri. Mağaradan mağaraya koşuyorum. Aç kurtlar günümüzün korkusu, beterinden geçiyorum. sana yaklaştıkça azalıyor korkularım. Daha da azalacak korkularımız zaman denen tünelde, dün bugün ve yarın denen tarihsel ilerleyişinde.
Alamut Kartal Yuvasıdır
Bundan yaklaşık bin yıl önce Selçuklu veziri Nizamülmülk, “Bunlar duvarların arkasında, memleketin kötülüğünü isteyerek karışıklık çıkarrnaya çalışırlar.” (Aktaran, Faik Bulut. Hasan Sabbah Gerçeği) demişti. Bu sözlerin muhatabı, Büyük Selçuklu İmparatorluğunun baskısı altında açlık ve yoksulluk içinde yaşayanlara eşitlik-adil bir toplum için umut olan, ezilenler üzerinde gerçekleşen sınıf ve inanç baskısı karşısında başkaldıran, Nizari İsmailliğinin kurucusu Hasan Sabbah’dı.
Kılıçdaroğlu Alevileri mi temsil ediyor? —Ergin Doğru
CHP’nin Alevilerin temsilcisi olduğu iddiası, cumhuriyet tarihi boyunca sürdürülen aldatmacıdır. Alevilerin CHP ile ilişkisi sorgulanması ve tarihsel gerçeklerin sosyolojik olarak irdelenmesini gerektiriyor.
Gerici sistemlerin Sünni baskı politikalarına karşı sürekli olarak dışlanmış ve baskılanmışları temsil eden Alevilerin, cumhuriyete yaklaşımı baskılanmış toplum psikoloji ile olmuştur. Gerici baskılardan bunalan Alevilerin, kendilerine taktiksel olarak yaklaşan cumhuriyet yönetiminin riyakarlığını anlayabildiğini söylemek çok mümkün değildir.
Adı aşk olsun
Faruk Eskioğlu, bu kitapta yurtdışında yaşayan göçmenlerin memleket ve sıla özlemlerini tarihsel olaylarla harmanlayarak okuyucuya sunmuş. Faruk Eskioğlu, yazarlık yetisiyle gazetecilik gözlemlerini bütünleştirmiş, dişiyle tırnağıyla uğraşarak bulunduğu yerden hayata seslenmiş gazeteci bir dostumuzdur. Kendi deyimiyle bu kitap: ”Gurbetçilik, sürgünlük, kişinin dişiyle tırnağıyla, etiyle ayakta kalma savaşıdır.” Belki de bu tanımlama hayatın yeniden üretilmesi için uğraşan insanların dur-durak bilmeden bulundukları yerlerde çalışarak var-olma savaşını bizlere anlatmış.
Çiğdem Diren Sarısülük;Sevgide Yoldaş olabilmek
Tüm Yoldaş kalabilenlere !
Sevgiyi, sensizlikte yaşamak öylesine zor ki güzel yürekli dost. Zamanı mıydı bu zamansız yolculuğun? Tüm güzellikleri onurluca yaşamayı, en güzel şeyleri hiç ummadığımız zamanlarda yapardın, yaparken de kıskandırırdın bizi.
Ya bu sefer ne demeli...
Hrant Dink’in Katline 2015 Perspektifinden Bakmak
Başlıklı Yuvarlak Masa Toplantısı (18 Ocak 2014, Alba Oteli, Ankara)
12.05 Moderatör Sibel Özbudun’un Hoşgeldiniz Konuşması.
İnsanı faşist kılan nedir? Ergün Aslan
Ya.. niye kullanmadığımız bilgilerimiz körelmek zorunda ya..
Haftanın son dört günü neydi?
Ne güzelde ara sıra olsa da göçmen işçi mi yoksa yerel işçi mi daha köylü olduğunu karıştırıyor olsam da kolektifliğin sözcülüğünü, tabanlığını kaptırmayan her göçmenle kolektiflikteki göçmenlerin yol açtığı gettolaşmayı değil de kolektifliğe hiç uğramayan yerel halkın kolektifte yol açtığı gettolaşmanın yarattığı sorunları tartışıyorduk.Ama şimdi...