Cumartesi Ekim 31, 2026

Çelişkilerden faydalanabilmek doğru konumlanmayı gerektirir!

İçinden geçtiğimiz süreci doğru anlayabilmek için pek çok gelişmeyi bir arada değerlendirmemiz gerekmektedir. Ortadoğu'daki değişimler, Kürt ulusal hareketinin gelişim seyri, egemen kliklerin arasındaki çelişkiler, ezilenlerin durumu, devrimci hareketler... Bunlar ilk akla gelen başlıklardır. Sonuç olarak süreç, birçok çelişkiyi barındırdığı oranda ezilenler için fırsatlar da yaratmaktadır. Fakat bu fırsatlardan yararlanabilmek süreci doğru analiz edebilmeyi ve doğru bir ideolojik-politik ve örgütsel konumlanışı gerektirir. Burjuva ideolojisinin/politikasının içinde kalınarak ezilenler adına zafere götürücü kazanımlar elde etmek mümkün değildir.

2015 Temmuz’unda başta Kürt hareketi olmak üzere ezilenlerin çeşitli bölüklerine yönelik başlayan saldırılar tüm şiddetiyle sürerken 15 Temmuz yaşandı. 15 Temmuz darbe girişimiyle aldığı darbelerle ciddi bir sendeleme yaşayan iktidar partisi AKP, mevcut tabanını milliyetçi-şovenist ve dinci söylemlerle daha fazla konsolide ederek egemenler arası çatışmada önemli bir avantaj elde etti. Kısa bir süre içinde devletin kritik noktalarını ele geçirdi. İlan edilen OHAL ile kendi yasalarını dahi bağlayıcı olan tüm esaslarından sıyrıldı. Devletin içinde tasfiyecilerle yerini sağlamlaştırırken ekonomik olarak müsadere yöntemini kullanarak önemli ölçüde kendisini ve yandaşlarını palazlandırdı. Devletin yeniden restorasyonunu hedefleyen ve kendisi dışındaki egemen kliklerin hareket alanını daraltan, Başkanlık sistemini açık hileyle kabul ettirdi.

Cumhuriyet kurulduğundan beri, hükümette olup olmamasından bağımsız olarak devlet içinde sahip olduğu kurumsal gücüyle hegemonik klik olan CHP ise hiç olmadığı kadar güç kaybettiği bir döneme girdi. CHP'yi ayakta ve birarada tutan Kemalist ideoloji hızlı bir aşınma süreci içine girdi. Ve bu durumdan kurtulmak için böyle bir kapasitesi hiç olmadığı halde AKP karşıtlığı üzerinden MHP'den ayrılanlardan SP'lilere ve çeşitli “sol” kesimlere yönelik söylemler geliştirmeye başladı. Kendisine “hayır”a oy veren kesimlere önderlik yapma görevi biçip ve bu kapsamda görüşmeler vb. yaptı. CHP'nin bu girişimlerinin MHP ve SP'liler ve burjuva parti ve çevreler içinde sonuç verip vermeyeceği kendi iç çelişkilerine bağlıdır. Fakat asıl sorun Türkiye'de kendine “sol, “sosyalist” veya “komünist” diyen bazı kesimlerin CHP ve onun ideolojisi Kemalizm'den bir türlü kopuşamamasıdır. Bu devleti kurucu kliği ve çelik çekirdek ordu aracılığıyla yaklaşık bir asırdır devleti yöneten birçok katliamın sorumlusu olan, Kürt ulusunu yok sayan, işçi ve emekçilere yönelik sömürü politikalarının sahibi olan egemen sınıfın bu kliği nasıl olur da “sol”cu olduğunu söyleyenler üzerinde etkide bulunmaya devam eder?

Türkiye’de burjuva ideolojisinin ana çizgilerinden biri olan Kemalizm’le aynı düzlemde buluşabilir, bunu sahiplenip söylemlerini, amacını bunun üzerinden tarifleyebilir? CHP ile “sol”un bir türlü kopuşamaması yeni ortaya çıkan veya sadece bugünün sorunu değildir. TKP'nin Mustafa Suphiler sonrası izlediği tarihsel ilerlemeci çizginin bir sonucu olarak solun gündemini hep meşgul etmiştir. Kaypakkaya başta Kemalizm ve Kürt sorunu olmak üzere bu çizgiye önemli bir darbe vurduysa da varlığını bazen güçlenerek bazen zayıflayarak sürdürmektedir.

“Devrimci bir cumhuriyet!”

“Türkiye'nin kurtuluşu için devrimci bir cumhuriyet için, yeni bir sol atılım için buluşuyoruz”, şiarıyla HTKP tarafından yapılan etkinlikte “Devrimci bir cumhuriyet kavgası”nın çağrısı yapılıyor. HTKP (ya da TKP) genel başkanı Erkan Baş konuşmasında şunları söylüyor; “Bugün Cumhuriyetçi kuvvetler bir yol ayrımındadır. Ya iktidarın, rejimin muhalefeti olarak konum alınacak, ya da düzeni tam boy karşısına alacak devrimci bir cumhuriyetçi damar kuvvetlenecek. Saray rejimini yıkmanın ilk şartı, cumhuriyetçi güçler içinde devrimci damarı kuvvetlendirmektir... (Bunun için; bn) Türkiye'nin tüm ilerici kuvvetlerine, emekçi halkımıza bir çağrı yapıyoruz.” (5.06.2017, Cumhuriyet)

Kendilerini burjuvazinin rejimine ait görmelerinin sonucu olarak “cumhuriyetçi kuvvetler” içinde tanımlayan, adında komünist olan bir partinin başkanının konuşmaları bunlar. Hedefleri ise cumhuriyetçi olmayan AKP/Saray rejimidir.

Kimlerle birlikte? “Tüm ilerici kuvvetlerle” birlikte! Bu ilerici kuvvetlerin sanırız henüz ayrışım yaşamadan önce yaptıkları 11. Kongre kararlarında sıraladıkları doktor, mühendis, öğretmen gibi eğitimli ve kalifiye emekçiler, sanatçı ve bilim insanları gibi aydın kesimler, öğrenci gençlik yani orta sınıf olduğunu ve bunların seküler bir yaşamı benimsemiş, aydınlanmacılığı savunan kesimler olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

TKP'nin bu teorisi yeni değildir. İçinde yaşanan kopuşmalara, dönem dönem başta Kürt meselesi olmak üzere daha ileri noktalarda konumlanabilmelerine rağmen dönüp dolaşıp burjuvazinin ideolojisi ve politikasına yedeklendiklerini görüyoruz. Onlara göre emekçi hareketi de devrimci olabilmesi için kendini seküler bir perspektifle tanımlamalıdır. Kürt hareketi de kadın hareketi de... Bu konuşmalar sanki ’90 öncesinden gelir gibidir. “Arkadaş önce kara kuvvetlerle hesaplaşalım” diyen ses kendini şu anda yeni duruma uydurmuştur. Şeyh Sait, Zilan, Ağrı isyanlarını gerici, feodal kara kuvvetlerin isyanları olarak görüp yine “cumhuriyetçi kuvvetler” devleti sarmış durumda. Ve bunun karşısında yine “cumhuriyetçi kuvvetler olarak” ve önüne “devrimci” sıfatı konmuş bir “cumhuriyet” için aynı saflaşmaya çağırıyorlar.

TKP geleneği o günlerden bugüne duruşunu sınıfsal zemin üzerinden değil ilericilik/gericilik üzerinden yaptığından burjuvazinin bir kliği peşinden sürüklenip durmuştur. Bir komünist açısından Kemalizm’le simgelenen ve ilkeleri arasında “milliyetçilik”, “devletçilik” olan bir cumhuriyetin gidip yerine İslamcılıkla simgelenen başka bir milliyetçi devletçi kliğin gelmesi nasıl bir nitelik farkı oluşturur? Meseleyi her türlü burjuva cumhuriyetin gitmesi olarak koyabilmeleri zaten kendini “cumhuriyetçi kuvvet” olarak görenler için mümkün değildir. Burada TKP her zamanki hatasına tam da sınıfsal duruşu dolayısıyla düşmüştür. Aydınlanmacılığa özsel bir ilerilik, dine de özsel bir gerilik yüklemiştir. Bu durum, burjuvaziyle yan yana durmayı, aynı ideolojiden, politik zeminden beslenmeyi getirmektedir.

TKP'nin yaşadığı bu handikap sadece ona ait değildir. Marksizm’in uluslararası çizgisinde de bu tarihsel ilerlemeci yaklaşım çok önemli bir ağırlığa sahip olmuştur. “Burjuvazinin üretici güçleri geliştirecek olması” dolayısıyla ona devrimci rol biçilmesi ideoloji ve politikada onun peşinden sürüklenmeyi getirmiştir birçok kesim açısından. Türkiye'de de bu görevi üstlenenler olarak Kemalistlerin görülmesi, onlara yedeklenme sorununu hep ortaya çıkarmıştır ve egemen klikler arasındaki çelişkide gönül rahatlığıyla CHP'nin ideolojik/politik evrenine girilmiştir. Aslında TKP'nin girdiği bu yola en büyük darbeyi kesin ve köklü bir şekilde Kaypakkaya vurmuştur. Hem ezilen-ezen hareketlerini “ilerici-gerici”lik üzerinden değil tamamen sınıfsal konumlanmayla belirlemesiyle hem de “komünistler iki gerici klikten birini tercih etmez” belirlemesiyle...

Ezilenlerle buluşmak zorunludur!

Ezilenlerin dünya genelindeki isyanlarında cihadçı örgütlerin sayısının artması, bu ilericilik-gericilik ayrımına her zamankinden fazla kan-can taşımaktadır. Komünistlerin bu ayrımın tuzağına düşmemesinin pratik tek yolu, bu eksen üzerinden kutuplaştırılmak istenen emekçilerin arasına mezhep, din, dil ayrımı yapmadan gitmeleridir. Sadece “AKP/Saray rejimine” karşı değil kuruluşundan bugüne halkları sömüren, Kürt ulusa yönelik imha ve inkar siyasetinden hiçbir zaman vazgeçmeyen Kemalist “CHP” kliğine ve topyekün bu devlete karşı mücadeleyi yükseltmenin yollarını bulmaktır. “Cumhuriyetçi güçler içinde devrimci damarı güçlendirmek” gibi şaşalı ifadelerin götürdüğü ve götüreceği yer her zaman bu ülkede egemen sınıflardan birine yedeklenmek olacaktır. 

46178

Varlığımız direniştir… Nubar OZANYAN

Düşman yaratarak açlığı-yoksulluğu unutturmaya çalışan İttihatçı-Kemalist R.T.Erdoğan, geleneksel Türk devlet aklına göre düşünüyor ve hareket ediyor. Yaptıkları katliamdan, işledikleri suçlardan pişmanlık duymayan Türk devlet aklı, her daim katliama ve işgale, soygun ve gaspa çalışır. Fetihçi atalarını ve İttihatçı Enver-Talat paşaları örnek alan R.T.Erdoğan, baş komutanı Mustafa Kemal’e de laf söyletmez. Ait olduğu ulus ve sınıfa uygun konumlanan ve onların çıkarlarına göre plan ve hesap yapan R.T.Erdoğan’dan elbette insanlığa ait bir düşünüş ve davranış beklenemez/ beklenmemeli.

Kapitalizm Ehlileşir Mi? -3

Emperyalist Dünya Ekonomik Formu’ndan Liberal Beklentiler

Liberallerin ve kendine sol diyen “sol” liberallerin burjuvazinin “demokrat” görünümlü, ama özünde ise uluslarrası tekelerin sözcülerinden beklentileri ve umutları var.

Dijital Dünya Ekonomik Formu (DEF) 21-29 Ocak tarihleri arasında yapıldı. Ancak bu kez dijital yapıldı. Sloganları: “Anlaşmazlık çağından işbirliği çağına” idi.

Patent halk sağlığını tehdit ediyor…(İsmail Cem Özkan)

Aşı konusunda yazı yazarken çok araştırıp, ince ince bilgileri süzdükten sonra yazmaya özen gösterdim, çünkü her kelimeyi yanlış anlayıp akıl vermeye kalkan günümüzde ne yazık ki çok oluyor.

Mecbur insanlar vardır…(2)

“İdeolojik güç” veya “inanç” meselelerinin maddi yaşamla bağını kuramadığımızda, bunlar “gizemli kavramlar” olarak kalabiliyor. Sorunlar karşısında dilimizde hep bu iki kelime oluyor. Sadece dışımızdakilere değil, kendimizi sorgulayışımızda da sorun gelip “inanmak”ta ve “ideoloji”de düğümlenebiliyor.

Ama aslında çoğu zaman “inanmak”, “inanç”, “ideolojik güç ve netlik” vb. nedir, nasıl kazanılır, devamlılık ve canlılığı nasıl sağlanır sorularına net yanıtlar veremeyebiliyoruz.

Şehit Emine, Komutan Ayfer Celep…

Her yoldaşın taşıması gerekenden fazla bir yükü taşıdığı, kendisiyle ve zaaflarıyla daha fazla cebelleştiği günlerden geçerken hatıralarımızda bir gülüş var: Şehit Emine, Komutan Ayfer Celep…

Ceren’e… (Sefagül Aslan)

“Bizim en güzel halimiz gülüşlerimiz” diye yazmıştı bana gönderdiği bir notta, asık suratlı, gergin, mutsuz, soğuk devrimcilikten nefret ederdi. Hep gülümserdi. Gözlüklerinin arkasından gözleri hep ışıl ışıl parlardı.

Kapitalizm Ehlileşir Mi? -2

Dünyada “otoriter rejimlerin artması” ne anlama geliyor?

Bütün burjuva ülkelerinin ve de onların oluşturduğu birliktelikler (AB, NATO ve diğerleri), yayınladıkları bildiriler, konseptler düşman yaratıcı, ve düşman çoğaltıcı yanında düşmana karşı, karşı taktiklerin geliştirilmesi işlenmektedir. Yani, ortada “barış” ve “uyum içinde birlikte yaşamak” yoktur. Mümkün olduğunca rakip yaratmak ve rakip gördüğünü zayıflatmak ve ya da yok etmek. Bu, emperyalist denegsiz gelişme yasasının bir eğilimi olarak ortaya çıkar.

TKP-ML MK: Devrim için ölümsüzleşenlerimizi onlara verdiğimiz sözleri tutarak saygıyla anıyoruz!

Sınıf mücadelesi hiçbir zaman “rahat”, “sıkıntısız” bir dönemden geçmemiştir/geçmeyecektir de. Zira sınıfsız ve sınırsız dünya kuruluncaya kadar emperyalist kapitalist sistemin ne kâr hırsı ne de bu hırs uğruna nüfuz alanlarının paylaşımı için rekabeti-savaşı bitecek; ne kâr-daha fazla kâr adına işçi sınıfı ve ezilen halk yığınlarının sömürüsü ne de yoksulluk-açlık ortadan kalkacak. Dolayısıyla egemen sınıfların, hakimiyetlerini sürdürmek için ezilen sınıflara yönelik baskısı, zulmü, saldırganlığı, katliamları bu ceberut sistem ortadan kalkıncaya kadar daimi olacaktır.

Karanlık koridorların öncüleri / Nubar OZANYAN

Zayıf bile olsa bir ışığın görülmediği zifiri karanlık koridorlarda yürüdük. Sonu belli olmayan her anı ve zamanı işkence dolu bir zindanın belirsizliğinde yaşadık. 5 Nolu Zindandaydık. Her tarafın sessizliğe gömüldüğü ülkede ne zaman, hangi saatte canımızın yanacağını bilmeden soluk almaya çalıştık. Bir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü gözlerimiz. Direndik.  

Ekonomik Vaziyet(İmiz) ile Beşerî Tablo(muz)[1]

“Yoksulların sefaletine… kurumlarımız

yol açıyorsa, suçumuz çok büyüktür.”[2]

 

Bir “acı reçete” ile yüz yüze olduğumuzdan söz edilse de; bu, krizle uzun süredir çalkalanan coğrafyamızda malumun ilamından öte bir anlam taşımıyor!

Kapitalizm Ehlileşir Mi? -1

Giriş:

Sayfalar