Pazar Ekim 18, 2026

Birleşik Haziran Hareketi, Seçimler ve HDP /Demir Küçükaydın

 

Birleşik Haziran Hareketi (http://birlesikhaziranhareketi.org/) diye bir girişim veya ittifak var. Bir de epeyce aydın ve sosyalistin girişimcisi ve destekçisi olduğu “AKP diktatörlüğüne “dur” demek için seçimlerde HDP-CHP-BHH bloğu” isteyen bir girişim var (https://www.facebook.com/events/499267203544698).

Bu parti, örgüt ve kişiler esas olarak kendilerini, Marksist, Anarşist, Komünist, Sosyalist veya Demokrat olarak tanımlamaktadırlar. Bu durumda, bir Marksist, bir Sosyalist ve bir Demokrat olarak bizim gerek Birleşik Haziran Hareketi’ne; gerek HDP-CHP-BHH bloğu çağırıcılarına söyleyeceklerimiz ve eleştirilerimiz olacaktır. Bu eleştirileri onların da kabul ettiğini düşündüğümüz varsayımlar üzerinden yapacağız ve onların politik tavırlarının, kendilerini tanımlama veya adlandırmalarının ön kabulleriyle uyuşmadığını göstermeye çalışacağız.

Klasik Marksist ya da Sosyalist politika anlayışına göre, teoride, ideolojide, propaganda ve ajitasyonda ittifak olmaz. İttifaklar somut hedeflerde, işlerde, programlarda olur.

Bunun en somut ve özlü ifadesi, “ayrı bayraklarla ama birlikte yürümek” parolasıdır. (Burada Bayrak, teoriyi, ideolojiyi, içeriği ifade eder; mitinglerde her grubun kendi bayraklarıyla yürümesiyle ilgisi yoktur.)

Bu aynı zamanda şu anlama da gelir: sosyalistler ittifak anlayışlarında son derece esnektirler ve olmalıdırlar; gereğinde “şeytanla” bile ittifak yapabilmelidirler ve yapmalıdırlar; ama ayrı bayraklarını bir an bile bırakmamalıdırlar. (Yani ittifak yapıp somut hedefler için bir araya geldiklerinin “şeytan” olduğunu söylemekten bir an için bile imtina etmemelidirler.)

Bunun mantıki sonucu çok açıktır: yapılan ittifak ve bir araya gelinen güç ile çalışmanın içeriği arasında hiçbir mekanik ilişki yoktur. Bunlar birbirinden ayrı olarak ele alınmalıdırlar. Tam da içsel bütünlüğü oluşturan bu ayrılıktır.

Sözde veya mekanik Marksistler ile özde ve diyalektik Marksistlerin farkı buradadır. Sözde Marksistler, ittifak yaptıklarında söylemlerini, teorilerini, içeriklerini değiştirirler; yeni durumlarını veya ittifaklarını meşru gösterecek teorik gerekçeler bulmaya çalışırlar. Bu nedenle de taktik esneklikten genellikle yoksundurlar. Diyalektik Marksistler ise, içeriği değil, somut güç dengelerine göre taktiklerini; örgüt ve mücadele biçimlerini değiştirirler. Bu nedenle, taktik olarak çok esnek ama içerikte kavi olurlar

Seçimlerde tavırların nasıl belirleneceği konusu da özünde bu politika anlayışının seçimler özgülüne uyarlanmış özel bir halinden başka bir şey değildir.

Yine klasik Marksizm’e göre, seçimler bizim için kendi sosyalist ve demokrat hedeflerimizi, programımızı yaymanın; bunun için örgütlenmenin bir aracından ve vesilesinden başka bir şey değildirler. Program ve strateji bakımından hiçbir özel değişiklik ortaya çıkarmazlar. Bizim için seçmek ve seçilmek değil; seçimler esnasında çalışmalarımızda ne yaptığımız, neyi savunduğumuz önemlidir.

Öte yandan, bulunduğumuz toplumda bizim dışımızda da güçler, partiler, eğilimler ve bunlar arasında da bir mücadele vardır.

Bu mücadeleler karşısında tarafsız kalmak, fiilen daima güçsüz veya haklı olanın karşısında bir tarafsızlık anlamına dolayısıyla haksız ve güçlü olanı desteklemek anlamına geleceğinden; bizim dışımızdaki güçler arasındaki mücadelede de, gücümüzü ve tarafımızı ezilenden, daha haklı olandan, daha demokrat, ezilenlerin mücadelesine daha geniş olanaklar sağlayacak olandan yana koymamız gerekir.

Yani örneğin bir faşist veya ırkçı parti ile bir sosyal demokrat veya tipik muhafazakâr bir parti arasında bir mücadele varsa, verilmeyen bir oy veya bizim adayımıza verilecek bir oy faşiste yarayacaksa, bu durumda sosyal demokrat veya tipik muhafazakâra bir partiye oy verilmesini isteyebiliriz ve istemeliyiz. (Çünkü bizim için önemli olan kendimize istenecek oy değil bu oyun verilmesini isterken söyleyeceğimiz içerik; yapacağımız örgütlenmedir.) Örneğin bir sosyal Demokrat veya Muhafazakâra oy verilmesini isteme durumunda, unutmamamız ve yapmamız gereken şey oy verilmesini istediğimizin politikasını, tutarsızlıklarını vs. sergilemek olmalıdır.

Marksistlerin veya sosyalistlerin veya öyle olduğunu iddia edenlerin ittifaklar ve seçimler konusuna yaklaşmalarının yol gösterici kazıkları ve duvarcı sicimleri (Leitfaden) bunlardır.

Tabii bizim için seçimler ve hele seçilmek çok önemli olmadığından, seçimlerde ekstra bir rahatlığımız olması gerekir. Yani bazı ittifak durumlarında, bir pazarlık yapma durumu varsa, bizim için vekil sayıları falan ikinci planda olduğundan, rahatlıkla bonkör davranabiliriz ve de davranmalıyız.

Şimdi Sosyalist ya da Marksist politika sanatının bu alfabetik doğruları ışığında, gerek Birleşik Haziran Hareketi’nin; gerek onların CHP ve HDP ile ittifak kurmasını önerenlerin dediklerine baktığımızda ne görüyoruz?

Bir kere hepsinin, aslında AKP’nin iktidarda kalmasını ve hele anayasayı değiştirecek ve başkanlık sistemine geçecek bir çoğunluk elde etmesini çok tehlikeli buldukları, bunu baş tehlike olarak gördükleri çok açık. Eğer acil hedef tanımlamasında böyle bir ortaklık olmasaydı, tartışmaya ve analize acil hedefin ne olduğu gibi bir noktadan başlamak gerekirdi. Bu durum işleri kolaylaştırıyor.

Eh, bu BHH veya HDP-CHP-BHH Bloğu isteyenler de genellikle, Marksist, Sosyalist veya Anarşist falan olduklarına göre nasıl bir çıkarsama yapıp nasıl bir davranış göstermeleri gerekeceği çok açıktır.

AKP’nin seçimde iktidarda kalmasını veya Anayasayı değiştirecek büyük çoğunluk elde etmesini engellemek, ezilenlerin mücadelesine daha geniş hareket alanı sağlayacağından, AKP’nin karşısında ve daha liberal veya demokrat olan güçlere, ne kadar tutarsız olurlarsa olsunlar oy istenebilir. Zaten bizim için seçimler değil, ne söyleyeceğimiz önemlidir.

Yani gerek BHH; gerek blok isteyenler, “AKP’nin karşısındaki partiler tutarsızdır, hedefleri ve programları şu şu noktalarda yanlıştır, ama AKP ve onun başkanlık sistemine geçmesi daha büyük tehlike olduğundan onlara oy verilmelidir” diyebilir ve demelidir.

Ve bunu, herhangi bir sosyalist parti, grup, akım ya da kişi, hiçbir pazarlık falan yapmadan, otomatik olarak, adeta bir refleks gibi söyleyebilmelidir ve söylemelidir.

Ama AKP’nin karşısındaki partilere bakınca da, ırkçı MHP’yi bir yana atınca, kalanlar içinde, HDP’nin, CHP’den bin kat daha tutarlı ve demokrat olduğu; hem dayandığı temeli itibariyle Türklükle tanımlanmış bu devlette Türklük tarafından ezilen bir dili konuşanların haklı mücadelesinin ifadesi olduğu; Kürt hareketi içinde de daha yoksulların, kadınların, Kürdistan’ın da en çok ezilenlerinin (Ezidilerin vs.) kendilerini bulduğu; onların eğilimlerini yansıtan bir hareket ve parti olduğu açıktır.

Sosyalistlere verilecek oyların havaya gideceği, dolayısıyla fiilen AKP’ye yarayacağı da açık olduğundan, AKP karşısında HDP’ye oy verilmesini istemek tek doğru tavır olur.

Burada tavır belirlemeyi ve analizi zorlayan özel durum şudur: Eğer HDP’nin yüzde onu aşma gibi bir sorunu olmasa, hiç tereddütsüz, oyu HDP’ye vermek gerekir denebilir. HDP’nin çok sınırda ve kritik bir durumu var. Eğer yüzde onu aşamazsa, ona verilecek oylar da Erdoğan’a veya AKP’ye yarayabilir. Bu durumda ne yapmak gerekir?

Birincisi, HDP, Sosyalist ya da Marksist veya Anarşist olma iddiasında bir örgüt değil. Sosyalistlerin ve Marksistlerin dışındaki bir güç. (Ama içinde hiç de küçümsenmeyecek ölçüde böyle olduğunu iddia eden veya söyleyen de var.)

Bu dışımızdaki güç karar vermiş ve girecek. Onun kararını değiştirme şansımız yok. Aynı sosyal tabana veya ön kabullere ve programa dayanmıyoruz ki tartışabilelim.

Öte yandan, onun kendi amaçları açısından bakıldığında, bu kararı yanlış olarak tanımlamak mümkün değildir. Son seçimlerde zaten % 9,6 almış. Arada Kobani Zaferini kazanmış; Türk ordusu bile onunla iş birliği yaparak gidip türbe getirmek durumunda kalmış; Kobani’de IŞİD’i yenerek, demokrat, laik, Hıristiyan ve Alevilere koruma sağlamış; tarihindeki en parlak dönemi yaşayan bir hareket.

Ayrıca hedefi sadece Türkiye değil, tüm Ortadoğu olan; strateji ve taktiklerini tüm Ortadoğu’daki mücadele üzerinden belirleyen bir hareket. İran, Irak, Türkiye ve Suriye’de var olan tek hareket. Bu hareketin, %e 0,4; yani binde dört gibi bir artış sağlayabileceğini düşünmesi ve bu riske girmesinden daha doğru bir şey de olamaz. Çünkü bu riske girmediği takdirde, bizzat kendisi kendisini çapsız görmüş ve gerilemeye mahkûm etmiş olur. Tarihin önüne koyduğu bu fırsatı kendi elleriyle tepmiş olur. Yani bu hareketi onun Ortadoğu çapındaki kendi amaçları açısından yaptığın yanlış diyerekten ikna etmenin de yolu yok. Doğru yapıyor.

Öte yandan, bağımsız vekillerle girmesi, kendisine belki birkaç milletvekili daha kazandırır ama CHP’nin oyu ve çıkaracağı vekil sayısı kayda değer biçimde artmayacağından ve CHP nitelik olarak fiilen demokratik değil, milliyetçi bir çizgi izlediğinden, AKP’nin hedeflerine ulaşmasının engellenmesi bakımından bugünkünden daha farklı bir durum ortaya çıkmayacak demektir.

Fakat HDP, yüzde onu aştığında, Türkiye’nin bütün tablosu değişir. Bir kere AKP’nin anayasayı değiştirecek çoğunluğu kalmaz. Hatta belki tek başına iktidar olma olanağını bile yitirebilir. Böyle bir başarının ülkenin politik atmosferinde yapacağı muazzam alt üstlükleri; demokrat ve sosyalistlere sağlayacağı büyük moral ve hareket alanı gibi imkânları saymanın gereği bile yok.

Yani HDP’nin olağanüstü uygun koşullarda BHH’nin desteği olmadan bile yüzde on barajını aşması; çok büyük bir yanlış yapmadığı takdirde çok büyük olasılıktır.

İşin ilginci, BHH’nin bileşenlerinin oy oranı da, HDP’nin ihtiyacı olana aşağı yukarı denk düşmektedir. Binde yarımdır yuvarlak hesap. Binde yarım da HDP’ye yetmektedir. Yani sadece BHH destek verdiği takdirde, HDP oyunu aynı şekilde koruyup Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki kadar oy alsa bile, yüzde on oranını aşar.

Böyle bir durumda, bir Marksistin, bir sosyalistin yapması gereken çok açıktır: derhal hiçbir karşılık beklemeden ve tereddütsüz, HDP’ye oy verilmesini istemek.

Böyle davranmak özellikle de gerekiyor. Çünkü Sosyalistler, çok küçük güçlerine rağmen, ülkenin hayatında kendi gerçek ağırlıklarının kat kat üstünde bir sonucun ortaya çıkmasında belirleyici bir etkide bulunma olanağı elde etmişlerdir. Sosyalistler kedi oldu olalı ilk kez bir fare tutabilecektir. Ya da kalenin ağzında dururken ayağına top gelmiştir, karşısında kimse yoktur ve sadece topa dokunması yetecektir gol atması için.

Neden böyle?

Bir terazinin iki kefesindeki ağırlıklar tam dengedeyse, bir tarafa koyacağınız çok küçük bir ağırlık, bütün dengeyi alt üst edip o tarafın ağır basmasını sağlar. Kaba matematikle koyduğunuz birkaç gramdır. Ama sonuçlarıyla o kilolarca ağırlığa bedel olur. Kaba matematikle iki kere iki dört eder. Ama “cebr-i ala” ile iki kere iki bin de edebilir.

Yani kendine Sosyalist ve Komünist veya Anarşist vs. diyenler, toplumdaki çok küçük ağırlıkları olmasına rağmen, bu küçük ağırlıklarını HDP’den yana koyarak, Türkiye’deki tüm dengeleri değiştirip demokrasi mücadelesinin; ezilenlerin önünü açabilirler. Hayatlarında ilk kez bu olanakla karşı karşıyadırlar. Onlara böyle kritik bir pozisyonu sağlayan da yüzde on barajı ve HDP’nin bu barajın sınırında olmasıdır.

Yani sosyalistlerin, Marksistlerin, Anarşistlerin alacakları şu veya bu davranışı ülkenin ve belki de Ortadoğu’nun geleceğini belirleyecektir.

Klasik Marksist böyle bir durum olmasa bile HDP’ye oy verilmesini istemelidir. Ama bu sefer bu seçimlerin özgül koşulları ve güç ilişkileri, ekstradan böyle bir görevi dayatmaktadır onlara.

Marksistlerin yapacağı çok açıktır: Bütün oylar HDP’ye demekle kalmamalı; binlerce bağla bağlı oldukları özellikle CHP’nin içindeki Alevi ve Demokrat kesimleri de HDP’ye oy vermeye çağırmalıdırlar. Çünkü HDP’nin oy oranındaki her yükseliş; AKP’nin tek başına hükümet kurma olasılığını da ortadan kaldırır. CHP oylarındaki yüzde bir artış CHP’ye ve demokrasi güçlerine bir şey kazandırmaz ama HDP’ye ve demokrasi güçlerine nicel ve nitel olarak çok şey kazandırır.

Buraya kadar tutarlı bir Sosyalist ve tutarlı bir Demokratın tavrının ne olması gerektiğinden söz ettik.

Tabii seçimlere bir Sosyalistin vermesi gerekenden daha fazla değer veriyorsanız, şöyle de düşünebilirsiniz: evet şimdi bu fırsatı değerlendirmeli, oylarımızı yüksek bir bedel, örneğin seçilebilir yerlerde birkaç yer karşılığı satalım; iyi bir pazarlık yapalım.

Böyle küçük hesaplara girmeyenlerin yapacağı, hiçbir davet vs. beklemeden; pazarlık yapmadan HDP’ye oy verilmesini istemek olabilirdi.

Bunu maalesef şimdiye kadar kendine Sosyalist diyenlerin hiçbiri yapmış değil.

Buna yakın bir durum kısmen Halkevleri aldı ama o bile görüşmeler sonrasında desteğini ilan etti. Destek bile hala tam açık ve net değil “Görüşmelerimiz devam ediyor, henüz somut bir tutum açıklamış değiliz ama HDP’nin yüzde on barajını geçmesi için elimizden gelen katkıyı, desteği sunacağız.” türünden bir söylem var. Hiçbir karşılık beklemeyen; pazarlık yapmayan net bir tavır yok.

Peki, EMEP ne yaptı? HDP ile hiçbir görüşme bile yapmadan HDP’ye oy verilmesini isteyecek yerde, HDP ile görüşmeler ve ittifak yaptı. Yani tamı tamına yukarıdaki küçük hesapçılığı yaptı. Sen yine ittifakını yap, yine işleri nasıl koordine edeceğini görüş ama o görüşmeye gitmeden önce, hiç bir karşılık beklemeden, HDP’ye oy verilmesini iste. Zaten Kürt hareketi yeterince bonkördür ve sana istediğinden fazla olanağı sunacaktır. Ama senin görevin onun elini serbest bırakmasını sağlamak; bu kritik durumda kritik yerlerde daha çok oy getirebilecek adayları gösterebilmesi için ona yerini terk etmek olabilirdi.

Yani EMEP de Marksizm ve Sosyalizmden sınıfta kaldı. Küçük hesapların partisi olduğunu kendi eylemiyle fiilen ilan etti.

Şimdi gelelim BHH’ye.

Birleşik Haziran Hareketi ve bileşenleri Marksist veya Sosyalist ise; Marksizm’e uygun;  ezilenlerden ve demokrasi mücadelesinden yana bir tavır koymak gibi bir sorunu varsa; yapacağı çok açıktır: oyların HDP’ye verilmesini ve onun yüzde on barajını aşmasına yardımcı olunmasını istemek ve bunu da hiçbir ittifak ve görüşme bile talep etmeden yapmak.

Elbet şu olabilir: HDP görüşme önerebilir, hatta jest olarak kritik yerlerde adaylık falan de verebilir. Bunlar olabilir ve Kürt hareketi de bu konularda zaten ne kadar bonkör olduğun yeterince göstermiştir. Ama bu desteğin hiçbir pazarlık vs. yapmadan açıkça ifadesi gerekir.

Birleşik Haziran Hareketi ve bileşenleri HDP’ye kendi desteklerini vermekle yetinmeyip, her zaman yakın ilişkiler ve karşılıklı etkilenme içinde bulundukları CHP’lileri de HDP’ye oy vermeye çağırmalıdırlar. Bunun haricindeki her tavrın Marksizm’le, Sosyalizmle ilişkisinin olmadığı açıktır.

Tabii bu durumda, Seçimlerde CHP, HDP ve Haziren Hareketi blok yapsın diyenlerin yanlışı da ortaya daha net çıkmaktadır.

Elbet birileri çıkıp böyle bir girişim kurabilir. Buna bir şey denemez. Ama bunu kendine Marksist’im, Sosyalistim, Komünistim, Anarşistim diyenler yaparsa, bizim bunlara söyleyecek sözümüz, yukarıda söyleyeceklerimizdir. Sizin kurmanız gereken inisiyatif, böyle bir blok önerisi değil; CHP’lilere ve Haziran Hareketi’ne HDP’yi desteklemeye çağrı olabilir.

Ama gerek Haziran Hareketi ve Bileşenleri gerek Blok kurulmasını isteyenler açısından sanırız sorun sadece bu kadar değil. BHH’nin esasını oluşturan TKP’ler ve ÖDP esas olarak her zaman boykot veya daha keskin sözler söyleseler de seçim sandığına gittiklerinde fiilen CHP’ye oy vermişlerdir; onların gözü ve gönlü CHP’de olmuştur. Bir diğer ortak noktaları da Kürt hareketine karşı uzak, yukarıdan, ince ırkçı, hatta karşı tavırlarıdır.

Neden şimdiye kadar yukarıda söylendiği gibi bir sosyaliste yakışır biçimde davranmadılar?

Biz bunu şöyle açıklıyoruz:

Şehir orta sınıfları ve laik kesimler; Aleviler, göz ucuyla HDP’yi izlemeye başlamış bulunuyorlar; ilk kez CHP’ye mahkûm olmaktan kurtulabilirler. Büyük bir tektonik hareketin; bir kıta kayması, yani bu kesimlerin kitlesel bir HDP’ye kayışı olasılığı bulunmaktadır.

Birleşik Haziran Hareketi bu kayışı engellemek için kurulmuştur. Aksi takdirde şimdiye kadar yukarıdaki gibi davranmaları gerekirdi.

Ayrıca bunu Birleşik Haziren Hareketi bileşenlerinden birinin yöneticilerinden biri, “Yahu HDP bizim alanımıza girmeye başladı, onu engellemeliyiz” anlamında sözlerle safiyane bir şekilde dile getirmiştir.

Elbet HDP bunlara karşı iyimser ve safiyane yaklaşarak; onlarla ittifak kurmaya çalışarak kendi açısından doğru olanı yapmaktadır.

Ama biz bir Marksist’iz, Sosyalistiz. BHH ve bileşenlerinin de Marksizm ya da Sosyalizm iddiaları varsa ve bu iddialarına uygun bir davranış içinde değillerse, bunu göstermek, teşhir etmek ve bununla mücadele etmek de bizim görevimizdir. Tam da yukarıda dile getirdiğimiz ilkeler nedeniyle.

İddia ediyoruz ki, Birleşik Haziran Hareketi ve bileşenleri, Türkiye’deki demokrasi mücadelesine bir katkı yapabilmek için, tarihin önlerine koyduğu bu en büyük fırsatı tepecekler ve kim bilir hangi keskin formülasyonla, “HDP’ye oy verin” demeyeceklerdir. Fiilen de CHP’ye oy vereceklerdir.

Bu muhtemelen onların içinde bir bölünmeye de yol açabilecektir. Çünkü bileşenler içinde, gerçekten onları Kürt hareketi ile yakınlığa çekmek için bulunanlar da vardır. Ama bunlar yanlış bir strateji izlemektedirler. Bu gibi durumlarda, aman bunun elini tutayım da uçuruma gitmesin gibi bir tavır, onların sizi de aşağı çekmeleriyle sonuçlanır. Şunu unutmamalı onlar eğer uçuruma düşmek istemiyorlarsa, tutunacakları dal çoktur. Yukarıdaki satırlarda biz bir yığın dal uzattık.

Son olarak tekrar edelim.

CHP’ye oy veren, laik ve Alevi ama pek ulusalcı kaygıları olmayıp da demokrat olan geniş bir kesim vardır. Bunlar HDP’yi dikkatle izlemektedirler. Birleşik Haziran Hareketi, bu geniş kesimin HDP’ye yönelmesini engellemek için kurulmuş bir benttir.

Eğer bu kesimde bir kayma başlarsa, BHH da bu kaymayı daha geri bir noktada tutabilmek için; etkisini yitirmemek için, HDP’ye oy verilmesini isteyebilir veya HDP ile ittifak yapabilir.

Ama işlevini görüp kaymayı engelleyebildiği sürece, HDP’ye karşı duracak ve seçimlerde fiilen oyları CHP’ye verecek veya en azından HDP’ye oy verilmesini istemeyecek ve HDP yüzde onu aşamazsa, HDP’yi Erdoğan’la gizli işbirliği vs. yapmakla suçlayacaklardır. Kendi suçlarını HDP’ye atacaklardır.

Bunun çok acımasız bir yargı mı olduğu söyleniyor?

Bunu yalanlamanın ve bu yargının geçersizliğini göstermenin, bu satırları yazanı mahcup etmenin bir tek yolu var: İster Haziran Hareketi olarak, ister kimi bileşenleri bağımsız olarak, HDP’ye hiçbir karşılık istemeden ve pazarlık yapmadan oy verilmesini istesinler.

Utandırsınlar, mahcup etsinler bu satırların yazarını.

Çünkü biz utanır ve mahcup olursak Türkiye’deki demokrasi mücadelesi kazanacaktır.

Biz kaybedelim yeter ki Demokrasi mücadelesi kazansın. Demokrasi Mücadelesi kazanınca biz de kaybettiğimizden çok daha fazlasını kazanacağız.

Demir Küçükaydın

26 Şubat 2015 Perşembe

 

67071

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

24 Haziran’da düzen değişmeyecek!

AKP-MHP “Cumhur İttifakı”nın 24 Haziran’da seçim kararı almasıyla, politik arenada çok hızlı bir süreç işlemeye başladı. Sürenin çok kısa olması, gerek C. Başkanlığı gerekse de milletvekili adayları açısından takvimin ciddi anlamda sıkışmasını getirdi.

Erken seçim sadece erken seçim değildir! “HAYIR”larımız daha bitmedi! Burjuva faşist partilere bir kez daha oy yok!

2019 yılında yapılması gereken çoklu seçimlerin AKP ve MHP’nin kararıyla 24 Haziran 2018 tarihinde yapılmasına karar verildi. Türkiye’nin tek gündemi, şu anda 24 Haziran tarihinde yapılacak olan erken genel milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimine odaklanmış bulunuyor. Görünen o ki, AKP, Efrin işgalinin “rüzgarını” arkasına alarak seçimleri erkene alma çabasında başarıya ulaşmış durumda. Şunu en başta belirtelim; faşist ittifakın seçimleri erkene alma çabasının ve bu telaşın esas gerekçesi AKP’nin artık ülkeyi yönetemez duruma gelmesi, köşeye sıkışmasıdır.

Devrimci olmak mı devrimci olmaya çalışmak mı?

İster kısa önce ister uzun bir tarihi dilim içinde devrimci saflarda yer alarak devrimci olduğumuz konusunda açık beyanlarda bulunuruz bazen. Oysa pratiklerimize ve yaptıklarımıza baktığımızda yerine getirilmeyen, eksik, yarım kalan, tamamlanmayan birçok görevimiz olduğunu görürüz ,pratikte onlarla bir biçimde karşılaşırız. Ya da başarılamayan, etkili ve sonuç alınamayan tarzda sonlanan birçok görevle karşı karşıya kalırız.

24 Haziran seçimlerine giderken AKP, seçimler ve parlamento üzerine

AKP, topluma saldığı korku üzerinden ülkeyi yeniden dizayn etmek isterken, işlerin istediği gibi gitmediğinin, köşeye sıkışmışlığının farkında olarak, tüm aktörleri hazırlıksız yakalamak ve ters köşe yapmak üzere seçimleri erkene almış oldu. 

AKP, “Başkanlık” sistemini esas alan ana-yasa referandumundan hileyle istediği sonucu aldıktan sonra şimdi de kamuoyunda“baskın seçim kararı” olarak nitelenen 24 Haziran 2018’de yapılacak çoklu seçimde başta cumhurbaşkanlığı olmak üzere parlamento ve belediye seçimlerini kazanarak 2023 yılına doğru ilerl

Karl Marx 200 Yaşında

Karl Marx 5 Mayıs 1818 yılında Almanya’nın Trier şehrinde doğdu. Bu 5 Mayıs’ta Karl Marx 200 yaşına basacak.

Karl Marx’ın mavi tulumlu komünist hayaleti burjuvazinin üzerinde dolaşmaya devam ediyor. Burjuvazi, Marx’ı öldürmek istedikçe, Marx daha da büyüdü ve bütün uluslararası işçi sınıfının ve ezilen halkların kurtuluş umudu oldu. Onların eylemlerinde, düşlerinde mücadelelerinde, kavgalarında, yenilgilerinde ve zaferlerinde yaşadı ve yaşamaya devam ediyor.

Ermeni Sorunu ve Tarihle Yüzleşmek – Hasan Köse

Osmanlı imparatorluğu çok uluslu bir yapıya sahipti. Devlet sınırları içinde yaşayan farklı inanç ve etnik kökene sahip topluluklara karşı büyük bir hoşgörü ve eşit haklar temelinde yaklaşıldığı yönündeki propogandalar büyük bir yalandır. Benzeri çok uluslu devletler gibi Osmanlı da, bir halklar hapihanesi konumundaydı. Bu basit gerçeği görmek için, Muslüman olmayan topluluklara ve Alevilere karşı izlenen ayrımcı ve aşağılayıcı politikalara bakmak yeterlidir. Osmanlı imparatorluğunda hiç bir zaman bütün halklar eşit konumda olmamıştır.

TKP/ML-TİKKO ROJAVA KOMUTANLIĞI:103 YILDIR UNUTULMAYAN ERMENİ SOYKIRIMINI LANETLİYORUZ.

Aradan 103 yıl geçti. 103 yıl geride kaldı. Yaşanan Ermeni soykırımı unutulmadı, acıları yok olmadı. Kapanmayan toplumsal bir yara olarak  günümüze dek yaşanmaya devam ediyor. Suçsuz günahsız kadın ve çocuk bedenleri “Der-zor, Mergede,Endivar,Şedade,Serekaniye”de Suriye’nin-Rojava’nın çöllerinde kum taneciklerine dönüştü. Soykırım anıları toz olup uçmadı. Geride kalanların hafıza ve yüreklerinde  silinmez acı olarak kaldı.  

TKP/ML Ortadoğu Parti Komitesi :“Bugün temel görev partinin etrafında kenetlenerek örgütlenmektir!”

Şan olsun partimiz TKP/ML’nin 46. kuruluş yılına!

24 Nisan devrimin gerçek yoludur!

Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) Örgütlenme Komitesi: “46. yılında partimizi hak ettiği yere, hak ettiği sınıfın ellerinde getireceğiz”

46. yılında partimizi hak ettiği yere, hak ettiği sınıfın ellerinde getireceğiz!

Proletarya Partisi’nin kuruluşunun 46. yılındayız. 24 Nisan 1972’de komünist önder Kaypakkaya yoldaş tarafından kuruluşu ilan edilen partimiz TKP/ML, Türkiye devrimi açısından bir dönüm noktası olmuş, çığır açmıştır. İhtilalci devrimin ilk adımı olan 24 Nisan 1972, aynı zamanda elli yıllık suskunluğun yerle bir edildiği tarihi bir mirasın komünistlerin ellerinde yukarıya çekilen kızıl bayrağı oldu.

Protest müziğe yeni bir nefes; SUSMA…

“Bir miIIeti tutsak etmek isterseniz,müziğini çürütün…” Confucius

103 Տարի Չի Կարող Մորանալ

Ապրիլ 24-ի Ցեղասպանությունը Դատապարտում Ենք․

Քաղաքակրթությունների Պատմության մեջ, ազգերի եղելությունն կարելի է ջնջել, սակայն մեր օրերում չի հորխնել ցավը գրած հեդքերի վերացնել ու ջնջել․  Մեկ դար ու մեկ դարի անցել կատարված ցեղասպանությունից․ 103 դարի է անցել․

Սակայն մշտական քաղաքացիական տառապանքը շարունակում է, շարաունակում ե նաև խորը հետքեր դողնելով․ անմեղ ու անմեղ մարմիններ Դեր-Զեր ի անապատներում ավազահատիկ են վերածվել․

Sayfalar