Cumartesi Eylül 26, 2026

Bizim devrim! (Nubar Ozanyan)

Rojava’nın haritadaki yeri sorulduğunda Kürtlerin bir kısmının dışında kimsenin doğru dürüst yanıt veremeyeceği bir süreçten geçilerek gelindi bugünlere. Büyük riskler göze alındı. Ağır bedeller ödenerek kazanımlar elde edildi. Bu sayede Rojava, özgürlüğüne kavuştu. Ortaya konan devrimsel hamleler, sayısız çaba sonucu Rojava halkları daha ileri ve gelişkin bir sürece geldi. 

Kabul etmek gerekir ki, Rojava Devrimi kimsesizlerin, sahipsizlerin, sözü dinlenmeyenlerin, isimsiz ezilenlerin devrimidir. Yok sayılan, kimliksizlerin ayağa kalkışıdır, ateşle yürüyüşüdür. Rojava halkları artık kanatları kırık bir kuş değildir. Özgürlüğe tutkulu öfkeli bir fırtınadır. Rojava’da artık hayat, gerçeğin ve özgürlüğün sembolüdür.

Enternasyonalist devrimci şehit Lorenzo Orsetti‘ye; “İtalya’da iken Rojava’nın nerede olduğunu biliyor muydun?” diye sorulduğunda verdiği “Hayır” yanıtı gerçektir.

Bugün özgürlük arayanlar özgür Rojava topraklarını biliyor ve tanıyor.

Kolay gelinmedi bugünlere…

Kobanê Direnişi faşistlere, cellatlara karşı durmanın özgürlüğü ve onuru savunmanın adıdır. Kobanê Direnişi, Rojava devriminin dönüm ve sıçrama noktasıydı. Enternasyonalist savaşçıların, Türkiyeli devrimcilerin, özgür Kürdün yüzünü Kobanê’ye, yönünü Rojava devrimine çevirmeleri yaşanan büyük değişim rüzgarının sonucuydu.

Ortadoğu’nun en gerici, en gaddar, en kıyıcı güçlerine karşı savaşıp, özgürlüğün bayrağını Miştenur burçlarına dikmek kolay olmadı. Binlerce özgürlük savaşçısının, büyük fedakarlık ve sayısız bedel sonucu kazanımlar elde edildi.

Rojava bir kadın devrimi olarak bilinir ve anlatılır. Ancak bu değerlendirmenin eksik olduğunu belirtmek gerekir. Ortadoğu’nun hiçbir ülkesinde ezilenin ezileni kadınlar bu denli özgür ve aydın yüzlü olmamıştır. Bu doğrudur. Ancak Rojava devrimi aynı zamanda ezilenlerin ezileni olan Ermenilerin, Süryanilerin, Asurilerin, Ezidilerin özgürleşme bayramıdır. Farklı inançların, dillerin, renklerin, cinslerin özgürce kendini ifade etmenin, kardeşçe birlikte yaşamanın devrimidir.

Rojava devrimi kapitalist dünyaya, feodal-gerici sisteme, köleci zihniyete, çürümüş köhne kültüre meydan okumadır. Tarih boyunca sayısız soykırımlar yaşayan, tehditlerden kurtulamayan, hakaret işiten, sürgünün her türlü zulmünü yaşayan ezilen halklar Rojava devrimiyle soluk alıp, kendilerini özgür hissetmişlerdir. Varlıkları ve gelecekleri güvence altına alınmıştır. Artık hiçbir zalim, hiçbir korkak cellat kolayca onlara el kaldıramayacaktır. Çünkü artık onları koruyan askeri-siyasi-toplumsal iradeleri ve örgütlülükleri vardır.  Huzuru, barışı, kardeşçe birlikte yaşamayı esas alan bir dünyaları vardır.

Yaşamın, savunma ve yönetimin her alanında temsiliyet hakkına sahip olarak sözlerini söylüyor ve geleceklerini belirlemeye çalışıyorlar. Korkusuzca kendi bayramlarını kutlayıp, halaylarını çekip kendi ana dillerinde şarkılarını söylüyorlar. Dil ve inançlarından dolayı artık kimse onlara dokunamaz. Bu hakkın ve olanağın ne anlama geldiğini en iyi soykırımın çocukları olan Ermeniler, Süryaniler, Asuriler, Ezidiler bilir ve anlar. Soykırımsız, sürgünsüz günleri gören gözler en aydınlık gözlerdir.

Rojava’yı sahiplenmek ve savunmak vazgeçilmez görevdir. Bugün onur ve vicdan sahibi her insan Rojava’ya kalkan kirli ve kanlı elleri tutmalıdır.    Sarayların, sultanların savunmasız bedenleri köleleştiren putlarını yıkmanın, ezip geçmenin sorumluluğuyla karşı karşıyadır.

Dört yanı cellat dolu Ortadoğu’da Rojava şimdi cellatların arasında güneş ışığı kadar özgürdür.

9755

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Misafir yazarlar

Yaşamınız İçinde Birgün de Olsa Halkın Yanında Yer Alın!

Bu başlık, sağ ve sol liberallere bir çağrıdır. Liberaller hiç bir zaman doğrunun yanında yer almadılar. Alır “gibi” yapıp, güçlünün yanında, egemenin yanında yer aldılar. Egemenlere karşıymışlar “gibi” yaptılar, izledikleri yol egemenleri, zalimleri güçlendiren yol oldu.

 “Demokrasi”den sıkca dem vurdular, “insan haklarından" söz ettiler, ama asla halkın haklı olduğunu, ne ağızlarına aldılar ne de kalemleri beyaz kağıtlara bunları yazabildi. Kendilerine yaşamları boyu siyasal niteliklerini veren; “yetmez ama evet” ile burjuva düzenin bekasından yana tavır aldılar. 

"İpler kimin elinde "2

Dünyadaki gelişmeleri dikkate aldığımızda  Asya kıtası ve Ortadoğu  proleter devrimlerine, ulusal kurtuluş hareketlerinin başarı elde etmesine,zaferle taçlanmasına, objektif şartların en uygun  olduğu alanlardır. Yanlızca objektif şartların değil ,aynı zamanda komünistlerin ve anti emperyalist , anti faşist hareketlerin örgütlü ve ciddi bir potansiyol güç oluşturduğuda bir gerçek.  Emperyalizmin karnının en yumuşak olduğu  bu alanlarda  yükselecek halk devrimlerinin  emperyalizme büyük darbeler vuracağı kesindir.

Sen susuyorsun çünkü...

Seni Cizre, Silopi, Nusaybin, Diyarbakır Sur, Şırnak ve Dargeçit halkıyla empati kurmaya çağırmayacağım. Çünkü sen ölmüşsün. Bu düzen sana makam ve rahat bir hayat vererek ruhunu esir almış, öldürmüş seni. Ölmüş bir ruh gömüldüğü mezarda dışarıdaki seslere sağırdır.

Sevgili okur, bu sözlerim sana değil, siyasetçileredir.

15. yılında başka bir 19 Aralıkta

“Amaçları, insanı, insandan başka birşey    haline getirmekti”. Primo Levi

Aralık sallanıyor.

Bütün ayları özel kılan katliamlarla dolu Türkiye tarihinde, çığlıklar-haykırışlar, direnişlerle dolu Aralık her gelişinde, daha dünmüş gibi sallanıyor….

Bir bireyin tarihini bile objektif olarak yazması zorken, Aralık’ı yazmak hep zorluyor bizi.

Partisizlik Özgürlüktür

Vışş... o süperman kostümü ne la..... sıfır sıfır yedi gözlükler....

Sen benım kım olduğumu bılıyor musun ?

Haa..bılıyom.  Bızım koylu husosun.

Avradın da dayak yiyip şehire kaçan huso .

Bireycilik, grupçuluk....

Kapitalizmin ortaya çıkardığı bir hastalık bu.

Kapitalizmin itişi, kalkışının acımazsızca ceyran edişi  içerisinde statümüzü, grubumuzu....  buluruz, buldururuz.

Sanki kendimizin, ailemizin, yaşadığımız grubun....   sorunlarını, hislerini .....  başka bireyler, gruplar  yaşamıyorcasına, bilemeyeceklercesine  davranır, yaşarız.

İsrailleşen Türk devleti ve Kürtler

Ulusal sorununu çözmeyen bir devletin burjuva “demokratlığı” söz konusu olamaz. Türk devletinin tarihinde, burjuva anlamda “demokrat”lığı oldukça sınırlı olmuştur. Sınırlı yıllar içinde   burjuva “demokrasisi”ni uygulaması, dış koşulların ve iç koşulların (işçi sınıfı ve emekçilerin) dayatması sonucu olmuş, ama, işçi ve emekçiler ve başta Kürtler olmak üzere diğer azınlık uluslar üzerindeki faşizm sopasını da hiç bir zaman elinden bırakmamıştır.

Mazlum Yoldaşın Ardından

Yetmişli yılların ortalarında Malatya’dan İzmir’e gelmişti Mazlum yoldaş. Simsiyah saçları, kararlı bakan ışıltılı gözlerindeki sevgi yüzüne de yansıyordu. Kısa sürede herkesin sevgisini kazanmış, mahallenin “Marangoz İbo”su olmuştu bile.

Taklit yeteneği çok iyiydi. Gırgır ve şamatayı sever öykündüğü yoldaşlarını bire bir taklit ederken dernektekileri gülmekten kırar geçirirdi.

Çalışkandı; tam bir görev adamıydı. “Teoriden anlamam, ben pratik adamıyım!” derdi. Kızdı mı hemen parlardı, ama çabuk da sönerdi.

Şimdi yürüme zamanıdır!

Şimdi savaşma zamanı, savaşı büyütüp her tarafa yayma zamanıdır. Özgürlük ateşini yakınlaştırma ve devrimcileşme zamanıdır. Şimdi büyük bir ısrar ve kararlılıkla zorlukların üstüne doğru yürüme, engelleri cesaretle aşma zamanıdır. Partimizin ideolojik-stratejik hattı, işçi sınıfının, halkımızın, bölge halklarının değişim ve devrim ihtiyacına yanıt olma zamanıdır. Dayanılması zor, yokluk ve yoksulluklarla dolu ezilenlerin çığlıklarına kulak verme zamanıdır. Ertelenmesi asla mümkün olmayan zorunlulukların ve kaçınılmazlıkların gerçekleştirilmesi zamanıdır.

“Hendek” e düşmek mi, hendek atlamak mı?-Dursun Ali Küçük

*Kendimi hendeğe düşmüş gibi hissediyorum….
Kürdistan şehirleri ve ilçelerinde yaşanan vahşet gözlermin önünde kayıp gidiyor.
İçim kan ağlıyor..
Sanırım savaş ortasındaki her insanda bunu yaşıyor.
Ya bu hendekten atlarsın ya bu deveyi güdersin.
Ya da deveye hendek atlamak gibi bir işe kalkışırsın.
Ama nasıl direnirsen diren siyaset ve halkını düşmanın eliyle de olsa hendeğe gömemezsin.
Vebali ağırdır.

*Sömürgeciğe ve işgalciye karşı direnmek farzsdır ve kayıtsız şartsız tartışma götürmez.

"İpler kimin elinde "

Bugün bir arkadaşımla sohbet ederken  Ortadoğu, Türkiye ve Kürdistan ve en önemliside Suriye'de neler oluyor üzerine konuşmaya başladık;  Ben siyasal tahlillerde bulunmaya çalışrken,, üçüncü dünya savaşının kapıda olduğunu,çanların  kimin için çalıyoru anlatırken , arkadaşım dediki:"Yoldaş bu söylediklerini Marks, Lenin, Stalin , Mao yoldaşlar o  zamanlar söylemişler... Sen bugüne has özgül tahlil yapsan vede biz bunun neresindeyiz,anlatsan daha gerçekçi olur". Ben önce bir duraksadım şaşırdım , "söyleyen dilim söylemez" oldu.

“Seçme ve Seçilme En Temel İnsan Hakkıdır, Haydi Mülteciler Seçime”; dediler ve!

Yarın 10 Aralık.

1948’den bu yana etkinlikler düzenlenen “Dünya İnsan Hakları Günü”.

“Mültecilerin seçme hakları var artık. Seçme ve seçilme en temel insan hakkıdır” diyerek harıl harıl çalışan kurumlardan bir kısmı; yarın da Suriye’ye yerleştirilen savunma silahlarına karşı protestolar gerçekleştirecekler!(Bu kurumların adını burada belirtmek, yaptıkları iyi şeylere göz kapamakla eş olacağı için; böyle geçelim).

Sayfalar