Pazartesi Ekim 12, 2026

Birleşik Haziran Hareketi, Seçimler ve HDP /Demir Küçükaydın

 

Birleşik Haziran Hareketi (http://birlesikhaziranhareketi.org/) diye bir girişim veya ittifak var. Bir de epeyce aydın ve sosyalistin girişimcisi ve destekçisi olduğu “AKP diktatörlüğüne “dur” demek için seçimlerde HDP-CHP-BHH bloğu” isteyen bir girişim var (https://www.facebook.com/events/499267203544698).

Bu parti, örgüt ve kişiler esas olarak kendilerini, Marksist, Anarşist, Komünist, Sosyalist veya Demokrat olarak tanımlamaktadırlar. Bu durumda, bir Marksist, bir Sosyalist ve bir Demokrat olarak bizim gerek Birleşik Haziran Hareketi’ne; gerek HDP-CHP-BHH bloğu çağırıcılarına söyleyeceklerimiz ve eleştirilerimiz olacaktır. Bu eleştirileri onların da kabul ettiğini düşündüğümüz varsayımlar üzerinden yapacağız ve onların politik tavırlarının, kendilerini tanımlama veya adlandırmalarının ön kabulleriyle uyuşmadığını göstermeye çalışacağız.

Klasik Marksist ya da Sosyalist politika anlayışına göre, teoride, ideolojide, propaganda ve ajitasyonda ittifak olmaz. İttifaklar somut hedeflerde, işlerde, programlarda olur.

Bunun en somut ve özlü ifadesi, “ayrı bayraklarla ama birlikte yürümek” parolasıdır. (Burada Bayrak, teoriyi, ideolojiyi, içeriği ifade eder; mitinglerde her grubun kendi bayraklarıyla yürümesiyle ilgisi yoktur.)

Bu aynı zamanda şu anlama da gelir: sosyalistler ittifak anlayışlarında son derece esnektirler ve olmalıdırlar; gereğinde “şeytanla” bile ittifak yapabilmelidirler ve yapmalıdırlar; ama ayrı bayraklarını bir an bile bırakmamalıdırlar. (Yani ittifak yapıp somut hedefler için bir araya geldiklerinin “şeytan” olduğunu söylemekten bir an için bile imtina etmemelidirler.)

Bunun mantıki sonucu çok açıktır: yapılan ittifak ve bir araya gelinen güç ile çalışmanın içeriği arasında hiçbir mekanik ilişki yoktur. Bunlar birbirinden ayrı olarak ele alınmalıdırlar. Tam da içsel bütünlüğü oluşturan bu ayrılıktır.

Sözde veya mekanik Marksistler ile özde ve diyalektik Marksistlerin farkı buradadır. Sözde Marksistler, ittifak yaptıklarında söylemlerini, teorilerini, içeriklerini değiştirirler; yeni durumlarını veya ittifaklarını meşru gösterecek teorik gerekçeler bulmaya çalışırlar. Bu nedenle de taktik esneklikten genellikle yoksundurlar. Diyalektik Marksistler ise, içeriği değil, somut güç dengelerine göre taktiklerini; örgüt ve mücadele biçimlerini değiştirirler. Bu nedenle, taktik olarak çok esnek ama içerikte kavi olurlar

Seçimlerde tavırların nasıl belirleneceği konusu da özünde bu politika anlayışının seçimler özgülüne uyarlanmış özel bir halinden başka bir şey değildir.

Yine klasik Marksizm’e göre, seçimler bizim için kendi sosyalist ve demokrat hedeflerimizi, programımızı yaymanın; bunun için örgütlenmenin bir aracından ve vesilesinden başka bir şey değildirler. Program ve strateji bakımından hiçbir özel değişiklik ortaya çıkarmazlar. Bizim için seçmek ve seçilmek değil; seçimler esnasında çalışmalarımızda ne yaptığımız, neyi savunduğumuz önemlidir.

Öte yandan, bulunduğumuz toplumda bizim dışımızda da güçler, partiler, eğilimler ve bunlar arasında da bir mücadele vardır.

Bu mücadeleler karşısında tarafsız kalmak, fiilen daima güçsüz veya haklı olanın karşısında bir tarafsızlık anlamına dolayısıyla haksız ve güçlü olanı desteklemek anlamına geleceğinden; bizim dışımızdaki güçler arasındaki mücadelede de, gücümüzü ve tarafımızı ezilenden, daha haklı olandan, daha demokrat, ezilenlerin mücadelesine daha geniş olanaklar sağlayacak olandan yana koymamız gerekir.

Yani örneğin bir faşist veya ırkçı parti ile bir sosyal demokrat veya tipik muhafazakâr bir parti arasında bir mücadele varsa, verilmeyen bir oy veya bizim adayımıza verilecek bir oy faşiste yarayacaksa, bu durumda sosyal demokrat veya tipik muhafazakâra bir partiye oy verilmesini isteyebiliriz ve istemeliyiz. (Çünkü bizim için önemli olan kendimize istenecek oy değil bu oyun verilmesini isterken söyleyeceğimiz içerik; yapacağımız örgütlenmedir.) Örneğin bir sosyal Demokrat veya Muhafazakâra oy verilmesini isteme durumunda, unutmamamız ve yapmamız gereken şey oy verilmesini istediğimizin politikasını, tutarsızlıklarını vs. sergilemek olmalıdır.

Marksistlerin veya sosyalistlerin veya öyle olduğunu iddia edenlerin ittifaklar ve seçimler konusuna yaklaşmalarının yol gösterici kazıkları ve duvarcı sicimleri (Leitfaden) bunlardır.

Tabii bizim için seçimler ve hele seçilmek çok önemli olmadığından, seçimlerde ekstra bir rahatlığımız olması gerekir. Yani bazı ittifak durumlarında, bir pazarlık yapma durumu varsa, bizim için vekil sayıları falan ikinci planda olduğundan, rahatlıkla bonkör davranabiliriz ve de davranmalıyız.

Şimdi Sosyalist ya da Marksist politika sanatının bu alfabetik doğruları ışığında, gerek Birleşik Haziran Hareketi’nin; gerek onların CHP ve HDP ile ittifak kurmasını önerenlerin dediklerine baktığımızda ne görüyoruz?

Bir kere hepsinin, aslında AKP’nin iktidarda kalmasını ve hele anayasayı değiştirecek ve başkanlık sistemine geçecek bir çoğunluk elde etmesini çok tehlikeli buldukları, bunu baş tehlike olarak gördükleri çok açık. Eğer acil hedef tanımlamasında böyle bir ortaklık olmasaydı, tartışmaya ve analize acil hedefin ne olduğu gibi bir noktadan başlamak gerekirdi. Bu durum işleri kolaylaştırıyor.

Eh, bu BHH veya HDP-CHP-BHH Bloğu isteyenler de genellikle, Marksist, Sosyalist veya Anarşist falan olduklarına göre nasıl bir çıkarsama yapıp nasıl bir davranış göstermeleri gerekeceği çok açıktır.

AKP’nin seçimde iktidarda kalmasını veya Anayasayı değiştirecek büyük çoğunluk elde etmesini engellemek, ezilenlerin mücadelesine daha geniş hareket alanı sağlayacağından, AKP’nin karşısında ve daha liberal veya demokrat olan güçlere, ne kadar tutarsız olurlarsa olsunlar oy istenebilir. Zaten bizim için seçimler değil, ne söyleyeceğimiz önemlidir.

Yani gerek BHH; gerek blok isteyenler, “AKP’nin karşısındaki partiler tutarsızdır, hedefleri ve programları şu şu noktalarda yanlıştır, ama AKP ve onun başkanlık sistemine geçmesi daha büyük tehlike olduğundan onlara oy verilmelidir” diyebilir ve demelidir.

Ve bunu, herhangi bir sosyalist parti, grup, akım ya da kişi, hiçbir pazarlık falan yapmadan, otomatik olarak, adeta bir refleks gibi söyleyebilmelidir ve söylemelidir.

Ama AKP’nin karşısındaki partilere bakınca da, ırkçı MHP’yi bir yana atınca, kalanlar içinde, HDP’nin, CHP’den bin kat daha tutarlı ve demokrat olduğu; hem dayandığı temeli itibariyle Türklükle tanımlanmış bu devlette Türklük tarafından ezilen bir dili konuşanların haklı mücadelesinin ifadesi olduğu; Kürt hareketi içinde de daha yoksulların, kadınların, Kürdistan’ın da en çok ezilenlerinin (Ezidilerin vs.) kendilerini bulduğu; onların eğilimlerini yansıtan bir hareket ve parti olduğu açıktır.

Sosyalistlere verilecek oyların havaya gideceği, dolayısıyla fiilen AKP’ye yarayacağı da açık olduğundan, AKP karşısında HDP’ye oy verilmesini istemek tek doğru tavır olur.

Burada tavır belirlemeyi ve analizi zorlayan özel durum şudur: Eğer HDP’nin yüzde onu aşma gibi bir sorunu olmasa, hiç tereddütsüz, oyu HDP’ye vermek gerekir denebilir. HDP’nin çok sınırda ve kritik bir durumu var. Eğer yüzde onu aşamazsa, ona verilecek oylar da Erdoğan’a veya AKP’ye yarayabilir. Bu durumda ne yapmak gerekir?

Birincisi, HDP, Sosyalist ya da Marksist veya Anarşist olma iddiasında bir örgüt değil. Sosyalistlerin ve Marksistlerin dışındaki bir güç. (Ama içinde hiç de küçümsenmeyecek ölçüde böyle olduğunu iddia eden veya söyleyen de var.)

Bu dışımızdaki güç karar vermiş ve girecek. Onun kararını değiştirme şansımız yok. Aynı sosyal tabana veya ön kabullere ve programa dayanmıyoruz ki tartışabilelim.

Öte yandan, onun kendi amaçları açısından bakıldığında, bu kararı yanlış olarak tanımlamak mümkün değildir. Son seçimlerde zaten % 9,6 almış. Arada Kobani Zaferini kazanmış; Türk ordusu bile onunla iş birliği yaparak gidip türbe getirmek durumunda kalmış; Kobani’de IŞİD’i yenerek, demokrat, laik, Hıristiyan ve Alevilere koruma sağlamış; tarihindeki en parlak dönemi yaşayan bir hareket.

Ayrıca hedefi sadece Türkiye değil, tüm Ortadoğu olan; strateji ve taktiklerini tüm Ortadoğu’daki mücadele üzerinden belirleyen bir hareket. İran, Irak, Türkiye ve Suriye’de var olan tek hareket. Bu hareketin, %e 0,4; yani binde dört gibi bir artış sağlayabileceğini düşünmesi ve bu riske girmesinden daha doğru bir şey de olamaz. Çünkü bu riske girmediği takdirde, bizzat kendisi kendisini çapsız görmüş ve gerilemeye mahkûm etmiş olur. Tarihin önüne koyduğu bu fırsatı kendi elleriyle tepmiş olur. Yani bu hareketi onun Ortadoğu çapındaki kendi amaçları açısından yaptığın yanlış diyerekten ikna etmenin de yolu yok. Doğru yapıyor.

Öte yandan, bağımsız vekillerle girmesi, kendisine belki birkaç milletvekili daha kazandırır ama CHP’nin oyu ve çıkaracağı vekil sayısı kayda değer biçimde artmayacağından ve CHP nitelik olarak fiilen demokratik değil, milliyetçi bir çizgi izlediğinden, AKP’nin hedeflerine ulaşmasının engellenmesi bakımından bugünkünden daha farklı bir durum ortaya çıkmayacak demektir.

Fakat HDP, yüzde onu aştığında, Türkiye’nin bütün tablosu değişir. Bir kere AKP’nin anayasayı değiştirecek çoğunluğu kalmaz. Hatta belki tek başına iktidar olma olanağını bile yitirebilir. Böyle bir başarının ülkenin politik atmosferinde yapacağı muazzam alt üstlükleri; demokrat ve sosyalistlere sağlayacağı büyük moral ve hareket alanı gibi imkânları saymanın gereği bile yok.

Yani HDP’nin olağanüstü uygun koşullarda BHH’nin desteği olmadan bile yüzde on barajını aşması; çok büyük bir yanlış yapmadığı takdirde çok büyük olasılıktır.

İşin ilginci, BHH’nin bileşenlerinin oy oranı da, HDP’nin ihtiyacı olana aşağı yukarı denk düşmektedir. Binde yarımdır yuvarlak hesap. Binde yarım da HDP’ye yetmektedir. Yani sadece BHH destek verdiği takdirde, HDP oyunu aynı şekilde koruyup Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki kadar oy alsa bile, yüzde on oranını aşar.

Böyle bir durumda, bir Marksistin, bir sosyalistin yapması gereken çok açıktır: derhal hiçbir karşılık beklemeden ve tereddütsüz, HDP’ye oy verilmesini istemek.

Böyle davranmak özellikle de gerekiyor. Çünkü Sosyalistler, çok küçük güçlerine rağmen, ülkenin hayatında kendi gerçek ağırlıklarının kat kat üstünde bir sonucun ortaya çıkmasında belirleyici bir etkide bulunma olanağı elde etmişlerdir. Sosyalistler kedi oldu olalı ilk kez bir fare tutabilecektir. Ya da kalenin ağzında dururken ayağına top gelmiştir, karşısında kimse yoktur ve sadece topa dokunması yetecektir gol atması için.

Neden böyle?

Bir terazinin iki kefesindeki ağırlıklar tam dengedeyse, bir tarafa koyacağınız çok küçük bir ağırlık, bütün dengeyi alt üst edip o tarafın ağır basmasını sağlar. Kaba matematikle koyduğunuz birkaç gramdır. Ama sonuçlarıyla o kilolarca ağırlığa bedel olur. Kaba matematikle iki kere iki dört eder. Ama “cebr-i ala” ile iki kere iki bin de edebilir.

Yani kendine Sosyalist ve Komünist veya Anarşist vs. diyenler, toplumdaki çok küçük ağırlıkları olmasına rağmen, bu küçük ağırlıklarını HDP’den yana koyarak, Türkiye’deki tüm dengeleri değiştirip demokrasi mücadelesinin; ezilenlerin önünü açabilirler. Hayatlarında ilk kez bu olanakla karşı karşıyadırlar. Onlara böyle kritik bir pozisyonu sağlayan da yüzde on barajı ve HDP’nin bu barajın sınırında olmasıdır.

Yani sosyalistlerin, Marksistlerin, Anarşistlerin alacakları şu veya bu davranışı ülkenin ve belki de Ortadoğu’nun geleceğini belirleyecektir.

Klasik Marksist böyle bir durum olmasa bile HDP’ye oy verilmesini istemelidir. Ama bu sefer bu seçimlerin özgül koşulları ve güç ilişkileri, ekstradan böyle bir görevi dayatmaktadır onlara.

Marksistlerin yapacağı çok açıktır: Bütün oylar HDP’ye demekle kalmamalı; binlerce bağla bağlı oldukları özellikle CHP’nin içindeki Alevi ve Demokrat kesimleri de HDP’ye oy vermeye çağırmalıdırlar. Çünkü HDP’nin oy oranındaki her yükseliş; AKP’nin tek başına hükümet kurma olasılığını da ortadan kaldırır. CHP oylarındaki yüzde bir artış CHP’ye ve demokrasi güçlerine bir şey kazandırmaz ama HDP’ye ve demokrasi güçlerine nicel ve nitel olarak çok şey kazandırır.

Buraya kadar tutarlı bir Sosyalist ve tutarlı bir Demokratın tavrının ne olması gerektiğinden söz ettik.

Tabii seçimlere bir Sosyalistin vermesi gerekenden daha fazla değer veriyorsanız, şöyle de düşünebilirsiniz: evet şimdi bu fırsatı değerlendirmeli, oylarımızı yüksek bir bedel, örneğin seçilebilir yerlerde birkaç yer karşılığı satalım; iyi bir pazarlık yapalım.

Böyle küçük hesaplara girmeyenlerin yapacağı, hiçbir davet vs. beklemeden; pazarlık yapmadan HDP’ye oy verilmesini istemek olabilirdi.

Bunu maalesef şimdiye kadar kendine Sosyalist diyenlerin hiçbiri yapmış değil.

Buna yakın bir durum kısmen Halkevleri aldı ama o bile görüşmeler sonrasında desteğini ilan etti. Destek bile hala tam açık ve net değil “Görüşmelerimiz devam ediyor, henüz somut bir tutum açıklamış değiliz ama HDP’nin yüzde on barajını geçmesi için elimizden gelen katkıyı, desteği sunacağız.” türünden bir söylem var. Hiçbir karşılık beklemeyen; pazarlık yapmayan net bir tavır yok.

Peki, EMEP ne yaptı? HDP ile hiçbir görüşme bile yapmadan HDP’ye oy verilmesini isteyecek yerde, HDP ile görüşmeler ve ittifak yaptı. Yani tamı tamına yukarıdaki küçük hesapçılığı yaptı. Sen yine ittifakını yap, yine işleri nasıl koordine edeceğini görüş ama o görüşmeye gitmeden önce, hiç bir karşılık beklemeden, HDP’ye oy verilmesini iste. Zaten Kürt hareketi yeterince bonkördür ve sana istediğinden fazla olanağı sunacaktır. Ama senin görevin onun elini serbest bırakmasını sağlamak; bu kritik durumda kritik yerlerde daha çok oy getirebilecek adayları gösterebilmesi için ona yerini terk etmek olabilirdi.

Yani EMEP de Marksizm ve Sosyalizmden sınıfta kaldı. Küçük hesapların partisi olduğunu kendi eylemiyle fiilen ilan etti.

Şimdi gelelim BHH’ye.

Birleşik Haziran Hareketi ve bileşenleri Marksist veya Sosyalist ise; Marksizm’e uygun;  ezilenlerden ve demokrasi mücadelesinden yana bir tavır koymak gibi bir sorunu varsa; yapacağı çok açıktır: oyların HDP’ye verilmesini ve onun yüzde on barajını aşmasına yardımcı olunmasını istemek ve bunu da hiçbir ittifak ve görüşme bile talep etmeden yapmak.

Elbet şu olabilir: HDP görüşme önerebilir, hatta jest olarak kritik yerlerde adaylık falan de verebilir. Bunlar olabilir ve Kürt hareketi de bu konularda zaten ne kadar bonkör olduğun yeterince göstermiştir. Ama bu desteğin hiçbir pazarlık vs. yapmadan açıkça ifadesi gerekir.

Birleşik Haziran Hareketi ve bileşenleri HDP’ye kendi desteklerini vermekle yetinmeyip, her zaman yakın ilişkiler ve karşılıklı etkilenme içinde bulundukları CHP’lileri de HDP’ye oy vermeye çağırmalıdırlar. Bunun haricindeki her tavrın Marksizm’le, Sosyalizmle ilişkisinin olmadığı açıktır.

Tabii bu durumda, Seçimlerde CHP, HDP ve Haziren Hareketi blok yapsın diyenlerin yanlışı da ortaya daha net çıkmaktadır.

Elbet birileri çıkıp böyle bir girişim kurabilir. Buna bir şey denemez. Ama bunu kendine Marksist’im, Sosyalistim, Komünistim, Anarşistim diyenler yaparsa, bizim bunlara söyleyecek sözümüz, yukarıda söyleyeceklerimizdir. Sizin kurmanız gereken inisiyatif, böyle bir blok önerisi değil; CHP’lilere ve Haziran Hareketi’ne HDP’yi desteklemeye çağrı olabilir.

Ama gerek Haziran Hareketi ve Bileşenleri gerek Blok kurulmasını isteyenler açısından sanırız sorun sadece bu kadar değil. BHH’nin esasını oluşturan TKP’ler ve ÖDP esas olarak her zaman boykot veya daha keskin sözler söyleseler de seçim sandığına gittiklerinde fiilen CHP’ye oy vermişlerdir; onların gözü ve gönlü CHP’de olmuştur. Bir diğer ortak noktaları da Kürt hareketine karşı uzak, yukarıdan, ince ırkçı, hatta karşı tavırlarıdır.

Neden şimdiye kadar yukarıda söylendiği gibi bir sosyaliste yakışır biçimde davranmadılar?

Biz bunu şöyle açıklıyoruz:

Şehir orta sınıfları ve laik kesimler; Aleviler, göz ucuyla HDP’yi izlemeye başlamış bulunuyorlar; ilk kez CHP’ye mahkûm olmaktan kurtulabilirler. Büyük bir tektonik hareketin; bir kıta kayması, yani bu kesimlerin kitlesel bir HDP’ye kayışı olasılığı bulunmaktadır.

Birleşik Haziran Hareketi bu kayışı engellemek için kurulmuştur. Aksi takdirde şimdiye kadar yukarıdaki gibi davranmaları gerekirdi.

Ayrıca bunu Birleşik Haziren Hareketi bileşenlerinden birinin yöneticilerinden biri, “Yahu HDP bizim alanımıza girmeye başladı, onu engellemeliyiz” anlamında sözlerle safiyane bir şekilde dile getirmiştir.

Elbet HDP bunlara karşı iyimser ve safiyane yaklaşarak; onlarla ittifak kurmaya çalışarak kendi açısından doğru olanı yapmaktadır.

Ama biz bir Marksist’iz, Sosyalistiz. BHH ve bileşenlerinin de Marksizm ya da Sosyalizm iddiaları varsa ve bu iddialarına uygun bir davranış içinde değillerse, bunu göstermek, teşhir etmek ve bununla mücadele etmek de bizim görevimizdir. Tam da yukarıda dile getirdiğimiz ilkeler nedeniyle.

İddia ediyoruz ki, Birleşik Haziran Hareketi ve bileşenleri, Türkiye’deki demokrasi mücadelesine bir katkı yapabilmek için, tarihin önlerine koyduğu bu en büyük fırsatı tepecekler ve kim bilir hangi keskin formülasyonla, “HDP’ye oy verin” demeyeceklerdir. Fiilen de CHP’ye oy vereceklerdir.

Bu muhtemelen onların içinde bir bölünmeye de yol açabilecektir. Çünkü bileşenler içinde, gerçekten onları Kürt hareketi ile yakınlığa çekmek için bulunanlar da vardır. Ama bunlar yanlış bir strateji izlemektedirler. Bu gibi durumlarda, aman bunun elini tutayım da uçuruma gitmesin gibi bir tavır, onların sizi de aşağı çekmeleriyle sonuçlanır. Şunu unutmamalı onlar eğer uçuruma düşmek istemiyorlarsa, tutunacakları dal çoktur. Yukarıdaki satırlarda biz bir yığın dal uzattık.

Son olarak tekrar edelim.

CHP’ye oy veren, laik ve Alevi ama pek ulusalcı kaygıları olmayıp da demokrat olan geniş bir kesim vardır. Bunlar HDP’yi dikkatle izlemektedirler. Birleşik Haziran Hareketi, bu geniş kesimin HDP’ye yönelmesini engellemek için kurulmuş bir benttir.

Eğer bu kesimde bir kayma başlarsa, BHH da bu kaymayı daha geri bir noktada tutabilmek için; etkisini yitirmemek için, HDP’ye oy verilmesini isteyebilir veya HDP ile ittifak yapabilir.

Ama işlevini görüp kaymayı engelleyebildiği sürece, HDP’ye karşı duracak ve seçimlerde fiilen oyları CHP’ye verecek veya en azından HDP’ye oy verilmesini istemeyecek ve HDP yüzde onu aşamazsa, HDP’yi Erdoğan’la gizli işbirliği vs. yapmakla suçlayacaklardır. Kendi suçlarını HDP’ye atacaklardır.

Bunun çok acımasız bir yargı mı olduğu söyleniyor?

Bunu yalanlamanın ve bu yargının geçersizliğini göstermenin, bu satırları yazanı mahcup etmenin bir tek yolu var: İster Haziran Hareketi olarak, ister kimi bileşenleri bağımsız olarak, HDP’ye hiçbir karşılık istemeden ve pazarlık yapmadan oy verilmesini istesinler.

Utandırsınlar, mahcup etsinler bu satırların yazarını.

Çünkü biz utanır ve mahcup olursak Türkiye’deki demokrasi mücadelesi kazanacaktır.

Biz kaybedelim yeter ki Demokrasi mücadelesi kazansın. Demokrasi Mücadelesi kazanınca biz de kaybettiğimizden çok daha fazlasını kazanacağız.

Demir Küçükaydın

26 Şubat 2015 Perşembe

 

66964

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

3. Havalimanı İşçilerinin Direnişinin Öğrettikleri

3. Havalimanı inşaatı projesi, Türk tekelci burjuvazisinin sermaye birikimini ve kar oranını artırma projesi olarak yürürlüğe sokuldu.

Bunun anlamı; işçilerin en ağır koşullarda, her türlü sosyal ve demokratik haklardan yoksun olarak çalıştırılması demektir. Türk burjuvazisinin siyasal temsilcisi faşist AKP hükümeti, uzun yıllardır Türkiye’yi ucuz bir iş gücü cenneti olarak yönetmektedir.

Rus Ruleti ve Kürtlere Göz Koyan Katil Sürüleri!-Dursun Ali Küçük

Rusya sözcüleri yaptıkları açıklamalarla Rojava'da özerkliği bile fazla buluyorlarmış.
Rus ruleti oynanıyor; kim kimin kafasına veya kendi kafasına sıkacak...
Merak konusu budur..

Rusya federal ve özerk bölgelerden oluşuyor. Ama sıra Kürtlere gelince Rojava'da bunu fazla görüyorlar.

Esad'a göre konuşuyorlar..
ABD Kürt devletinin temelini atıyor diyorlar..
TC'yi yanına çekmek içinde özellikle bunu yapıyorlar..

Dogmatizmin Eksensiz Çukurunda Yön Aramak-3

HH Hala “Hizipçiliğe (Devrimciliğe)” Devam Ediyor!

Sazansın be kardeşim! (İsmail Cem Özkan)

Her canlının hafızası vardır ama elde ettiği tecrübeyi bir başka kuşağa aktaracak hafıza sadece insanda var olduğu söyleniyor, çünkü henüz evrenimizde ki evrim devam ediyor bir bakmışsınız bizim gibi tecrübesini kendisinden sonra ki kuşağa aktaran bir canlı bulunur. Var olan bilgi ile sadece insan vardır elde ettiği tecrübelerini aktaran. İnsan zaman içinde kendi hayatı içinde biriktirdiği bilgileri kendisinden sonra ki kuşağa aktararak bir itici güç konumundadır. İnsanlık sürekli ilerleyecektir her ne kadar görünümde öyle gibi gözükmese de!

Yerel seçimlerde ‘’ Ecolo ‘’ ile ‘’ sol ‘’ dalgası esiyor...

14 Ekim 2018 tarihinde ,altı yılda bir yapılmakta olan Belediye seçimlerinde kazananlar ‘’Ecolo’’ ile ‘’sol’’ parti oldu.Ertesi gün çıkan gazetelerde ve televizyon yorumlarında ‘’Ecolo ile PTB dalgası ‘’ diye verildi.Altı yıldır yerel yönetimlerin birikmiş sorunlar karşısında bir varlık gösterememeleri kendi sonlarını hazırladı.Değişen acil çözüm bekleyen,dünyadaki gelişmelerden bağımsız olmayan sorunlar karşısında politika üretemeyen iktidarları,kitleler seçimlerde al aşağı etti.Cezalandırdı.Aynı zamanda 2019 mayıs ayında yapılacak milletvekili seçimleri için Charles Michel iktidarına bir

Yağmur yağıyor dışarıda

Yağmur yağıyor dışarıda

Şehir griye düştü

Aklımda deli düşler ve sonunda gerçekliğimiz

O kadar acı olsa da umut dağlara çekilmiş kar altındadır

Şehir bir hengâme içinde seksenli filmlerde ki gibi

Duraklar pazara insan taşıyor

Pazar insan satıyor ve alıyor

Dostlar birbirine küskün

Düşman sarayında keyif çatıyor

Üzerime bir çağ yapılırken

Logar kapağının altında üç gündür ölü bedenim

Tam üç gündür yatmakta

Öğretmenim ben

Cebimde on lira ile astım bedenimi o ağaca

Öğrendiniz mi bari

Çin Devrimi ve Maoizm -2-

Sosyalist Dönüşümde Kitlelerin Enerjisine Dayanma         

Mao devrimden hemen sonra gittiği SSCB’nin, “gerçek bir devrim değil” diyerek işbirliği yapmaya yanaşmadığını ancak Kore Savaşı’nın bütün yükünü omuzladıklarında işbirliğini kabul ettiklerini açıklamıştır. (Sabah Tufanı-2, Sayfa 174)

Dogmatizmin Eksensiz Çukurunda Yön Aramak-2

MA’nin “ahlaklı” Düşman Ajanı NT’sinin Rolü Neydi?

Düşman, özellikle komünist ve devrimci örgütlenmelerin içine ajan sızdırmak için özel bir çaba harcar. Düşmanın bu davranış biçimi devrimci ve komünist örgütlenmeler için yadırganacak bir durum değildir. Düşman, “içeriye sızdırma” işini çok yönlü olarak yapar. Birincisi içerden kazanmak yoluna özel bir önem verir. İkincisi korkutarak, tehdit ederek ya da satın alarak yapar. Üçüncüsü ise kendi adamlarını örgütten birisiymiş gibi örgüte sızması yoluna gider. Teknik dinlemeler bunların dışındadır.

Alman İşçi Sınıfı Irkçılığa Geçit Vermeyecektir

Bir kere daha yazmalıyım. 25 Eylül 2017 Almanya Genel Seçimleri sonuçları üzerine yazdığım yazıda, “Almanya’da artık her şey farklı olacaktır” demiştim. Bu değerlendirme; Federal Alman Parlementosu’na 94 millet vekili sokan ırkçı-faşist AfD’nin (Almanya İçin Alternatif) seçim “zaferi” üzerine yapılmıştı. Ve son gelişmeler, işçi sınıfı ve emekçilerin sokaklarda olması, buna karşı Alman tekelci burjuva hükümetinin gerici yasaları sürekli gündeme getirmesi bu görüşümü doğrulamıştır.

Yeniyi inşa etmenin dinamiği! Tarihi yazan kitlelerdir!

“Nesnel dünyanın yanı sıra öznel dünyayı değiştirmek”; yani “dünyayı değiştirirken kendini de değiştirmek”… Proletarya ve kitleler kadar, tek tek bireyler açısından da devrimci mücadeleyi kavramada temel yaklaşım bu olmak zorundadır.

“.. Birincisi bağımsızdır ve temel doğası kendi için olmaktır; öteki bağımlıdır ve özü başkası için yaşamak veya var olmaktır. İlki efendidir; ikincisi ise kul”… Hegel’in bir egemenlik ilişkisi içinde “efendi” ve “kul”un konumuna ilişkin bu saptamaları sınıflı toplumlarda sömüren ve sömürülenler arasındaki ilişkide de geçerli değil midir

Aşkımın Büyük Yanılgısı

Ve geldik şu aşkımın diline.

Aşkımın dilinin hiç kaygısı yok devrimlilerdeki işçilerin ücretlerine vede devrimlerin değişik renkteki ülkelerle gerçekleştirdiği siyasi ekonomik ilişkilere bakarken.

Hemen suçluyor veriyor devrimlerde geriye dönüşler gerçekleşmiştir diye.

Ne yani devrimin ilk hallerinde ölen devrimciler gibi mi ölmeliyim?

Sadece fransız devriminin sonuçlarıyla karşı karşıya kalmamış devrimciler parti gereksinimiyle ilgilenmemişlerdir de ondan.

Sovyet devriminin sorunlarıyla karşı karşıya kalan devrimcilerden bana kalan mirasta...

Sayfalar