Perşembe Eylül 17, 2026

Bu makaleyi, yazarken ölüm haberini aldığım, sevgili yoldaşım Turan Talay'ın anısına adıyorum.

Türk Tekelleri Afrika'yı Çok Çooook Sevdi!

DEİK (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu), 12-13 tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi'nde “IV. Türkiye-Afrika İş ve Ekonomi Formu (TABEF)” düzenliyor. Buraya üç binden fazla, iş insanı, resmi ve şirket temsilcilerinin katılacağı bildiriliyor. Bu makalede bu nedenle kalame alma gereksinimi duydum. Türk tekelleri Afrikayı gerçekten neden çok sevdi? Bunun ekonomik, askeri, siyas ve kültürel etklileri nelerdir, kısaca bunlara bir bakmak gerekiyor.

Türk tekelleri, adeta ellerinden ne var ne yok mümkün olduğunca dış ülkelere yatırım için ayrıyorlar ve dışarıya götürüyorlar. Örneğin bir incelemeye (TCMB verilerine) göre, Türkiye'de yerleşik kişilerin 2023 Ocak-Temmuz  ayları arası dışarıya yatırım amacıyla çıkardıkları sermaye 3 milyar ABD dolarını biraz aşıyor.[1] Bu aylar arasında, dışardan içeriye giren sermaye ise 3 milyar doların altında kalmış. Yani, dışarıya giden sermaye, dışarıdan gelen sermayeden daha fazla. Yıl sonuna kadar dışarıya yatırım amacıyla gidecek sermayenin 5 milyar doları bulacağı tahmin ediliyor. Bu 3 milyar'ın 750 milyon doları ABD”ye yatırım için gitmiş. Türk tekeleri bu süre içinde en fazla ABD gibi emperyalist bir ülkeye yatırım yapmışlar. Bu da, “sermaye sermayeyi çeker”[2] kuralının kısa bir anımsatması oluyor.

2023 Ocak-Eylül arası yatırımlarla birlikte,  Türk tekellerinin yatırım yaptığı ülke sayısı 128'e, ihracat yaptığı ülke sayısı ise 190'a çıkmıştır. Türk tekellerinin bugüne kadar yurt dışında 2 bin 33 yatırımları var ve bu yatırımların toplam tutarı 54,1 milyar,[3]   3. ülkelerden yatırımlarla birlikte toplamda 58,4 ABD doları kadar.

Türk tekelerinin en fazla yatırımı finans ve madencilik sektörüdür. Madencilik sektörün payı, toplam yaıtımlar içindeki payı %25,9 iken, finsn ve sigorta yatırımlarının payı ise 19,1'dir.

Türk tekellerinin dış ülkelere yatırım amacıyla çıkardıkları sermaye, iş insanların ve ailelerinin türistik gezi harcamaları olmadığını burada söylemek uygun kaçmaz. Yine de biz söyleyelim. Belki türistik harcama olarak düşünenler olabilir. ABD, Almanya, Japonya, Çin ve diğer emperyalist ülkelerin tekelleri ne amaçla dış ülkelere sermaye yatırımlarında bulunuyorsa, aynı kumaşın parçası olan Türk tekelleri de aynı amçla dış ülkelere sermaye yatırımı yapıyorlar. Bazıları daha büyük sermaye yatırımları yaparken, bazıları daha az. Ama hepsini aynı amaçla, daha fazla sömürü ve hegemonya alanlarını genişletmek için...

Türk tekellerinin sermaye yatırımı deyince, akıllara, ülke içindeki bankalardan paralarını çekip daha güvenli olan dış ülkelerin bankalarında ya da TL'nin değeri düşük olduğu  ve enflasyonun yüksek olması nedeniyle dolar ve Avro cinsinden  mevduat hesabı açtırıyor diye düşünülmesin. Ayrıca hemen anımsatalım, Türk bankalarının faizi daha yüksek olduğu gibi, büyük mevduat sahipleri KKM ile paraya para demiyorlar. Türkiye'deki bankalar %400 kar yapıyor. Bu denli yüksek fazi ve kar, en güçlü emperyalist ülkelerde bile bulunmaz. Bu nedenle İstanbul Borsası dış yatırımcı  (kumarcı) çekiyor.

Türk tekeleri dış ülkelere çıkardıkları sermaye ile fabrika, banka, sigorta şirketleri, alt yapı yatırımları, Afrika'da yaptıkları gibi ucu bucağı belli olmayan tarlalar satın alıyorlar ya da yeni fabrika kuruyorlar. Demir yolları, barajlar, elektirik santralleri, petrol rafinerileri, büyük kopleks binalar, hava alanları ve limanlar inşa edip kuruyorlar.

Diğer ülke tekelleri dış ülkelere sermaye yatırımında bulunduğunda haklı olarak “emperyalist” oluyor, ama Türk tekellerinin dış ülkelerdeki yatırımı “emperyalist amaçlı” olmuyor, diyor, emperyalizm üzerine teori üreten ve kendilerine marksist-leninist diyen sosyal şovenistler.

Türk tekellerinin bütün ülkelerdeki yatırımlarını Emperyalist Türkiye adlı kitabımda belgeleri ile anlattım. Ancak, dikkat çekti, ama ciddi bir eleştiri gelmedi. Bu konun muhattapları (tabi ki, kendilerine ML ve Maoist diyenler) mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyorlar. Görmemeyi yeğliyorlar. Yine de inkar etmiş olmayayım, bazıları “Türkiye Afrika'da emperyal amaçlar güdüyor” yönlü araştırmalar yayınlıyorlar. Bunların, kısa zaman içinde “emperyalist” değerlendirmesine ulaşcaklarına inanıyorum. Ama şunu da ekleyebilirler: “Biz dediğimiz için emperyalist oldu (!)”.

Başlığa çıkardığım Afrika konusuna gelince:

Araştırıldığında görülecektir ki, irili ufaklı Türk tekeleri hemen hemen Afrika'nın bütün ülkelerine yayılmışlar. Afrika'ya bu denli yoğun ilgi, Afrika'nın kalkınması, yoksul halkın yoksuluktan kurtarılması, açlığa son verilmesi için mi acaba? Bazılarının böyle düşündüğünden kuşku yoktur.

Türkiye'li devrimciler ve komünistler Türkiye'yi emperyalist değerlendirmiyorlar. Ancak Togo'lu komünistler ülkelerindeki Türk tekellerini “emperyalist tekeller” ve Türkiye'yi de “emperyalist bir ülke” olarak değerlendiriyorlar. Ve ülkelerinde istemiyorlar. Türk tekellerinin aşırı sömürü ve faaliyetlerini yer yer protesto ediyorlar.

Togo'lu komünistler[4] ve anti-emperyalistler, Erdoğan'ın  (20.10.2021) Togo'yu ziyaretinde protesto gösterileri düzenliyor. Polis göstericilere saldırdığı gibi bir çok göstericiyi de tutukluyor. “Go Home Erdoğan” ve fransızca “Retournez chez vous Erdogan” diye de slogan atılıyor. 1960 ve 1970'lerin ilk yarılarında, çok atılan bu sologanlara, Türkiyeli devrimciler yabancı değildir.

Son yıllarda Afrika emperyalistlerin yoğunlaştığı pazar alanlarından biri haline geldi. Özellikle yeni emperyalist ülkelerin girmesi ve buna bağlı olarak eskilerin gerilemesi, deyim yerindeyse,  buradaki emperyalist kapışmayı kızıştırdı. Afrika'nın Sahelülkelerin de (Mali, Çad, Gine, Burkina Faso, Nijer) ve son olarak Orta Afrika'da Gabon'da peş peşe askeri darbelerin gerçekleşmesi, bu emperyalist kapışmadan bağımsız değildir. Batı Afrika ülkesi Gine Bissau'da ise başarısız bir darbe girişimi yaşandı. Ancak sular durulmuş değildir.

Afrika'da etkin olan ABD, Fransa, İngiltere hızla gerilerken ve yeni emperyalist ülkeler olan Çin, Rusya, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika ve Türkiye pazarlarda etkin olmaya başladı. Bu yeniler, eski emperyalist ülkeleri adeta buralardan kovdular ya da kovuyorlar.

ABD'nin kıvrak dışişleri bakanı Afrikalı'lara “geçmişi unutup, ilişkilerimizi sıfırdan başlatalım”, çağrısında bulunuyor. Yani, sömürgeci, katliamcı, köle tacirliğimizi “unutun” demek istiyorlar.

Ve bütün emperyalist ülkeler Afrika ülkeleriyle toplantılar (onlar “zirve” diyor) düzenliyor. Bugüne kadar, Çin, Türkiye ve Japonya üçer, ABD ve Rusya ikişer, Hindistan bir “zirve” düzenledi. Fransa'nın ise 28'den fazla “zirve” düzenlediği biliniyor. AB ise altı defa Afrika ülkeleriyle “zirve” gerçekleştirmiştir. BRICS ise G. Afrika'da gerçekleştirdiği son toplantısında Afrika'yı içine almıştır. Kısacası, bütün emperyalistlerin hemen hemen hepsi birer “Afrika dostu” olup çıktılar. Emperyalist devletlerin Afrika üzerindeki hegemonya kapışmasından en çok kayıp eden ise Afrika'da daha fazla etkinliği olan Fransız emperyalizmi oldu.

Türkiye'nin Afrika'daki Yayılmacılığı

“Emperyalist Türkiye” adlı kitabımda, “Türk Devletinin Afrika Kıtasındaki Emperyalist Yayılmacılığı” başlıklı bölümün daha ilk paragrafında şunlar söyleniyor:

Öncelikle bir olguyu vurgulamak gerekiyor. Başta Çin olmak üzere, yeni gelişen emperyalist ülkeler, alt yapı ve sanayi olarak gelişmemiş Afrika ülkelerine büyük yatırımlar yapmaktadırlar. Eski emperyalist ülkelerinde yatırımları olmasına karşın, esas olarak, Afrika’nın yer altı zenginliklerini yağmalamakla meşgul oldular. Yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkmasıyla emperyalist rekabet kızıştı ve kapitalizm açısından daha az gelişmiş Afrika ülkeleri, yeni emperyalist ülkeler için pazar geliştirme açısından daha cazip geldi ve buraya yoğunlaşmaya başladılar. Bunlardan birisi de Türk emperyalist burjuvazisidir. Uluslararası kapitalizmin gelişmesine ve genişlemesine bağlı olarak, kapitalizm, ulaşabildiği bütün alanları kendine meta/sermaye pazarı olarak açamanın ölümüne savaşını vermekten kaçınamayacaktır. Afrika ya da her hangi bir ülke kapitalist dünyanın süretinden ayrı kalamaz.[5]

Emperyalist Türkiye ise, 1998 yılından itibaren Afrika ülkeleri ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini “Afrika Açılım ve Eylem Planı” adı altında geliştirmeye başladı. Bu, özelleştirmeler ile semiren Türk tekellerinin sermaye birikimi ve merkezileşmesiyle doğru orantılı olarak gelişti. Türk tekelleri bu tarihten itibaren dış ülkelere daha fazla sermaye yatırımına başladı.

“Emperyalist Türkiye” kitabımda bunlar geniş olarak ele alınmaktadır. Burada kısaca değinip geçeceğim. Her emperyaslist devlet ekonomik, siyasi ve askeri yayılmacılığın yanına kültürel yayılmacılığı da eklerler. Bunlar bir bütündür. Türk devleti de yumuşak güçler olarak, Kızılay, TİKA, AFAD, DEİK, Diyanet Vakfı, Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye Maarif Vakfı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Anadolu Ajansı vb. gibi. Bunların dışında THY yayılmacılıkta önemli bir görev yapmaktadır. THY, her geçen günde büyümekte ve uçuş noktalarını artırmaya devam etmektedir.[6]

Burada daha çok Türk tekellerinin Afrika'daki doğrudan sermaye yatırımlarına (DDY) odaklanacağım.

Türk işaat tekelleri, 1998'den önce de Afrika'ya açılmışlar ve orada iş yapıyorlardı. Ancak devlet olarak 1998'den sonra daha kapsamlı ve bilinçli olarak Afrika'da yoğunlaşmaya başladı. 2003 yılında, “Afrika Ülkeleriyle Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi”, 2005 yılında “Afrika Yılı”nın ilan edilmesi, ve sırasıyla 2008 (İstanbul), 2014 (Ekvator Ginesi), 2021(İstanbul) yıllarında 1., 2., 3., Türkiye-Afrika Zirvesi” toplantılarının yapılması ve, 2003 yılında 12 Afrika ülkesinde olan elçilik sayısını 2023 yılı itibariyle 44'e çıkarması, Türk tekellerinin Afrika'ya bütün ağırlıklarını verdiğinin göstergelerinden bazılarıdır. 2003'de Afrika ülkelerinin Ankara'daki elçilik sayısı 10 iken, 38'e çıkmıştır. Devlet ve hükümet başkanları düzeyinde gerçekleştirilen  “Türkiye-Afrika Zirveleri”, her beş yılda bir yapılıyor. 2019 yılında yapılması gereken zirve korona salgını yüzünden ertelenmiştir.

R, T. Erdoğan, AKP'nin iktidara gelmesinden bu yana (2002-2022) 53 kez Afrika ülkelerini ziyaret etmiş. Bunun yanında bir çok devlete bağlı sivil, resmi, askeri ve ticari kurumların görüşmeleri yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir.[7]

Türk Tekellerinin Afrika Ülkelerine Doğrudan Yatırımları

Yine belirteyim, Emperyalist Türkiye adlı kitabımda bu konular daha detaylı olarak ele alınmaktadır. Yine de burada kısaca belirtelim.

Türkiye'nin Afrika ile ticari ilişkileri, 2003 yılında ihracatı 5,4 milyar ABD doları iken, 2022 yılı sonu itibariyle 23,6 milyar dolara çıkmıştır. 2022 yılı sonu itibariyle de Afrika ülkelerinden ithalatı 9,5 milyar dolara yükselmiştir.

Dünyanın en büyük Mütteahhit Firmaları listesinde 40 Türk inşaat tekeli yer alıyor. Bunların 2024 yılı sonu itibariyle Afrika ülkelerinde yaptıkları ve yapmaya devam ettikleri işlerin (toplam 864 proje) tutarı 84 milyar ABD doları kadar.

Türk tekellerinin Afrika kıtasında en çok yatırım yaptığı ülkelerin başında, Mısır, Cezayir, Etiyopya, Fas ve Libya, yani Kuzey Afrika ülkeleri gelmektedir. Cezayir ve Senegal Tosyalı Holding'in yatırım alanı ve Cezayir'in en büyük çelik üretim fabrikası Tosyalı'ya ait. Tosyalı tekeli,  yeni ayaıtırımlarla Cezayir ve Afrika'da büyümeye devam ediyor. Türk tekeleerinin Afrika ülkelerindeki doğrudan sermaye yatırımları 7 milyar ABD dolarına yaklaşmış durumdadır.

Senagal'de sadece Tosyalı değil, Doğanlar Holding'de (Kelebek mobilya sahibi) bir fabrika açtı ve 250 kişi çalışıyor. Hedefleri fabrikayı daha da büyütmek.

Karpowership (Karadeniz Holding), bir çok Afrika ülkesinde var ve gemide elektirik üretererek

ülkelere satıyor. “Karpowership'in 36 yüzer enerji gemisinden oluşan 6 gigavat elektrik üretim kapasitesi bulunuyor.” Güney Afrika Cumhuriyeti ile bir anlaşma yaparak üç limana 20 yıllığına ulaşım izini aldı.[8]  Yani, Küba'dan başlayıp birden fazla Afrika ülkesine kadar uzanan bir enerji tekeli.

TC Ticaret bakanlığı'nın Yurt Dışı Yatıurım Anketi-2023'e göre, Kuzey Afrika ülkelerine, 1,597 milyar dolar yatırım yapılırken, diğer Afrika ülkelerine Türk tekelleri 79,6 milyon yatrım yapmış.

Koç Holding'e bağlı Arçelik Mısır'da yeni bir fabrika kuruyor. Yeşim Tekstil, Mısır'da var olan 3 fabrikasına bir tane daha ekliyor. Hayat Holding'in Mısır'da 3 fabrikası var.

Tunus'da Türk tekelleri bir biriyle yarıştıkları gibi, Uluslar arası diğer emperyalist tekellerle ortaklık kurarak projelere talip oluyorlar. Çalık Holding Libya'da enerji yatırımı yapıyor.[9]

Bir haber daha: “Türk iş kadını Abide Gülel, Batı Afrika ülkesi Togo’da 90 milyon dolarlık projede Afrika’da Yeşil Devrim’e katıldı”[10]

Alt yapı yatırımlarından enerji yatırımlarına ve madencilik sektöründe Türk tekelerini Afrika'da görmek artık bir sır değil.

TAV tekeli, Afrika ülkelerinden, Kenya ve Tunus'da bir çok şehrin hava alanlarının işletmesini almıştır. Miller Holding, Afrika'nın bir çok ülkesinde, özellikle de Demokratik Kongo Cumhuriye'tinde büyük sayılabilecek derecede yatırımları vardır.

İndependent Türkçe'den Emir Tahir şöyle yorum yapıyor:

Halihazırda New York'ta toplanan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, nüfuz dairelerini genişletme ya da en azından sahip oldukları nüfuzu koruma çabası içerisinde Çin, Rusya, Fransa, ABD ve daha küçük ölçekte Türkiye arasındaki büyük güç rekabetinin en son sahnesi olarak Afrika'ya ışık tuttu. “[11]

Türkiye'nin Afrika'daki askeri üsleri, silah anlaşmaları, silah ihracatı, Somal'nin adeta yarı sömürge haline getirlmesi, Libya'da önemli bir nüfuz edinmesi, Suda'ndan Nijer'e kadar darbecilerle sıkı fıkı olması, sermaye yatırımlarından ayrı ele alınamaz ve bunlar emperyalist bir devletin yapabileceği işlerdir.

Türkiye'nin Afrika ülkelerinde (Somali'de 99 yıllığına  780 bin 500 hektar ve Nijer 100 bin hektar), özellikle de Beyaz Nil üzerinde toprak kirlamaları, aç Afrikalıları doyurmak ve tarımı bilmediklerinde değil, emperyalist amaçla yapılmaktadır. İngiltere, Çin ve ABD ne amaçla kiralıyorsa, Türk devleti de aynı amaçla kiralamaktdır.

Türk tekellerinin Afrika'dakii sermaye yatırımları hemen hemen bütün kıtayı sarmış ve diğer emperyalist ülkelerin tekelleri ile pazar kavagasına girmiş durumdadırlar. Askeri olarak saldırgan  emperyalist bir devlet olan TC, aynı zamanda özellikle Ortadoğu (özelikle Irak ve Suriye), Afrika, Kafkasya ve Doğu Akdeniz'de giderek f-daha da saldırganlaşmaktadır. Türk devletinin saldırganlığı emperyalist sermayesinin büyümesine oranla at başı gitmektedir.

DEİK'in 12-13 Ekim 2003 tarihleri arasında yapacağı Afrika toplantısını bu gözle değerlendirmek gerekiyor. 11.10.2023

[1]    Naki Bakır, https://www.dunya.com/kose-yazisi/turk-sermayesinin-bu-yil-yatirimda-gozdesi-abd/704724

[2]    Bkz. Yusuf Köse, Emperyalist Türkiye, sf. 207, El Yayınları

[3]    https://ticaret.gov.tr/hizmet-ticareti/yurtdisi-yatirimlar/uluslararasi-yatirim-istatistikleri/turkiyede-yerlesik-gercek-ve-tuzel-kisilerin-

[4]    31 Ağusto-3 Eylül 2023 tarihinde Almanya'nın Thrüngen Eyalatin'de (Truckenthal Köyü), Uluslararsı 3. Madenciler Konferansı gerçekleştirildi. Togo'dan da bir delege gelmişti. Onun anlatımı. Türkiye'den katılan delegeler ise dinledi.

[5]    Yusuf Köse, Emperyalist Türkiye, sf. 253, El Yayınları- 2022

[6]    Bkz. Y. Köse, age

[7]    https://www.aa.com.tr/tr/politika/turkiye-afrika-kitasiyla-2022de-de-yogun-bir-diplomasi-yuruttu/2774265

[8]    Dünya gazetesi, 20.05.2023

[9]    Kerim ülker, Dünya Gazetesi, 23.08.2023

[10]          https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turk-is-kadini-afrikada-yesil-devrime-katildi-6745/

[11]  Emir Taihiri, https://www.indyturk.com/node/662681/d%C3%BCnyadan-sesler/afrika-alt%C4%B1n-yumurtlayan-k%C4%B1ta

 

11316

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Son Haberler

Sayfalar

Yusuf Köse

Örgütlenme, Özgürleşme Ve Devrimin Güncelliği[1]

 

 

“İnsanlara şunu söylüyoruz:

Yalancıların maskelerini kaldırın,

körlerin gözlerini açın!”[2]

 

Sürdürülemez kapitalist çılgınlık şahsında, “Cehennem boşalmış, şeytanların hepsi burada!”[3] betimlenmesindeki bir hâl-i pür melal ile yüzleşiyoruz.

Dört Duvar Arasında Direnenler Dışarıdakiler İçin İnat Etme Manifestosudur

Yıllardır Sosyal medyada zindanları gündemde tutmak için güncel zindan haberlerini dışarıya ulaştırıp tutsak aileleri ve zindan arasında köprü olma misyonu ile tanınan bir hesapsınız. “Rojevazindanan” ismi ile dikkatleri üzerinize çekiyorsunuz. Twitter, instagram ve Facebook gibi geniş kesimlerin kullandığı bu mecraların hepsinde aynı anda aynı haberleri paylaşmanız da ayrıca emek isteyen bir çalışma. Biz Kaypakkayahaber sitesi olarak kitlesel refleks ve duyarlılık yaratmaya çalışan bu hesapları daha da iyi tanımak babında bir röportajı gerçekleştirmek istiyoruz.

Zafer ve yenilgilerle dolu bir tarih! Yarım Asırlık Mücadele Yolumuzu Aydınlatıyor

Proletarya partisinin kuruluşunun ve mücadeleye atılışının 50. yılındayız. Bu süre içinde mücadelesini kesintisiz sürdüren proletarya partisi, onu var eden koşullar devam ettikçe kuşkusuz varlığını devam ettirecektir.

Sınıf bilinçli proletaryanın öncü müfrezesinin ülkemizdeki varlık nedenleri, sistemin çöküntü içine girdiği günümüz koşullarında kendisini çok daha yakıcı dayatır duruma gelmiştir. Ve elbette ki proletarya partisi üstlendiği tarihsel rolü yerine getirecektir. Çünkü onun mücadelesine yol gösteren sağlam temellere dayalı ideolojik-politik pusulası vardır.

Eski sloganlar bugüne hitap etmiyor…(İsmail Cem Özkan )

Eski sloganlar atılıyor, eskisi gibi heyecanlı değil, çünkü ortam ve zaman değişmişti, eski sloganların ruhu da çoktan bizi terk etmişti... İnat ile eskiden kalan sloganlar atılıyordu ama o sloganlar bugünün sorununa yanıt vermiyor, sadece eski arkadaşlara "biz ayaktayız, yok olmadık, gelin bir arada olalım!" çağrısıydı. Fakat çoktan ayrılmıştık, ruhen bir arada ama eskinin yaratılmış öyküleri de abartılarak anlatılırken gerçeklikten uzaklaşmış ve eskinin yeniden yaşayacağı iyimserlik dışında bir arada olacağımıza dair her hangi bir şey söz konusu değildi...

Siyaset Yapma Tarzımız ve Verili Koşulların Önemi Üzerine

 


   Son dönemlerde kurumlarımızın yaptığı konferanslarda, basın açıklamalarında `Verili koşullar` dan bahsediliyor. Verili koşullardan kasıt, somut koşulların somut tahlili.

Ölümsüz(ümüz)dür NÂZIM HİKMET[1]

Pişman değilim yaşadıklarımdan,

öfkem belki de yaşayamadıklarımdan.[2]

 

“Ew çend giringî pê bide jiyana xwe ku di/ heftêyem de jî wek mînak çandina darzeytûnê bibe// Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,/ yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin,” dizelerinin hakkını bir komünist gibi yaşayarak verdi. Eylül 1961’in Doğu Berlin’indeki, “sözün kısası yoldaşlar/ bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da/ insanca yaşadım diyebilirim,” demeyi de sonuna kadar hak etti…

Türkiye’de Durum: Çürüme ve “Çökme!”

Açıklama: Aşağıdaki makale Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist Merkezi Yayın Organı Komünist’in Mayıs/2022 tarihli 76. sayısından alınmıştır.

İnsanî Mecburiyet(İmiz)dir Aşk[*]

 

 

“Güzelliğin beş para etmez,

bu bendeki aşk olmazsa.”[1]

 

Lev Tolstoy’un “Gerçekten aşk var mı?” sorusu bana hep itici gelmiştir; William Faulkner’in, “Aşkı kitaplara soktukları iyi oldu, yoksa belki de başka yerde yaşayamayacaktı,” tespiti gibi.

“Neden” mi?

Var olmayan şey soru(n) da ol(a)maz, ders kitaplarına da gir(e)mez…

SADAT

Son günlerde gündem olan SADAT ve Özel Savaş Şirketleri'ni, yeni yayınlanan “EMPERYALİST TÜRKİYE” (El Yayınları) kitabımda ele almıştım. Oradan kısa bir bölümü yayınlıyorum

Türk Tekelci Devleti’nin Paramiliter Gücü[1]

 

Yusuf Köse

TKP-ML -MKP: Cesaretimizin Sönmeyen Meşalesi Komünist Önder İbrahim KAYPAKKAYA Ölümsüzdür!

Dostlar, Yoldaşlar;

Bugün burada, ülkemiz devriminin önderini, kökleri asla sökülmemecesine toprağın derinliklerine işlemiş bir geleneğin yaratıcısı İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anıyoruz.

Bugün burada, Marksizm-Leninizm-Maoizm’in usta bir öğrencisi olan komünist önderimizi anıyoruz.

İbrahim Kaypakkaya, Diyarbakır zindanlarında işkenceyle katledilmesinden bugüne kadar geçen 49 yıl içinde gerek mücadele yaşamı gerekse de ileriye sürmüş olduğu tezler nedeniyle güncelliğini korumaktadır.

Anlamak, Hatırlamak Zamanıdır Şimdi[*]

 

 

“-Prometheus: Ölüm kaygısından kurtardım ölümlüleri.

- Koro: Nasıl bir deva buldun bu derde karşı?

- Prometheus: Kör umutlar saldım içlerine.”[1]

 

O sadece kasketli değil; kasketin en çok yakıştığı insandı.

Benjamin Franklin’in, “Bazıları 25’inde ölür ama 75’ine kadar gömülmezler,” saptamasını tekzip eden bir mücadelenin, direncin, tarihin -ve elbette acının- adıydı.

Sayfalar