Artı-Değerin Kaynağı-2
Makinaların Marifetleri:
Makinalar canlı emeğin yerini aldığında, toplumsal yapıda da buna uygun temel değişimler olacaktır. Ortada artı-değer, ya da daha yalın söylemle işçi sömürüsü olmayacağı için, işçi sömürüsü üzerine kurulu kapitalist sistemin varolmayacağı açıktır.
“Fabrika sisteminin gelişmesi, sermayenin gittikçe büyüyen kısmını, bir yandan değerinin sürekli olarak kendisinin büyütebileceği, öte yandan da, canlı emekle ilişkisini kopardığı anda hem kullanım-değerini ve hem de değişim değerini yitireceği bir şekle sokar.”[1]
İşçinin bütünüyle üretim süreci dışına çıkması olası mı? Elbette olası. Üretici güçlerin devasa (yüksek düzeyde dijitalleşme) gelişmesi ve üretim sürecinin bütünüyle makinalaşması, kaçınılmaz olarak işçiyi de üretim sürecinin dışına itecektir. İşçi (insan) burada, kapitalist üretim sürecinde olduğu gibi artı-değer üreten bir emekçi olmayıp, salt “denetleyici ve düzenleyici” olarak yer alacaktır.
Marx, Grundrisse’de, canlı emeğin (işgücü) üretim sürecinden çıkışını açıklamıştır.
“Canlı emeğin nesneleşmiş emek (makinalar –YK-) karşılığında değişimi; yani toplumsal emeğin sermaye ve ücretli emek karşıtlığı halinde konumu –değer ilişkisinin ve değere dayalı üretimin son gelişmesidir.”[2]
Kapitalist sermayenin biricik kaynağı olan canlı emek, üretim sürecinin dışında kaldığında, ortada sermaye de olamayacağı için, var olan şey toplumsal bir servet olacaktır. Çünkü ürünler, kapitalist meta üretiminde olduğu gibi üretilen ürünlerin değişim değeri olmaycaktır. Değişim değeri olmayan bir ürünün kapitalist meta olması sözkonusu olamaz.
Marx, yukarıdaki alıntıda ortaya konan gelişmelere bağlı olarak, insanın üretim süreci karşısında düzenleyici ve denetçi olmasını şöyle açıklar.
“Emek, artık üretim sürecinin kapsamı içine iyice alınmış durumda değildir, insan daha çok üretim süreci karşısında bekçi ve denetleyici durmundadır.”[3]
Burada anlatılan komünist toplumdur. Komünist toplumda servetin kaynağı toplumsal emek olacaktır. Ortada artı-değerin zorla gasp edilmesiyle elde edilen servet yerine toplumun ortak ürünü olan toplumsal servet birikimi olacaktır. Bu süreçte emek doğrudan ve fazlasıyla servetin kaynağı olmaktan çıkacaktır. Çalışmanın zorunlu olmaktan çıkması ve insanın kendisine daha fazla zaman ayırmasının toplumsal koşullarının yaratılması olacaktır.
“Emek doğrudan biçimiyle servetin büyük kaynağı olmaktan çıkar çıkmaz, emek zamanı da onun ölçüsü ve dolaysıyla değişim-değeri kullanım-değerinin ölçüsü olmaktan çıkar ve çıkmak zorundadır. Kitlenin artı-emeği, genel servetin gelişmesinin koşulu olmaktan çıkmıştır, bunun gibi, birilerinin emeği olması da insan beyninin genel güçlerinin gelişmesinin koşulu olmaktan çıkmıştır. Değişim değerine dayanan üretim bununla birlikte çöker ve doğrudan maddi üretim süreci de geçicilik ve karşıtlık biçimine girmiş olur. Bireyselliğin özgür gelişmesi artı-emek sağlamak için gerekli-emek zamanının azaltılmasına değil, bireylerin hepsinin sanatsal, bilimsel vb. gelişmesine uygun düşen serbest zamanın ve araçlarına yaratılmasına olanak sağlayan toplumun gerekli-emeğinin enaz düzeye indirilmesine bağlıdır. Sermaye artık süreç halindeki çelişkidir, çünkü en alt düzeye indirilmesini engeller ve bir taraftan da emek-zamanını gereksiz zaman biçiminde çoğaltmak için gerekli-zaman biçiminde azaltır.”[4]
Burada da Marx’ın açıkladığı gibi, sermaye, bir taraftan gerekli emek zamanını azaltma eğilimi içindeyken, öbür yandan ise gelişmiş toplumsal üretim güçlerini artı-değerine el koymak için kapitalist üretim ilişkilerini sürdürmeyi elden bırakmamaya çalışır. Bu, emek sermaye arasındaki çelişme olarak topluma yansır ve gelişen ürtici güçlere karşın kapitalist üretim ilişkilerini devam ettirmek bir yerde imkansız hale gelir. “Sermaye artık süreç halindeki çelişkidir”, çünkü üretim araçlarının ve genel anlamda üretici güçlerin gerekli emek zamanını alabildiğine kısaltacak düzeydeki gelişmişliği, ama buna karşın burjuvazinin işgününü uzatma eğilimi, burjuvazi ile proletarya arsındaki çelişmeyi daha da keskinleştirmektedir.
Marx, sermayenin eğiliminin yaralanabilir zaman yaratmak ve onu aynı zamanda artı-değere dönüştürmektir dedikten sonra şöyle devam eder:
“Birincisinde (yararlanabilir zaman –YK-) çok başarılı olursa, artı-üretimden zarar görür ve o zaman sermaye tarafından değerlenmiş olması gereken artı-emek olmayacağı için gerekli-emek kesintiye uğrar. Bu çelişki ne kadar çok gelişirse, üretken güçlerin gelişmesinin artık ötekinin artı-emeğinin maledilmesiyle durdurulamayacağı, işçi yığının kendisinin kendi artı-emeğini kendine maletmesi gerekliliği de o kadar ortaya çıkar. İşçi yığını bunu yaptığı zaman –ve bununla birlikte yararlanılabilir zaman, çelişkili bir varlık olmaktan çıktığı zaman- bir yandan gerekli emek zamanı, ölçüsünü, toplumsal bireyin gereksinimlerinde bulacak, öte yandan da toplumsal üretken gücün gelişmesi öyle hızla büyücektir ki, artık üretim herkesin servetinden sayılmakla birlikte, herkesin yararlanabilir zamanı da artacaktır. Çünkü gerçek servet, bütün bireylerin gelişmiş ürtken gücüdür. Artık o zaman servetin ölçüsü hiç de emek-zamanı değildir, yaralanabilir zamandır.”[5]
Ama bu kapitalist toplum olmayacaktır. Komünist toplumun kendisi olacaktır. Kapitalist toplum sürdüğü sürece üretici güçlerin gelişmişliği ve hatta “yapay zeka”nın bütünüyle üretim sürecine egemen olduğu süreçte, üretim ilişkileri kapitalist üretim ilişkisiyse burada işçi salt, üretim sürecinin bir düzenleyicisi ve bekçisi olarak değil, yine makinanın bir parçası olarak yer alır ve artı-değer üretir. Yani, üretici güçlerinin gelişmesinin derecesi, kapitalist sistemde işçiyi üretim sürecinin dışına atamaz, tersine daha büyük artı-değer için daha büyük miktarda işçiye gereksinimi ve işgünün uzatılması vardır.
Bunun tersi olursa, yani, işçiler salt düzenleyici olarak üretim sürecinin dışında yer alırsa, ortada artı-değer üretimi olmayacağı için, ortada bir işçi sınfı ve burjuva sınıfı da olmayacaktır. İşçinin sermaye için artı-değer ürettiği kapitalist toplumun yerini; sömürünün, sınırların ve de sınıfların olmadığı toplumsal bir sistem alacaktır. Bu komünizmdir.
Üretimin bütünüyle makinalaştığı bir üretim sürecinde metanın değişim değeri olamaz. Kapitalistlerin meta üretimini, işçileri üretim sürecinin dışında bırakarak bütünüyle yapay zeka ya da robotlarla yaptığını varsayalım. Bu muazzam bir aşırı üretimi de beraberinde getirecektir. Kapitalistlerin birbiriyle ölümcül rekabeti, daha fazla üretimin pazara sürülmesiyle sonuçlanacak. Ancak, böyle bir üretim sürecinin sonucunda metanın pazarda sermayeye dönüşmesi gerçekleşmeyecektir. Çünkü ortada metanın alıcısı olmayacaktır. Burjuvazinin çalışana gereksinimi olmadığına ve bütün işlerini makinalar ile yaptığına göre, üretim dışında kalan nüfusun %99’da üretilen metaları ürün olarak alacak paraları olmayacaktır. “Yapay-zekalı” kapitalist bir toplum düşleyenler, artık toplumun %99’unun artı-nüfus olacağını da hesaplamaları gerekiyor. Ve salat toplumun %99’u değil, kapitalistin kendisi de aç kalacaktır çünkü meta pazarda sermayeye (para) çevrilemeyecektir.
Kapitalist üretim ilişkileri içinde bu olası mı? Elbette ki hayır. Burjuvazi ürettiği metanın pazarda tüketilmesi için, yani, değişim değeri için üretiyor ve metanın sermayeye dönüşmesi gerekiyor ki, tekrar yeniden üretimi gerçekleştirebilsin. Meta sermayeye dönüşmeyince üretim süreci tıkanır ve yeniden üretim süreci gerçekleşmez. Yani Marx’ın, kapitalist üretim sürecinin temeli olarak ortaya koyduğu MPM süreci gerçekleşemez. Basit formülüyle, kapitalist toplumun üretim süreci Meta-Para-Meta şeklindedir.
Toplumun %99’unu üretim sürecinin dışında bırakanlar, kapitalist toplumun geleceğini, kaçınılmaz olarak komplo teorileri ile devam ettirmek zorunda kalıyorlar. Ancak, tarihsel olarak hiç bir toplumsal sistem komplo teorileri ile var olmadığı gibi varlıklarını da komplo teorileri ile devam ettiremezler. Toplumlar, iradi olarak değil nesnel olarak vardırlar.
Emek-zamanı değerin ölçüsü olmaktan çıktığında, toplumsal servetin ölçüsü de Marx’ın vurguladığı gibi yararlanabilir-zaman olacaktır. Bu süreç çok uzak değildir.
Sermaye Birikim Süreci Proletaryanın Artışı Süreci Olmaktan Çıktı Mı?
Sermaye olmadan işçi olmaz, işçi olmadan sermaye olmaz ve sermayenin büyümesine koşut olarak işçi nüfusu da mutlak bir biçimde artar. Sermayenin artış oranıyla işçi nüfusunun artış oranı elbette aynı oranda olmaz, sermaye birikim oranına göre işçi nüfusu düşmesine karşılık, gerçekte ise mutlak olarak bir artış gösterir. Sermaye mülksüzleştirdiği bütün insanları işçi olarak kendine bağımlı hale getirir. Mülksüzleştirilenler, üretim araçlarından yoksunlaştırılanlar, kaçınılmaz olarak sermayenin emri altına girer. Ancak, sermaye hepsini istihdam edemez, belli bir kısmını yedek nüfus olarak cephe gerisinde tutar. Bu sermayenin birikimi için olmazsa olmazlardan birisidir.
Makinalaşmamanın hızlanması ve üretim sürecinde yoğunlaşmasına bağlı olarak işsizliklerde artmasına karşın, işçi sayısında da mutlak olarak bir artış vardır. Sermaye birikimi işçinin artı-değeri olduğu için, ne kadar fazla işçi çalıştırıyorsa kapitalist o kadar fazla artı-değer elde eder. Bu nedenle de işçi çıkarmasına karşın aynı zamanda işçi çalıştırmak zorundadır.
Aşırı meta (aşırı sermaye) üretimi için kapitalist üretim süreci içine makinaları katar. Kapitalist, sermayenin organik bileşimini her yeniden üretim süreci içinde yoğunlaştırır. Bunu pazardaki diğer kapitalist rakiplerine karşı üstün gelmek, daha fazla pazar payı elde etmek ve de en asgarisinden pazar payını korumak için yapmak zorundadır ve o durmadan büyümek için durmadan artan ölçüde aşırı meta üretimine baş vurur.
Bunun için işçi çalıştırmak zorundadır. Daha öncede vurguladığımız gibi bu çelişmeli bir durmdur. Bir taraftan, azami kar elde etmek için sermayenin organik bileşimini (üretim süreci içinde makinalaşmanın artması) değişen sermaye aleyhine büyütürken, öbür yandan ise salt bu nedenle kar oranında düşme eğilimi yasası devreye girer.
Marx’ın; “sermaye birikim süreci proletaryanın artışı sürecidir” belirlemesi eskidi mi? Ya da gerçekten işçi sayısında azalma mı var? Eğer, işçiler artık üretim sürecinin dışına itiliyorsa, tek tek ülkelerde ve dünya toplamında, genel nüfusa oranla işçi sayısında yani çalışan sayısında azalma olması gerekiyor. Ancak bütün istatistiki veriler, kapitalizmin gelişmesine bağlı olarak çalışan sayısında da artış olduğunu ortaya koymaktadır.
Buraya, seçilmiş ülkelerin ve bölgelerin, seçilmiş yıllara göre (OECD 2018) işgücü (labour force) istatistik verilerini aktaralım.
Uluslararası işgücü karşılaştırması (bin)
Tablo-1
| 2009 | 2011 | 2013 | 2015 | 2018 | |
OECD Ortalaması | 591 391 | 596 646 | 606 749 | 616 332 | 635 358 | |
Avrupa Birliği (28)[6] | 240 197 | 239 241 | 241 630 | 243 843 | 247 325 | |
Avro Bölgesi[7] | 158 830 | 158 378 | 159 817 | 161 138 | 163 745 | |
G7[8] | 364 757 | 364 127 | 368 343 | 372 735 | 383 067 | |
Türkiye[9] | 23 710 | 25 594 | 27 046 | 29 678 | 32 274 32 594 (2019) | |
Dünya Toplamı 5.81 milyar[10] |
| |||||
Kaynak:OECD İşgücü İstatistikleri 2019. www.oecd-labour-force-statistic-2019
Yukarıdaki Tablo-1’deki veriler, toplam işgücü sayısının yıldan yıla arttığını göstermektedir. Örneğin, Türkiye’de 2009-2019 arası, yani dokuz yılda, işgücü yaklaşık 9 milyon bir artış söz konusu. Nüfus artışıyla işgücü sayısındaki artışın yaklaşık olarak birbirine paralel gittiği görülüyor.
Seçilmiş ülkelerin ve bölgelerin, seçilmiş yıllara göre çalışan (employment/istihdam) nüfusu (bin)
Tablo-2
| 2009 | 2011 | 2013 | 2015 | 2018 | |
OECD Ortalaması | 332 574 | 334 512 | 338 259 | 343 065 | 351 717 | |
Avrupa Birliği (28)[11] | 131 460 | 130 168 | 130 795 | 131 726 | 133 246 | |
Avro Bölgesi[12] | 87 257 | 86 211 | 86 399 | 86 850 | 88 008 | |
G7 | 199 287 | 198 474 | 199 717 | 201 747 | 2016 126 | |
Türkiye[13] | 20 615 | 23 266 | 24 601 | 26 621 | 28 080[14] | |
Dünya Toplamı 3.37 milyar |
| |||||
Kaynak: OECD, agR-2019
Tablo-2’de de görüleceği gibi, yıllar itibariyle makinalşmanın artmasına karşın işçi istihdamında bir yükseliş vardır.
Seçilmiş bölge ve ülkelerin, seçilmiş yıllara göre sanayi ve hizmet istihdamı (bin)
Tablo-3
| 2010 |
| 2015 |
| 2018 |
|
Sanayi | Hizmetler | Sanayi | Hizmetler | Sanayi | Hizmetler | |
OECD Ortalaması | 122694 | 393 235 | 127 674 | 419 646 | 133335 | 441 486 |
Avrupa Birliği (28)[15] | 54 299 | 150 579 | 52 905 | 158 101 | 55 166 | 166 058 |
Avro Bölgesi[16] | 35 684 | 101 273 | 33 869 | 105 122 | 35 209 | 110 618 |
G7 | 71 517 | 255 187 | 73 606 | 270 140 | 75 823 | 282 555 |
Türkiye | 5 924 | 11 313 | 7 247 | 13 940 | 7 662 | 15 776 |
Dünya Toplamı |
|
|
|
|
| 3,37[17] milyar |
Kaynak: OECD, agR-2019
Burada bir çok iş dalını hizmetler sektöründe göstermelerine karşın, sanayi sektöründe çalışanların saysında artış vardır. Örneğin yine İLO’nun 1991-2019 verilerine göre sanayi sektöründe çalışanların oranı, genel çalışanlara oranı %21,8 iken 2019 yılında nda %23,02’ yükselmiştir.[18] Bu olgu, sanayi proletaryasının gücünü ve uluslararası niteliğini ortaya koymaktadır.
Sermaye birikimi geliştikçe çalışma alanları da genişleme gösteriyor. Örneğin, 2015 yılı %100 olarak alındığında, 2018 yılında OECD toplamı 104.7 olmuştur. Yani, 4 yıl içinde yeni iş alanlarının genişleme oranı %4.7 olarak artış göstermiştir. Bu artış, daha çok hizmetler sektörüne tekabül etmesine karşılık sanayi indekslerinde genişleme olmaktadır.
Marx’ın “sermayenin artması işçi sınıfının artması” belirlemesi, dün olduğu gibi bugünde geçerlidir. Yüzeysel bir saptama değil, kapitalist sermayenin büyüme yasasıyla doğru orantılıdır.
“ ... iş bölümünün daha yüksek düzeylere ulaşması sonucu işçi sınıfının büyümesi eğilimi söz konusudur. Sadece doğrudan üretim yapan işçilerin sayısı göreli olarak azalmakta, ama aynı zamanda kontrol, bakım ve üretimin sürdürülmesi için gereken diğer görevlerle uğraşan işçilerin sayısı da artmaktadır. “Hizmet sektörü”nün bütün meslek grupları, çoğunlukla ya dar ya da geniş anlamda işçi sınıfına dahildirler. Azınlıkta kalan bir kesim ise küçük-burjuva ara tabakalara dahildir. Tüm toplumun sanayileşme yolunda gelişimini yaşamaktayız.”[19]
Burjuvazi, “hizmetler sektörü”nü geniş anlamda tutatarak ve burada çalışan işçileri işçi sınıfı dışında göstermesinin nedeni, işçileri bölme politikalarından birisidir. Ne var ki, küçük burjuva oportünizmide burjuvazinin bu böl-yönet politikasına balıklama atlamakta gecikmemiştir. MLM güvensizlikleri yanında işçi sınıfına olan güvensizlikleri, onları burjuvazinin yalan propagandacısı durumuna düşürmüştür.
Oysa, Haziran 2013’te (GEZİ) sokaklarda çatışan işçişlerdi. Belli bir sayıda küçük burjuva ara tabakalardan da emekçilerin olması, sorunun özünü değiştirmiyor. Burjuvazinin severek “ara” tabaka dedikleri kafa ve kol emekçisi işçilerden başkası, işgücünden başka bir serveti olmayan işçiler ya da iş arayan işsizlerdi.
Bazı Yıllara Göre Seçilmiş Bölge ve Ülkelerin İşgücü ve İstihdam Oranları %, 2015=100
Tablo-4
| 2009 | 2011 | 2015 | 2018 |
| |||||
| İşgücü oranı% | İstihdam oranı% | İşgücü oranı% | İstihdam oranı% | İşgücü oranı% | İstihdam oranı% | İşgücü oranı% | İstihdam oranı% | ||
OECD Ortalaması | 96.0 | 94.6 | 96.8 | 95.6 | 100.0 | 100 | 103.1 | 104.7 | ||
Avrupa Birliği (28)[20] | 98.5 | 99.0 | 98.1 | 97.9 | 100.0 | 100 | 101.4 | 104.3 | ||
Avro Bölgesi | 98.6 | 100.0 | 98.3 | 99.1 | 100.0 | 100.0 | 101.6 | 104.7 | ||
G7 | 97.9 | 95.6 | 97.7 | 95.8 | 100.0 | 100.0 | 102.8 | 104.1 | ||
Türkiye | 82.0 | 79.9 | 89.1 | 90.5 | 100.0 | 100.0 | 108.7 | 107.9 | ||
Dünya Toplamı |
| |||||||||
Kaynak: OECD agR-2019
Türkiye’deki iş indekslerini incelediğimzide de sanayi ve hizmetlerde bir artış olduğu görülecektir. 2009 yılında iş endeksi %79’,9 iken 2014 yılında %97.4’e çıkmıştır. Yine 2015 yılı baz alınıp %100 olarak kabul edilirse, 2018 yılında %100.7’e genişlemiştir.
Yukarıda adı geçen ülke ve bölgelerdeki iş genişlemesinde de aynı artışlar söz konusudur. TÜİK’in en son verilerine göre, 2019 yılında işgücünün genel nüfusa oranı %53 iken, çalışanların (istihdam) oranı ise %45.7’dir. İstihdam oranı her yıl artış göstermektedir. Örneğin, 2006 yılında Türkiye’de, çalışabilir işgücü içinde istihdam oranı %40,5 idi. Son 13 yılı içinde istihdam %5,2 artış göstermiş. Bu verinin ortaya koyduğu yalın gerçek, çalışanların sayısı azalmıyor, tersine artıyor.
ILO’nun hazırladığı; “Küresel İş Gücü Piyasasının Fotoğrafı 2018” (Snapshot ot the global labour market, 2018) raporuna göre, dünyanın çalışan ve çalışmayanların istatistiki fotoğrafı şöyle:
Dünya nüfusu 7.7 milyar. Bunun 5.7 milyarı çalışabilir yaşta (15 ve üstü). 172 milyon işsiz var ve 140 milyon ise işgücüne katılabilir bir potansiyel nüfus var. Toplamda çalışabilecek yaştaki 2 milyarı aşkın insan işsiz ya da sürekli olmayan işlerde yer yer çalışıyorlar. Bu 2 milyar nüfus, iş aramayanları, ama çalışabilir yaşta olduklarını ifade ediyor. İş arayıp iş bulamayan işsiz sayısı ise 170 milyon olarak ifade ediliyor. Buna ek olarak 140 milyon kişi daha çalışabilir durumda, ama çalışabilecekleri bir işleri yok. Bütün bunlara karşın İLO’nun işsiz rakamı, dünya çapında 170 milyondur. Bu, İLO’nun devletlerin resmi istatiklerden aldığı genel bir sonuç toplamıdır. ILO, bir gerçeği daha açığa vurmakta. Dünya nüfusunun gelişmesi ile çalışanların sayısı aynı oranda artmamaktadır. Örneğin 2000 yılında çalışabilir nüfusun %61.1’i istihdam edilirken 2020 yılında bu oran %58’e gerilemiştir.[21]
3.3 milyar çalışan nüfusun; %61’i düzensiz ya da sosyal güvenceden yoksun (informal) işlerde çalışıyor, %39’u ise düzenli (formal) işlerde çalışıyorlar.
3.3 milyar nüfus’ta çalışanlar içinde sayılanların %3’ü işveren, %11’i aile işletmelerinde, %34 (1.1 milyar) kendi hesabına ve %52’i ise ücret ve maaşlı çalışanlardan oluşuyor.
Bütün bu veriler; toplumsal bir sistem olarak kapitalist sistemin sürdürülemez oluşunu ortaya koyuyor. Çünkü, 2 milyar kişi ya işsiz ya da düzenli olmayan geçici işlerde çalışmaktadır. Dünya nüfusunun neredeyse yarısı günlük 1,90 ABD doları altında gelire sahiptir.
İşgücünün artışı ile istihdam orantılı değildir. İşgücü her yıl istihdama göre daha fazla büyümektedir. İLO’nun adı geçen raporuna göre; dünyada çalışma nüfusu 1990-1995 yılları arasında %1,9 artmış, bu oran 2013-2018 arası ise yıllık %1,3’e gerilerken 2030 yılnda %1,1’e düşeceği tahmin ediliyor. Yani, çalışma yaşındaki nüfusta bir azalma eğilimi konusu. Bu da, tek tek ülkelerde burjuvaziyi derinden düşündüren toplumsal bir gerçeklik.
Aynı rapor’un verilerinden devam edersek: 1990’lar boyunca istihdam artışı %1,5 iken 2018 yılında %1’in altına düşüyor. Yani, sermaye birikimine oranla mutlak bir büyüme varken, aynı şekilde bir düşmede söz konusudur. Kapitalizmin kısmen istikrarlı gittiği 2010-2017 arasında istihdam ve işgücü artışı oranları birbirlerine yakın. Ne var k, 2018 ortalarında başlayan kriz ve peşinden gelen Korona virüs (Covid-19) salgını, işsziliği daha da çoğaltacaktır. ILO’nun korona virüsünün daha ilk günlerinde, salgından dolayı 2 milyon insanın işsiz kalacağını açıkladığını buraya alalım. Bu en iyimser bir rakam olmakla birlikte gerçeği yansıtmaktan oldukça uzaktır. Rakam çok daha yüksek olacaktır.
Konumuz açısından önemli olan, sermaye birikimi ile istihdam oranları aynı gitmemekte, sermaye birikimi (burjuvazi verimlilik diyor) daha fazla artmaktadır. Bu da kapitalist üretim ilişkilerinin doğal bir sonucudur.
Kısacası, istihdamın, genel nüfus oranına göre düşmesine karşılık, çalışanların sayısı her geçen yıl artmaktadır. Yani, çalışanların nüfusu bir önceki yıla göre azalmıyor, tersine artış gösteriyor. Bu da, kapitalistlerin işçiyi bütünüyle üretim sürecinin dışında bırakacak anlayışını doğrulamıyor. Yukarıda da belirtiğim gibi, o aşmaya geldiğinde kapitalizm kapitalizm olmayacaktır.
Tablo-4’de de görüleceği gibi, çalışanlar ve iş gücü oranı sürekli artmaktadır. Ancak, kapitalizmin yürüyebilmesi için bir işsizler ordusuna gereksinim vardır. İLO raporunda verilen işsizler oranı, kapitalizmin yedekte tuttuğu ve tutmak zorunda kaldığı mülksüzleştirilmiş ve yalnızca iş gücünden başka satacak bir şeyleri olmayan kitlelerdir. Yani, yedekte tutulan işsiz üretim ordusudur.
Kapitalizmin en iyi döneminde dahi yüzde yüz istihdam gerçekleşemez. Böylesi koşullarda sermaye birkimi olmaz. Sermaye birikiminin en önemli şartlarından biri işsizler ordusunun varlığıdır.
Devam Edecek
[1]
[1] Marx, Kapital, C.1, sf. 434-435, Birinci Baskı, Sol Yayınları
[2]
[2] Marx, Grundrisse Cilt 2, sf. 174
[3]
[3] Marx, age, sf.174
[4]
[4] Marx, age, sf. 175
[5]
[5] Marx, age, sf. 177
[6]
[6] İngiltere dahil
[7]
[7] Avro Bölgesinde 19 devlet var: Belçika, Danimarka, Almanya, Estonya, Finlandiya, Fransa, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Luxemburg, Letonya, Litvanya, Malta, Hollanda, Avusturya, Portekiz, Slovakya, Slovenya, İspanya, Kıbrıs Cumhuriyeti.
[8]
[8] ABD, Kanada, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya,
[9]
[9] Türkiye’nin istatistikleri TÜİK İşgücü İstatistikleri‘nden alınmıştır.
[10]
[10] İLO, World Employment and Social Outlook – Trends 2020 . (5.81 milyar’ın içinde bütün çalışabilir nüfus var) Erişim: Nisan 2020
[11]
[11] İngiltere dahil
[12]
[12] Avro Bölgesinde 19 devlet var: Belçika, Danimarka, Almanya, Estonya, Finlandiya, Fransa, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Luxemburg, Letonya, Litvanya, Malta, Hollanda, Avusturya, portekiz, Slovakya, Slovenya, İspanya, Kıbrıs Cumhuriyeti.
[13]
[13] Türkiye’nin istatistikleri TÜİK İşgücü İstatistikleri‘nden alınmıştır.
[14]
[14] 2019 yılına ait
[15]
[15] İngiltere dahil
[16]
[16] Avro Bölgesinde 19 devlet var: Belçika, Danimarka, Almanya, Estonya, Finlandiya, Fransa, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Luxemburg, Letonya, Litvanya, Malta, Hollanda, Avusturya, portekiz, Slovakya, Slovenya, İspanya, Kıbrıs Cumhuriyeti.
[18]
[18] www.databank.worldbank.org/indicator/SLIND.EMPL.ZS. Erişim: Nisan 2020-04-19
[19]
[19] Stefan Engel, “Küreselleşme” Tanrıların Günbatımı, Uluslararası Üretimin Yeniden Örgütlenmesi, sf. 118, Umut Yayımcılık. (açYK)
[20]
[20] İngiltere dahil
Yusuf Köse
Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.
http://yusuf-kose.blogspot.com/
Son Haberler
Sayfalar
TKP/ML MK : 44.YILIMIZDA ŞAN OLSUN İHTİLALCİ PROLETER ÇİZGİMİZE!
“Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif…
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü…”
Yoldaşlar,
Partimiz TKP/ML kuruluşunun 44. Yılını kutluyor. Partimiz, Önderimiz İbrahim Kaypakkaya önderliğinde Şafak Revizyonizme karşı ideolojik-politik temelde örgütsel mücadelenin sonucu olarak 24 Nisan 1972’de tarih sahnesindeki yerini aldı.
Tarih Tanıktır: 24 Nisan’da Kaypakkaya Çizgisinin Doğuşuna
Yüzyılda Ülkemiz iki önemli tarihi zelzeleye tanıklık etti. 24 NİSAN. Öyle ki, her iki toplumsal olay tarihimizde silinmez ve silinmeyecek izler bıraktı. Hele ki bu silinmez tarihi olay aynı güne denk gelmişse - ki öyle- bir o kadar daha önemli ve de değerlidir. Tarihimizde bazı yaşanmışlıklar vadesi dolduğunda unutulur, tarih sahnesinde silinip giderler. Ve kendi kendini tasfiye ederler.
15 NİSAN 2015 TARİHİNDE TUTUKLANAN 10 DEVRİMCİ DERHAL SERBEST BIRAKILSIN!
ALMAN CEZA HUKUKUNUN 129/a-b MADDESİ İPTAL EDİLSİN!
Almanya Adalet Bakanlığının 2012 tarihinde verdiği talimatla başlatılan soruşturma 15 Nisan 2015 tarihinde yapılan bir operasyonla ilk aşaması tamamlamış ve bu operasyon sonucu Avrupa çapında içlerinde ATİK yöneticileri ve TKP/ML yöneticisi oldukları iddiasıyla 10 devrimci tutuklanmıştır. Almanya bu uluslararası operasyonu; Yunanistan, İsviçre ve Fransa devletleriyle ortak bir şekilde gerçekleştirdi. Tutuklanan 10 devrimci Almanya'nın Bavyera eyaletinin çeşitli cezaevlerinde tutulmaktadırlar.
Atik Operasyonu, Ortaya Çıkan Gerçekler Ve Büyük Kuşatmanın İlk Hamlesi!-Marco KARAKAYA
Nisan 2015’de ATİK yöneticilerinin de içinde bulunduğu 13 devrimci Alman ve Türk devletinin işbirliği ile “terör örgütü üyesi” olmaktan dolayı tutuklandı. Fransa, İsviçre ve Yunanistan’ın da dahil edildiği Avrupa çapında bir operasyon yaşandı. Alman devleti bu üç ülkede iade talebinde bulundu.
Filipinler İşçi Sınıfı Üzerinde Gün Geçtikçe Yoğunlaşan Neoliberal Saldırılar
Kamu Emekçileri Birlik, Tanınma ve İlerleme Konfederasyonu’nun (COURAGE) 10. Kongresi’nin Açılış Konuşması, 5 Nisan 2016 Halkların Uluslararası Mücadele Birliği Başkanı Profesör Jose Maria Sison
Biz, Halkların Uluslararası Mücadele Birliği (ILPS) olarak Devlet Çalışanları Birlik, Tanınma ve İlerleme Konfederasyonu’na (COURAGE) ve sizin 10. kongrenize gelmiş bulunan yüzlerce katılımcıya en gönülden selamlarımızı iletiyoruz. Aynı zamanda bu kongreyle eş zamana düşen COURAGE’ın kuruluşunun 30. yıl dönümünü de sizle beraber kutlamaktayız.
Zayıflığın Üstüne Atılan Örtü, “Birlik Anlayışında” Sınıf Uzlaşmacılığının Devrimci Hareketleri Getirdiği Nokta!- MARCO KARAKAYA
Devrimci ve demokratik güçlerin sınıf mücadelesinin sorunları ekseninde ortak kaygıları, sorunları ve buluştukları büyük bir payda vardır. Bu paydaşlık dostluk ilişkilerini nesnel olarak yaratır. Bunun yanında bu nesnel zeminin güçlendirilmesi gibi öznel bir tutumda zorunludur. Bu ise siyasetin işidir. Yani devrimci ve demokratik mücadeleye dair dünya görüşü, sınıfsal-sosyal- toplumsal düzeydeki çeşitlilik ve farklı çıkarları olan kesimlerin bir araya gelme zorunluluğu birlikte mücadele siyasetini üretmeye iten dinamik olur.
Yol açan,yol gösteren...
İşçilerin, emekçilerin ve ezilenlerin örgütlenme ve savaşma ihtiyacının olduğu yerde bir yönetme ve yürütme ihtiyacı var demektir. Bir yol göstericiliğe ihtiyaç var demektir. İşçi, kadın, gençlik vb. çalışmalarını, bir birimi, bir grubu, bir örgütü örgütlemek-yönetmek ya da bir harekete önderlik etmek kısaca devrimin parçalarda ve farklı alanlarında ve bir bütüne önderlik etmek gibi bir görev ve sorumlulukla karşı karşıya olunduğu bir gerçektir.
Kiralık Kürtler-Ahmet Kahraman
Başkaldıran mekanı, yükseklerde uçan kartallar onursallığıyla düellocu olan Kürdistan, öbür yanıyla uzun sürmüş işgal toprakları olması nedeniyle, alt beyni köleleşmiş tipler, ihanet yuvalarıyla doludur. Onuru çürümüş, namus damarı çatlamış tiplerle…
Bu düşmüşlüktür. Ülkenin trajedisidir.
Onur için hayatların orta yere serildiği Kürdistan’da dem, devran olur, düşmanla alış-verişte babanın, kardeşin, amca ve dayının hayatı, pazarlık konusudur.
Tarihsel ihanetleri sıralayacak değilim ama, ta İdrisê Bedlisî, Bedirhan Paşa, Şeyh Übeydullah zamanından beri bu böyledir.
Ya Sosyalizm Ya Kapitalist Barbarlık
Kapitalizm, 20 yüzyılın başlarında emperyalizme evrilmesiyle, yeni bir aşamaya gelmişti. Bu aşamanın adı çürümeydi. Kapitalizmin bundan öte gideceği bir yer yoktu. Bu onun son istasyonuydu.
Beni de atın vatandaşlıktan! Kifayet Ceylan
Tecavüzcülerin namus bekçiliğine soyunduğu bu ülkede onlarla aynı havayı solumak istemiyorum. Ensar Vakfı’nda tecavüze uğrayan çocuklarla ilgilenmesi gereken bir bakanın, hem de bir kadının “Bir kereden bir şey olmaz” dediği bir ülkede yaşamak onuruma dokunuyor. İktidar tarafından korunup kollanan vakıfların “Biz de Ensar'ız...” naralarıyla sokaklarda boy göstermelerinden utanç duyuyorum.
TKP-ML TİKKO: Herkesi HBDH çatısı altında birleşmeye çağırıyoruz
TKP-ML TİKKO tüm devrimcileri özellikle de sempatizan, taraftar ve militanlarını HBDH içinde faşizme ve her türden gericiliğe karşı savaşmaya ve birlikte yürümeye çağırdı.
Kürdistan ve Türkiye’den 10 devrimci örgüt aralık ayından bu yana yürütülen tartışma sürecinin ardından güç ve eylem birliği olarak tanımladıkları Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nin (HBDH) kuruluşunu bir bildiriyle ilan etti.
Comment form