Bir direniş destanı: Cezayirli Cemile
Cezayir, Kuzey Afrika coğrafyasında emperyalizme karşı belki de en çetin direniş dönemlerini yaşayan ülkelerin başında gelir. Anti-emperyalist direniş geleneğinin yanı sıra Marksist düşüncenin de Kuzey Afrika’ya yayılmasında önemli yerde duran Cezayir, emperyalizme karşı direniş geleneğinin Ortadoğu’da aldığı dini biçimler açısından kendisini ortaya koymuştur. Cihad algısı ile donatılmış bu anti-emperyalist direniş inancını ve ideolojisini büyük oranda İslamiyet’ten alıyordu. Dolayısıyla Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde olduğu gibi Cezayir’de de anti-emperyalist direniş dinin bir buyruğu şeklinde biçim kazanıyordu.
Fransa’nın daha 1830’larda Cezayir’i işgal etmesi ile başlayan direniş, 1950’lerde farklı bir biçime evrilir. Fransa’nın Cezayir’i işgali bir başka evreye, ilhaka dönüşmeye başlamış ve yerli halkın nüfusu giderek azalmaya başlamıştır. Bu süreçte genel olarak kırsal alanlar giderek güç ve direnişin merkezi haline gelirken şehirler ise bu ilhak politikası nedeniyle çözülmeye başlamıştır.
Direnişin kırsal alanlarda yayılması ve güçlenmesi nedeniyle 1960’larda Marksizm içinde tartışmaları alevlenen Maoist düşüncenin varlığı Cezayir’de de kendisini göstermiştir.
Sovyet tipi örgütlenme takıntısı ve ekonomik indirgemeciliğin yarattığı ivmedeki düşüş, Maoist düşünce ile yeniden hareketlenmiş ve emperyalist işgaller neticesinde Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Çin Devrimi’nin ve Maoist düşüncenin kendisi varlık kazanmıştır. Emperyalist ilhakın cenderesinde olan kent merkezi, zaman içinde emperyalist ekonomi politikalarının ve kültürel gelişmelerin eşliğinde giderek asimile olmaya başlamasıyla kırsal alanda süregelen direniş, kırlardan şehirlere bir askeri harekatla zafere ulaşacağını bilince taşımış ve bu durum onu illegal bir mücadele ve kurtarılmış bölgeler yaratma şeklindeki halk savaşı teorisine yaklaştırmıştır.
Direnişin giderek ülke geneline yayılması sonucunda Fransa emperyalizmi, saldırılarına start vermiş ve Setif kasabasında başlayan eylemler giderek yayılırken Fransa ordusu bu eylemlere dönük saldırılar gerçekleştirerek resmi kayıtlara göre Mayıs 1945’te 45 bin Cezayirliyi katletmiştir. Bu katliam tarihe Setif veya Uçaksavar Katliamı olarak geçmiştir.
“Unutma, sen bir Cezayirlisin!”
Cemile Buhayrad işte böylesi bir politik dönemde dünyaya geldi. SetifKatliamı gerçekleştiğinde Cemile henüz on yaşındaydı. Ailenin tek kızı olarak dünyaya gelen Cemile, enerjisiyle öne çıkarken özellikle Fransa’nın ilhak politikalarına karşı da erken yaşta tavır almaya başladı.
Bulunduğu okulda ilhak politikasının bir dayatması olan “Annemiz Fransa” andı okunurken sadece kendisi “Annemiz Cezayir” diye haykırırdı. Müdür onu ağır ceza ile cezalandırmasına rağmen Cemile bu tavrından bir gün bile geri adım atmamıştır. Okul müdürünün cezalandırmasına karşın her gün annesinin onu okula yolcu ederken kulağına fısıldadığı o şiddetli sesle hareket ederdi:“Unutma sen bir Cezayirlisin!”
Cemile 20 yaşına geldiğinde amcasının tutuklanarak idam edilmesi onun için bir dönemeç olur. Amcası Kurtuluş Cephesi’ne üyesiydi. Amcasının katledilmesinin ardından 15 yaşındaki kardeşi de tutuklandı ve işkence ile katledildi. Bu katliamların yarattığı öfke ve giderek gelişen ulusal bilinçle Kurtuluş Cephesi’nin askeri lideri Yusuf el Saadi ile görüşmeler gerçekleştirdi ve gerillaya katılma kararı aldı.
Gerilla faaliyeti içindeki ilk görevi gerilla ile Yusuf el Sadi arasındaki istihbaratı sağlamaktı. Bu zaman onu hem gerilla savaşı konusunda deneyimli hale getirdi hem de şehir faaliyetinde illegal çalışmanın detaylarını kavramasına yardımcı oldu.
Cemile’nin çalışma tarzı gerillanın eylem ve güvenliğini giderek güçlendirdiğinden Fransa, Cemile’yi yok etme planlarına başladı ve kısa bir sürede bir bildiri yayınlayarak Cemile’nin başına 100 frank ödül koydu. Fransa emperyalizminin bu bildiriyi yayınlamasının hemen ardından Cemile, Fransız birliklerinin geçtiği güzergaha dönük yapılacak eylemde gönüllü oldu ve bu güzergaha güvenli bir şekilde bomba yerleştirerek eylemi başarılı bir şekilde gerçekleştirdi. Bu zaman içinde Cemile direnişin sembolüne dönüştü.
İşkencede tek söz: “Annemiz Cezayir!”
Cemile, 1957 yılında Yusuf el Saadi’yle olan bir randevusuna giderken takip edildiğinin farkına varması sonucu kaçarken açılan ateş sonucunda omzundan yaralanmıştır. Takibi fark ettiğinde randevu yerine yaklaşık 1 kilometre mesafede bulunurken düşmanın Yusuf el Saadi’yi yakalamaması için mevcut güzergahın tersine koşmuş ancak bu güzergahın açık alan olması yakalanmasına neden olmuştur.
Kaçarken ve yakalanırken de soğukkanlılığını koruyan Cemile, yol boyunca işkenceye maruz kalır. İşkenceler sırasında yarasını 17 gün boyunca elektrikle yakarlar, gördüğü işkencelerden dolayı bilincini kaybeden Cemile kendine geldiğinde ağzından tek kelime çıkıyordu: “Annemiz Cezayir!”
18 saat boyunca süren işkencelerde Cemile işkencecilere karşı direniş destanı yazdı. 50’li yıların en ünlü işkencehanesi olarak bilinen Barbados Zindanı’nda destanlaştı. Gerillaların yerini ve Yusuf el Saadi’nin nerede olduğunu öğrenmeye çalışan işkenceciler hiçbir şey elde edemeyince Cemile’yi tanımalarına rağmen ondan en azından ismini söylemesini istediler. O ise sadece tek bir cümleyi tekrarlıyordu:“Annemiz Cezayir!”
Ezilenlerin haykırışı: Cemile seninleyiz!
İşkencelerin ardından Cemile’nin davası, Fransız sömürgeci mahkemeleri tarafından sürekli ertelendi, avukatları ölümle tehdit edildi. Bu süreçte sokak eylemleri giderek yaygınlaşırken hapishanelerde de direniş büyümeye başladı. Hapishanelerdeki tutsaklar Cemile için isyan ve açlık grevleri örgütlediler.
Bu eylemler kısa bir sürede dünya geneline yayıldı. 7 Mart 1958’de mahkemenin Cemile hakkında verdiği idam kararından sonra eylemler giderek büyümeye başladı. Sömürge mahkemelerindeki Cemile’nin “Cezayir’i istiyorum” sloganı sokaklarda eyleme dönüşürken dünya genelinde yayılan eylemler kimi ülkeleri de tavır almaya itti.
Oluşan tepkiler neticesinde 18 Nisan’da Cemile’nin idam kararı “ömür boyu hapis” cezasına dönüştürüldü. Bu gelişme üzerine Cemile mahkeme salonunda “tutuklu kalmaktansa idam daha iyidir. Beni idam edin. İşkencelerinizden korkmuyorum… Ben vatanımı seviyorum ve onun özgürlüğünü istiyorum. Bunun Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin saflarına katıldım. Siz beni idama mahkum edeceksiniz… Unutmayın ki hiçbir zaman bağımsızlığı elde etmeye karşı durmada başarılı olamayacaksınız” diyerek tavrını ortaya koydu.
Cemile’nin tutsaklığının 5. yılında Fransa ülkeyi terk etti ve onun da tutsaklığı sona erdi. Tahliyesinin ardından çalışmalarına devam eden Cemile,Cezayir Kadınlar Birliği başkanlığına seçildi.
Bu dönemde Cemile’nin hayatı filmlere konu oldu. GilloPontecorvo imzalı “Cezayir’in Mücadelesi” (The Battle of Algiers) adlı filmde onu Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin üç kadın bombacısından biri olarak betimlendi. Mısırlı yönetmen Yusuf Şahin, özgürlük mücadelesinin Afrika’daki simgesi olan Cemile’nin hayatını 1958 yılında “Cezayirli Cemile” adıyla sinemaya uyarladı.
Son Haberler
Sayfalar
Artı-Değerin Kaynağı-2
Makinaların Marifetleri:
Makinalar canlı emeğin yerini aldığında, toplumsal yapıda da buna uygun temel değişimler olacaktır. Ortada artı-değer, ya da daha yalın söylemle işçi sömürüsü olmayacağı için, işçi sömürüsü üzerine kurulu kapitalist sistemin varolmayacağı açıktır.
Ermeni Soykırımı ve Sovyet Ermenistanı
Ermeni Soykırımı üzerinden 105 yıl geçti. Bu süre içerisinde soykırımı gerçekleştiren devlet resmi olarak henüz yargılanmamış, tavır alınmamış ve mahkum edilmemiştir. Ama bu devletin giderek tüm dünya çapında uluslararsı halklar nezdinde soykırım ve soykırımın ardındaki konumu görülmüştür. Uzun bir dönem tabu olarak gizlenen soykırım ve soykırımı yapan devlet giderek uluslararası toplum gözünde açığa çıkmıştır. Yahudi Soykırımı gibi Ermeni Soykırımı da dünya halklarınca deşifre olmuş ve kınanmıştır.
"Ancak çölde yaşayabilirler!"
Bundan tam 105 yıl önce böyle buyurmuştu Mehmet Talat! Mazlum Ermeni halkının fermanı için. Ancak çölde bile yaşamalarına müsaade edilmez. Ermenilere çöller bile çok görülür. Kırım ve kıyım ülkenin sayısız yerlerinde başlatılır. Öncekilerden daha kitlesel, daha büyük felakete dönüşecek bir toplumsal yıkım Türk ulus devlet aklıyla devreye sokulur.
Ve Dersim; “Türklük sözleşmesine uymayanlar!” (1/2 )
Ermeni Soykırımı’nın üzerinden 105 yıl geçti. Bu süre içerisinde soykırımı gerçekleştiren devlet, resmi olarak henüz yargılanmamış, tavır alınmamış ve mahkum edilmemiştir.
Ama bu devletin uluslararası halklar nezdinde soykırım ve soykırımın ardındaki konumu görülmüştür. Yahudi Soykırımı gibi Ermeni Soykırımı da dünya halklarınca deşifre olmuş ve kınanmıştır. Bundan dolayıdır ki, her 24 Nisan günü bu jenosit sadece Ermeniler tarafından değil dünya halkları tarafından kınanır, soykırımı gerçekleştiren devlet mahkum edilir.
Ermeni Soykırımı’nın Yıldönümünde Covid 19-15
Ermeni Soykırımı’nın 105. yılı Coronavirüs kuşatması altında anılırken bu sefer dünya yeni bir felaket ile karşı karşıya kaldı. Bu felaketin sonuçlarının ekonomik ve sosyal açıdan çok ağır olacağı şimdiden ortadadır.
Coronavirüs salgını üzerine yürütülen tartışmalarda “biyolojik bir savaş mı yaşanıyor?” sorusu değişik ülkelerde bilim insanları arasında tartışılırken, gerçek olan noktalardan birisi de şu ki; bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Yirmi Dört Saat Devrimcilik
Devrimci ideolojiye sahip olmak kadar bu ideoloji ışığında somutu tahlil edecek politikayı belirlemek ve ana müdahale edecek kadroyu yaratmak da bir o kadar önemlidir.
En zor ve zahmetli olan; en fazla dikkat, duyarlılık, yoğunlaşma gerektirecek olan militanın eğitilip hazırlanmasıdır. Nerede, nasıl davranıp, hareket edeceğini, ne yapacağını bilen, tek başına da kalsa yönünü bulabilen insan yetiştirmek, işte temel görev budur. Demokratik devrimin ihtiyacı olan budur. Kolektifin ihtiyacı olan da budur.
Artı-Değerin Kaynağı Ve İşçinin Üretim Sürecinin Denetleyicisi ve Düzenleyicisi Oluşunun Tarihi
Giriş:
Marksizmin temel ekonomi-politik analizlerine, çözümlemelerine ve bir bütün olarak işçi sınıfının marksist-leninist-maoist dünya görüşüne, ideolojisine ve siyasetine yönelik küçük burjuva kesimlerden eleştiriler gelmektedir. Bu saldırılar, sosyalist devletlerin geriye dönüşünden sonra daha da artarak devam etmiştir.
Tuz... Baharat... Yoksa Kavgada Yok
Belki de bende ihtiyarladığımdan diğer ihtiyarların... mitolojileştirdikleri sosyalizmi... takip etmem hoşuma gidiyordur.
Neler neler yazmıyorlar ki.
Doktorun sayfasına.
En çokta... şövalyelerin... tarih sahnesinde indirilişlerini...
Şövalyelerin yolda çıkmış olmalarına bağlamalarına bayılıyorum.
O an... ölümsüzlüğün sırını bulmuş gibi hissediyorum.
Kendimi de... kadını tarlada, hayvanı mangalda, ayrığı da ot olarak gören geçmişimden uzak... kötülerin sonunun nasıl olacağının vaazını ve kararını verirken buluyorum.
Lakin.....
Tarihin Uzak Geleceğine Kızıl Işık Düşüren 24 Nisan 72’ Manifestosuna Selam (Gazete Patika)
Dünyayı değiştirmek için görünen ile yetinmeyen, görünenin arkasındaki hakikatleri keşfe çıkan, döne döne gerçekleri yeniden fethetmeye cüret eden yeni bir çıkışın rehberi Komünist İbrahim Kaypakkaya yoldaş önderliğinde Komünist parti kurulur. Bugün değil, yaklaşık elli yıl önce devrimci hareketin izlediği çizgiye, tarih anlayışına ve bağrındaki kırılganlıklara keskin tezatlık taşıyan bir tarih okuması ve ideolojik-politik ‘‘programla‘‘ kurulmuş bir partidir. Yeni partinin tarih sahnesine çıkmasıyla resmi ve uydurma tarihin böğrüne kızıl bir neşter vuruldu.
Soysuzluğunda debelen Süleyman* (Fuat Kav)
Süleyman Soylu, 2012’de AKP’ye katıldığında, “Ben AK Parti'ye makam için gelmedim, kendi istikbali için gelen namerttir, alçaktır, namussuzdur” demişti.
Açlık grevleri
Helin Bölek’in ölümü vesilesiyle, “Uzun soluklu, çetin bir direniş. Ve yeni bir dünya talebini hayata dayatan, anlamlı bir ölüm,” dediğim için birçok arkadaş tarafından eleştirildim. Ölümü yücelttiğimi, teşvik ettiğimi söyleyenler de oldu. Bu eleştiriler, iyi bir duygudan, ölüme karşı olma duygusundan ve açlık grevleriyle şimdiye kadar dikkate değer kazanımlar elde edilmemiş olmasından kaynaklanıyor hiç kuşkusuz. Bunu anlıyorum. Helin ve arkadaşlarının taleplerini ve bu talepler uğruna verdikleri uzun soluklu, çetin mücadeleyi anlamlı bulmanın eğri tarafı nedir, işte bunu anlayamıyorum.