BİZ SÜRGÜNLER "MAĞDUR"DEĞİLİZ.
Faşizme, faşist diktatörlüğe karşı verdiğimiz özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık mücadelesinde biz haklı, doğru ve onurlu bir mücadele yürüttük. 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğü de bu mücadelemizin bir parçasıydı. Neticede güçler dengesi ve bazı yanlış stratejik ve taktik hatalarımız bizlerin yenilgisine sebep oldu. Aradan geçen 35 yıllık uzun bir zaman dilimi dahi, hala 12 Eylül faşizminin kanlı- katliam, işkence ve zulüm izlerini üstümüzden silip atamadı.
Türkiye ve Kürdistan halkının üzerinde hala 12 Eylül faşist anayasası kanunları hüküm sürmektedir. Yargı-yasama ve yürütmede hala 12 Eylül kanunları geçerlilik taşımaktadır. Bu sebeple biz sürgünler bu faşist yasaların ortadan kaldırılması, demokrasi ve özgürlüklerin kazanılması, ülkemizde hüküm süren her türlü bağımlılığın son bulması mücadelesini vermekteyiz. Bundan da asla vaz geçmeyeceğiz.
Yukarıda da belirtiğim sebeplerden dolayı biz mağdur değiliz. Ülkemizi yaşam koşullarımız elimizden alındığından dolayı zorla terk etmek zorunda bırakıldık. Bu anlamda ülkemizden kaçtık. Ülkemizde kalma veya yaşama koşulları ortadan kalkmıştı. Bu şu anlama geliyordu; faşizme karşı demokrasi, bağımsızlık ve özgürlük mücadelemizi sürgün bulunduğumuz ülkelerde aralıksız yürütecektik. Nihayetinde faşizme karşı mücadelemiz örgütlü veya örgütsüz olarak aralıksız devam ettirildi. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde devrimci güçler ve birey olarak politik sürgünler çok yönlü faaliyet, kampanyalarla Türkiye ve Kürdistan’da yürütülen demokrasi ve özgürlük mücadelesine azımsanmayacak katkılar sunuldu. Önemli ilerlemeler sağlandı. Faşizme esir düşen devrimcilerin yaşadıkları zulüm gündeme taşındı, işkenceler teşhir edildi. Yeterli miydi? Tabii ki hayır. Yaşadığımız şartlar ve koşullar bizleri yeni mücadele biçimleri yaratmaya, geliştirmeye yönlendirdi. Çünkü bizden önce de sürgünlük vardı, bizden sonra da devam edecektir. Emek sömürüsü devam ettiği, dil, din, ırk, cinsiyetçi ayrımcılığı devam ettiği sürece sürgünlük olacak, yaşanacaktır. Adaletsizliğin, sömürü ve zulmün olduğu yerde, ezilenler, sömürülenlere başkaldıracak özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık isteyecek, bundan doğal bir şey olamaz.
Geç kalınsa da, yüz binlerce sürgünün sorunlarını, mücadele ve taleplerini gündeme taşımak, 12 Eylül yasalarıyla, kanunlarıyla, yargılarıyla hesaplaşmak, demokrasi güçleriyle birlikte hesap sormada kendimizi birinci derecede muhatap görmekteyiz.
Biz budan dolayı mağdur değil, bir tarafız. Sınıf mücadelesinde biz sürgünler ezilenlerin yanına yerimizi aldık, taraf olduk hala da ezilenlerin yanında yer almaktayız, mücadelemizi bu kapsamda yürütmekteyiz.
Kaldı ki, biz sürgünler faşizmden, faşist diktatörlükten aman da dilenmiyoruz, af edilmeyi de beklemiyoruz. Çünkü biz sürgünler insanlık suçu işlemedik. Aksine insanlık suçu işleyen faşizme, faşist diktatörlüğe karşı meşru ve haklı bir zeminde mücadele yürüttük, bu mücadelede tereddütsüz yerimizi aldık. Aksine insanlık suçu işleyenlere karşı mücadele ettik. Ezilenlerin, insanlık hakları gasp edilenlerin, işkence ve baskıya uğrayanların, sorgusuz-sualsiz kaybedilenlerin, kurşuna dizilenlerin, insanlık onurunu savundukları için diri-diri yakılanların sesi olduk, en değme aydınların dahi sus-pus olduğu bir dönemde biz sürgünler susmadık, demokrasi ve özgürlük mücadelesi verenlerin yanında yerimizi aldık. Köyleri yakılanları, yerlerinden-yurtlarından sürülenleri, milliyeti, cinsiyeti, dili, rengi, inancı ve kültürel farklılığı yok sayılıp gasp edilenlerin sesini duyurmaya, onların sesi olmaya çalıştık. Eğer "suç "işlemişsek, işlediğimiz "suçları "zaten inkâr etmiyoruz, itiraf ediyoruz.
Tamda bu sebeplerden kaynaklı yüz yıldır ülkelerinde yaşam hakları zorla ellerinden alınan, milliyetleri, dilleri, renkleri, kültürleri, inanç ve ibadetleri yok sayılan, zorla gasp edilen tekleştirilmeye ("tek ırk, tek dil, tek din, tek mezhep ") çalışan, kültürel zenginlikleri yok edilen biz sürgünler tarafız, müdahiliz. Faşizmin tüm kurumlarıyla yargılanmasından ısrarlıyız, bundan asla vazgeçmeyeceğiz.
Ülkemizde siyasi, toplumsal, ırksal, dinsel, kültürel, Cinsiyetçilik üzerine kurulu tüm faşist yargılamaları tanımıyoruz. Variyetiyle ülkemiz halklarına kan kusturan faşist yasamanın, yürütmenin, yargının tümden kaldırılmasını, istemekteyiz. Ülkemizde ve yurt dışında faşist yasalarca yargılamaların şartsız -koşulsuz iptal edilmesini istiyoruz. Asıl yargılanması gerekenlerin faşist yasamayı, yargıyı, yürütmeyi ülkemizin başına bela edenlerdir.
Ülkemizde yaşayan halklarımızın din, dil, ırk, milliyet, cinsiyetçi ayrımcılığın olmadığı, tam eşitlik üzerine kurulu yeni bir halk anayasası oluşturmanın şartları yaratılmalı, bunun için faşizmin dayattığı kurumsal yasalara karşı uzun bir demokrasi ve özgürlük maratonunda ısrarcı olmalıyız. Biz sürgünlerin koşulsuz, şartsız, herhangi bir yaptırıma, yargıya tabi tutulmaksızın ülkeye dönüş yolları yaratılmalıdır. Hakları faşizm tarafından gasp edilen tüm sürgünlerin maddi, manevi, sosyal, siyasal, toplumsal davalar açma, buna tazminat dâhil yargı yolu açılmalıdır.
Ermenilerin, Kürtlerin, Rumların, Alevilerin, Çerkezlerin, Yezidilerin, Lazların, Çingenelerin, kadınların, çocukların, yani savaş mağdurlarının gasp edilen bütün hakları geri verilmeli, devlet savaş suçu işlediğinden dolayı cezalandırılmalı tazminat ödemelidir. Siyasal tutsaklar, hasta tutsaklar koşulsuz bırakılmalıdır. Onları yargılayan yasama, yürütme, yargı iptal edilmelidir. Asıl bu faşist yasaları yapanlar, uygulayanlar, uygulanmasına karar veren tüm kurum ve kuruluşlar yargılanmalıdır.
19-3-2015. Hasan aksu.
Son Haberler
Sayfalar
Dogmatizmin Eksensiz Çukurunda Yön Aramak-1
Bazıları tarihin önünde yürür, bazıları ise onu yazar. Bazıları ise ilerleyen tarihin ne tarafında yer alacaklarında kararsızdırlar.
Giriş:
Devrimci mücadelenin ve bu mücadele içinde yer alan örgütlerin tarihini yazmak, sınıf mücadelesini ilerletmek ve gelecek kuşaklara deneyimler aktarmak açısından, hiç kuşkusuz büyük bir önem taşımaktadır.
Tarih yazımında, burjuva sınıfı adına tarih yazıcılarıyla işçi sınıfı adına tarih yazıcıları arasında niteliksel bir sınıf varkı vardır ve bu eşyanın tabiyatına da uygundur.
Kandil-Yerevan Yürüşümüz(4)- Kandil-Yerevan ve Şimdiki Duruşum(5)Dursun Ali Küçük
*Şendinli- Xaxurke boğazından yolculuğa ve uzun yürüşüşe başlıyoruz.
Nasıl yaşayacağına karar verenler nasıl savaşacağına karar vermişlerdir!
Sınıf savaşımında devrimci yaşamın rolü ve yeri tartışılmaz düzeyde önemlidir. Ancak bu gerçeklik her zaman yeterince anlaşılmaz. Üzerinde yeterince düşünülmeyen, ciddiyetle durulmayan konuların başında devrimci yaşam gelir. En az dikkat ve ilginin olduğu, en az duyarlılığın gösterildiği, en az sorgulanan yerdir yaşam. Oysa en fazla hata ve zaafların, yanılgı ve yenilgilerin yaşandığı, kendisini gizleyip sakladığı yerdir yaşam. Deşifre edilip sorgulandığında bunun böyle olduğu görülüp anlaşılacaktır.
Psikolojik savaş ve gerilla savaşı karşısında faşizmin propaganda yöntemi üzerine…
2015 yılında savaşın yeniden başlaması ile birlikte faşist Türk devleti daha önceki savaş tecrübesini sentezleyerek yeni bir savaş konseptini devreye soktu. Daha öncesinde karadan gerilla karşısında ciddi bir varlık gösteremeyen Türk ordusu, bu yeni konseptte teknik ve propaganda ağırlıklı farklı bir tarz geliştirmeye çalıştı. Bu tarzın ürünü olarak kimi başarılı sonuçlar alması, beraberinde oldukça yoğun bir kara propagandaya başvurmasına neden oldu.
Çin Devrimi ve Maoizm -1-
“Ancak uçurumun ağzında mevcuttur böylesi muhteşem bir manzara” , “Yangını ben başlattım”, “Enginleri fethetme ruhuna sahip değilseniz, Marksizm-Leninizm’i öğrenmeye kalkmak çok tehlikelidir.”
BPKD’ni anlatırken kullandığı bu ifadeler Mao Zedung’un devrimi, devrimciliği kavrayışını açıklıkla, yoruma yer vermeyecek şekilde anlatmaktadır.
Kandil Yerevan Yürüşümüz(3)-Dursun Ali Küçük
Yarın Xaxurke ‘den yolculuk başlıyor-Ekim 2004 yılıydı.
Benim yanımda eskiden kullandığım telefon vardı. Cemal arkadaş bizden istemedi. Karasu Xınere'de gelip telefonu almak istedi kabul etmedik. O kadar uzun bir yolculuk için herhangi bir duruma karşı telefon kullanmak gerekliydi.
Yolculuğa çıkmamıza bir gün kalmıştı. Kuryeler hazırdı. Biz hazırdık. Herşey tamamlanmıştı. Xaxurke karargahından ayrılmış, Xaxurke boğazının aşağılarına gelmiştik.
Tüm yaşamını devrimci mücadeleye adayan TKİP Kurucu Kadrolarından Teslim Demir (Sinan) kaybetmenin acısı içindeyiz.
Teslim Demir'i Mayıs 2018 tarihinde yakalandığı akciğer kanseri sonucu 29 Eylül 2018 tarihinde kaybettik. Onu kaybetmenin acısı içindeyiz. Başta TKİP'li yoldaşlarına, dostları ve ailesine baş sağlığı diliyoruz.
Teslim Demir dostumuzu 6 Ekim 2018 tarihinde Almanya’nın Oberhausen kentinde Alevi Kültür Merkezi’nde yapılacak anma töreninin ardından vasiyeti üzerine İzmir'e uğurlanacaktır. Tüm devrimcileri ve ilericileri yapılacak anma törenine katılmaya çağırıyoruz.
Teslim Demir Ölümsüzdür
Kara Tren: Charles Aznavour (22 MAYIS 1924 - 1 EKİM 2018) Gül ve Diken
Fransız şansonunun, 20. yüzyıl popunun anıt isimlerindendi. Piaf ve Trenet, Brel ve Sinatra arasında kendi sularında onyıllar boyunca abide gibi durdu, şarkı matematiğinin, hikâye kurgusunun, duyarak okuyuşun derslik örneklerini verdi. Anne tarafından İzmitli (bugünkü sınırlarla Adapazarlı) olan, Türkiye’de özellikle 60'larda, 70'lerde hemen her şarkısıyla çok sevilen ve dinlenen Ermeni Fransız Charles Aznavour, geçmiş ve gelecek, dostluk ve barış, tarih, hafıza ve hakikat için elini taşın altına koymaktan çekinmedi.
Kandil-Yerevan Yürüşümüz(2)-Dursun Ali Küçük
*Ayrılık ve uzaklık zamanı başlıyor...
PKK'nin değişim göstermesi ve yeni koşullara göre amaç, örgüt, yönetim tarzı, çaılşma tarzı, tüzük ve iç işleyişini düzenlemesi, iç infazlara ve Kürdistani güçlerle arasındaki çatışmalara son vermesi zamanı gelip çatmıştı.
Eskisi gibi yürümek olamazdı. Ama bağımsız-demokratik ve birleşik Kürdistan dan vazgeçmek değil, bunu yeni koşullara göre güncellemek gerekiyordu.
İlk hayalimiz ve bütün Kürtlerin hayali terk edilemezdi.
PKK lideri Abdullah Öcalan Rusyadayken 6. kongredeydik.
“İstanbul’da işçi sınıfı hareketi kuvvet topluyor! Yeni bir fırtınaya doğru”*
3. Havalimanı yapımında çalışan inşaat işçilerinin eylemleri ve ardından 24 işçinin tutuklanması süreç açısından son derece önemlidir. Türkiye işçi sınıfının kendiliğinden mücadelesi, faşizmin işçi sınıfı ve halka saldırısından doğrudan doğruya etkilemektedir. Bu olgu, rakamlar incelendiğinde rahatlıkla görülebilir. Emek Çalışmaları Topluluğu’nun son yıllara ilişkin yaptığı çalışmalar bu gerçeği göstermektedir.
Birleşik Mücadelenin Olanaklarını Emeğin Dünyasında Aramak!
‘Tek Adam Rejimi’ne karşı devrimci, ilerici ve yurtsever güçler, birleşik mücadelenin olanakları ve sürekliliğine dair verimli, anlamlı tartışmaları sürdürüyor.
OHAL altında, tamamen eşitsiz koşullarda gerçekleştirilen, AKP-MHP ittifakının hile ve devlet terörü ile kazandığı 24 Haziran seçimleri, söz konusu birleşik mücadelenin ne tür olanaklar sunabileceğine ve sahada nasıl bir sinerjiyi açığa çıkartabileceğine ilişkin zengin veriler sundu.