Alman İşçi Sınıfı Irkçılığa Geçit Vermeyecektir
Bir kere daha yazmalıyım. 25 Eylül 2017 Almanya Genel Seçimleri sonuçları üzerine yazdığım yazıda, “Almanya’da artık her şey farklı olacaktır” demiştim. Bu değerlendirme; Federal Alman Parlementosu’na 94 millet vekili sokan ırkçı-faşist AfD’nin (Almanya İçin Alternatif) seçim “zaferi” üzerine yapılmıştı. Ve son gelişmeler, işçi sınıfı ve emekçilerin sokaklarda olması, buna karşı Alman tekelci burjuva hükümetinin gerici yasaları sürekli gündeme getirmesi bu görüşümü doğrulamıştır.
Aynı zamanda, kapitalizmin bir krizden çıkıp yeniden bir krizin içine doğru yuvarlanması, emperyalistler arası çelişmenin keskinleşmesi, bunun yeni bir emperyalist savaş tehlikesini kapıya dayandırması ile doğrudan bağları olduğundan hareketle böyle bir değerlendirme yapılmıştı.
Alman emperyalist burjuvazisi, AfD’yi bilerek büyüttü ve izlediği politikalar, ırkçılığı ve faşist hareketleri koruma ve kollama yönünde oldu ve olmaktadır. Bu, Irkçı-faşist kesimleri Chemnitz provasıyla daha da belirginleşti. Alman BND (Federal İstihbarat Servisi) şefinin AfD ile ilişkilerinin açığa çıkması bu durumu daha da netleştirdi.
Burjuvazi, her zaman faşist odakları ayakta tutar. Yeri gelince, işçi sınıfı hareketine karşı ortalığa salar yeri gelince de bu tür hareketleri geri çeker.Ama, her halükarda sınıflar arası mücadelenin bir gereği olarak tekelci burjuvazinin çıkarları için elinde tutar.
Son zamanlarda gelişen ırkçılığa karşı, Alman işçi sınıfı ve emekçilerin hareketlenmesi ve sokaklarda artık görünür olması, bujuvazinin gericiliği büyütmesine karşı net bir tavır olarak ortaya çıktı.
Son iki aydır gösterisiz geçen şehir yok gibidir. Hemen hemen bütün şehirlerde, abartmasız haftanın bir kaç günü büyük kitlesel gösterilere sahne olmaktadır. İşçiler ve emekçiler, ırkçılığa, gericileşmenin büyük bir adımı olan yeni polis yasasına ve doğanın tahrip edilmesine karşı tepkilerini sokaklara dökülerek dile getirmektedir. İlerici kitle gösterilerin en çok olduğu eyaletlerin başında Bayern gelmektedir.
Özellikle geçtiğimiz Cumartesi (13 Ekim 2018) günü Berlin (yaklaşık 240 bin kişi) ve Frankfurt’da (yaklaşık 10 bin kişi), ırkçılığa, gericileşmeye (temel haklara yönelik saldırılara) karşı yapılan gösteriler, kitlelerin sessiz kalmadığını ve kalmayacağını ortaya koyan toplumsal göstergelerdir.
13 Ekim Berlin yürüyüşü
Elbette burjuvazi, bu gelişmeler karşısında, komünistlerin güçlenmesinden oldukça korkmaktadır. Bu nedenle de MLPD (Almanya Marksist-Leninist Partisi) karşı baskılarını artırmaktadır. MLPD yasal bir parti olmasına karşın, devlet, bütün bürokratik araçlarını kullanarak, partiyi kriminalize etmeye çalışıyor. Kültür salonlarını kapatıyor, partinin üyelerini izliyor, banka kontolarını kapatıyor. MLPD’ye maddi bağış yapanları tehdit etme yoluna gidiyor. Bunun yanında diğer demokratik ve reformist kesimleri MLPD’den dıştalamaya özel bir önem veriyor.
Oysa AfD’ye devlet kasasından 400 milyon Avro verilebiliyor. Yani, faşizm devlet eliyle büyütülürken, işçi sınıfının sınıf bilinçli partisini kriminalize etme çalışmaları yapılıyor.
Bunun için SPD ve Grüne (yeşiller) gibi partilerin gençlik örgütlerini kullanma yoluna gidiyor. Bu partiler, elbette burjuvazinin partileri olmasına karşın, reformist söylemlerle kitleleri etkileme yolunu seçiyorlar. SPD iktidar ortağı olmasına karşın, işçi ve emekçilerin ağır sömürü koşulları altında yaşamasının ve ırkçılığın gelişmesinin sorumlularından birinin de kendisi değil gibi bir mesaj vermeye çalışsa da, işçiler bu partiyi terk ediyor. Bu nedenle de oyları her geçen gün eriyor.
14.10.2018 tarihinde (dün) yapılan Bayern eyalet seçimleri bunu net olarak gösterdi.
Ve bu seçim, bir şeyi daha gösterdi: Göçmen karşıtı ırkçı-yabancı düşmanı söylemleri ile AfD ile yarışan ve Yeni Polis Yasası’nı parlamentosundan geçiren CSU (Hristiyan Sosyal Birlik)’un ilk defa çoğunluğu kaybetmesi; kitlelerin, ırkçı-yabancı düşmanı ve genel demokratik haklara yönelik kısıtlamalara karşı verilen net cevabının bir sonucudur. Dün, CSU, tarihinin en kötü oy oranını almıştır. SPD ise bu eyalette %50 oranında oy kaybetmiştir.
Kitlelerin, AfD’den çok farklı politika izlemeyen CSU’yu terk etmesi, Almanya için ırkçı politikaların alternatif olamayacağının tepkisi ve göstergesi olmuştur.
Burjuvazinin Komünistleri Dıştalama Çabaları
Kitle hareketlerinin geliştiği bir süreçte, anti-komünist propagandaya özel bir ağırlık veriliyor. Küçük burjuva kökenli reformist ve devrimci örgüt ve anti-faşist anarşist gruplar, Die Linke (Sol Parti), Yeşiller ve SPD vasıtasıyla MLPD’ye karşı örgütlenmeye çalışılıyor.
Anti-faşist, ırkçılığa, yabancı düşmanlığına, temel demokratik hakların gasp edilmesine karşı mücadelede ve çevrenin tahrip edilmesine karşı müttefikleri olan ve olabilecek ilerici grupları MLPD’den uzaklaştırmak için yoğun bir çaba harcıyorlar. MLPD ise, bu anti-komünist propaganda ve yalnızlaştırma politikasına karşı, Enternasyonal Birlik (İnternasyonalistischen Bündnis) platformuyla karşılık veriyor.
Bu platformun içinde Almanya’da yaşayan bütün ilerici göçmen örgütleri yer almaktadır. Alman devletini, MLPD ve onun önderliğinde oluşan Enternasyonal Birlik tedirgin etmektedir. Büyük burjuva partilerinin anti-komünist propagandalarından etkilenen küçük burjuva örgütlenmeler, ortak yürüyüş ve eylemliklerde MLPD’nin kendi “bayrağı ile yürümesini” istemiyorlar. Proletaryanın dalgalanan kızıl bayrağı, büyük burjuvaziyi korkuttuğu gibi küçük burjuvaziyi de korkutuyor. Küçük burjuvazi ve reformistler, 1929 yılında KPD (Alman Komünist Partisi) karşı yaptıklarını bir kere daha tekrarlıyor. O dönemde de Nazizimin iktidara gelmesinin yolları böyle döşenmişti.
Kitle hareketlerinin geliştiği ve gelişmeye yüz tuttuğu bir süreçte, komünistlerin alternatif olmaması için “ayağa kalk” (Aufstehen) gibi reformist söylemli kapitalizmin koruyucu meleklerini harekete geçirmesini de biliyor. Burjuvazi işçi sınıfı hareketini ve emekçi kesimleri bölmek için çeşitli yolları ve yöntemleri devreye sokmaktan geri durmuyor. İşçi sınıfının gelişen hareketine karşı toplumu kutuplaştırıcı politikaları “yeni”ymiş gibi ileri sürüyor.
Kendine “anti-fa” diyen anarşist ve diğer kimi küçük burjuva örgütler, işçi sınıfının öz örgütü ile birlikte olma yerine, “anti-kapitalizm” adı altında kapitalizmin has koruyucu melekleri Yeşiller ve SPD (Alman tekelci burjuvazisinin temsilcileri) ile birlikte olmaktan ve birlikte yürümekten bir sakınca görmüyorlar. Eylemde birlik ajitasyon ve propaganda da serbestlik ilkesini, sınıf uzlaşmacılığı uğruna terk ediyorlar.
MLPD’nin faşist-ırkçı İsrail devletine karşı Filistin halkının yanında olmasını, “anti-semitzm” şeklinde manipüle eden burjuvazinin yanında saf tutarak, İsrail Devleti’nin ırkçı politikalarını ve katlimalarını savunduklarını kitlelerden gizleme yolunu gidiyorlar.
Sınıf mücadelesinin gelişmesi, burjuvazinin hedefine öncelikle komünistleri koyması, onun sınıfsal karakteri gereğidir.
Bütün ilerici göçmen örgütleri komünistlerin safında ve onlarla eylem birliklerini öncelik vererek; Alman burjuvazisinin işçi sınıfı hareketini faşist ve ırkçı partilerin peşine takma politikasına ve uygulamalarına karşı mücadele etmelidirler. İşçi ve emekçilerin çıkarı komünistlerin saflarında örgütlenerek mücadeleyi büyütmekten geçmektedir. İşçi sınıf enternasyonalizmi budur ve bu tarihsel bir sorumluluktur.
Yusuf Köse
Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.
http://yusuf-kose.blogspot.com/
Son Haberler
Baba ben geldim! (Nubar Ozanyan)
Ben Yerevan’da doğdum. Binlerce yıldır üzerinde yaşadığım gül ve ilim kokan topraklarım, bir eylül sabahında kana ve talana doymayan varlıklar tarafından “vatan” adına işgal edildi.
Ermeni kokan topraklarım, barbarlığıyla övünenler tarafından talan edildi. Buğdayımızı çalıp kayısı ağaçlarımızı yaktılar. Babam, bir sabah vakti alnımdan öperek cepheye gitti. Ve bir daha dönmedi. Sabır ve dirençle bekledim. Sonunda babamın yıldızların yoldaşı olmak için gökyüzüne uzandığını öğrendim.
Metal ve Elektro Endüstri İş Kollarında Toplu Sözleşme Dönemi! (İsmail S.)
Metal ve Elektro Endüstri iş kollarında toplu sözleşmeler dönemindeyiz. Bu iş kollarındaki toplu sözleşmelerin iki modeli var. Bunlardan birincisi; işverenleri temsilen Südwestmetall ve isçileri temsilen Metal ve Elektro iş kolunda IGM sendikası arasında yapılmakta. İkincisi ise; Ev Toplu Sözleşmesi (Almancası Haustarifvertrag). Örnek olarak VW, Stahl gibi büyük işletmelerde sendika ile işveren arasında yapılan toplu sözleşme, sadece o iş yerini bağlamaktadır. Almanya’da ilk toplu sözleşme 1873 yılında Matbaa iş dalında yapılmıştır.
Gin gyank azadutyun* (Nubar Ozanyan)
Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğine girerken 8 Mart’ın kadın özgürlük mücadelesi açısından her yönüyle ve her anlamıyla mücadele, direniş ve kararlılık yılı olması için mücadele etmek onurlu ve vicdan sahibi her insanın temel amaçlarından olmalıdır. Çünkü kadın, başlangıçların anasıdır. Evrenin güneşi, kimsesizlerin gecesi, şafağın başlangıcıdır. Yarının hayalidir.
Devrimin İşçisi Dursun Çaktı Yoldaş’a...
Ölümün yaşamın yoldaşı olduğunu bilmeme rağmen, yoldaşlarımızın ölümlerinin arkasından kalem oynatmak, söz etmek bana hep ağır gelmiştir. Düşmanla savaşarak ya da ağır hastalıklar nedeniyle erkenden yitirdiğimiz, toprağa verdiğimiz onlarca yoldaşın arkasından çok bildiri yazdım. Ama yoldaşları anlatmak bana hep zor gelmiştir. Dursun yoldaş’ta onlardan biridir.
TKP-ML KKB’li Savaşçılarla Söyleşi: “Erkek Egemen Faşist TC Devleti ve Onun Çetelerine Öldürücü Darbeyi Vuracağız!”
– Kadınların ve LGBTİ+ların kazanılmış haklarının gaspedilmeye çalışıldığı bir süreçten geçiyoruz. Aynı zamanda kadın ve LGBTİ+ hareketlerinin kitlesel eylemlere imza attığı bir dönem. Genelde dünyadaki özelde Türkiye’deki bu gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun!
Kadınlar ve İşçiler
Kadınlar neden, niçin ve nasıl eziliyor, neden cinsiyet ayrımcılığın en temel ve en tepe noktasında yer alıyor, neden öldürülüyor neden erkek baskısı kadın üzerinde şiddetleniyor vb. soruların yanıtı ile; işçiler neden, niçin ve nasıl sömürülüyorsa verilecek yanıtlar aynı yerde arandığında, kadının kurtuluşu sorununa, daha genel anlamda ise işçi sınıfı ve emekçilerin kurtuluş sorununa daha doğru yaklaşılmış olacaktır.
Dursun Abeme! (Vedat)
Böylesi durumlarda söylenenler genelde klasik ve belli kalıplar içerisinde kalıyor. Oysaki sıra dışı olanlarımızın sıra dışı anlatılması gerektiğine inanıyorum.
Sevgili DURSUN ABE, ben aynen abe demeyi tercih ediyorum çünkü yazılımı güzel olsun diye e yerine i koymayı doğru bulmuyorum. O bizim DURSUN ABE’mizdi.
“SIRA DIŞI BULUYORUM”
Devrimin Emektarı Dursun Çaktı Anısına!
Kimimiz 45, kimimiz 40, kimimiz 30 senedir seninle bilfiil mücadele içerisinden geliyoruz.
Yaralı Hayastan (Nubar OZANYAN )
Hayastan’da Karabağ işgalinden bu yana sular durulmuyor. Ermenistan ile Rusya arasındaki “İskender Füzeleri” krizinin ardından Ermenistan ordusu, Paşinyan’ın istifasını talep eden bir bildiri yayımladı. Başbakan Paşinyan, füzelerin kullanılamaz durumda olduğunu ima edince Putin yönetiminden sert tepki geldi. Paşinyan’ın özür dilemesi gerektiği söylendi. Ve hemen ardından her iki tarafın taraftarları sokağa döküldü.
Partizan’ımızı uğurluyoruz – Hüseyin Şenol
Yarın Partizan,ımızı sonzuzluğa uğurlayacağız. Ama Dursun Çaktı yoldaşımız her zaman mücadelemizde yaşamaya devam edecek. Her zaman anacak, O’nu sürekli yazacağız, gelecek kuşaklara anlatacağız…
Acımız büyük, çok üzgünüz. Geçtiğimiz Perşembe günü, 25 Şubat’ta, daha 64 yaşında kaybettiğimiz Dursun Çaktı’yı, Partizan’ımızı yarın sonsuzluğa uğurluyoruz.
Çok erken oldu be Dursun Yoldaşım.
Faşizme Karşı Birlik
Bugün, Türkiye’de faşist diktatörlük hüküm sürdüğünü ya da zorba bir diktatörlük olduğunu en liberalinden (örneğin Hasan Cemal ve benzerleri) en radikal sol kesimlere kadar kabul ediliyor. Yani, ortada bir asgari normlarda da olsa bir burjuva demokrasisi olmadığını, iktidar ve ortakları dışında kalan bütün muhalif kesimler kabul ediyor. Burjuva muhalefet bile “tek adam diktatörlüğü” diyebiliyor.
Faşizme karşı mücadelede, özellikle demokrat, devrimci ve komünist kesimlerin en asgari müştereklerede birliğini önceler.