Cumartesi Ekim 3, 2026

Anlayana Güney Afrika:Haluk Gerger

Bugün Güney Afrika Cumhuriyeti’nde büyük çoğunluğu oluşturan mazlumlar, eskinin kölesi-bugünün “özgür” siyah yoksulları, kendilerinin sandıkları bir rejim ve iktidar altında, büyük sıkıntılar içinde yaşıyorlar. İki kahraman direniş örgütü, Siyahların Afrika Ulusal Kongresi (ANC) ile müttefiği Güney Afrika Komünist Partisi (GAKP)’nin iktidarı, yeri geldiğinde, madencileri, grevci işçileri, yoksul emekçileri kurşunlatıyorlar. Yoksulluk, yoksunluk, açlık ve işsizlik, hastalık, gerilik, çürüme, eşitsizlik ve adaletsizlik kol geziyor Güney Afrika’da.

Nasıl oldu bu?

Kuruluşa, daha doğrusu öncesindeki “barış ve çözüm” sürecine gitmek gerek yanıtlar için.

İmtiyazlı beyaz milletin rejimi çöker ve ANC ile GAKP iktidarı devralırlarken, kahraman halk direnişi karşısında tutunamayan egemenler, yeni bir yola yöneldiler.

Genel olarak hedef, yeni ülkenin sömürgeci geçmişten ve onun belirleyici yapısal özelliklerinden tam kopuşmasını, eskinin ideolojiden, kültürden, beyinlerden ve vicdanlardan, toplumun ruhi şekillenmesinden, kısacası, hayattan silinmesini, önlemekdi.

Yeni devlet ve ülke, herşeyden önce, anasından, Afrika’dan, Afrikalılıktan, tarihten, toplumsal bellekten, kök ve kökenlerinden, öteki sınırlarda yaşayan kardeşlerinden, mümkün olduğunca, uzak tutuldu, araya sömürgeci geçmişten bir mesafe konuldu. Bunun simgesel ve fakat yaşamsal önemdeki ilk adımı, ülke adında gerçekleşti. Salt bir sömürgeci kalıntı olarak değil, yaşayan bir değer olarak, “Güney Afrika Cumhuriyeti”, bu sefer onun kurbanları tarafından “yeniden inşa” edildi.

Afrika’nın öteki sömürgeleri, bağımsızlıklarını kazandıklarında, eskiden ilk kopuşu, sömürgecilikle köprülerin tam atılmasının temel adımı olarak, yeni vatanın adını değiştirerek gerçekleştirme yoluna gittiler. Ve bunu Afrikalılığı vurgulayan yeni bir kimlik inşasının harcı yaptılar. Örneğin, Güney Batı Afrika, Namibya oldu. Britanya Doğu Afrika’sı, Tanzanya, (adı sömürgeci Rhodes’den esinlenlenerek konmuş olan) Rodezya, Zimbabve oldu. Güney Afrika da, özünde, sömürgeciliğin adıydı. Gerçekte orası AZANYA idi Afrika mahşerinde; yani, yerli dilde, “Siyah halkın kıtanın ucundaki toprakları…”

Ne var ki, eski sömürgecinin temel hedefi, eskinin mazlumlarını ve kahraman direnişçilerinin iktidarını “Günay Afrikalılaştırmak” idi. İşe isimden başlanmış oldu böylece.

“Çözüm” karşılığında sömürgeci egemenlerin bir temel şartı, işledikleri savaş ve insanlık suçlarının bedelini mümkün olduğu ölçüde az hasarla ödemek idi. Bunun için de eski yapının yüksek bürokrasisine, özellikle de bir cinayet şebekesi gibi çalışmış olan “güvenlik güçleri” ve silahlı kuvvetler mensuplarına dokunulmaması, tasfiyenin iyice açığa çıkmış bireyler nezdinde kalması, çok düşük düzeyde tutulmasıydı. Böylece, sömürgeci geçmişin iskeleti de, bir heyula hortlak gibi, yeni vatanın üzerindeki kabus olmayı sürdürecekti. Eskiyle yeniyi bir de böyle sımsıkı bağlayacaktı egemenlik sistemi.

Daha önemli koşulun hedefiyse, beyazların, yani ezen milletin, ayrıcalıklı konumunu korumak, onun burjuvazisinin zenginliğini yasal garanti altına almak, yapısal eşitsizliğin süreceği bir düzen üzerinde anlaşma sağlamak, sömürgecinin kapitalist düzeninin bekasını sağlama bağlamak idi.

Ekonomik ayrıcalığın devamı, elbette aynı zamanda, politik, sosyal, kültürel ve ideolojik alanlarda da belirleyiciliğin devam etmesinin sağlanması demekti. Yani, hedef, Direniş Hareketi’ne dayatılmak istenen, imtiyazlı millete tekabül eden, onun efendi konumunun yeniden üretilmesi anlamına gelen, “Güney Afrikalılaşmak”, yani, Güney Afrika bağlamında, “burjuvalaşmak”, “kapitalizme adapte olmak”, “zamanın ruhuna uymak”, katiline benzemek, başkalaşmak, kendine yabancılaşmak idi.

Beyaz mülkiyete dokunulmayacak ve bu arada Direniş saflarının askeriyesinde, siyasetinde, medyasında, kurumlarında palazlandırılmış, iştahlandırılmış, yetiştirilmiş ve süreç içinde oluşturulacak “projelendirilmiş siyah burjuvazi”ye de imkanlar açılacaktı.

ANC ile onun gölgesinde siyaset yapmaya indirgenmiş bir zamanların kahraman komünist partisi, belki (her ne demekse) şartların da zorlamasıyla, herşeyin temeli konumundaki yapısal ekonomik (ve dolayısıyla sosyal, kültürel, ideolojik) eşitsizliğin devamı zemininde yürüyen, kendilerini inkar temelinde “Güney Afrikalılaştıran” bu sürece “evet” dediler…

Bu kabulün, “özgür” milyonlarca siyah emekçiyi, halkın büyük çoğunluğunu, yapısal köleliğin devamına mahkum eden sonuçlarını da işte yaşamaktayız bugün. Sömürge tarlasında ekilen acı meyvenin hasadı alınıyor mazlumdan.

Burjuvasıyla, işçisiyle, devlet memuruyla, üniversite hocasıyla, sendikacısıyla, aydınıyla, keskin solcusuyla, Beyaz Millet fertlerinin imtiyazlarına sadece yeni yetme “siyah burjuvazi”nin ve onun çeperinde konumlanmış direniş güçlerinin silahlı-silahsız bürokrasisi, solcusu ve aydınlarının eklemlenesiyle oluşturulan “Yeni Güney Afrika” böyle inşa edilmiş oldu. Sonunda da, büyük politik devrime karşın, direnişçileri özlerine yabancılaştıran “Güney Afrikalılaşma” ile yazgıları içiçe geçmiş siyah millet de, büyük çoğunluğu oluşturan Sınıf da kaybetti…

Bugün yolsuzluk batağındaki Güney Afrika’nın Mandela’dan sonraki iki devlet başkanının da Komünist Parti kökenli olduğuna inanmak insanın içini acıtıyor ama gerçek ne yazık ki bu.

GAKP, ANC’nin soylu demokratizmi içinde, bir sınıf hareketi olarak, eridi, eritildi…

ANC, “sosyalizm”in soylu sınıf savaşı ve enternasyonalizmi içinde, bir milli kimlik olarak, eridi, eritildi…

Ama en kötüsü, her ikisi birden, “iktidar kurumları ve ayrıcalıkları” peşinde ve içinde eridiler, eritildiler…

İki müttefik, iki soylu özgürlük ve kurtuluş hareketi, birbirlerini besleyip yükselteceklerine, birbirlerinin kurduna dönüştüler, birbirlerini erittiler…

İkisi birden kaybettiler…İkisi de fiilen tasfiye oldular; biri komünist olarak, öteki mazlum milli hareket olarak…

Asla unutmamak gerekir ki, Mazlumun milliyetçiliği/yurtseverliği gericilik değildir, aksine ilericidir, kurtuluşcudur, özgürleştiricidir. Sosyalizm, nihai insani kurtuluştur, bir iktidar arayışı değil, bütün iktidarları, ayrıcalıkları, adaletsizlik ve eşitsizlikleri hayattan sonsuza dek silmek demektir. Mazlum milletin milli kurtuluş arayışıyla, onun demokratik özlemleriyle, devrimci sosyalizmin sınıf mücadelesine dayalı kurtuluş projesi birbiriyle çelişmez, sınıfla mazlum halk kurtuluşa birlikte yürür. Ama kendi özlerinden, ayırdedici kimliklerinden, bağımsızlıklarından da ödün vermeden. İkisinin ittifakı, birbirini olumsuzlamaya, başkalaştırmaya, inkara, eritmeye, tasfiyeye değil, bir ortak sinerjiyle yükseltmeye yönelik olmalıdır. Güney Afrika’da öyle başladı, çok da başarılı oldu. Ama, çok boyutlu, hayatın her alanında etkin sömürgeci kuşatmayı, teoride de, pratikte de, zihinlerde de, kurumsallaşmada da, bir türlü aşamadılar. Güney Afrikalılaşma ve o zemindeki iktidarlaşmayla da, bugünlere geldiler.

Yazık oldu…

Güney Afrika serüveni burada bitmiyor. Bir noktaya daha dikkat çekmek gerek.

Egemenlik sistemi, bu süreç içinde de boş durmuyordu. Mandela’yla görüşmeler sürereken ve artık iktidarın siyahlara devrine doğru yol alınırken, Çözüm’ün mimarı de Klerk, Irkçı Devlet’in çok eskilerde kurulmuş cinayet örgütü “Gladio”sunu yeniden canlandırdı ve direniş hareketini zan altında bırakacak numaralarla özgürlük hareketinin militanlarına karşı büyük bir cinayet dalgası başlattı. Komünist Partisi’nin Genel Sekreteri Chris Hani de, özgür seçimlerden kısa bir süre önce, öldürülenler arasındaydı. Evet, bir yandan çözüm, bir yandan da cinayetler, suikastler, adam kaçırmalar, işkenceler, her türden kışkırtmalar, bombalamalar ve benzeri eylemler ülkeyi sarsmaya başlamıştı. Elbette bunların hepsi de Özgürlük Hareketi’nin üstüne atılıyor, Siyahlar ve komünistler suçlanıyordu…Öldürülen de onlardı, suçlananlar da…

Bu imtiyazlı Beyaz’a dayalı milet ve devlet Kışkırtma Yapılanması’nın başındaki katil başı, Eugene de Kock, yeni demokratik cumhuriyet kurulduktan sonra tutuklandı, yargılandı ve mahkum oldu…

Apartheid Rejimi’nin Gladio’sunun başı, yargılama sürecinde itirafçı oldu ve “çözüm Hükümeti”nin barış süreciyle eşzamanlı korkunç kışkırtma ve cinayetlerini bütünüyle açığa çıkaran ifadeler verdi.

Geçenlerde de, bu terörist başı serbest bırakıldı…

Çözüm Hükümeti ve Beyaz Devlet’in emir-komutası altında yönettiği korkunç kışkırtmalar, toplu kırımlar, cinayetler, terör eylemleri yanına kar kalmış oldu…

Yeni Güney Afrika, sisteme boyun eğmiş eski siyah direniş kahramanlarıyla, onların peşinde ikbal bulmuş komünistleriyle, eski vahşet rejiminin zalimleri ve ona eklemlenmiş yeni siyah burjuvazisiyle, eskinin güç karşısında günah çıkaran zalimleri, liberalleri ve itirafçılarıyla şimdi artık “Güney Afrikalılaşan”, “başkalaşan” seçkinlerinin yönetiminde, katilleriyle barışıyordu…

Sömürücü ve sömürgecilerde “oyun çoktur.” Onların aydınlarında, ideologlarında kuşkusuz “akıl” da vardır, ince zeka da, hile ve desise de.

Aslında fazla lafa gerek yok.

Bu yazıyı ünlü Weber’in dönemin Marksist Sosyal Demokrat Partisi’ne ilişkin olarak, Alman Devleti’ne verdiği “akıl” ile bitirelim:

“Şayet, bir yanda profesyonel siyasetçilderin maddi [sadece maaşa indirgenemez materyal] çıkarlarıyla, öte yanda da devrimci ideoloji arasındaki çelişkiler serbestçe gelişirse, şayet Sosyal Demokratlar Gaziler Derneği’nden atılmazsa, şayet onlar Kilise yönetimlerine alınmazsa, ki bugünlerde oralardan kovuluyorlar, işte o zaman Parti içinde ilk defa ciddi sorunlar ortaya çıkacaktır. O zaman görülecektir ki, kenti ve devleti Sosyal Demokratlar fethetmiyorlar ama, tam tersine, devlet Sosyal Demokrasiyi fethediyor…”

Alman Sosyal Demokrasisi sonunda gerçekten fetholundu ve Alman burjuvazisiyle emperyalizminin önce sınıf içindeki Truva Atı, ardından da kıyıcı tetikçisi oldu.

Dün de, tam kurtuluş anı geldi derken, Güney Afrika sömürgecilik tarafından yeniden fethedildi…

Unutmamak gerek; Mazlum milletlerin özgürlükçü direnişçileri ve Sınıf’ın devrimci komünistleri fethedilirlerse, insanlık da barbarlık tarafından fethedilmiş olur…

Güney Afrika bir mevziydi, fethedildi. Başka yerlerde uyanık olmak, sadece topraksal değil, aynı zamanda ideolojik, kültürel, felsefi, tarihsel, insani manada ilhakçı fethe asla izin vermemek gerek…


59749

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

Militan bir silah arkadaşlığı nasıl başladı: Çin-Filistin ilişkisinin başlangıcı

Mao Zedung ve Çin'in en popüler ve prestijli olduğu Orta Doğu ülkesi Filistin'di, buna karşılık aynı oranda bir güç mevcut değildi. Bu popülaritenin kökeni, Filistin Devrimi başladığında Çin Halk Cumhuriyeti'nin daha en baştan buna destek vermesinden geliyordu.

El-Fetih Devrim Konseyi (MK) üyesi Hani el-Hasan'a göre, Filistin davasına omuz veren ilk sosyalist ülke, Çin Halk Cumhuriyeti idi. Hani el-Hasan şöyle diyordu:[1]

Maddi Dünyadan Kopmak ve Yoldaşlaşmak

Komünist Partilerin temel amacı sömürü ve zulümden kurtarılmış özgür-eşit-adil bir toplum yaratmaktır. Bu amaç ne kadar değerli ise kullanılan dil de bir o kadar doğru olmalıdır. Eşit, özgür, adil olanı temsil etmelidir. Gerek kurum içi gerekse dışı kurulan her ilişki, kullanılan dil varmak istenen amaca uygun olmak zorundadır.

Dünyada popülaritesi hiç bitmeyen alan sağlıktır. [ismail cem özkan]

Çaresizliğe gülerken… (1)

Demokratik Kitle Örgütleri, Devrimin Volan Kayışları!

Her şey ihtiyaçtan doğar ve ihtiyaçlara cevap olduğu oranda işlevini yerine getirebilir.İnsanlar (ya da canlılar) kendi hayatlarını sürdürebilmek için çeşitli yol ve yöntemlere başvurarak hayatlarını sürdürmeye çalışırlar.

Dünya Bir Felakete mi Gidiyor?- Dursun Ali Küçük

Dünya tahrip ediliyor..

İnsanların ve egemenlerin, dünyayı yönetenlerin egosu tavan yapıyor..
İnsanlara yemek içmek, gezmek, sevmek, zevk almak yetmiyor.. Hayatta tat almaktan çok egemenlik ve diktatörlükten tat alıyorlar..
Marx’ın doğaya hakim olmak teorisi artık geçerli değildir.
İnsanlık doğaya hakim oldu, bu yetmedi artık doğayı tahrip ediyor..
Doğa ve toplum dengesini alabildiğine bozuyor..
Dünya evrende küçük biryer..
Ama şu insan egosu dünyayı harabeye çevirdi..

SENTEZ | Kendine Devrimcilik…

Geçmişten günümüze kadar gelen örgütsel çalışmalarımız, günümüzde, cevaplanması gereken bir takım soru veya sorunları her zamankinden daha açık ve anlaşılır haliyle ortaya çıkartmış durumda.

Mevcut haliyle görebildiğimiz sorunları tutarlı ve gerçekçi bir şekilde tartışmak onun karşısında kendi gücümüzün zayıf ve güçlü yanlarını yine gerçekçi bir şekilde koymak, tıkanıklıkları aşmak için ilk elden yapılabilecek en akıllıca düşünüş olabilir.

Sen Çok Büyüksün Virüs Abi

Tayyip günler sonra yaptığı virüs ilgili açıklamalar boy boy.

Evet doğrudur...

İster burjuvanın içerisinde olsun, istersede proletaryanın içerisinde olsun virgülüne kadar söylenenleri aktaranlar her dayim olagelmiştir 

Lakin...

Sermayeyle, devletin ayrı olduğunu düşünüp tarafların lehinde davrananlar hiç bu kadar da izlerini açıkça belirtmemişlerdi.

Hemi de....

Proletaryaların diğer insanlarla kuracağı sınıfsal ve eternasyonalist ilişkilerin nasıl olacağına cevap veremedikleri...

Mao’nun Yalınayak Doktorları Emperyalist Çin’de bile salgına karşı mücadeleyi etkiliyor*

Marx, önce ağlatı ve sonra komedi olarak ‘tarih kendini tekrar eder’ der. Çin ve koronavirüs, dünyanın son pandemisi söz konusu olduğunda tarihsel bir istisna değildir. ‘Mao’nun Grip Felaketi’**, 1968’in Kasım’ında kamuoyuna duyurularak, Roma’da 200 bin insanın hastalandığı raporlandı ve epidemi, gelecek birkaç haftada büyümesi için beklendi.

Coronavirüs'ün Ekonomi-Politiği.! Sait Oral Uyan

Birçok ölümcül virüsün çıktığı coğrafyadan(*) mutasyona uğramış bir virüs daha çıktı: “COVID-19” diğer adıyla YENİ KORONAVİRÜS. Bu yeni ölümcül virüsün –şimdilik- öldürme oranı % 3 civarında. Mutasyona uğrayan bu virüsün, SARS ve MERS virüslerinin birleşmesi sonucu ortaya çıktığını söylüyor bilim insanları. Yine bilim insanları SARS virüsünün % 10, MERS virüsünün ise % 35 oranında öldürme yüzdesine sahip olduğunu bilimsel verilerle insanlığın önüne koyuyor.

Korona Günlerinde İsyan!

Koronavirüsü günlerinde1 kapitalizmin aşkı; yine sermaye birikimidir. Ve her kapitalist birey ya da tek tek tekeller için, bu krizden etkilenmemek ve etkileneleri hızla yutmak ve sermayenin daha da merkezileşmesini sağlamaktır.

TKP-ML Komünist Kadınlar Birliği:Cüreti Kuşanıp Mücadeleyi Seçen Kadınlar Saraylarınızı Başınıza Yıkacak!

Enternasyonal proletaryanın, özel olarak da emekçi kadınların yarattığı değerlerin başında gelir 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü… New York’lu dokuma işçisi kadınlar, 1857 yılında ücretlerinin yükseltilmesi ve çalışma saatlerinin düşürülmesi için direnişe geçmişler ancak tarihe geçeceklerini düşünmemişlerdi muhtemelen. Kapatıldıkları fabrikada çoğunluğu kadın 129 işçinin bedenini yakan ateş, nesillerdir kadınların elinde, üzerine yeni değerler katılarak büyütüldü-büyütülüyor.

Sayfalar