Asker’de öldürülen Sevag’ların anısına
Ayaş yollarından aştım da geldim
Ayaş yollarında kervanın mı var
Beni öldürmeye fermanın mı var
Ağlamaya sızlamaya dermanın mı var
Halk türküsünde,Soykırım'ın artık dizelere döküldüğü ama devletin inkar ve red politikaları bu gerçekliği hiç bir zaman kabul etmemiştir.Önemli olan halkın ve dünya halklarının vicdanlarında kabul görmesidir.İşte bu başarılmıştır.Red,imha ve inkar Ermeni sorununda olduğu gibi, Kürt sorununda aynı şekilde devam etmektedir.''Bu ülkede Kürt sorunu yoktur'',,''her müslüman Türk'tür'' gibi söylemler,İttihat ve Terakki dönemini hatırlatmaktadır.Ermeni,Rum ve Yahudi'ler bu mantık ile tarih sahnesinden yokedildiler. Ermeni soykırımı 100.yıl anma hazırlıkları,tüm dünyada devam ederken,buna karşı oluşturulan ''Çanakkale Anma Blok''u tam bir skandal ile TC'yi gülünç duruma düşürmüştür.Her yıl 18 Mart'ta gerçekleştirilen ve deniz savaşının başlangıç tarihi olarak bilinen bugün yerini 24 Nisan gününe alınmış olmasının ayrı bir anlamı olsa gerek.En doğru yol tüm geçmişi ile yüzleşme,hesaplaşma,arınma imkanı varken Ermeni'leri suçlu olarak tarih sahnesinde yargılamaları artık inandırıcılığını kaybetmiştir.Bu politika iflas etmiştir.Üstelik danışmanlarından birisinin Ermeni olarak seçilmesi,onun üzerinden 100.yıl açıklamalarının yapılması,geleneksel Osmanlı-Türk politikalarının aynı şekilde devam edeceğinin sinyallerini vermektedir.Ethem Mahçupyan ''Ermeni'ler 2015'de bir şey beklemesin'' diyerek devletin politikaların tasdiklemiş,suçlarına ortak olmuştur.
Çanakkale Savaşın'da ölenlerin anısına törenlerin yapıldığı bu günlerde,Osmanlı ordusunda asker olan Ermeni'lerin çıkarılan Tehcir kararı ile ailelerinden koparılarak nasıl yok edildiklerini,bunların içinde bugün ortaya çıkan belge,bilgi ve dökümanlar ile aydınlatılmaktadır.Osmanlı hükümeti yok etti.Devam eden Kemalist hükümetler ise tarihi gizledi.Gerçekleri ''ermeni yalanı'' olarak kamuoyuna lanse etti.Ayhan Aktar'ın ''Yüzbaşı Sarkis Torosyan''ın hikayesini bütün yönleri ile kamuoyuna duyurduğu Çanakkale savaşında topçu bataryaları ile müttefik gemilerine Çanakkale boğazından geçişlerini engelleyen,Talat Paşa tarafından övünç madalyası ile ödüllendirilen Yüzbaşı Sarkis Torosyan için Genelkurmay Başkanlığı ''kayıtlarımızda böyle birisine rastlanılmamıştır''diyerek tartışmaları sonuçlandırmıştır.
Taner Akçam,kapalı olan Osmanlı ve Genelkurmay arşivlerinin aksine Alman arşivlerinden osmanlı ordusunda görevi başından alınarak hunharca öldürülen sıhhıye eri Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın dramatik hayat öyküsü ile gerçekleri ortaya çıkarmıştır.Aynı şekilde binlerce Osmanlıda asker öldürülmüştür.Gelenek değişmemiş Sevag Şahin Bıçakçı da 24 Nisan 2011 tarihinde askerde Ermeni'ler için özel bir günde intikam amacıyla öldürülmüştür.2011 yılında Afyon'da mühümmat deposunda meydana gelen ve 25 askerin ölümüyle sonuçlanan olay henüz açıklığa kavuşmamış sır perdesini korumaktadır.Devletin,TSK'nın da olayı çözme,açığa çıkarma diye bir niyetinin olmadığı seneler geçmesine rağmen ortaya çıkmıştır.
Her nedense tüm ölen fakir ve yoksul halk çocuklarının ölüm nedeni ''intihar'',''psikolojik bunalım''...gibi gerekçeler gösterilmektedir.Toplumun muhalif kesimlerinden Alevi'si,Ermeni'si, Kürd'ü hep ''kaza kurşunu'' ile ölmektedir.Bu kadar tesadüfün yan yana gelmesi açıklamaya muhtaç olarak görülmektedir.Bir paşanın,bir milletvekilin veya Tayyip Erdoğan'ın oğlunun askerlik yaptığına bugüne kadar hiç rastlanılmış mıdır?Asla Hayır.TSK'nın resmi açıklamalarına göre,TSK içerisinde intihar sayısının şehit sayısını geçtiği açıklanmıştır.Son 10 yılda şehit olan 818 askere karşılık,11 yılda 1035 asker intihar etti denilmektedir.
Doğu'da da aynı şekilde öldürmeler yaşanmıştır.3.Orduya bağlı komuta mıntıkasından sorumlu General Vehip çalışma taburunda görevli 2000 Ermeni askerden oluşan bir gurubun Bağdat Demiryolu üzerinde yeni bir göreve giderken yolda pusuya düşürülüp katledildiklerini öğrenildiğinde,derhal bir Divan-ı Harp oluşturulmuş ve bazı idamlar gerçekleşmiştir.İdam edilenlerden birisi jandarma yüzbaşı ''kör Nuri'' dir.İnfazı ise Suşehrinde olmuştur.
DR. RUPEN SEVAG ÇİLİNGİRYAN İLE SEVAG ŞAHİN BIÇAKÇI VE NİCELERİ.....
1915 yılında askerde tutuklanarak sürgünde vahşice diğer tutuklularla birlikte öldürülen Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın acı ölümü,Çanakklae savaşında askerden alınarak öldürülen binlerce Ermeni'nin gerçek hikayesinden sadece bir tanesidir.100.yılında Çanakkale savaşı anmalarının gerçekleştirilmeye çalışıldığı bu günlerde yalan ve demagoji ile anlatılan tarihi gerçekler ortaya çıkmıştır.Buna rağmen askerde ölenler ''şehit'' olarak dahi görülmemiştir.
24 Nisan 1915 Ermeni Soykırımı başlangıç tarihidir.Önce İstanbul'da 200'ün üzerinde entellektüel tutuklandı.Çankırı ve Ayaş'a sürülen bu kişilerin hepsi öldürüldü.Dr.Rupen Sevag Çilingiryan yine aynı tutuklananlar arasında bulunuyordu.Kendisi ise Ağustos 1915 tarihinde öldürüldü.Bu öldürülme olayını önemli kılan Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın eşinin Alman olması,Almanya'nın olayla ilgilenmesidir.Katillerin yakalanmasında önemli rol oynayan dönemin Osmanlı görevlileri de vardı.Cinayetin katillerini yakalayan dürüst görevliler İstanbul hükümetinin devreye girmesiyle hemen serbest kaldılar.
22 Haziran 1915'de İstanbul'da bir gurup aydın,yazar,politikacı ile tutuklanan Dr.Rupen Sevag Çilingiryan Çankırı'ya sürgüne gönderildi.Çankırı'dan Ankara üzeri Ayaş'a yola çıkarılan ve yolda arkadaşları Vahan Kahyayan,Artin Boğosyan,Taniyel Çubukyan ve Onnik Mağazacıyan adlı arkadaşları ile birlikte Çankırı'nın Kayalı'dere mevkinde işkence edilerek öldürüldü.
1885 yılında Silivri'de dünyaya gelen Rupen Sevag,ilk okulu burada bitirdikten sonra,orta okulu Bahçecik (Bardizag) Amerikan kolejinde devam etti.1905 yılında İstanbul Berberian okulundan mezun oldu.daha sonra Tıp eğitimi için Lozan'a gitti.1908 yılında İstanbul'da bulunan Edebiyat,sanaat ve şiir üzerine denemeleriyle bir gurup arkadaşı ile gazete çıkardı.Böylelikle Ermeni'ler arasında tanınmaya başladı.
1909 yılında gerçekleşen ve otuzbin Ermeni'nin hayatını kaybettiği Adana katliamından çok etkilendi.Bunun üzerine Garmir Kirk (Kırmızı Kitap) adlı ilk eserini çıkardı.Bu kitapta yer alan Verçin Hayerı (Son Ermeniler) adlı şiirinde,1915 yılında yaşanacak soykırımın önceden bir müneccim gibi öngördüğü söylenmektedir.Artık Dr.Rupen Sevag entellektüel dünyasının bir parçası olmuş diğer insanlarla yakın arkadaşlık ve dostluk kurmuştu.
Lozan'da Tıp Fakültesi'ni 1911 yılında bitirdikten sonra 1914 yılına kadar,burada kalır ve doktorluk mesleği üzerinde çalşır.Helene Apel ile tanışarak evlenir.1914 yılında Alman eşi,oğlu Levon ile İstanbul'a gelip yerleşirler.Kendisini bir anda başlayan I.Dünya savaşının içinde bulur.Dr. Rupen Sevag Çilingiryan doktor olarak hemen askere alınır.Çanakkale ve İstanbul'da askeri doktor olarak çalışmaya başlar.Ama diğer Ermeni'ler gibi Dr.Rupen Sevag da askerde tutuklanır.Ermeni'ler için başlatılan tehcir ve katliamlardan o da nasibini aldı hiç bir gerekçe gösterilmeksizin,suçlama yapılmadan,soruşturma açılmadan tutuklandı.
Dr.Rupen Sevag'ın serbest bırakılması için ailesi hemen devreye girerek Büyükelçilik düzeyinde girişimlerde bulundular.Önce Helene İsviçre'de yaşayan anne ve babasını istanbul'a çağırdı. Babası Franz Apell Dörr'e,Alman Büyükelçiliği görevlisi Mordtman ve Von Der Goltz Paşa ile görüşmüş konu ile doğrudan ilgilenmişlerdir.Goltz Paşa ,Osmanlı yetkililerinden savaş boyunca Almanya'yı terk etmeyeceği konusunda bir garanti verilmesi durumunda Almanya'ya gönderileceği sözünü almıştır.Ama diğer taraftan Alman Büyükelçisi görevlisi Mordtman'ın İstanbul Polis Şefi Bedri Bey ile görüştüğünü ''bir garanti karşılığı Almanya'ya gönderilme'' alternatifinin söz konusu olmadığını bildirmektedir.Bu ikili çelişkiyi açıklamaya kaynaklık eden sebep sonradan anlaşılmaktadır.Çünkü Dr.Rupen Sevag'ın yurt dışına çıkışına izin verilmeyişinin sebebi.Osmanlı yetkililerine göre ''onu kitleleri etkileme yeteneğine sahip bir entellektül'' olarak ,görmekte bundan korkmaktadır.
İçişleri Bakanlığı Kastamonu vilayetinden Çankırı'da bulunan tutuklular hakkında ayrıntılı bilgi istemektedir.Defter kayıtlarına göre Dr.Rupen Sevag ve 4 arkadaşı affa uğradıklarını ve Ankara üzerinden Ayaş'a gidecekleri not edilmiş olarak görülmektedir.Ama Dr.Rupen Sevag Kastamonu valisinin söz konusu raporu İstanbul'a yollamasından beş gün önce yola çıkartılmış ve öldürülmüşlerdir.Dr.Rupen Sevag,karısına son çektiği telgrafta ''Varujan ile Ayaş'a gidiyoruz,mektuplarınızı oraya gönderiniz'' diye telgraf çekmiştir.Karısı Helene hemen buna cevap olarak bir telgraf çekmiş,ama cevabını alamamıştır.Bunun üzerine Alman Büyükelçiliği hükümet nezdinde bilgi istemektedir.Hükümet de Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın Çankırı'da bırakılması için telgraf çekmiştir.
Dört arkadaşı ile birlikte öldürülen Dr.Rupen Sevag Çilingiryan için Talat Paşa devreye girerek ölümünden iki gün sonra bir telgraf çekerek Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın orada serbest olarak ikamet ettirilmesini tebliğ etmiştir.Olup bitenden haberdar olmaması için İstanbul Polis müdürü Bedri bey Alman yetkililerini arayarak Helene'nin Almanya'ya gönderilmesini ister.Ama Helene kocasının akıbeti konusunda bilgi almadan İstanbul'dan ayrılmayacağını söylemiştir.
İlk defa Alman yetkilileri Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın öldürüldüğünü kendilerine 11 Eylül tarihinde ayrıntılı olarak gönderilen bir telgraf ile bilgilendirildiğini söylemiştir.Bugün Alman arşivlerinde Osmanlıca olarak halen bulunan yine bilgi notunda ''13 Ağustos 1331 tarihinde Ayaşa gitmek üzere Kengırı'dan yola çıkarılmış Kalecik Böyrek karyesinden Hacı Ali oğlu Alo ve onbir refiki tarafından katledilmiştir.Tüney karyesi kurbanda Sapalı dereye muvassalatlarında'' denilmiş, ayrıca ''canilerden el-yevm dört kişi derdest edilmiştir.Takibat ber-devamdır'' notu düşülmüştür.
Aynı gün bu bilgi bayan Helene'ya ulaşır.Bayan Çilingiryan çocuklarını da yanına alarak yurt dışına çıktı.Yurt dışında boş durmayan Helene Lozan'da,Alman makamları üzerinden 5 kasım 1915 tarihinde osmanlı hükümet yetkilileri hakkında şikayette bulundu.Suçluların asılmasını ve tazminat talebinde bulunarak yetkililerden şu isteklerde bulundu. ''Türk hükümeti tutukluların güvenliğini sağlamakla yükümlüdür ve yetersiz koruma vererek kendisini saldırıdan sorumlu duruma sokmuştur.Bu nedenle Türk hükümetini Dr.Çilingiryan'ın öldürülmesine yardımcı olmakla suçluyorum ve en azından beşyüzbin frank tazminat istiyorum.Ayrıca oniki kişilik tüm çetenin (benim yerime) Alman büyükelçiliğinin şahitliğinde asılmalarını talep ediyorum''.
Alman Büyükelçiliğinden 26 Kasım'da,Helene'ya cevap niteliği taşıyan mektubun ise oldukça düşündürücüdür.Buna göre ,''katillerin Alman memurları eşliğinde asılması,tazminat talebi,ayrıca en önemlisi Dr.Rupen Sevag'ın Türk vatandaşı olduğu,bayan Helene'nin onunla evlenmesinden dolayı Türk vatandaşı olduğu bunun için,Almanya tarafından koruma hakkını kaybettiği'' cevabını resmi olarak aldı.''Resmi olarak hiç bir yardım yapamayacaklarını'' bildirdiler.
Artık Helene kırılmış yıklılmıştır.Bu ilgisiz tavırları sonucunda çok üzüntü içinde kalan Helene işlenen cinayetler karşısında duyarsızlık gösteren yetkililere derin beddualarda bulunacaktır.''...Aşağıdaki dileğimi en derin hürmetlerimle bildiririm.Allahınızı severseniz Türk makamları nezdinde tekrar en enerjik adımları atarak bu korkunç suçlamaların yalan olduğuna müdahale ediniz.Kesin bir emirle kurtarabilecek ne varsa,kurtarmaya çalışınız.Eğer elinde bulunan boyun eğilemez imkanları kullanmazsa suçsuz kadınların,çocukların hastaların ve yaşlıların göklere yükselen kanı,Almanya'ya bir lanet olarak dönecektir..'' der.
Helene bu isteğine de cevap alamayınca Almanya ile her türlü bağlarını kopardı.Lozan'da bulunan Ermeni bürosona başvurarak Ermeni vatandaşlığına geçti.28 Aralık 1967 yılında vefat etti.Almanya'ya olan öfkesinden Helene çocuklarına Ana dili olan Almanca'dan tek bir kelime dahi öğretmedi.
CİNAYET VE KATİLLER
Dr.Rupen Sevag Çilingiryan bulunduğu durum itibariyle herkesin derdine derman olan, hastaların ilacı,herkese kucak açan,toplumda sevilen ve aranan kişi olmuştur.Eşine yazdığı mektuplarda ''sabahtan akşama kadar hastaların peşinden koşmaktayım'' diye anlatmaktadır.Ama bu ara hastalardan bir genç kız kendisine aşık olmuştur.
Kızın babası çevrede bilinen,aynı zamanda arabacılık yapan kişi olarak tanınmaktadır.Adı İsmail olan aynı zamanda arabacıların da başı etkin bir kişidir.İsmail,Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'a ''kendisinin de diğerleri gibi sürgün edilerek öldürüleceğini,ona yardımcıolmak istediğini,müslüman olmasını,kızıyla evlenmesini'' önerdi.Fakat Dr.Rupen Sevag ''evli olduğunu,bunu yapamayacağını söyledi''.Düşünmesi için kendisine zaman tanıdı,bu öneriden dört gün önce Ankara yakınlarında ikibin kişi öldürüldü.Sıranın kendisine geldiğini görmesine rağmen yine de kabul etmedi.
Nihayetinde Dr.Sevag ile dört arkadaşı,Ayaşa gönderilmek üzere polis ve jandarmalar eşliğnde Ayaş'a yola çıkarıldılar.Fakat aynı akşam Çankırı'ya öldürüldükleri haberi telefonla geldi.Olay yerine varan Kastamonu vilayeti askeri inzibat komutanı,sorgu hakimi ile polisler beş kurbanın cesedini suya atılmış vaziyette buldular.Cenazeler gömüldükten sonra katiller,araştırmalar sonucu tespit edildi.Divan-ı Harb'de yargılanmak üzere Ankara'ya gönderilip hapse atıldı.Cinayeti işleyen dört Kürt mahkemede cinayeti İttihat ve Terakki'nin Çankırı Komitesi'nin isteği ile eylemi gerçekleştirdiklerini beyan ettiler.Onların da mahkemede bulunmalarını talep ettiler.
1919-1921 YARGILAMALARI DİVAN-I ÖRFİ VE CEMAL OĞUZ DAVASI ,
İstanbul'da I.dünya savaşı sonrası kurulan Divan-ı Örfi'de görülen yargılamalarda Dr.Rupen Sevag Çilingiryan olayı da aydınlığa kavuşmuştur.Cinayet İttihat ve Terakki Çankırı Katibi Mesulu Cemal Oğuz,Jandarma Komutanı Nurettin ile bazı yöneticilerin idaresi ve Kürt Alo Çetesi tarfından işlenmiştir.Katiller Dr.Çilingiryan'ın Ayaş'a sağsalim ulaştırılması konusunda ''namus sözü'' vermesine rağmen gereklerini yerine getirmemişlerdir.
1920 yılında Cemal Oğuz Çilingiryan cinayetini azmettirmek suçundan 5 yıl 8ay hapis cezasına çarptırıldı.Tutuklanan ve hapis cezasına çarptırılan cemal Oğuz ile Kürt Alo Çetesi için yerel idare mahkemelerinin verdiği hapis kararlarına karşı çıkan Talat Paşa,katilleri kurtarmak için yoğun bir kurtarma gayreti içine girmiştir.Suçları mahkeme kararı ile ispatlanan,cezaya çarptırılan dört Kürt Alo Çetsesi mensubunu hapisten çıkarmayı başarmıştır.Talat Paşa Ankara'ya Adalet Bakanlığına telgraf çekerek suçluların serbest bırakılması emrini vermektedir.
Agop Ekmekçiyan Nisan 2015
Agop Ekmekciyan
Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.
agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
Partizan’ların Yolundan Gideceğiz – Umut Keçer
Partizan Amed enternasyonalist bir devrimci olarak Haseke’de IŞİD çetelerine karşı mücadelede ölümsüzleşti. Partizan’ın hikayesi aynı zamanda Bakur Devrimi ile Rojava Devrimi’nin ve Türkiye devriminin nasıl bir kader birliği içerisinde olduğunun hikayesidir. Partizan Amed şahsında, enternasyonalist bir devrimci olarak, Türkiye ve Kürdistan halklarının birleşik devrim mücadelesi somutlaşmış oldu. Onun mücadelesi ve kararlılığı, onun mücadelesinin takipçisi olanlara örnek olacaktır.
Barbara Anna Kistler...(Nubar OZANYAN)
Adına Kürtçe ve Zazaca türküler yakılan, mısralar dizilen, roman ve öykü yazılan İsviçreli bir enternasyonal devrimci kadındı, Barbara Anna Kistler.
Onu İsviçre’nin Alplerinden alıp Dersim dağlarına götüren tutku düzeyindeki sevda, devrimin kendi ülkesinden daha önce gelişeceği fikriydi. Onu kayak merkezleriyle ünlü İsviçre’den çekip alıp Pülümür’ün karlı dağlarına yürüten güç, proleter enternasyonalizm idealiydi. O, bir devrim serüvencisiydi. İnessa Armand’ı Fransa’dan Sovyet devrimine yürüten devrim serüveni gibi…
Şehitlerimizin Kararlılığını Kuşanmalıyız
“Korku mu? Korku ve korkusuzluğun bir çelişki oluşturduğuna inanıyorum. Mesele ideolojimize sarılmak ve içimizdeki cesareti dizginlerinden boşandırmaktadır. Bizi cesur yapan, bize cesaret veren ideolojimizdir. Görüşümce hiç kimse cesur doğmaz, halkı ve komünistleri cesur yapan toplumdur, sınıf mücadelesidir. Sınıf mücadelesi, proletarya, parti ve ideolojimizdir. En büyük korku ne olabilir ki? Ölüm mü? Bir materyalist olarak yaşamın bir gün sona ereceğini biliyorum. Bence en önemli olan şey iyimser olmaktır.
Levon Ekmekçiyan ve Zohrab Sarkisyan’ı Unutmadık, Unutmayacağız!
Ermeni Soykırımı büyük bir suçtur. Ancak belki de bundan daha da büyük olan bu suçun inkar edilmesidir. Ve hatta daha da ileri gidilerek “mukatele” (birbirini vurmak) oldu denilerek yaşananların çarpıtılmasıdır.
İşte bu gerçeklik nedeniyle Ermeni devrimciler, suskunluk ve inkar perdesini yırtmak için ayağa kalkmışlar ve Ermeni Soykırımı’nın bir gerçeklik olduğunu bütün dünyaya göstermek istemişlerdir. Soykırıma uğrayanların çocukları, soykırıma uğradıklarını kanıtlamak zorunda kalmışlardır.
TKP-ML TMLGB MK: TİKKO 1. Konferansı, Halk Savaşı’nı Yükseltme Çağrısıdır
Halk gençliğinin komünist örgütü olarak ordumuz TİKKO’nun gerçekleştirmiş olduğu 1. Askeri Konferansı gençliğin militan coşkunluğuyla selamlıyor, Halk Savaşı’nı yükseltmek için bütün sorumluluklarımızın üzerine korkusuzca gideceğimizin sözünü yineliyoruz.
TKP-ML TİKKO Genel Komutanlığı ile Röportaj;“Yol Göstericimiz, İlham Ve Güç Kaynağımız Partimiz Önderliğinde Yaşasın TİKKO Konferansımız!”
TKP-ML’nin 1. Kongre’de aldığı karar doğrultusunda “Halk Savaşı’nda derinleş, gerillada uzmanlaş” şiarıyla Konferans gerçekleştiren TİKKO’nun Genel Komutanlığı’ndan Ekin Vartinik ve Azad Axpanos kendilerine yöneltilen soruları yanıtladı.
– Konferansla ilgili sorulara geçmeden önce kısaca ülkedeki ve bölgedeki durumu nasıl değerlendirdiğinizi öğrenebilir miyiz?
Dil kesmek, baş kesmek…(Nubar Ozanyan)
Diktatör Erdoğan Türkiye’de dil kesiyor, Rojava’da baş kestiriyor. Asmayıp zindana yollayamadıklarının ya dilini ya da başını kesiyor. Yine bir cami çıkışında Sezen Aksu’yu hedef göstererek “Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz. O uzanan dilleri yeri geldiğinde koparmak bizim görevimizdir” diyerek sanatçı ve aydınları karşı kin ve nefret dolu cümlelerle tehdit edip halkı galeyana getirmek istedi. Kışkırtıcı, ötekileştirici, düşmanlaştırıcı dil kullanmakta oldukça usta olan bu diktatör, besbelli ki çaresizlik içindedir.
Devrim İçin Ölümsüzleşenlerimizi Anıyoruz! (Sentez)
İnsanlığın sömürüye dayalı sistemlere karşı mücadelesi de bu mücadelede sömürülenlerin canlarını feda etmeleri de neredeyse insanlığın bilinen tarihi kadar eskilere dayanıyor.
Çutak (Nubar Ozanyan)
Rakel Dink yaşam arkadaşına, çocuklarının babasına, Hrant’a “Çutak” diye seslenirdi. Rakel’in neden sevgili eşine Çutak dediğini ancak onları yakından tanıyanlar bilir ve anlar. Ermenilerin bir kısmı, çok sevdiklerine “Çutak” yani keman diye hitap eder. İnsanlar duygularını sözlere döker, sevgilerini notalara, melodilere işler.
Yanlış Bir Perspektif:“
Uluslararası Komünist Hareketin Birliği” Sorununu “Maoistlerin Birliği” Sorunu Olarak Tartışılması!...
22.01.2022
Halil GÜNDOĞAN
Uluslararası Komünist Hareket (UKH)'in birliği sorunu, 3.Eternasyonalin sonlandırılması sonrası sürecin “Güncel bir sorun”u olarak var ola geldi. Yani bugünün ya da yakın geçmiş dönemin bir sorunu da değil bu sorun.
Nazilerin en has adamı Türkeş’ti- 1-2-3
Türkeş'ten Evren'e, Çiller'den Erdoğan-Bahçeli ikilisine Türk faşist liderlerin ilişki ağının merkezinde bulunan Almanya; son yüzyılda Türk milliyetçiliğinin “arka bahçesi” haline geldi. Nazi ideolojisi ve “Turancılık” fikri ise birbirini hep besledi.