Çarşamba Kasım 4, 2026

Bizi kim değiştirecek?

Geçen sayımızda “Aynaya Bakmak” başlığını atmış ve bireyin-bileşenin-kolektifin “körleştiği” noktada ona ayna olan yoldaşlardan bahsetmiş ve bunun “bir şans” olduğunun altını çizmiş; bununla bağlantılı olarak başarının müdahaleye-eleştiriye açık olmakla ilişkisine değinmiştik.

Hepimizin bildiği ve durmaksızın tekrarladığı gibi devrimci kişi artık “hata yapmayan”, “mükemmel”, “tamamlanmış”, “olmuş-bitmiş” değildir. Onu “sıradan” insandan ayıran özelliklerden birisi hataları, eksik ve zaafları karşısındaki tutumudur. Gerçek bir devrimci –ki devrimcilik tamamlanmış bir olgu değildir, devam eden bir süreçtir ve bu yüzden devrimcileşmekten bahsedilir– hatalarıyla dürüstçe yüzleşir, içindeki “düşman”la çatışır-hesaplaşır ve böylece güçlenir. Bu “iç düşman”lardan ve de bunun bir sonucu olarak yüzleşme ve hesaplaşma alanlarından biri de erkek egemenliğidir.

Ancak devrimci komünist saflarda “erkek egemenliğiyle mücadele”yi sadece kadınların görevi gibi algılama, en iyi haliyle “kadınlar bizi değiştirsin”le sınırlama hali oldukça yaygındır. Oysa kadın sorunu dediğimiz “şey”, en basit ifade ile “erkek egemenliğidir”.

Erkek egemenliği diye bir şeyi inkar eden de pek yok. Ancak maalesef bir şeyi teorik olarak kabullenmek, pratikte onu değiştirmek anlama gelmiyor. Örneğin öğretilmiş kimliklerle savaşmak söz konusu olduğunda genelde kadınlar akla geliyor.

Neden egemen erkek kimliğiyle, erkeklikle savaşmak gelmiyor? Neden egemen zihniyetin erkek devrimcilerdeki izleri, erkek egemen tutumlarıyla mücadele gelmiyor? Neden erkek egemenliğinin saflarımızdaki yansımalarını doğru çözümleyebilmek, tek tek erkek devrimciler şahsında ortaya çıkan pratikleri birer “erkeklik hesaplaşmasına” dönüştürmek gelmiyor? Sorular çoğaltılabilir…

Sonda söyleyeceğimizi hemen burada söylersek; toplumsal-öğretilmiş erkeklikten kopuş, devrimci komünist erkeğin kendi devrimci gelişiminin zorunlu bir parçası olmalıdır! Bu mücadeleyi yalnızca kadınlara havale ederek, “kadınlar beni-bizi değiştirsin”le sınırlamak erkek egemenliği ile yüzleşmek ve devamında hesaplaşmaktan kaçışın yolunu döşemektir.

Yüzleşme korkusu denilen budur. “Orada bir yerde duran” gerçekliğimizle karşılaşmak, yüzleşmek, hesaplaşmak, bu süreçten bir sonuç çıkarmak ve bu sonuçla birlikte mevcut yapımızı güncelleyerek, kişisel malzememizi yeni olanla harmanlayarak mücadele etmekten korkmak! Bu ne kadar devrimci bir tutumdur?

Açıktır ki, devrimcilik insanın başta kendini, kendi gerçeğini anlaması, kabullenmesi ve onunla savaşmayı göze almasıyla başlar. Geçen sayımızda altını çizdiğimiz gibi bu savaşı tetikleyen kimi zaman “uzun yılla­rın devrimcisi bir erkek yoldaş kar­şısında kadın bir yoldaş olur” ve “onu erkekliğiyle yüzleştirir.”

İşte bu noktada cesaret, insanın “dış düşmana karşı” gösterdiği değil, “iç düşmana karşı” mücadelesindeki tutarlılıktır. Bahanelerimizi zenginleştirerek, ısrar ve inadımızı sürdürerek, “doğru bildiklerimizi”-“genellemelerimizi” yineleyerek, kendi sorumluluklarımızı kadın yoldaşlara aitmiş gibi ele alarak da yolumuza devam edebiliriz. Ancak bu ne kadar devrimci olur, tartışılır!

Kolektifimiz hiçbir biçimde ve koşulda zayıflatılmasına izin vermeyeceği, vazgeçmeyeceği bir faaliyet başlatmıştır. Bunu sürdürecek olanların kadın yoldaşlar olması sorunun tabiatı gereğidir ama bu faaliyette erkek devrimcilere de önemli görevler düşmektedir.

Bahsini ettiğimiz, kadın faaliyetinin toplam faaliyetimizin kritik bir parçası olduğunun altını çizmek değildir. Bu elbette önemlidir ancak erkek devrimciler şahsında “görev” burada bitmemektedir.

En az bunun kadar önemli olan, sorunun kendisiyle ilgili yanını aşma çabası olmaktır. Bizzat kendi cinsinin toplumsal şekillenişinin beslediği ve bu anlamda bir parçası olduğu sorun, erkek yoldaşlar bakımından zor bir sınav niteliğindedir.

Kadın mücadelesi ve özgürleşmesinin kolektifimiz içindeki dinamikleri söz konusu olduğunda, bu mücadele ve özgürleşmenin en büyük engellerinden biri olan erkek egemenliğini yok etmede; bu egemenliğin izlerini taşıyan erkek devrimci komünistlerin eleştiriye açıklığı, eleştiriden öğrenme kararlılığı, yenilenme iradesi, özeleştirel savaşımı devreye girmektedir.

Tıpkı Cengiz İçli yoldaşın altını çizdiği gibi; “Mesele ideolojik anlamda devrimciliğimizin güçlenmesi meselesidir. Bu anlamda devletle, egemen sınıflarla her türlü ortaklıktan kopuşu sağlamak gerekir ki devrimciliğim daha güçlü hale gelsin. Devlete, egemen sınıflara ve onun sistemine örgütlü mücadeleye girerek ilk adımı atmış bulunuyoruz. Ancak diğer her şeyde olduğu gibi bu ilk adımlar kendi içerisinde yetersizliği barındırıyor.

Nitekim bir dizi devrimci, bu ilk adımın devamını getiremediği için örgüt saflarından ayrılmakta, egemen sınıfların sistemine geri dönmektedir. Devrimcilik de sürekli bir şekilde, gündelik yaşamda yeniden üretilmelidir. Yeniden üretilmeyen devrimcilik, tükenmeye, yok olmaya muhtaçtır. Devrimciliğimizin yeniden üretimi, ancak egemen sınıfların değer yargılarının üzerimizdeki etkilerinden köklü kopuşu beraberinde getirmeli yoksa bu kopuş mümkün olmayacaktır.

(…)Bu toplumda yaşayan herkes ve her kurum (kolektifimiz de dahil) ataerkiden şu ya da bu şekilde etkilenmiştir. Hepimizin bünyesinde bu hastalık ya da mikrop vardır. Doğallığında da bu durum bu meseleye dışarıdan bir yaklaşımı doğru görmez, içeriden bir yaklaşımla soruna yaklaşmamız gerekir.

Bunun anlamı her şeyden önce kendimizden başlamamız gerektiğidir. Şüphesiz bu bütün çelişkiler için gereklidir ancak ataerkinin üzerimizdeki etkisinin derinliğini göz önünde bulundurduğumuzda bu meselede kendimizden başlamamız daha önemli hale geliyor.”

9345

TC’nin çıkmaz Sokağı!

Tezkere, Kobanê “Çözüm Süreci”, IŞİD, Ortadoğu

(IŞ)İD’in Kobanê üzerinde geliştirdiği saldırı Kürt meselesindeki ve bölge içindeki dengeleri hemen “türbülansa” sokmayı başardı. Kürt ulusal hareketi Kürt meselesini doğal ve haklı olarak bölgesel gelişmelerin sadece bir parçası ve uzantısı olarak ele alıyor. TC’nin de meseleyi hem iç hem de dış sorun olarak ele aldığı, “çözüm süreci” denen gelişmenin en önemli itim güçlerinden birisinin de bölgesel gelişmeler ve TC’nin bölge politikası olduğu bilinmektedir.

(IŞ)İD Kürtlere Niye Saldırır?

(IŞ)İD, Ortadoğu’nun yeni fenomeni ve emperyalistlerin yeni umacısı. (IŞ)İD emperyalist gericiliğin kendini daha rahat gerçekleştirmesi ve politik yönelimine yeni olanaklar yaratması için arayıp da bulunmayacak bir umacı oldu. Her ne kadar emperyalist güçler ve Ortadoğu’nun gerici egemenleri için şu an kullanılacak bir umacı (heyula) olsa da, Kürtler, Şiiler, Hıristiyanlar ve tüm diğer farklı inanç ve milliyetler için bunun ötesinde en vahşi biçimlerle ölüm, kan, zulüm anlamına geliyor. (IŞ)İD girdiği her yeri insansızlaştıran, kurutan, çölleştiren bir politika izliyor.

Kanlı eserinizle övünebilirsiniz

Tarih şahittir ki, Kobani protestolarında ortaya çıkan kanlı tablo AKP(DEVLET), HDP ve HÜDAPAR'ın ortak eseridir. Bilindiği gibi HDP ve KCK'nin çağrısıyla sokağa çıkan kalabalığa ilk kurşun Muş Varto'da sıkıldı ve bir genç polis kurşunuyla can verdi. Sinirler zaten gergindi, gencin ölüm haberi büyük bir öfke patlamasına neden oldı. Düzenin çarpıklıklarına ve adaletsizliğine karşı isyan halinde olan gençler ve halkın arasına karışan maskeli provokatörler birçok şehirde polislerle çatıştılar.

Topunuz IŞİD'siniz.

Evet, siz IŞİD'ci ve yargısız infazcısınız.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün Gümüşhane'de milyonların gözünün içine baka baka, "Bingöl'de iki polisimizi şehit eden teröristler öldürüldü," dedi kükreyerek. Kürsü kahramanı Tayyip Erdoğan'ın sözünü ettiği kişiler karayolunda jandarmanın, "Dur,"ihtarına uymadıkları gerekçesiyle hedef gözetilerek öldürülen insanlardır.  

İlk can yakıcı soru şudur: Öldürülen bu dört kişinin Bingöl saldırısına katıldıklarını nereden biliyorsunuz?

TC’nin imdadına koşmak bize mi kalmış? - Dursun Ali Küçük

Serhildanlari selamliyorum!

Kürdistan halkı ve herkes savaş içindedir ve savaş yürütüyor. Kürdistan Federasyonu ve Batı Kürdistan’da savaş çok çıplak yürütülüyor. İran ve Türkiye’de fiilen savaş hali var. İran sömürgeciliğine karşı silahlı mücadele veren grup ve gruplar çıkıyor ve başlattılar. Gerillayı geliştirmeleri olumludur. İran’da idamlar sürüyor ve legal anlamda hiçbir faaliyete izin vermiyor.

Kürtlerin son savaşı mı?

Türk devletinin desteğinde İŞİD’in Kobane’ye yoğun saldırısı ve yaşanan insanlık dramı nedeniyle Türkiye’de, başta PKK taraftarları olmak üzere tüm ilerici kamuoyunu ayağa kaldırması önemli bir gelişmeydi. 

“Kobanê Direnişi İçin Yaşamı Durduralım!”

 

IŞİD saldırılarına karşı destansı bir şekilde sürdürülen Kobanê direnişi destan yazmaya devam ediyor. Bu direniş sürerken; Dünyada ve Türkiye'de bu direnişi sahiplenmek için sokağa çıkan halka, olanca gücüyle saldıran TC onlarca insanı katletmeye devam ediyor. T. Kürdistanı başta olmak üzere, devlet baskısına boyun eğmeden sokaklara dökülen halkın direnişi sürerken; daha önce de direnişi büyütme çağrısı yapan Partizan, tüm güçlerine seferberlik çağrısında bulundu.

Dünya Suriye’deki Devrimci Kürtleri Neden Görmezden Geliyor-David Graeber

Suriye Savaş Alanında demokratik bir deneyim IŞİD tarafından yok ediliyor. Dünya kamuoyunun bundan bihaber hâliyse tam anlamıyla skandal.

Kobani bize zafere odaklanmanın yolunu gösteriyor

 

Kürdistan'da ve Türkiye'de ok yaydan çıktı. Sözün bittiği, pratik eylemlerin başladığı an bu andır.  Zafere odaklanmak için ölümüne direniş!

Aslında anlatılacak hem çok şey var, hem de o kadar anlatılıyor ve yazılıyor ki her şey karman çorman bilgi kirliliğinden tutalım da “Kobani’nin düşmesinden” veya “ha düştü düşecek “çığırtkanlıklarını görmekteyiz. Dün halefi Davutoğlu, bugün Antep’te selef Erdoğan savaş naraları atarak gizli saklı bir şey bırakmadı. Suriye’ye karşı savaşın kukla baş aktörü olduğunu kendi ağzıyla açıklayarak ispatlamış oldu.

Kobane; Geçit Yok, Geçit Yok! Volkan Yaraşır

Tarih ve devrim kaotik bir süreçtir. Atılım ve geri dönüşleri içinde taşır. Rojava Devrimi, Kürt Özgürlük hareketi kadar Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasında sarsıcı etkiler yarattı. Ortadoğu’nun hegemonik güçler tarafından yeniden dizaynını engelleyen en önemli faktör olarak öne çıktı. Aslında Rojava pratiği yıkıcı etkilerini yeni gösteriyor. Bir nevi devrim, dalgasal ve dip sarsıntılarını dışavurmaya başladı.

Ölümüne seyirci kaldığınla barışamazsın: Ohannes Kılıçdağı

Zaten hep gergin olan ülkemiz ve bölgemiz bir kere daha ‘bıçak sırtında’. Bu sefer başrollerden biri, caniliği bu coğrafyaya bile (“Oryantalizm yapma” diyenler sıranın sonuna geçsin) fazla gelen IŞİD’e ait. Başrole yükselmesinde AKP idaresindeki Türkiye devletinin doğrudan desteği olup olmadığı tartışılıyor. Birçok iddia olmasına rağmen, hükümet ve onun savunucuları bunların hiçbirinin doğrudan desteğe dair somut delillere dayanmadığını söylüyorlar. Gerçektende söylenenlerin hiçbiri bu desteği tartışılmaz biçimde ispatlamaya yetmeyebilir.

Sayfalar