Salı Ekim 13, 2026

Canım biraz HASAN AKSU'yla uğraşmak istiyor!

Hasan Aksu, onun tabiriyle gelenekten biri. Epey bir geçmişi var. Fakat son 35 senedir gelenekten uzakta yaşıyordu. Yurt dışına geldiğinde ( ya da onun söylemiyle yd atandığında) bir süre doruklarda dolandı. Kendi tabiriyle birileri ona ''haksızlık'' yapınca kızmış ve pılını pırtını tollayıp attığı bir parandeyle tepede oturduğu bir kaya üzerinden aşağı da olup bitenleri seyrederken, eski kadim dostları acımış ve uzattıkları bir ağaç dalıyla aşağı inmesini sağladıktan sonra, yazdığı ''Şafak Alazında'' anı kitabıyla biraz popolitesi artmışken, bu hızla daha başka 'misyonlara' soyunarak yaşamını devam ettiriyor.

Hesocuğum biraz sekterdir. Birileri onu gıdıkladığı müddetçe sağa sola gülücükler atar, ancak biri kendisine 'yan gözle' bakmasın, dumanını attırır! Yumuşak elli değildir. Benim gördüğüm diş geçirdiği biri varsa, köşe yazıları ve sosyal medya hesaplarıyla canına okumada kimse onu tutamaz. ''Zübük Devrimciler'' yazısı çok tartışıldığı için sadece örnek vermek istedim.

Heso, 'askerlik' anılarını her anlattığında YD'da kendisine nasıl haksızlık yaptığını övüne övüne anlatırken, başkaları aynı haksızlığa uğradığını söylediğin de ise, hesocuğum ''söyledik dinlemediler'' gibi, gayet babacan öğütler vermekten de geri kalmaz. Eeee, ne de olsa eski tüfek! içinde barut olmasa da, birileri dolu sanarak belki ciddiye alınır diye omuzundan tüfeğini hiç indirmez. Bak Hesocuğum, birileri seni niye ciddiye alsın. Sen ermiş misin, senden başka kimse mi yok? İnsanlar bön de, sen mi çok akıllısın? Kelli felli adamlar kendi sorunlarını çözemiyor, sen mi çözeceksin? Halkın çok güzel bir deyimi var. Kim takar Yalova Kaymakamını. Onun için sana bir dost tavsiyesi biraz rahat dur!

Hesocuğum'un soyadı AKSU olsa da, görüşleri pek bulanıktır. Bazen bakıyorsun tam damardan konuşuyor, bir bakıyorsun, karnından konuşuyor. Adeta daldan dala atlayarak ne dediğini bilmiyor bu eski tüfek.Son yazdığı iki makale var. bunlardan biri CHP'nin ''Adalet'' yürüyüşü, diğer ise ''öldürülen insanlık'' yazısı.

Hesocuğum ''Adalet'' yürüyüşü yazısında bakın ne diyor; ''O halde devrimin yapı taşlarını örmenin tek başımıza mümkün olmayacağı gerçeğini kavramamız gerekiyor. Hangi dönem kiminle, kime karşı geçici, göreceli birlikte duruş gösterebiliriz? Kimlerle kalıcı ittifak ve EYLEM birlikleri oluşturabiliriz ve bu güçleri devrimin müttefiki görebiliriz, tespiti çok önemli olduğu kadar güncel politik gelişmelere de tavır takınmanın yollarını da bize açacaktır.

O sebeple, “adalet” isteği, kısmi hak ve özgürlükleri devletin çizdiği yasal çerçeve içerisinde görülselde dile getirilen istek ve talepler ağırlaştırılmış faşizm koşullarında haklı ve ilerici bir içerik taşımaktadır. Ortaya çıkan bu toplumsal tepki ve direnişin dışında kendimizi tutamayız. Başlatılmış olan bu toplumsal direnişin dışında kalan bir yapı geleceğini doğru yönlendiremez'' miş. İşte size bir güzelleme. Hesocuğum, hatırlıyor musun, Nisan 2017 tarihinde yapılan ''referandum'' oylamasında, benzer yaklaşım sergileyenleri nasıl salvo atışına tutarak elinde tuzluk Boykot Boykot diye avazın çıktığı kadar bağırarak koşan sen değil miydin? Nasıl oluyor da ''referandumda'' 'Hayır dersiniz', bu gelenekle bağdaşmaz diyen zatı-aliniz değil miydi?

''Adalet'' yürüyüşü herkes için bir mihenk taşıdır. Kim nasıl yaklaşıyor, kim umut bağlıyor bunlar oldukça önemli şeyler. Ezberlemişsin 'devrimciler her yerde çalışır, gerici kurumlarda bile faaliyet yürütür' sözünü, bunu alıp her yere uydurmaya çalışıyorsun. Hesocuğum; al bir kaya nereye dayarsan daya, bu işler böyle olmuyor. Desteklenecek her eylem, etkinlik vb şeylerin hedefi nedir? kime hizmet ediyor? önderliği kimdedir? Bunlar oldukça önemli şeylerdir. Bu söylediğin CHP'nin başlattığı ''Adalet'' yürüyüşüne hiç uymuyor. Kasıklarını fazla zorlamışsın. CHP'nin bugünkü ''Adalet'' yürüyüşü, CHP'nin üstelendiği misyonun caddelere dökülmüş halidir. 14 yıldır AKP'ye destek veren CHP, bunca yapılanlara ses çıkartmazken, Kürtlerin hak arayışlarını ''terör'' sayarak AKP'nın çıkardığı tüm kanunlara, dokunulmazlıkların kaldırmasına evet derken, şimdi kalkıp 'Adalet arıyorum' çıkışı sadece bir aldatmacadır. Pazar günü yapılan mitingle de bu ''Adalet'' arama son bulmuştur. CHP, halkın biriken öfkesini, caddelerde insanları yorarak sonlandırmıştır. Nitekim sözcüleri, 'bu yürüyüşü yapıp bitirdikten sonra da ülkeye adalet gelmeyecek' diyen kendileridir. Asıl adalet arayışı Gezi Direnişinde başlamıştı, bunun başarıya ulaşmaması için uğraşan, Gezi Direnişinden vaz geçin çağrısı yapan CHP değil miydi?

Bak Hesocuğum, inan, ''Bilmeliyiz ki, toplumsal hareketleri “tukaka” diyerek, küçümseyerek gericiler, faşistlere, yasalcılığın reformist temsilcilerine bırakmayız.'' diyeceğimize, her yönüyle bu düzenin tam bir savunucu olan CHP'yi sahte 'adalet' arayışında yalnız bırakmak ve bunun yerine, halka CHP'nin faşist diktatörlüğün kurucu bir partisi olarak teşhir etmek en doğru olandır.

Hesocuğum bakıyorum iyi üfürmüşsun, tama da, ''Bizlerin bu tür toplumsal hareketlerde atıl kalmamızın en acı yönü bu gerçeğimizdir. Önderliğine bakmadan, toplumsal muhalefetin haklı – demokratik istemlerine bakmak ve onu sahiplenecek iradeyi yaratmaya çalışma esas alınmalıdır.'' diyorsun da, bizim midemiz senin kadar büyük değil. her şeyi yiyemiyoruz. İnan biz biraz titiziz. Somut tahliller yapmayı biraz seviyoruz. Örneğin MHP'nin yapacağı bir ''adalet'' yürüyüşünde onun faşist Önderliğine bakar ve kitleleri uyarırız. Sen sanırım meseleyi böyle anlatırken, aklına şu Mao'nun Çan-Kay Şek'le yaptığı ittifak mı geldi ne!

Hesocuğum şu ''Adalet'' yürüyüşünde CHP'nin kuyruğuna niye takılmamamız gerektiğini oldukça iyi anlatmışsın. Bak buna diyeceğim yok, yazının bu paragrafı ile önceki paragrafları o kadar çelişiyor ki, keşke bu zeminde kalsaydın. Bak ne güzel diyorsun; ''Buraya kadar genel ve özgül durum üzerine yazdım, peki KILIÇDAROĞLU’NUN BAŞLATTIĞI “adalet yürüyüşü” ilerici bir içerik taşıyor mu? Tabi ki hayır!'' bu kadar yeter, seni daha fazla yormayalım!

Hesocuğum ''öldürülen insanlık'' yazısında ''Kürdistan da yürütülen faşizme karşı ulusal kurtuluş mücadelesi amasız- fakatsız desteklenmeli'' demişsin. Buna ne denilebilir ki. Ancak, senin şu daha önce yazdığın ''Rakka'' ve onun devamı olan ''Rojova'' vb yazılarınla bu çelişmiyor mu? Orada da ulusal kurtuluş mücadelesi verilmiyor mu? O, değerlendirmelerinde öyle şeyler söylemiştin ki, şimdi söylediklerinle tam zıt şeylerdi. Rojova Kürtlerine sadece ABD'nin uşağı demediğin kalmıştı. Hatta o kadar ileri gitmişin ki, 'diğerlerini anlıyorum da, şu bizim geleneğin orada ne işi var' diye öğüt veren de sen değil miydin?

Gayet acık ve net olarak ''Kürt ulusal kurtuluş hareketiyle eylem birliklerinden kaçınamamak gerekiyor. Diğer devrimci güçlerde bizlerin dostu ve müttefikimizdir.'' yaklaşımı oldukça doğru, doğru doğru olmasına da, senin, daha önce HBDH konusunda oldukça saldırgan bir dille eleştirdiğin son dönemin yakalanmış en geniş eylem birliğini yerlerde sürüklerken, şimdi kalkıp sağa sola akıl vermeyi bir yana bırak, boyunu aşan konularda susarsan daha hayırlı bir iş yapmış olursun. İşte soyadı AKSU, ancak görüşleri bulanık akıyor dediğim de tam bu! Bilmen anlıyor musun Hesocum?!

Hesocuğum, dönem dönem gelenek falan deyip duruyorsun da bari geleneğin görüşleri üzerinden değerlendirmelerini sürdürsen, senin gibi eski bir tüfek için daha iyi olmaz mı? Bakıyorum bazı entel takımı seni de bayağı etkilemiş. Baksana pekte güncel olan ''AKP FAŞİZMİ BAŞ DÜŞMANIMIZDIR.'' diyerek bu entel takımı içinde kendine bir yer mi edinmek istiyorsun? açıkça sana yakıştırmadım. Sen ki, hep sol şeritte yürüyen biri olarak, nasıl oldu da biraz da sağdan yürüyelim diye biliyorsun? Sen de biliyorsun, geleneğin tüm diğer devrimci yapılardan ayrıldığı en temel sorunlardan biri de şu faşizm meselesidir. Hatırlarsın 1980'lerde de ülkenin niteliği tartışıldığında (ki hala öyle) aynen bugün olduğu gibi o zaman da faşizmi sadece MHP'den ibaret görenler az değildi. Gelenekte, faşizm bir devlet sitemidir, gelip geçici değil, partilerle aynılaştırmakta hiç doğru değil diye karşı çıkıyordu. Onun için gel, yol yakınken şu ''AKP faşizmi'' sevdasından vaz geç!

Ayrıca ''Okun sivri ucu bu baş düşmana yöneltilmelidir.'' dediğinde, onun dışında kalan tüm güçlerle (hadi MHP demeyelim de yumuşak bir şekilde CHP diyelim'' ittifak edilmesi gerekir. Mesele AKP'yı hükümetten al aşağı etmek değildir. Mesele devrim sorunudur.

Aynı yaklaşımı ''Ortadoğu’da Amerikan emperyalizmi ve NATO Ortadoğu halklarının baş düşmanıdır.'' değerlendirmesinde de dile getirmişsin. Bügün mesele sadece ABD emperyalizmi değil, genel olarak tüm emperyalistlerdir. ''AKP baş düşmandır'' dediğin yerde, söylediklerim ABD emperyalizmi konusunda da geçerlidir. Baş düşman tespiti gelenekçe esas olarak savaşın esas olduğu dönem için yapılır tespiti hala değişmiş değil. 35 senedir geleneğin görüşlerini takip etmede geri kalmış olabilirsin diye hatıralatayım dedim. Günümüz açısından dünyada devrim esas akımdır ve dünya çapında baş çelişki de emperyalizm ile ezilen halklar arasındadır.

Hesocuğum bilmiyorum kızdın mı? Bence kızma! Ne yani benim de iki lafın belini kırmaya hakkım yok mu? Ne dersin? 

60054

Ali Kara Hanoğlu

 Ali Kara Hanoğlu sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.

Ali Kara Hanoğlu

TKP/ML MK SB-KİMSE KUSURA BAKMASIN; GEBERİŞİNİZ NE “GÜZEL” NE DE “TATLI” OLACAK!

Faşist diktatörlük halka karşı en korkunç suçları işlemeye devam ediyor. Sömürü ve zulmün ölüm makinesi yüzlerce canımıza daha kıydı. Acımız ve öfkemiz büyük, yasta değil isyandayız…

Sarsıldıkça, darbe aldıkça, saltanatlarını koruma kaygısı büyüdükçe zalimleşen, en aşağılık yöntemlere başvuran, kitlelerin direniş ve isyanına kudurmuş biçimde saldıranlar, kanlı çarklarını döndürmek için var güçleriyle yükleniyorlar.

Kaypakkaya'yi Savunmak Dünya Proleter Devrimini Savunmaktir

Kaypakkaya'yi Anarken;

Kaypakkaya'yi sadece iskencede direnmek, ser verip sir vermemek ilkesi ile anmak, onun bu yonunu one cikarmak, Kaypakkaya'yi kucultmek, onu kavramamak demektir.

Kaypakkaya sadece ser verip sir vermemek, dusmana teslim olmamak ilkesi degil, o ayni zamanda;
-Proleter dunya devrimine baglilik ilkesidir
-Halka guven esas ilkesidir
-Proleteryanin felsefesi Marksizm-Leninizm-Maoizme baglilik ilkesidir

TKP/ML MK- Bugüne rehber, geleceğin müjdesidir Kaypakkaya

BUGÜNE REHBER, GELECEĞİN MÜJDESİDİR KAYPAKKAYA!

“Dibinde bir ejderha yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.” (Sabahattin Ali)

Kaypakkaya yoldaş devrimin olanağı ve iradesidir!

İşçi sınıfı ve çeşitli milliyetlerden emekçi halkımız Kaypakkaya yoldaşın katledilmesi sonucu sadece devrimci bir önderini ve öncüsünü kaybetmedi aynı zamanda muazzam düzeyde aydınlatıcı bir proleter ışığını da kaybetmiş oldu.

Onun kaybıyla oluşan düşünsel-politik boşluk, bütün ağırlığıyla demokratik halk devriminin önünde durmaktadır. Unutmamak gerekir ki; devrimin önderleri ve öncüleri kolay ve çok sayıda yetişmez. Sınıf savaşım tarihi emekçilere devrimin önderlik olanağını yaratma fırsatını her zaman kolay ve rahat bir şekilde sunmaz.

Soma Roboski'dir

Soma işçi katliamı bir defa daha gösterdi ki, bu düzenin Tanrısı paradır. Söz konusu olan paraysa, insan hayatının bir sinek kadar bile değeri yoktur. Düzenin kanunlarına göre para; onur, şeref ve haysiyet gibi insani vasıflardan kat kat üstündür. Bu düzenden beslenen vampirler para için her türlü rezilliği mubah görmektedirler. "Tek vatan, tek millet, tek bayrak," diye diye halkı tavuk gibi yolmakta, devlet imkânlarını kullanarak halkın cebinden parmak ısırtan zenginliklere sahip olmaktadırlar.

Madencilerin Ölümü Kader Değil, Sermayenin Kar Oranını Arttırma Katliamıdır!

13 Mayıs günü Soma Holdinge bağlı Soma Kömür Ocaklarında yapılan işçi katliamı üzerine, gözler, bir kere daha, sermayenin kar oranını yükseltmek için durdurulamaz işçi cinayetlerine çevrildi. Bu elbette, en zor koşullarda çalışan işçilerin kaderi değil, sermayelerini arttırmak için hiç bir güvenlik ve sağlık önlemi olmayan derme-çatma denebilecek yerlerde çalıştırılmasının bir sonucudur. Burjuvazi, üretim maliyetini (değişmeyen sermaye) düşürmek için işçi ölümlerini artırmayı yeğlemiştir.

Burada bazı istatistikler vererek konuya girelim.

Kızıl Güller Kanıyor‏

Öyle bir coğrafyada, öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, nerdeyse yılın tüm günlerinde ve ülkenin dört bir tarafında bize yaşatılan acıları, haksızlıkları, uğradığımız katliamları protesto etmekle geçiyor ömrümüz. Ve her gün o acılarla, duygusal anlarla bir kez daha yoğruluyor her birimiz. 

"Yüzünüzdeki maden karasını yıldızların kızıllığıyla aydınlatacağız"

Kaypakkaya yoldaşı andığımız bugünlerde Gezi şehitleri kervanına katılarak ölümsüzleşen Mehmet İstif ve Soma’da katledilen maden işçileri ile öfkemiz daha da büyümektedir.

Partizan : Yüreğimiz Soma’da! Yas değil isyan!

MANİSA’NIN SOMA İLÇESİ’NDE YÜKSELEN ÇIĞLIKLAR VE 

YÜZLERCE MADENCİ CENAZESİ…

 

Aralarında, Berkin Elvan gibi 15 yaşındaki işçi çocuk Kemal’in de cesedi, kara bir torbada…

16 saat sonra enkazdan sağ çıkarılan işçi Fatih, yaralı haline bakmadan kendisi gibi emekçi olan sağlıkçılara soruyor: “Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin”…

Diğer yanda ise elinde bir kamera ile şaklabanlığa soyunan bir başbakan…

Diyalektiği güncelle!

Her faaliyet alanı bir önceki sürecin devrimci çalışmalarını kapsamlı bir şekilde örgütsel-pratiksel-yönetsel boyutuyla değerlendirmelidir. Bölge ve alanlar bu süreçte kitlelere ne kadar gidebildi? Ulaştığı, kapısını çaldığı emekçilere sistemin politik teşhirini ne kadar, nasıl yaptı? Kitleleri bilinçlendirip-örgütlemede ikna ve inandırmada ne kadar etkili ve başarılı oldu? Nasıl bir yol ve yöntem izledi ve ne kadar mesafe kat etti? Propagandanın içeriği kitleleri uyandırmak-bilinçlendirmek-harekete geçirip örgütlemek için yeterli miydi?

BİR AYDIN(LIK) HÂLİ FİKRET BAŞKAYA[*]

“Dünyamızı sorularımızın cesareti ve yanıtlarımızın derinliğiyle önemli kılarız.”[1]

 

Bir aydın, bir insan olarak Fikret Başkaya, önemlidir.

“Entelektüellere ihtiyaç duyan bir toplum değiliz”;[2] “Aydın kavramı raf ömrünü tamamladı. Günümüzde entelektüelin yeri filin sırtında sivrisinek olmaktan öte değil,”[3] türünden “ucuz” saptamalara karşın bundan dostun da, düşmanın da asla kuşkusu olmadı; olamaz da…

Sayfalar