Cumartesi Ekim 17, 2026

BARIŞ NE YANA DÜŞER USTA ...

 

Emperyalist ABD haydudu ve beraberindeki kan emiciler, Suriye’ye saldırı hazırlığı içindeyken, "barış”tan söz etmek abesle iştigaldir. Etrafin emperyalist ve kapitalist haydut devletlerle sarılmış ve kan emici kapitalist sistem yaşatılmaya devam edilirken, "kardeşlikten", "barıştan" söz etmek büyük bir aldatmacadır. Emperyalist ve gericiliğin vahşi saldırılarıyla içiçe yaşayan, kitlesel katliamlara uğrayan ezilen halklar ile dalga geçmek demektir.

Savaşları bu dünyaya ezilenler değil, ezen sömürücü sınıflar getirdi. Ve onlar, kendi sınıfsal çıkarları için halkları boğazlamaya devam ediyorlar. Suriye’de iki yıldan fazladır süren budur. Dünyanın gözleri önünde Süriye halkı boğazlanırken, ABD ve yandaşları bununla yetinmeyip, daha büyük bir saldırıyı gündeme getirme hazırlığı içine girmiş durumdalar. Ancak, böyle bir emperyalist saldırı Ortadoğu’da daha büyük çalkantıları ve savaşları da beraberinde getireceği bir gerçektir ve bu, ABD’nin bölge halkları nezdindeki teşhirini daha da güçlendirecektir.

Aslında domino taşları çoktan yerinde oynadı. Özellikle Tunus’ta başlayan ayaklanma ve bunun diğer Kuzey Afrika ülkelerine sıçraması, ABD’nin BOP’nin (Büyük Ortadoğu Projesi) de tarihe gömülüşünün adı oldu. Ortadoğu bu tarihten itibaren artık eskisi gibi olmadı ve olmasının nesnel koşulları da kalmadı. Bunun böyle olduğu önümüzdeki kısa vade içinde daha net olarak görülebilecektir. Bu kitle ayaklanmaları, tüm emperyalist saldırı ve demogojilere rağmen, kitlelerin, tarihin dönüştürücü gücü olduğu bir kere daha kanıtladı. Emperyalizmin ve gericiliğin ise kitle hareketleri karşısında fazla da şanslarının olmadığını... Emperyalist hayduttlara düşen ise, kitlelerin devrimci dinamizmini kırmak ya da etnik ve dinsel farklılıkları öne çıkararak, kitle hareketlerini kendi içinde boğma çabalarıdır.

Emperyalistlerin, ülkeler için genel politikası, böl yönettir. ABD Suriye’de de bunu yapmak istiyor. Irak’da bunu kısmen başardı. En azından tohumlarını attı. Halkları dinsel ve ulusal kimliklerinden dolayı birbirine boğazlatmaya devam ediyor. Suriye’de de aynısını yapıyor ve bunu kalıcılaştırmaya ve resmileştirmeye çalışyor. Çünkü, birbirlerine düşman küçük devletlerin baskı altında tutularak halkların ezilmesi ve sömürülmesi ve anti-emperyalist baş kaldırıların önlenmesi daha kolay olur.

ABD’nin BOP şimdi, çöküşünü engellemeye çalışıyor dense yeridir. Ancak, giderek yanlızlaşmaktadır. İngiltere parlamentosu saldırıya karşı çıkarken, Almanya saldırıya katılmayacağını açıkladı. Fransa ise, ABD’nin yanında Ortadoğu’da yeniden söz sahibi olmak istiyor. AB içinde Almanya karşısında etkinliğini bu yolla artırmanın yanında, Fransız tekelci burjuvazisi daha fazla egemenlik alanları istiyor. Bu nedenle de her fırsatta askeri saldırıdan yana tavır alıyor. Libya ve Mali’de olduğu gibi. Ayrıca NATO içinde yer alan bir çok Avrupa ülkesi saldırıya katılmayacaklarını ya da destek olmayacaklarını söylediler. Çünkü, Suriye sorunu, salt burayla sınırlı kalmayıp Ortadoğu’nun kalbinin dinamitlenmesi dense yeridir. İran, Hizbullah ve Irak’lı şiileride çok yakından ilgilendirmektedir.

ABD için Esad’ın kalması ise, bölgede ABD ve İsrail karşıtlarının daha fazla güçlenmesini getireceğini tahmin ediyorlar. Esad’ın ezilmesi, İran ve beraberindeki güçlerin ezilmesi ya da zayıflatılması olarak görülüyor. Diğer yandan dünya jandarması ABD, askeri saldırıyla bir kere daha dünya üzerinde söz sahibi olduğunu teyit ettirmek, kendisinin sözünden çıkanların yerinin neresi olduğunun mesajını da vermek istiyor. ABD halkının ezici çoğunluğu Suriye’ye askeri saldırı seçeneğini reddetmesine karşın, ABD burjuvazisi saldırıdan vazgeçmeyeceğini açıklıyor. ABD emperyalist burjuvazisi, Çin ve Rusya’ya karşı da bu saldırıyla yanıt vermiş olacaktır. Kendi pazarını ve egemenlik alanlarını her şeye karşın koruyacağının mesajı da verilmiş olacaktır.

Bütün bunlara rağmen, emperyalist burjuvazi, artık eskisi gibi rahat değil. Hem kendi aralarındaki pazar ve egemenlik alanlarını genişletme kavgası, hem de kitlelerin hemen hemen her yerde baş kaldırışları, savaş karşıtı oluşları, emperyalist burjuvaziyi oldukça rahatsız etmekte ve engelleyici bir rol oynamaktadır.

ABD ve yandaşlarının Suriye halkına yardım için, katliamları önlemek için kılını dahi kıpırdatmayacağını, tersine katliam ve baskıları artırmak için halkları birbirine kırdırdığı, kendi besleme katilleri vasıtasıyla vahşeti yaşattığını sağır sultan bile biliyor, görüyor. "Gaz bombaları” bahane olduğu da açık. Çünkü Irak en yakın örneği. Ve bugün Irak’da günde ortalama 50’yi aşkın insan yaşamını yitirmektedir. Neden? ABD’nin saldırgan politikasından! Durum bu iken, ABD haydutları, halkları artık kandıramaz.

Türk devleti ise, "bir koyup beş alma" hesabını hala sürdürmektedir. Belki kendilerine de bir pay düşer hesabıyla ABD’nin kuyruğunda gidiyor. AKP hükümetinin Osmanlı hayalleri olmasına karşın, bunu ona kimsenin yedirmeyeceğini bilmemesi ya da bilmezden gelmesi biraz tuaf kaçıyor gibi gözükse de, dincilerin daha farklı düşünme kapasiteleri de olmadığı biliniyor. Elbette bu düşünce tarzı, onların sınıf çıkarlarıyla da örtüşmektedir.

AKP, Kuzey Afrika halk ayaklanmalarıyla beraber, sıfır sorunlu politikadan "sorunlu" politikaya geçti. Elbette bu dönüşüm, ABD’nin bölgeye ilişkin taktik politikalarının yönelimine koşut gelişti. Dış politikasını, bölgede şiilerin ezilmesi ve sunni devletler topluluğunun oluşturulması ve güçlendirilmesi, kendisinin de başı çekmesini üzerine oturttu. Ülke içinde de kendi varlığını saldırı politikası üzerine oluşturdu. İşçi ve emekçi kitlelerine saldırarak hükümet etmeye çalışıyor.

AKP hükümetinin bir "zafere" ihtiyacı var. Aslında o çoktan kaybetti. Haziran (Gezi) ayaklanması onu ayakları altına aldı ve gücünü bitirdi. Mısır’da Müslüman Kardeşler’in yenilmesiyle, kendisinin de bölgede bölgesel güç hayalleri birlikte yıkıldı. Özellikle Suriye’de Esad’ın giderek güç kazanması, batılı emperyalistlerin ve Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin her türlü desteğine rağman dinci çetelerin güç kaybetmesi de buna eklenince, AKP’nin kendi kaderine TV ekranlarında ağlamaktan başka çaresi kalmadı. Bu nedenle, Türk devletinin iflas eden dış politikası için de bir "Suriye" zaferine gereksinimi var. İçeri de kendini belki böyle ayakta tutabileceğini ve dış desteğini yeniden artırabileceğini hesaplıyor. Elbette yanılıyor. Çünkü, ne dış eski dış, ne de iç eski iç.

Bölge de önemli bir güç olan Kürtlerin ve özellikle PKK’nın Suriye’ye müdahale edilmesine karşı çıkması olumlu bir adım. Türk devletinin çok istediği bir şey Kürtlerin çıkarına değil, zararına olacağı kendiliğinden açıktır. Türk devleti, boğmaya çalıştığı Rojava’yı, ABD öncülüğündeki askeri bir müdahale ile Kürtleri bütünüyle ezebileceğini düşünmektedir.

AKP, PKK ile "barış” sorunuda "Suriye zaferi" için yaptı. Aslında, (en azından Türk devleti açısında) ortada bir "barış” yok. Var gibi gösterilmek istendi. İki taraf açısından bir askeri bir saldırmazlık var. Kitleleri "barış” umudu servis edildi. PKK lideri Öcalan’da buna büyük bir katkı sundu. "Ben de dahil herkes özgür olacak" dedi. Kendinden başka da buna kimse inanmadı. İnananlar ise inanmış gibi gözüktü. "inanın" diye sayfa sayfa yazılar yazdılar. Ama öbür yanda ise Rojava Kürdistan’ı yalnız bıraktıklarını göremediler.

Ülkede PKK’yı “barış” adı altında etkisizleştiren AKP hükümeti, emperyalistlerin ve kendilerinin beslemeleri katilleri Rojava üzerine saldı. Ayrıca kendi ordusuna ve özel timlerine bağlı birlikleri sürekli Suriye içine sürdü, Rojava’da Kürtlere karşı savaştılar ve savaşı örgütlediler.

"Geniş düşündüğünü" söyleyen PKK lideri, ülkede ateşkes yaparak Türk devletini rahatlatması, Rojava’yı rahatlatma yerine büyük bir sıkıntıya soktu. Ayrıca "barış” Gezi’ye de çarptı. Gezi barikatları, AKP’nni "barışı”nın bir aldatmaca olduğunu, görmek istemeyenlere net bir şekilde gösterdi. Sonunda, C. Bayık "yanlış yaptık" diyebildi. Çünkü, eğer Kürt ulusu özgür olacaksa bu Türk halkının büyük bir desteği ve mücadelesiyle başarılabilecektir.

ABD ve yandaşlarının Suriye’ye yönelik saldırılarına karşı mücadele etmek, anti-emperyalist savaş mücadelesini ve birlikteliğini geliştirmek vazgeçilmez bir görevdir. Başta komünistler olmak üzere tüm devrimci ve demokratların, Kürt yurtseverlerin görevi bu olmalıdır. Ayrıca, bu savaşa dahil olan Türk devletine karşı ise mücadele daha ileri boyutlara vardırılmalı, kitleleri harekete geçirici taktikler üretilmelidir. Burjuvazinin emperyalist hayallerle başka ülkelere savaşı iç savaşa çevirmek marksistlerin temel ilkesidir.

Yazının başında savaşı bu yeryüzüne ezen sınıfların getirdiğini söyledim. Barışı ise bu yeryüzüne halklar getimiştir. Ezilenlerin birbirleriyle selamlaşmalarının içinde barış ve kardeşlik vardır.

Yarın 1 Eylül Dünya Barış Günü. Sokaklar, meydanlar, daha güçlü anti-emperyalist savaş karşıtı gösterileri bekliyor.

Savaşların olduğu bir dünyada "barış ne yana düşer usta" sorusu hep sorulacaktır.

***31.08.2013

112190

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Yusuf Köse

Devrimciler Açısından Seçimler Bitmiş midir

Bir tek insanın burnu kanamadan, bir tek insanında canı yanmadan..
Devletin açıklamasına göre anlam veremedikleri bir şekilde ülkenin dört bir tarafında elektrik kesintileri gerçekleşti.
Miliyarlarca dolar zarar.
İster emperyalizmdeki işe yaramaz işletmelerin / sömürgelerinde / tasfiye oluşuna kriz diyin isterse de başka bir şey.
Çağımız katma değeri yüksek üretim ilişkilerine sahip olma ve katma değeri yüksek üretim ilişkilerine tüketebilecek insan / ülke / tipi yaratabilme çağı.
Ve ....

Haydar Mecit öldü mü? Deniz Faruk Zeren

Aynanın kırıldığı yerde suretler indi yeryüzüne.

İnsanın kırıldığı yerde ayetler.

O ne bir suret, ne de ayettir. Ne mitolojik bir öğe, ne nostaljik bir iç geçirme, ne de anılarına sığınılacak bir tatmin aracıdır.

O yaşayan, canlı, yürüyen, gören, bilen, anlayan, büyüyen, durmadan üreten bir gerçekliktir.

Çünkü inandığı bilim ve o bilimle ürettiği düşünceleri ve o düşüncelerle, canıyla, teriyle yeri geldiğinde kanıyla kurduğu, yürüttüğü ve koruduğu organizma yaşamaktadır.

Türkiye’ye Türk Türü Şeriat Geliyor -Dursun Ali Küçük

*Türk türü şeriat mı?

“Eylem Herşey “ Olunca, Amaç Belirsizleşir!

Marksizmle küçük burjuva “sol”culuğunun ayrıldığı en temel noktalardan birisi; somut koşulların somut tahlili ve buna uygun mücadele biçimlerinin yaşama geçirilmesi konusundaki farklılıktır. Mücadele biçimlerini, insan iradesi değil, ekonomik ve siyasal koşullar belirler. Ve bu koşulların çelişmelerini çözecek siyasal taktikler uygulanır. Proletaryanın “davranış çizgisi” (Stalin), devrimci durumun alçalma ve kabarma dönemlerinde aynı kalmaz. Her sürecin ruhuna uygun mücadele biçimleri uygulanır.

Dünya komünist örgütlerinden Ermeni Soykırımı’nın 100. yılında, soykırımı yapanları bir kez daha lanetliyoruz!

Ermeni Soykırımı’nın 100. yılında, soykırımı yapanları bir kez daha lanetliyoruz! Soykırımı yapanlar tarih önünde yargılanmaktan kurtulamayacaklardır!

24 Nisan 1915 tarihinde Osmanlı Devleti, 1.5 milyon civarında Ermeni’yi katletti. 24 Nisan 2015 tarihi, bu soykırımın 100. yılı. Yüzyıl önce gerçekleşen bu soykırımı, Osmanlı’nın devamı olan Türk devleti sistematik olarak inkâr etti. Türk devletinin tüm gayret ve çabası, aradan geçen yüzyıl sonra bile bu soykırımı insanlığın hafızasından silmeye yetmedi. İnsanlık tarihi hiçbir zaman bu soykırımı unutmadı.

Zindanlardan Kobanê’ye; Coşkuyla Çarpan Bir Yürek

Zindanlarda şehit yoldaşlarımızın dostlarımızın haberi bir başka yankılanır. Erkanın gidişi de yüreğimizi yaktı, kavurdu. Şüphesiz sınıf kinimiz daha bir bileylendi. Onlara layık bir devrimci, bir Partizan olmak, onurla devrettikleri bayrağı aynı bilinç ve sorumlulukla devralmak…İşte budur isteğimiz…

Sevgili Sarkis,/ GARİNE SEROPYAN

Bir yazının, en azından edebi açıdan düzgün bir yazının giriş, gelişme ve sonuç bölümleri olur. Kısa süren okul maceranda bunu öğrenememiş olabilirsin ama bir hayat süren kendi maceranda, kendi eğitimini kendi tamamlayan bir buzdolapçı ustası olarak, hadi olmadı sonradan olduğun gazeteci sıfatınla, bunu kesin öğrenmişsindir. Bize okulda kafamıza vura vura öğrettiler bunu. Öğrettiler de ne oldu? Girişi ve gelişmesi olmayan bir sonuçtan başlıyoruz yaşamaya senin gidiş maceranı, tüm dilbilgisi kurallarının ihlali eşliğinde.

Soykırıma Giden Yol ve Van direnisi I. Dünya Savaşı

3000 yıldır,Anadolu'da yaşamış bir halkın,topraklarından yok edilerek,tarihte eşi benzerigörülmeyen yol ve yöntemleri kullanarak,20.yüzyılın başlarında 1,5 milyon insanın ölümüyle sonuçlanan soykırım yaşanmıştır.Meşrutiyet'in ilanıyla Abdülhamit'in krallığına son verilmiş,yönetimde ağırlığını hissettirmeye başlayan İttihat ve terakki partisi'nin amacı devleti ele geçirmekti.1913 yılında ,31 Mart olayları olarak tarihe geçen darbe ile tamamen yönetime el koyan Talat-Enver-Cemal üçlüsünün hakimiyetinde Selanik'ten gelen ordu ile gerçekleşen darbeden sonra kral Abdülhamit sürgüne Selanik'e gön

Hep soykırım üzerineydi Sarkis Seropyan'ın çocukluk masalları:Celal Başlangıç

Daha yolculuklarımız olacaktı; Ermenistan'a, Karabağ'a gidecektik Soykırım'ın 100. yılında. Oysa şimdi seni okyanusların sonsuzluğuna uğurluyoruz. Yolun ışık olsun Sarkis ağabey

Uçağın kalkmasına neredeyse dakikalar kalmıştı.

Koşa koşa daldık Erivan Havaalanı'ndan içeri.

Bir haftalık Ermenistan gezimizin ardından gittiğimiz Dağlık Karabağ'dan dönerken arabamız buzun üzerinde uçmuş, geçirdiğimiz kaza nedeniyle uçağa geç kalmıştık.

Büyük bir kalabalık vardı önümüzde.

Bir kaçırdık mı uçağı, en az dört gün sonra dönebilecektik İstanbul'a.

"Devletin Kürtajı" : Roboski

“Aslında tek bir ırk vardır insanlık.”[1]

Unutmuş olamazsınız, “her kürtaj bir Uludere’dir,” buyuruvermişti zatın teki, suçüstü yakalanmış olmanın telaşı ve ağız kalabalığıyla. “Olay”ı unutturmaya, bu konuda konuşanları susturmaya çabalıyor; “Ne yani, karım ayağınıza kadar geldi, ortada bir hata olduğunu söyledik, kan parası da verdik, daha ne istiyorsunuz?” diye dikleniyordu. Baktı ki susmuyorlar, gargaraya getirmek için patlatıvermişti: “Her kürtaj bir Uludere’dir!” Saçlarımızın diplerinden tırnaklarımıza kadar sızlamıştı içimiz…

Kahraman(lığ)ın “Gerekli"ligi[*]

“Dünün şurubunu iç,  yarını göreceksin.”[1]

Bertolt Brecht’n, “Ne yazık o ülkeye ki kahramanlara ihtiyacı var!” sözü ‘Galileo Galilei’ başlıklı oyundaki repliktir ve hikâyesi de şudur:

Kiliseden gelen işkence tehditlerinin ardından Galilei korkar ve pişmanlık belgesini imzalar. Bu yüzden hocasına çok kızan öğrencisi Andrea, karşılaştıklarında hocasına şöyle der: “Ne yazık o ülkeye ki, kahramanları yoktur.” Galilei”nin ona yanıtı da, “Ne yazık o ülkeye ki, kahramanlara muhtaçtır.”

Bertolt Brecht’in kaleme aldığı bu diyalog, insan(lık) durumuna dairdir…

Sayfalar