Asker’de öldürülen Sevag’ların anısına
Ayaş yollarından aştım da geldim
Ayaş yollarında kervanın mı var
Beni öldürmeye fermanın mı var
Ağlamaya sızlamaya dermanın mı var
Halk türküsünde,Soykırım'ın artık dizelere döküldüğü ama devletin inkar ve red politikaları bu gerçekliği hiç bir zaman kabul etmemiştir.Önemli olan halkın ve dünya halklarının vicdanlarında kabul görmesidir.İşte bu başarılmıştır.Red,imha ve inkar Ermeni sorununda olduğu gibi, Kürt sorununda aynı şekilde devam etmektedir.''Bu ülkede Kürt sorunu yoktur'',,''her müslüman Türk'tür'' gibi söylemler,İttihat ve Terakki dönemini hatırlatmaktadır.Ermeni,Rum ve Yahudi'ler bu mantık ile tarih sahnesinden yokedildiler. Ermeni soykırımı 100.yıl anma hazırlıkları,tüm dünyada devam ederken,buna karşı oluşturulan ''Çanakkale Anma Blok''u tam bir skandal ile TC'yi gülünç duruma düşürmüştür.Her yıl 18 Mart'ta gerçekleştirilen ve deniz savaşının başlangıç tarihi olarak bilinen bugün yerini 24 Nisan gününe alınmış olmasının ayrı bir anlamı olsa gerek.En doğru yol tüm geçmişi ile yüzleşme,hesaplaşma,arınma imkanı varken Ermeni'leri suçlu olarak tarih sahnesinde yargılamaları artık inandırıcılığını kaybetmiştir.Bu politika iflas etmiştir.Üstelik danışmanlarından birisinin Ermeni olarak seçilmesi,onun üzerinden 100.yıl açıklamalarının yapılması,geleneksel Osmanlı-Türk politikalarının aynı şekilde devam edeceğinin sinyallerini vermektedir.Ethem Mahçupyan ''Ermeni'ler 2015'de bir şey beklemesin'' diyerek devletin politikaların tasdiklemiş,suçlarına ortak olmuştur.
Çanakkale Savaşın'da ölenlerin anısına törenlerin yapıldığı bu günlerde,Osmanlı ordusunda asker olan Ermeni'lerin çıkarılan Tehcir kararı ile ailelerinden koparılarak nasıl yok edildiklerini,bunların içinde bugün ortaya çıkan belge,bilgi ve dökümanlar ile aydınlatılmaktadır.Osmanlı hükümeti yok etti.Devam eden Kemalist hükümetler ise tarihi gizledi.Gerçekleri ''ermeni yalanı'' olarak kamuoyuna lanse etti.Ayhan Aktar'ın ''Yüzbaşı Sarkis Torosyan''ın hikayesini bütün yönleri ile kamuoyuna duyurduğu Çanakkale savaşında topçu bataryaları ile müttefik gemilerine Çanakkale boğazından geçişlerini engelleyen,Talat Paşa tarafından övünç madalyası ile ödüllendirilen Yüzbaşı Sarkis Torosyan için Genelkurmay Başkanlığı ''kayıtlarımızda böyle birisine rastlanılmamıştır''diyerek tartışmaları sonuçlandırmıştır.
Taner Akçam,kapalı olan Osmanlı ve Genelkurmay arşivlerinin aksine Alman arşivlerinden osmanlı ordusunda görevi başından alınarak hunharca öldürülen sıhhıye eri Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın dramatik hayat öyküsü ile gerçekleri ortaya çıkarmıştır.Aynı şekilde binlerce Osmanlıda asker öldürülmüştür.Gelenek değişmemiş Sevag Şahin Bıçakçı da 24 Nisan 2011 tarihinde askerde Ermeni'ler için özel bir günde intikam amacıyla öldürülmüştür.2011 yılında Afyon'da mühümmat deposunda meydana gelen ve 25 askerin ölümüyle sonuçlanan olay henüz açıklığa kavuşmamış sır perdesini korumaktadır.Devletin,TSK'nın da olayı çözme,açığa çıkarma diye bir niyetinin olmadığı seneler geçmesine rağmen ortaya çıkmıştır.
Her nedense tüm ölen fakir ve yoksul halk çocuklarının ölüm nedeni ''intihar'',''psikolojik bunalım''...gibi gerekçeler gösterilmektedir.Toplumun muhalif kesimlerinden Alevi'si,Ermeni'si, Kürd'ü hep ''kaza kurşunu'' ile ölmektedir.Bu kadar tesadüfün yan yana gelmesi açıklamaya muhtaç olarak görülmektedir.Bir paşanın,bir milletvekilin veya Tayyip Erdoğan'ın oğlunun askerlik yaptığına bugüne kadar hiç rastlanılmış mıdır?Asla Hayır.TSK'nın resmi açıklamalarına göre,TSK içerisinde intihar sayısının şehit sayısını geçtiği açıklanmıştır.Son 10 yılda şehit olan 818 askere karşılık,11 yılda 1035 asker intihar etti denilmektedir.
Doğu'da da aynı şekilde öldürmeler yaşanmıştır.3.Orduya bağlı komuta mıntıkasından sorumlu General Vehip çalışma taburunda görevli 2000 Ermeni askerden oluşan bir gurubun Bağdat Demiryolu üzerinde yeni bir göreve giderken yolda pusuya düşürülüp katledildiklerini öğrenildiğinde,derhal bir Divan-ı Harp oluşturulmuş ve bazı idamlar gerçekleşmiştir.İdam edilenlerden birisi jandarma yüzbaşı ''kör Nuri'' dir.İnfazı ise Suşehrinde olmuştur.
DR. RUPEN SEVAG ÇİLİNGİRYAN İLE SEVAG ŞAHİN BIÇAKÇI VE NİCELERİ.....
1915 yılında askerde tutuklanarak sürgünde vahşice diğer tutuklularla birlikte öldürülen Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın acı ölümü,Çanakklae savaşında askerden alınarak öldürülen binlerce Ermeni'nin gerçek hikayesinden sadece bir tanesidir.100.yılında Çanakkale savaşı anmalarının gerçekleştirilmeye çalışıldığı bu günlerde yalan ve demagoji ile anlatılan tarihi gerçekler ortaya çıkmıştır.Buna rağmen askerde ölenler ''şehit'' olarak dahi görülmemiştir.
24 Nisan 1915 Ermeni Soykırımı başlangıç tarihidir.Önce İstanbul'da 200'ün üzerinde entellektüel tutuklandı.Çankırı ve Ayaş'a sürülen bu kişilerin hepsi öldürüldü.Dr.Rupen Sevag Çilingiryan yine aynı tutuklananlar arasında bulunuyordu.Kendisi ise Ağustos 1915 tarihinde öldürüldü.Bu öldürülme olayını önemli kılan Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın eşinin Alman olması,Almanya'nın olayla ilgilenmesidir.Katillerin yakalanmasında önemli rol oynayan dönemin Osmanlı görevlileri de vardı.Cinayetin katillerini yakalayan dürüst görevliler İstanbul hükümetinin devreye girmesiyle hemen serbest kaldılar.
22 Haziran 1915'de İstanbul'da bir gurup aydın,yazar,politikacı ile tutuklanan Dr.Rupen Sevag Çilingiryan Çankırı'ya sürgüne gönderildi.Çankırı'dan Ankara üzeri Ayaş'a yola çıkarılan ve yolda arkadaşları Vahan Kahyayan,Artin Boğosyan,Taniyel Çubukyan ve Onnik Mağazacıyan adlı arkadaşları ile birlikte Çankırı'nın Kayalı'dere mevkinde işkence edilerek öldürüldü.
1885 yılında Silivri'de dünyaya gelen Rupen Sevag,ilk okulu burada bitirdikten sonra,orta okulu Bahçecik (Bardizag) Amerikan kolejinde devam etti.1905 yılında İstanbul Berberian okulundan mezun oldu.daha sonra Tıp eğitimi için Lozan'a gitti.1908 yılında İstanbul'da bulunan Edebiyat,sanaat ve şiir üzerine denemeleriyle bir gurup arkadaşı ile gazete çıkardı.Böylelikle Ermeni'ler arasında tanınmaya başladı.
1909 yılında gerçekleşen ve otuzbin Ermeni'nin hayatını kaybettiği Adana katliamından çok etkilendi.Bunun üzerine Garmir Kirk (Kırmızı Kitap) adlı ilk eserini çıkardı.Bu kitapta yer alan Verçin Hayerı (Son Ermeniler) adlı şiirinde,1915 yılında yaşanacak soykırımın önceden bir müneccim gibi öngördüğü söylenmektedir.Artık Dr.Rupen Sevag entellektüel dünyasının bir parçası olmuş diğer insanlarla yakın arkadaşlık ve dostluk kurmuştu.
Lozan'da Tıp Fakültesi'ni 1911 yılında bitirdikten sonra 1914 yılına kadar,burada kalır ve doktorluk mesleği üzerinde çalşır.Helene Apel ile tanışarak evlenir.1914 yılında Alman eşi,oğlu Levon ile İstanbul'a gelip yerleşirler.Kendisini bir anda başlayan I.Dünya savaşının içinde bulur.Dr. Rupen Sevag Çilingiryan doktor olarak hemen askere alınır.Çanakkale ve İstanbul'da askeri doktor olarak çalışmaya başlar.Ama diğer Ermeni'ler gibi Dr.Rupen Sevag da askerde tutuklanır.Ermeni'ler için başlatılan tehcir ve katliamlardan o da nasibini aldı hiç bir gerekçe gösterilmeksizin,suçlama yapılmadan,soruşturma açılmadan tutuklandı.
Dr.Rupen Sevag'ın serbest bırakılması için ailesi hemen devreye girerek Büyükelçilik düzeyinde girişimlerde bulundular.Önce Helene İsviçre'de yaşayan anne ve babasını istanbul'a çağırdı. Babası Franz Apell Dörr'e,Alman Büyükelçiliği görevlisi Mordtman ve Von Der Goltz Paşa ile görüşmüş konu ile doğrudan ilgilenmişlerdir.Goltz Paşa ,Osmanlı yetkililerinden savaş boyunca Almanya'yı terk etmeyeceği konusunda bir garanti verilmesi durumunda Almanya'ya gönderileceği sözünü almıştır.Ama diğer taraftan Alman Büyükelçisi görevlisi Mordtman'ın İstanbul Polis Şefi Bedri Bey ile görüştüğünü ''bir garanti karşılığı Almanya'ya gönderilme'' alternatifinin söz konusu olmadığını bildirmektedir.Bu ikili çelişkiyi açıklamaya kaynaklık eden sebep sonradan anlaşılmaktadır.Çünkü Dr.Rupen Sevag'ın yurt dışına çıkışına izin verilmeyişinin sebebi.Osmanlı yetkililerine göre ''onu kitleleri etkileme yeteneğine sahip bir entellektül'' olarak ,görmekte bundan korkmaktadır.
İçişleri Bakanlığı Kastamonu vilayetinden Çankırı'da bulunan tutuklular hakkında ayrıntılı bilgi istemektedir.Defter kayıtlarına göre Dr.Rupen Sevag ve 4 arkadaşı affa uğradıklarını ve Ankara üzerinden Ayaş'a gidecekleri not edilmiş olarak görülmektedir.Ama Dr.Rupen Sevag Kastamonu valisinin söz konusu raporu İstanbul'a yollamasından beş gün önce yola çıkartılmış ve öldürülmüşlerdir.Dr.Rupen Sevag,karısına son çektiği telgrafta ''Varujan ile Ayaş'a gidiyoruz,mektuplarınızı oraya gönderiniz'' diye telgraf çekmiştir.Karısı Helene hemen buna cevap olarak bir telgraf çekmiş,ama cevabını alamamıştır.Bunun üzerine Alman Büyükelçiliği hükümet nezdinde bilgi istemektedir.Hükümet de Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın Çankırı'da bırakılması için telgraf çekmiştir.
Dört arkadaşı ile birlikte öldürülen Dr.Rupen Sevag Çilingiryan için Talat Paşa devreye girerek ölümünden iki gün sonra bir telgraf çekerek Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın orada serbest olarak ikamet ettirilmesini tebliğ etmiştir.Olup bitenden haberdar olmaması için İstanbul Polis müdürü Bedri bey Alman yetkililerini arayarak Helene'nin Almanya'ya gönderilmesini ister.Ama Helene kocasının akıbeti konusunda bilgi almadan İstanbul'dan ayrılmayacağını söylemiştir.
İlk defa Alman yetkilileri Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın öldürüldüğünü kendilerine 11 Eylül tarihinde ayrıntılı olarak gönderilen bir telgraf ile bilgilendirildiğini söylemiştir.Bugün Alman arşivlerinde Osmanlıca olarak halen bulunan yine bilgi notunda ''13 Ağustos 1331 tarihinde Ayaşa gitmek üzere Kengırı'dan yola çıkarılmış Kalecik Böyrek karyesinden Hacı Ali oğlu Alo ve onbir refiki tarafından katledilmiştir.Tüney karyesi kurbanda Sapalı dereye muvassalatlarında'' denilmiş, ayrıca ''canilerden el-yevm dört kişi derdest edilmiştir.Takibat ber-devamdır'' notu düşülmüştür.
Aynı gün bu bilgi bayan Helene'ya ulaşır.Bayan Çilingiryan çocuklarını da yanına alarak yurt dışına çıktı.Yurt dışında boş durmayan Helene Lozan'da,Alman makamları üzerinden 5 kasım 1915 tarihinde osmanlı hükümet yetkilileri hakkında şikayette bulundu.Suçluların asılmasını ve tazminat talebinde bulunarak yetkililerden şu isteklerde bulundu. ''Türk hükümeti tutukluların güvenliğini sağlamakla yükümlüdür ve yetersiz koruma vererek kendisini saldırıdan sorumlu duruma sokmuştur.Bu nedenle Türk hükümetini Dr.Çilingiryan'ın öldürülmesine yardımcı olmakla suçluyorum ve en azından beşyüzbin frank tazminat istiyorum.Ayrıca oniki kişilik tüm çetenin (benim yerime) Alman büyükelçiliğinin şahitliğinde asılmalarını talep ediyorum''.
Alman Büyükelçiliğinden 26 Kasım'da,Helene'ya cevap niteliği taşıyan mektubun ise oldukça düşündürücüdür.Buna göre ,''katillerin Alman memurları eşliğinde asılması,tazminat talebi,ayrıca en önemlisi Dr.Rupen Sevag'ın Türk vatandaşı olduğu,bayan Helene'nin onunla evlenmesinden dolayı Türk vatandaşı olduğu bunun için,Almanya tarafından koruma hakkını kaybettiği'' cevabını resmi olarak aldı.''Resmi olarak hiç bir yardım yapamayacaklarını'' bildirdiler.
Artık Helene kırılmış yıklılmıştır.Bu ilgisiz tavırları sonucunda çok üzüntü içinde kalan Helene işlenen cinayetler karşısında duyarsızlık gösteren yetkililere derin beddualarda bulunacaktır.''...Aşağıdaki dileğimi en derin hürmetlerimle bildiririm.Allahınızı severseniz Türk makamları nezdinde tekrar en enerjik adımları atarak bu korkunç suçlamaların yalan olduğuna müdahale ediniz.Kesin bir emirle kurtarabilecek ne varsa,kurtarmaya çalışınız.Eğer elinde bulunan boyun eğilemez imkanları kullanmazsa suçsuz kadınların,çocukların hastaların ve yaşlıların göklere yükselen kanı,Almanya'ya bir lanet olarak dönecektir..'' der.
Helene bu isteğine de cevap alamayınca Almanya ile her türlü bağlarını kopardı.Lozan'da bulunan Ermeni bürosona başvurarak Ermeni vatandaşlığına geçti.28 Aralık 1967 yılında vefat etti.Almanya'ya olan öfkesinden Helene çocuklarına Ana dili olan Almanca'dan tek bir kelime dahi öğretmedi.
CİNAYET VE KATİLLER
Dr.Rupen Sevag Çilingiryan bulunduğu durum itibariyle herkesin derdine derman olan, hastaların ilacı,herkese kucak açan,toplumda sevilen ve aranan kişi olmuştur.Eşine yazdığı mektuplarda ''sabahtan akşama kadar hastaların peşinden koşmaktayım'' diye anlatmaktadır.Ama bu ara hastalardan bir genç kız kendisine aşık olmuştur.
Kızın babası çevrede bilinen,aynı zamanda arabacılık yapan kişi olarak tanınmaktadır.Adı İsmail olan aynı zamanda arabacıların da başı etkin bir kişidir.İsmail,Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'a ''kendisinin de diğerleri gibi sürgün edilerek öldürüleceğini,ona yardımcıolmak istediğini,müslüman olmasını,kızıyla evlenmesini'' önerdi.Fakat Dr.Rupen Sevag ''evli olduğunu,bunu yapamayacağını söyledi''.Düşünmesi için kendisine zaman tanıdı,bu öneriden dört gün önce Ankara yakınlarında ikibin kişi öldürüldü.Sıranın kendisine geldiğini görmesine rağmen yine de kabul etmedi.
Nihayetinde Dr.Sevag ile dört arkadaşı,Ayaşa gönderilmek üzere polis ve jandarmalar eşliğnde Ayaş'a yola çıkarıldılar.Fakat aynı akşam Çankırı'ya öldürüldükleri haberi telefonla geldi.Olay yerine varan Kastamonu vilayeti askeri inzibat komutanı,sorgu hakimi ile polisler beş kurbanın cesedini suya atılmış vaziyette buldular.Cenazeler gömüldükten sonra katiller,araştırmalar sonucu tespit edildi.Divan-ı Harb'de yargılanmak üzere Ankara'ya gönderilip hapse atıldı.Cinayeti işleyen dört Kürt mahkemede cinayeti İttihat ve Terakki'nin Çankırı Komitesi'nin isteği ile eylemi gerçekleştirdiklerini beyan ettiler.Onların da mahkemede bulunmalarını talep ettiler.
1919-1921 YARGILAMALARI DİVAN-I ÖRFİ VE CEMAL OĞUZ DAVASI ,
İstanbul'da I.dünya savaşı sonrası kurulan Divan-ı Örfi'de görülen yargılamalarda Dr.Rupen Sevag Çilingiryan olayı da aydınlığa kavuşmuştur.Cinayet İttihat ve Terakki Çankırı Katibi Mesulu Cemal Oğuz,Jandarma Komutanı Nurettin ile bazı yöneticilerin idaresi ve Kürt Alo Çetesi tarfından işlenmiştir.Katiller Dr.Çilingiryan'ın Ayaş'a sağsalim ulaştırılması konusunda ''namus sözü'' vermesine rağmen gereklerini yerine getirmemişlerdir.
1920 yılında Cemal Oğuz Çilingiryan cinayetini azmettirmek suçundan 5 yıl 8ay hapis cezasına çarptırıldı.Tutuklanan ve hapis cezasına çarptırılan cemal Oğuz ile Kürt Alo Çetesi için yerel idare mahkemelerinin verdiği hapis kararlarına karşı çıkan Talat Paşa,katilleri kurtarmak için yoğun bir kurtarma gayreti içine girmiştir.Suçları mahkeme kararı ile ispatlanan,cezaya çarptırılan dört Kürt Alo Çetsesi mensubunu hapisten çıkarmayı başarmıştır.Talat Paşa Ankara'ya Adalet Bakanlığına telgraf çekerek suçluların serbest bırakılması emrini vermektedir.
Agop Ekmekçiyan Nisan 2015
Agop Ekmekciyan
Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.
agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
Sınıf ve HDP
Hayat yaşadıklarımızı anlamlılaştırınca güzelleşir.
Kürtlerin, lazların, çerkezlerin.... yoksulların... ezilenlerin .... herkesin partisiyiz.
Son zamanlarda hiç dikkat ettiniz mi sınıfın söylemleri de Hdp' nin söylemleri.
Şimdi diyeceksiniz ki bu ne hdp' nin ne sınıfın ne de başka birinin söylemi.
Olması gerekenin söylemi.
Elbetteki bu doğru.
Örgütlenme veyahutta partileşme tartışmasını sürdüren / bitirmiş herkesin kullanması gereken söylemler bunlar.
Sorun bu söylemlerin kullanılması değil.
HDP’ye Barajı Ancak Erdoğan Aşırtabilir
Kişisel kanım, HDP’nin şu an yüzde onu aştığı yönündedir.
Kürtlerin oyları ve yüzde biri zor bulan, liberal, sosyalist, demokrat denebileceklerin oyları bunlara ek olarak çok cüzi miktarda CHP’lilerden gelecek stratejik oylar; AKP’lilerden gelebilecek Erdoğan’a ders verme oyları veya sandığa gitmemeler vs., hepsi bir arada HDP’nin yüzde onu aşmasını sağlamaktadır.
Tanrıların zulmü
Gerçek tanrılar yıkıldığında ruhani tanrılarda ölecektir.
7 Haziran genel seçimleri nedeniyle saray sotarıları seçim meydanlarında “din” afyonuna daha fazla sarılmaya başladılar. Bir ellerinde din kitabı, bir ellerinde ise kanlı kılıç ile kitlelerin karşısına çıkıyorlar. Tanrının, kullarının uymasını istediği eza ve cefa kurallarını ezilenlere veriyorlar, sefanın saltanatını ise kendisine alıyorlar. Buna karşı gelenleri ise tanrının zulüm kılıcıyla boyunlarının vurulacağını ilan ediyorlar. Tanrı kendileri, kullar ise işçi ve emekçiler oluyor.
Kıskaç arasındaki erdogan:Teslim Töre
Türkiye’ nin başkan diktatörü, İslam’ ın halifesi, bölgenin Osmanlısı, globalizmin İslam kapitalist patronu olma hevesi ile yola çıkmış, IŞİD ideolojisinin İslam içi başka bir versiyonu olan Erdoğan içinden zor çıkabileceği bir kıskacın arasına sıkışmış durumda. Arasına sıkışmış olduğu kıskacın kollarından birisi halk, diğeri global sermaye. Kıskacın halk kolunu : insan hakları, demokrasi, özgürlük, insani değer ve birikimler, halkların kardeşliği doğrultusunda ortak vatan, ortak dil, fakat her halkın kendine ait resmi dilleri, ortak bayrak ama her ulusun kendine özgü bayrağı vb.
Direnişin resmi yapılıyor…
Gezi direnişinden geriye kalanlar nedir diye sordu bir arkadaş, gezi henüz bitmedi ki geriye bir şey kalsın. Gezi direnişinin başlangıcından bugüne iki yıl geçti ve direnişin sonuçları, devam eden barikat ateşi ve kora dönüşmüş alevin sıcaklığı hala bir şekilde bizleri etkilemeye devam ediyor.
Ateş Olmak ve Ateşi Çalmak: İbrahim Kaypakkaya
“Bu dünyada insanlar mum ateşi önündeki üç kelebek gibidir.
İlki ateşe yaklaşmış ve demiş ki: Ben aşkı biliyorum.
İkincisi ateşe yavaşça kanadıyla dokunmuş ve demiş ki:
Aşkın ateşinin nasıl yaktığını bilirim...
Üçüncüsü kendini ateşin ortasına atarak, yanarak kül olmuş...
Gerçek aşkı işte sadece o kelebek bilir...”
İbrahim Kaypakkaya, bir ikonoklastır, yani bir ikon kırıcıdır. Kaypakkaya, katmanlı bir sistematik ve yıkıcı bir teori ve yıkıcı bir pratiktir.
Metal işçileri sınıfının gücüyle direniyorlar
14 Mayıs’da Bursa Renault fabrikasında başlayan metal işçilerinin direnişi, dalga dalga yayılarak TOFAŞ, MAKO, Çoşkunöz, Ototrim, TürkTraktör, Ford Otosan ve daha bir çok fabrikayı da sardı. İşçiler, faşist Türk Metal-İş sendikasının kendilerini daha fazla oylamasına isyan etti ve sendikayı devreden çıkararak, sınıf hareketi içinde küçük, ama tarihi bir adım atarak, burjuvazi karşısında bir sınıf oluşunun gereğini yerine getirdiler.
Kaypakkaya’yı sevmek
Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!
Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zindanlarıyla tanışıyor!
Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!
Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?
O kitap da ser verilir ama sır verilmez…
Kızıl kaplı, kızıl sayfalı,
kızıl harfli bir kitaptır O…
O kitap dokuzyüzkırkdokuzda
Çorum’da dünyaya geldiği gün yazılmaya başlanmıştır…
Çapa Fikir kulübünde yazılmaya devam eder,
6.Filoya karşı yazılan bildiriden ötürü okuldan atılmak vardır o kitapta…
O kızıl kaplı kitap,
PDA’nın karşı devrimci çizgisiyle hesaplaşmaktır aynı zamanda…
O kitapta Vartinik köyü Mirik mezrasındaki kahramanlık yazılıdır…
Ali Haydar Yıldız yazılıdır mesela…
O kitabın adı İbrahim Kaypakkaya’dır, ”Halk Savaşı’dır”…
Ludwigshafen`de binler haykırdı: “Önderimiz İbrahim,İbrahim Kaypakkaya”
TKP/ML nin kurucu önderi İbrahim Kaypakkaya, işkencede katledilişinin 42’inci yılında Almanya’nın Ludwigshafen kentinde binlerce insanın katıldığı gece ile anıldı.
Kaypakkaya şahsında tüm parti ve devrim şehitleri ayrıca dünya da sosyalizm mücadelesinde yaşamını yitiren ustalar ve önderler anısına yapılan saygı duruşuyla açılan anma gecesinde, ATİK e yönelik operasyonlarda avrupada tutuklanan 12 devrimci tutsağın derhal serbest bırakılmasına dair, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur” sloganları haykırıldı.
Ellez Emmim’in Traktörü
Uzun zamandır yazmak istiyordum. Bir tülü sıra gelmedi. Sorun sınıflarla, üretim ilişkileri ve onun araçlarıyla ilgili ve bu gelişmeleri de direk yaşıyan bir köy olunca, insan doğduğu köye değinmeden edemiyor.
Bizim köyün adı Tersihan. Diğer yüzlerce köy isimlerinin akibeti gibi bizim köyün ismi de sonradan değiştirilmiş ve milli bir isim olması için “Konaktepe” konmuş. Irkçılık salt renk ve dinsel olmuyor. insanların tarihsel köklerini yok etmek ve kendine yabancılaştırmak için de, kendinden olmayan isimlere karşı da baskı uygulamaktan geri durmadı, Türk egemen sınıfları.