Almanya'da Faşizme Karşı Kitlelerin Büyük Protestosu
Alman emperyalist burjuvazisi, son yıllarını ekonomik kriz içinde geçirdi ve bu krizi savuşturabilmiş değildir. Tersine, giderek derinleşmektedir. Kendileri için söylenen “Avrupa'nın hasta adamı” sözüne karşı, ekonomi bakanın Lindener'in doğrudan ağzıyla; “hasta değil, yorgun adamı” olduğunu kabul etti.
Ekonomik krizin yanı sıra, Avrupa'da, Ukrayna üzerinden Rusya ile sürdürülen bir savaş var. Her geçen gün, NATO ve Rusya'nın doğrudan kafa kafaya gelmesinin an meselesi olduğunun alarmı verilmektedir. Ortadoğu'da ve Aden körfezindeki gelişmeler, yeni bir emperyalist savaşın hızlandırıcı rolünü oynamaktadır. Ve emperyalist Alman burjuvazisinin, yeni bir emperyalist savaşa dolu dizgin hazırlandığını -başka göstergeler bir yana- savunma bakanı Pistorius'un ağzından dökülen; „Avrupa'da savaş fikrine yeniden alışmalıyız“[1] sözleriyle, ne istediklerini ve ne yaptıklarını hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıkladılar.
Ülkenin iç toplumsal dizaynı da buna göre hazırlanıyor. İç faşistleşme uzun süredir adım adım hazırlanmaktadır. Anti-demokratik ve faşizan yasalar peş peşe çıkarılmaktadır. Kitleler var olan hükümetten ve gidişattan oldukça hoşnutsuz. Yoksullaşma artmaktadır. Ve halkın yoksullaşmasının nedeni olarak; burjuva partileri tarafından, göçmenler gösterilmekte ve gerici kutuplaşma derinleştirilmektedir. Ve AfD (Almanya için Alternatif) gibi faşist partiler “kurtarıcı” olarak sahneye sürülmektedir.
Göçmensiz olmayacak olan bir ülke, göçmen düşmanlığı yapıyor. Hala iki milyon istihdam açığı olan ve göçmen işçiyi Almanya'ya çekmek için yasa çıkaran bir ülke, öbür yandan göçmen düşmanlığı üzerinde toplumu savaşa hazırlamak istiyor. Göçmenler gittiği anda fabrikalar duracak. Ama istedikleri, demokratik hak ve özgürlükleri kısıtlıyarak ve hatta yok ederek emperyalist tekeller için kar cenneti yaratmak ve emperyalist savaşa hızla hazırlanmaktır. Faşist bir iktidar geldiğinde göçmenleri gönderme değil, Naziler gibi zorla ölümüne fabrikalarda çalıştıracaklardır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Kapitalist-emperyalist sistemde bunlar, birer anlık “deja vu” -sistemin halüsinasyon geçirmesinden kaynaklanan bir anlık görüntü- olmayıp, yapısaldır, sistem varoldukça olacaktır.
2017 eylül'ünde AfD %13 oy alarak 94 milletvekili ile parlementoya girdiğinde; “Almanya'da Faşizm Resmileşti” başlıklı bir makale yazmıştım.
Ve şöyle demiştim:
“Alman burjuvazisi, faşist örgütlenmelerin gelişmesi için, kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı, ötekileştirici ve yanbancı düşmanı bir politika izlediler. Milyonlarca emekçinini karşısına; düşük ücretin, taşeronlaşmanın, kiralık işçiliğin, iki saatlik işlerde çalışmak zorunda oluşların nedenleri olarak, “yabancıların çokluğunu” koyarak, faşist örgütlenmeleri, özelliklede AfD’yi alternatif olarak gösterdiler. Alman tekelci sermaye devleti, her fırsatta, işçileri devrimci-komünist örgütlenmelerden uzak tutulmasının politikasını izledi. Alman sermayesinin, dışardan işgücü “ithal” etmeye gereksinimi varken, bunu gizleyerek, en ağır koşularda çalıştırdıkları ve büyük bir sömürü baskısı altında çalıştırdıkları “yabancı” işçileri, Alman işçilerin düşmanı olarak göstermekten geri durmadılar. İşçileri işçilere karşı düşmanlaştırmanın politikasını izlediler.”[2]
AfD’nin Alman parlamentosuna girmesi, basit bir olay olarak değerlendirilemez. Gericilik daha da hızlanacak. Kutuplaşma ve yabancı düşmanlığı daha da gelişecek. Alman emperyalist burjuvazisi, bunları engelleme yerine daha ileriye götürme yönünde çaba harcayacaktır. AfD, bugüne kadar olduğu gibi, “küçük” , “önemsiz” ve “sağ popülist” olarak gösterilecek, ancak işçi sınıfına karşı burjuvazinin elinde gericileşmenin ve iç faşistleşmeyi artırmanın sopası olarak kullanılacaktır.
Ve Almanya artık 25 eylül 2017 öncesi gibi olmayacaktır. CDP-SPD ve diğer burjuva partileri el birliği ile faşizmi işçi sınıfının karşısına koydular.”
“İşçi sınıfı gericileşmenin ve faşistleşmenin önüne geçmek için harekete geçemezse, işçi sınıfını ve ezilen halkları iyi günlerin beklemediğini söylemek pesimist bir yaklaşım olmayacaktır. Çünkü, şu anda dünyada emperyalist savaş tamtamları çalıyor ve “savaşa hazırlan” çan sesleri ise giderek hızlanıyor. Alman seçim sonuçlarını bir de bu açıdan değerlenidirmek gerekiyor.”
2017 yılında yapılan bu değerlendirme, bugün yaşanan gelişmelerin önceden görülmesidir. Alman tekelci devletinin gerçek politikasının bu olduğu ve bu politikaya karşı kitlelerin büyük kalkışmaları olmadan değiştirmeyecekleri ve AfD gibi bir faşist partiyi iktidara getirecekleri çok açıktır.
Birinci emperyalist dünya savaşın peşinden İtalya'da faşizmin yükselmesi, bir süre sonra Almanya'da faşizmi iktidara getirdi. Bugün de İtalya'da faşist bir hükümet iktidardadır. Almaya'da AfD'nin iktidara gelmesi, bütün Avrupa ülkelerinde faşist partilerin iktidara yerleşmelerinin ön motoru olacaktır.
AfD ve bir çok işadamı ve tescilli Nazi faşistlerinin 2023 Kasım ayı içinde yaptıkları gizli toplantıda[3] alınan kararlar, işin savsaklanabilir yanın olmadığını, faşizmin planlarının hazır olduğunu net olarak ortaya koydu. Özellikle göçmenlere yönelik alınan kararlar korkutucudur ve aslında aynı kararları şu anda kendilerini “demokrasi savunucusu” gösteren hükümet de aldı. Yani, nazilerin gizli toplantıda aldığı kararlar ile SPD, Yeşiller ve FDP koalisyonundan oluşan hükümetinde farklı bir yönelimi yoktur. Bu da, Alman tekelci burjuvazinin ne yapamak istediğinin ve başta işçi sınıfı olmak üzere anti-faşist güçleri ezebilirse neler yapabileceğinin açık kanıtıdır.
Almanya'da AfD'nin gerçek faşist yüzünü teşhir eden ve işçi sınıfına anlatmaya çalışan esas olarak Almanya Marksist-Leninist Partisi (MLPD) idi. Almanya işçi sınıfının partisi olan MLPD, AfD'yi teşhir eden, onun faşist yüzünü ortaya çıkaran bir çok broşür ve bildiriler yayınladı. Ve Almanya tekelci burjuva hükümetinin iç faşistleşmeyi geliştirdiğini yazdı. Ve bütün ilerici ve anti-faşist örgütlere, sendikalara birlikte hareket etme çağrısı yaptı. Alman tekelci burjuvazisi ise, küçük burjuva sol anarşit örgütlenmeleri MLPD'nin üzerine saldı, miting alanlarında bayraklarını yasaklamaya ve bilgilendirme ve tanıtım standtlarına saldırılar düzenlediler. Elbette, MLPD'yi kitlelerden izole etmeyi başaramadıkları, 20-21 Ocak 2024 tarihinde 1,5 milyonu aşkın kitlelerin anti-faşist gösterilere katılmasında görüldü. MLPD'nin bayrakları miting alanlarında dalgalandı ve bildirileri kitlelere ulaştı.
Komünist ve tüm anti-faşist güçlerin, yaklaşan emperyalist savaş ve faşizme karşı zaman geçirmeden birlikteliklerini güçlendirmeleri acilen zorunludur. Burjuva anti-faşizmin kuyruğuna takılmak değil, gerçekten anti-faşist mücadele yürütecek komünistlerin saflarında birleşmeleri ve de onlarla birlikte hareket etmeleri faşizme karşı mücadeleyi daha da güçlendirecektir. Özellikle Türkiyeli ve Kürdistanlı göçmen örgütleri bu konuda daha bir sorumlu ve örgütlü hareket etmelidir. Çünkü, faşist AfD ve Alman tekelci burjuvazisinin planı, öncelikle Türkiye'li göçmenleri hedef almaktadır. Var olan hükümeti oluşturan partiler, faşizmin önleyicisi değil, tersine faşizmi güçlendiren ve anti-faşist kitleleri pasifize etmeye çalışan partilerdir. Bu partilerin “ant-faşist” söylemleri sahtedir ve emperyalist savaş hazırlıkları yapan partilerden “anti-faşist” duruş beklemek kitleleri oyalamak ve faşizmin kucağına itmek demektir.
Almanya'daki büyük ve etkili sendikalarda SPD etkindir. Buna rağmen sendikalar anti-faşist mücadelenin içine çekilmek için tabandan zorlanmalıdır. Die Linke (Sol Parti), reformist ve faşizme karşı çıkan tüm kesimler, anti-faşist mücadelenin içine çekilmelidir. Özelikle komünist ve ilerici kesimlerin oluşturduğu Enternasyonal Birlik (İnternational Büdnis) daha da güçlendirilmelidir. Faşizme karşı mücadele birlikteliği, başta AB ülkeleri olmak üzere bütün Avrupa ülkelerini kapsayacak düzeye çıkarılmalı ve dayanışmalar güçlendirilmelidir.
Faşist hazırklıkları, emperyalist savaş hazırlıklarını geniş kitller önünde teşhir ve tecrit edilebilir. Burjuvazi her ulusal kimlik üzerinden işçileri birbirine kırdırmaya ve gerici kutuplaştırmayı derinleştirmeye çalışacaktır. Alman işçi sınıfı ve emekçileri faşizmi ilk defa yaşamıyor. Birincisini acılarını üzerinden hala atabilmiş değildir. Bu nedenle de işçi sınıfı faşizme karşı çıkacaktır. Alman işçi sınıfı ve göçmen işçi sınıfının kaderi aynıdır ve birlikte örgütlenerek faşizme karşı mücadele etmelidirler.
24.01.2024
Bugün anti-faşist mücadelenin temel sloganı:
AfD derhal kapatılsın!
Almanya'da tüm faşist örgütlenmeler ve faşist propagandalar yasaklansın!
Gerçek Kurtuluş Sosyalizmdedir!
Sosyalizm İçin İleri!
[1] https://www.dw.com/tr/alman-bakan-avrupada-sava%C5%9F-fikrine-yeniden-al%C4%B1%C5%9Fmal%C4%B1y%C4%B1z/a-67253718 30.10.2023
[2] https://www.kaypakkayahaber.com/kose-yazisi/fasizm-almanyada-resmilesti 25.09.2017
[3] https://correctiv.org/aktuelles/neue-rechte/2024/01/10/almanyaya-karsi-gizli-plan/
Yusuf Köse
Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.
http://yusuf-kose.blogspot.com/
Son Haberler
Nurhak Ayaktayken “Öldü Mü Denir Onlara”?![*]
Kırıkkolum iğriboynum
sağırkapım-dilsizim
Vaktidir direnmenin
Vaktidir şimdi.”[1]
Atillâ İlhan’ın, “bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı/ güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı/ hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı/ gittiler akşam olmadan ortalık karardı,” dizelerindekilerdendiler…
Filistin’e Uluslararası Destek İçin Ortak Deklarasyon
Filistin’deki son olaylar, Mescid-i Aksa’da ve Kudüs’teki komşu Cheikh Jarray Mahallesinde İsrail’in sömürgeci şiddetiyle bağlantılı olarak, Filistin davasına mümkün olan ve gerekli tüm biçimlerde daha fazla enternasyonalist desteğe ihtiyaç duyuyor.
Mütevazı ama iddialı
Tansiyonu hiç düşmeyen bir dünyada, ortalamanın hep üzerinde seyreden ateşiyle, gündemi sürekli yüklenen bir ülkede mücadele veriyoruz. Dünyada savaş ve çatışmaya, kriz ve bunalıma dair ne varsa dolaysız biçimde içindeyiz.
Böyle olduğu için, sürekli saldırgan bir düşmanla mücadele ediyoruz. Olayların gelişim hızı ve çeşitlenme derecesi ile saldırıların yoğunlaşma oranı, işlerin faşizm açısından yolunda gitmediğinin açık kanıtlarını oluşturuyor.
2 Temmuzda Tutuştu Bedenim (Nubar Ozanyan)
Yüzünü dönme! Bak bana! Sivas’ta yanan bendim. Yazardım, sanatçıydım, bilge Aleviydim. Alınteriyle yaşayan onurlu bir emekçiydim. Bir gündüz vakti yaktılar bizi otel koridorlarında. Bir gündüz vakti yaktılar Sivas’ın ortasında.
Aklın, dinin; dinin de zulmün hizmetinde olduğu bir ülkede faşist devlet aklıyla benden öncekiler gibi katledildim.
İktidar, Pandemi ve Aşı: Yunanistan’la “yaz aşkı”…
Tarih boyunca insanların kitlesel olarak hastalanmasına ve ölümlere neden olan bulaşıcı hastalık ve salgınları, mevcut sistemlerden bağımsız değerlendirmek, “doğal”mış yaklaşımı sergilemek yanlıştır.
Her ne kadar hastalıklar veya salgınlar “kader”, “olası” vb. gibi görünse de esasta sömürücü sistemlerin doğal döngüde yarattığı tahribat ve bu tahribatın birikiminden kaynaklanmaktadırlar. İşin ilginç yanı egemenlerin bir taraftan bu tahribatı derinleştiren politikalarda ısrar ederken diğer taraftan da “sağduyu”, “fedakarlık”, “dikkat” vb. çağrılarla topluma duyar kasmalarıdır.
Madımak’ta Yakılıp Yıkılan Hepimizdik[*]
“İnsan ışığı görmez, ışıkla görür.”[1]
“Recorder, anımsamak; Latincesi ‘re-cordis’, yani kalbi delip geçmek,”[2] demekmiş. Doğrudur!
Dört yüzyıl önce Giordano Bruno’nun, Roma’da diri diri yakılmasını; Nazilerin “Kristal Gecesi”ni daha nicelerini anımsatan Madımak’dan (#unutMADIMAKlımdan) her söz ettiğimizde anımsamanın “kalbi delip geçmek” olduğundan şüphesi olan var mı hâlâ? Varsa ne yazık!
2 Temmuz’un karanlığını Devrim aydınlatır!
Alevi sanat festivalinin ikinci günü olan 2 Temmuz 1993’te, binlerce cihatçı, yaklaşık yüz Alevi sanatçının kaldığı bir otelin önünde toplandı. Yaklaşık bir saat sonra otel ateşe verildi.
Otelde bulunanlar, faşist güruhun otele girememesi için kapı önüne barikat kurdular fakat bu kez de pencerelerden atılan binlerce taşın kurbanı oldular.
Polis, olay yerinde bulunmasına rağmen kalabalığa müdahale etmeyerek otelin içinde bulunan insanların katliama uğramasına an an ‘seyirci’ kaldı.
KKB Savaşçısı Avaşîn Ateş: LGBTİ+ları saflarımıza katılmaya çağırıyoruz!
Onur ayı vesilesiyle Rojava’dan KKB’li savaşçı Avaşîn Ateş’le LGBTİ+lara yönelik saldırıları, emperyalist politikaları, devrimci ve komünistlerin LGBTİ+lara bakışına dair konuştuk.
– Merhaba, öncelikle seni tanıyalım. Bize kendinden bahseder misin?
Zilan ( Nubar OZANYAN )
Özgürlüğe dair yapılan ve söylenen her şeyin tarihin bir parçası olduğu zorlu bir süreçten geçiyoruz. Her özgürlük savaşçısının yaşamı ve savaşımı, tarihin önemli bir parçasıdır. Heval Zilan, 30 Haziran 1996 tarihinde Dersim'de soykırımcı-Kemalist devlet güçlerine yönelik fedai eylemi ile tarih yazdı. Özgürlüğe ve ideallerine son derece tutkun, yaşama ve halkına sevdalı bir militanın nasıl tarihsel bir rol oynayabileceğini öğretti bizlere.
ANALİZ | KDP’NİN TC AŞKI!
TC devletinin Irak Kürdistanı'na yönelik işgal amaçlı saldırıları devam ediyor. TC zaten Hewler ve Musul'la ilgili hayallerini sürekli tekrarlıyor.
TC devleti, Irak Kürdistanı’na yönelik saldırılarının sonuncusunu 23 Nisan 2021’de başlattı. TC ordusunun, 23 Nisan’da Irak Kürdistan Yönetim Bölgesi (IKYB) toprakları içerisinde yer alan Metina, Zap ve Avaşin-Basyan’da gerillaya karşı Pençe-Şimşek, Pençe-Yıldırım isimleriyle kara ve hava harekatını başlattığını bizzat Savunma Bakanı basına yaptığı açıklamayla duyurdu.