Perşembe Ekim 29, 2026

“ALACAKARANLIK KUŞAĞI”NIN OZANI AHMET ERHAN[*]

“Ateşe dokunmaktır şiir,”[2] der Asım Öztürk.

Alper Hasanoğlu da, “Şiir insan ruhunun derinliklerine nüfuz eder,” derken; ekler Sennur Sezer: “Şiir her derde devadır…”

“İyi de nasıl bir şiir” mi? Mesele şiirin “ne”yliğinde. Fazıl Hüsnü Dağlarca fısıldıyor: “Kişi hem bir saat gibi içinde bulunduğu süreç’i yazmalıdır, hem de bir pusula gibi varılması gereken yönü göstermelidir.” Gülten Akın ise: “Dünyaya bakmadan, sadece kendi kafası içinde olanlarla şiir yazmak benim pek aklımın alacağı bir şey değil. Oysa içinde biçem olan, yani hem biçimin hem özün bir arada, dengeli olabildikleri şiirlere gereksinimimiz var…”

Orhan Veli sorar: “İnsan toplum içinde yaşamasaydı yalnızlık duygusu diye bir duygunun var olduğunu bilebilir miydi?”. Bir arada olmaya tahammül edemeyeceğimiz bireyler hiç mi olmadı? J. P. Sartre’ın dediği gibi “Bize cehennem olan başkaları”. Şiirin şairi için de okuru için de bir ‘içe dönüş’ anahtarı olduğu varsayılırsa: İnsanın kuytusunu dolduran onlarca şey var yaşamda ve bunlar ilk bakıda şiirle ilintisiz dursalar da şiirin ta kendisi ya da astarı olabilirler. Şiir, nefes alma alanı açabilecektir size…

İnsan dilinin tutsağıdır. Dili kadar düşünür, dili kadar yazar ve yaratır. Octavio Paz “Şiirsel yaratı öncelikle dile karşı bir öfkedir. İlk iş sözcüklerin kökünü sökmektir” derken, bu bozgunu vurgular.

Mutlaka güzellik ideolojik bir kavramdır. Gramsci’nin “biçim içeriktir” saptaması önemsenmeli. Ahmet Oktay’ın bir şiir ya da sanat eserinin kalıcılığı konusunda sarf ettiği; “o eserin güzel olması değil yapısıdır bunu belirleyen” söyleminin de algılanması gerekli…

Şiir dilin kendiliğinden işlevsel yapısını yıkar, ancak sözlüksel temellerini bırakır geride. Sözcük içi boşalmış bağıntılar çizgisi üzerinde patlar. Bachelard ise “Şairlerin bize sunduğu hayaller karşısında -tek başımıza asla tahayyül edemeyeceğimiz hayaller karşısında- hayranlığın yol açtığı toyluk olağandır” der. Ancak şiir okuru, böyle bir hayranlığı edilgence yaşamakla yaratıcı hayal gücüne yeterince derinlemesine katılamaz. Hayal fenomenolojisi yaratıcı hayal gücüne katılımı etkinleştirmemizi bekler. Ampirik bir betimleme nesneye köle olmayı getirecek, özneyi edilgenlik içinde tutmak için bir yasa oluşturacaktır. Şairin ruhu, her tür hakiki şiirin bilince yönelik açılımını, poetik hayal gücünün yönelmişliğiyle bulur.

Eagleton “Bir şiir, sözel açıdan yaratıcı, satırların nerede biteceğine yayıncı veya kelime işlemcinin değil yazarın karar verdiği, kurmaca bir ahlâkî ifadedir” der. Şiir öncelikle uyak, ölçü, ritm, imgelem, söyleyiş veya sembolizm ve benzeri şeylerin hiçbirine başvurmaz. Bunları kullanmayan şiirler olduğu gibi, kullanan düzyazılar vardır. Eagleton “ahlâkî ifadenin” açılımını şöyle yapar: “Şiir insani değerler, anlamlar ve amaçlarla ilgilenir.” Malzemeleri ne kadar özel olursa olsun bir şiir yazma ediminin kendisi, kendisine verilecek tepkinin kısmi toplumsallığından ötürü ahlâkîdir de denebilir.[3]

Sonra da Haydar Ergülen, “Şiir, oyun kurucudur”; Mehmet Akif Tutumlu, “Şair dünyaya dil içinden bakar”; Özgen Seçkin, “Şair ve şiir insanlığın, doğanın yanılan, acıyan, yanan, kanayan ama doğru olanı da yazan vicdanıdır,”[4] derler.

Bunların tümü doğrudur; Federico Fellini’nin, “Para ve şiir her yerde. Eksik olan şairler,” diye betimlediği bir şairsizlik döneminde…

* * * * *

Evet bir şairsizlik döneminden geçmekle kalmıyor; aynı zamanda da en has şairler(imiz)i yitiriyoruz…

Onur Caymaz, “Ölü mü denir şimdi onlara, derdi Cansever! Denmez; hem deli misiniz, Ahmet Erhan ölür mü? Nar gibi adamdı o. Yüreğini kalkan bilip sokaklara çıkanların şairi,” notunu düşse de Ahmet Erhan geçenlerde 55 yaşında hayata veda etti. Kuşağının önemli isimlerinden olan Erhan, ilk kitabı “Alacakaranlıktaki Ülke”yle 22 yaşında Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü kazanmıştı. Söylemini, imgelerini, izleklerini yaşamın kendisi kadar çeşitlendirebilen bir şairdi. Şiiri o yüzden devingendir: Zamana, duyarlılığa, sevgiye, acılara yürür...

İstiklal Caddesi’nde, yavru kedilere biberonla süt verdiği rivayet olunur. Onu en iyi Orhan Alkaya’nın şu sözleri özetledi sanırım: “Bizim kuşağın ilk yıldızıydı. Şiiri tamamen kendisi gibiydi. Bu dünya için fazla iyi bir insandı. Fazla iyi olduğu için de şiirini büyütmek istemedi.”

Edebiyatı öğrenimi gören Erhan, uzun yıllar Türkçe öğretmenliği yaptı. Erhan’ın şiirleri birçok sanatçının parçalarında da yer aldı. “Bugün de ölmedim anne” şiirini Ahmet Kaya seslendirmişti; “Yüreğimi bir kalkan bilip sokaklara çıktım/ Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum/ Sıkıldım, dertlendim/Sevgilimle buluştum/ Bu gün de ölmedim anne. Kapalıydı kapılar, perdeler örtük/ Silah sesleri uzakta boğuk boğuk/ Bir yüzüm ayrılığa, bir yüzüm hayata dönük/ Bu gün de ölmedim anne... Bana böylesi garip duygular/ Bilmem niye gelir, nereye gider?/ Döndüm işte; acı, yüreğimden beynime sızar/ Bu gün de ölmedim anne.”[5]

Adnan Özer’in, “Hepimizin şairiydi,” diye betimlediği O; artık aramızda değil; bilinç ve inanç kanunları açısındansa hâlâ burada, aramızda.

Bir insan yaşamını yitirdiğinde, konuşulan şey aslında yalnızca ölüm oluyor. Herkes durmadan çoğaltıyor ölümü; anılara yaslanan, yaşama kapalı bir dil kuruluyor ister istemez. Çünkü hayat bize durmadan, gizli, karamsar bir yenilgi duygusu aşılıyor. Bir ölüm, binlerce ölüm oluyor böylece. Elbette bir acıyı sonuna dek duyumsama hakkı saklı herkesin; ailelerin, anaların, baların, eşlerin… Ancak geri kalanlar, yiteni bir kez daha öldürme hakkına sahip değiller; yaşama, aramıza ısrarla çağırmalılar yiteni. Yiten bir ozansa, hele ki

Ahmet Erhan’sa ısrarla böyle olmalı bu… Çünkü ölümün, ölümün yarattığı boşluğun, ele geçiremeyeceği bir şeyler olmalı / kalmalı insanda... Hayat, teslim edilmemeli yokluğa…

Ahmet Erhan şiirini de bu noktadan okumak gerekiyor. Erhan’ın sözcüklerindeki kırgınlık/ karanlık insanı arayan insanın karanlığı ve kırgınlığı. Belki de bu yüzden karanlığın/ kırgınlığın uçsuz bucaksız alanında insan ayağa kalkıyor, yeniden tarih ve ülke içre bir yer buluyor kendine.[6]

* * * * *

Türkiye şiirinin “Alacakaranlık Kuşağı”nı temsil eden Ahmet Erhan, 8 Şubat 1958’de Ankara’da dünyaya geldi. Çocukluğu Mersin ve Adana’da geçti. Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün ardından edebiyat öğretmenliği yapmaya başladı. Hayatının büyük bir bölümünü Ankara’da geçiren şair, 2001 yılında İstanbul’a yerleşti. Adana Demirspor Genç Takımı’nda futbol oynadı. O yıllarda geçirdiği ağır sakatlık döneminde şiir yazmaya başladı. 1976’da Militan dergisinde topluca yayımlanan şiirleriyle dikkat çekti.

1981 yılında yayımladığı ‘Alacakaranlıktaki Ülke’ isimli kitabı ‘Behçet Necatigil Ödülü’ne değer bulundu. Cahit Külebi, 1982 tarihli bir söyleşisinde kendisi için ‘şaşırtıcı bir olgu’ tabirini kullanmıştı.

‘Yaşamın Ufuk Çizgisi’, ‘Akdeniz Lirikleri’, ‘Kuş Kanadı Kalem Olsa’, ‘Ölüm Nedeni Bilinmiyor’, ‘Deniz Unutma Adını’, ‘Öteki Şiirler’, ‘Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi’, ‘Köpek Yılları’, ‘Resimli ‘Ahmetler’ Tarihi’, ‘Ankara-İstanbul Karatreni’, ‘Bugün de Ölmedim Anne’, ‘Ne Balık Ne de Kuş’ ‘Kaybolmuş Bir Köpek İlanı’ (Yunus Nadi Şiir Ödülü’ne değer bulundu), ‘Şehirde Bir Yılkı Atı’ (TTB Behçet Aysan Şiir Ödülü), ‘Buz Üstünde Yürür Gibi’, ‘Sahibinden Satılık’, ‘Anne Bu Şiiri Senin İçin Yazdım’ adlı şiir kitapları vardır. ‘Kara Köpekli Adam’ adlı bir romanı bulunmaktaydı.

‘Bugün de Ölmedim Anne’ (Ahmet Kaya) ve ‘Oğul’un (Teoman) da aralarında bulunduğu birçok şiiri bestelenmişti.

* * * * *

Ahmet Erhan 70’li yılların son şairiydi. 78 Kuşağı’nın devrimci delikanlılarındandı.

Eserleriyle 78 kuşağı şairlerinden sayılan Erhan, devrimci, ama genellikle ölüm temalı, “karanlık” şiirler yazdı. Kuşağının geleceğe ilişkin umudu onun şiirlerinde belki fazla yer edinmedi ancak o, çağının acılarını, kişisel ve toplumsal boyutlarıyla, kendini de katarak anlattı.

Denilebilir ki, o günlerde, artık alışılan, neredeyse birer sayıya dönüşen ölümlere, arabesk bir hâlle değil, “insan” olarak acı duydu ve şiirlerine de bu acı yansıdı. Ancak 12 Eylül darbesi sonrasında yazdığı şiirlerinde bile “ölenlerle birlikte ölmeyi göze alan” tavrı değişmedi.

O heyecan, coşku, korku ve ölüm günlerinde devrim umuduyla sokaklara koşan gençlerin şiirini yazmıştı. “Yüreğimi bir kalkan bilip sokaklara çıktım/ Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum/ Sıkıldım, dertlendim, sevgilimle buluştum/ Bugün de ölmedim anne” demiş, dizeleri ezberlenen bir şair olmuştu.

İlk şiir kitabı “Alacakaranlıktaki Ülke” (1981) adıyla da, içindeki şiirlerle de o yıllarda içinde bulunduğumuz ruh hâlini anlatır. Binlerce ölü, on binlerce tutuklu, işkencede kaybolanlar, sürgünler...

Karanlıktaydık. O günleri dizelerinde en iyi yansıtan şairlerdendi Ahmet Erhan. Toplumcuydu. Kendine has bir şiiri vardı. “Onun şiirinde hem 70’li yılların heyecanlarını, ataklığını, çoğulculuğunu bulursunuz, hem de 80’li yılların değişen dünya içinde kendini, kimliğini sorgulayan, arayan bireyini. Kendine özgü sesi, kimliği, imge yapısı, edası olan şairlerimizdendir Ahmet Erhan diye yazmışım,” diyordu Metin Celâl, “Buz Üstünde Yürür Gibi” adlı seçme şiirleri için (2006).

Ve devam ediyor: “Alacakaranlıktaki Ülke” ile Behçet Necatigil Ödülü’nü kazandığında 23 yaşındaydı. Seksenli yıllardan başlayarak ödüllerle, yeniden basımlarla taçlanan verimli bir şiir üretimi vardır. Şiirini iki ana izlekte geliştirdi. Bir yandan sözünü ettiğim toplumcu anlayışı kendi kimliği ile yoğurup şiirler yazarken diğer yandan “Akdeniz”i konu alan şiirler yazdı. Akdenizliliğin bir yaşam biçimi olduğu bilinciyle doğayla insanın buluşmasından yaratılacak bir yaşam sevincini, hayata bağlılığı şiirleştirdi. Mersin’i onun güzel şiirleriyle bildik hep.

İstanbul’a gelişi mi şiirinde değişim yarattı yoksa şiirindeki değişimle mi Ankara ona yetmez oldu? Galiba ikisi birden… Beat Kuşağı’nın tavrına yakın, hayatı her alanında sorgulayan, bireysel olarak direnmeye, başkaldırmaya çağıran ironik bir söylemle yazdı son dönem şiirlerini. “Beni yetiştiren, beni edebiyata yönlendiren babam alkolden ölmeden önce içkiden nefret ederdim. 17 yaşındaydım ve onun ölümü her şeyi tersine çevirdi. Öldüğünde alkolik bayrağını aldığım gibi meyhaneye koştum,” diyordu Teoman’la söyleşisinde.[7]

Şiiri sevdiği kadar alkole sarıldı. Tüm sağlık sorunlarının altında alkolle aşırı dostluğu vardı. Evini, işini, sevdiği kentini bırakıp İstanbul’a taşındı. Yeni bir hayat için... Çok kalamadı İstanbul’da. Silivri ona kucak açtı. Hastaneye yatışları rutinleşmişti. Sık sık hastaneye yatıyor, tedavi oluyor, “Artık içmek yok” diye çıkıyor, sözünü tutamıyor yine içkiye başlıyordu. “İnsan yaşayarak da intihar eder” diyordu her hareketiyle. Sonunda önce sesini alacak, sonra bedenini saracak pis bir kanser geldi buldu onu.[8]

* * * * *

Eşi Hacer Erhan’ın, “Onu Sivas katliamı tüketti”; Ahmet Telli, “Bu dünyaya dahil değil, müdahildi”; Adnan Azar’ın, “Kendi şiiri gibi duran, kendi şiiri gibi giden... Hiç gibi olmayan biriydi,” notunu düştükleri O; yani “Acısının peşinde gezen şair” Ahmet Erhan, toplumcu şiir geleneğinin etkili isimlerinden biriydi.

“İntihar diye bir şey/ Yok bu dünyada./ Ölümle biten bir intihar yok./ Asıl intihar/ Gün gün yaşamakta,” diye haykıran Onun “Kuşağım Acılı Kuşağım”daki dizeleri yaşamının özetidir sanki: “Acılarla sevinçleri böyle yoğun yaşamak kimselere nasip olmadı…”

3 Ağustos 2013 gecesi bizi terk edip giden O; “Anla, tek yasal sloganın şu olduğunu: Tek yol ölüm!” diye söz ederdi ölümden…

80 sonrasının en önemli şairlerindendi; “acının şairi”ydi; 55 yaşında kansere yenik düştü; nihayet Turgut Uyar’ın doğum gününde, çok sevdiği dostu Behçet Aysan’la buluştu.

Ardından C. Hakkı Zariç, “Her şeyi din olarak yaşayan dinsiz dincilerin, tanımsız öfkelerin ve ‘durmaksızın uluyan acı’nın devrinde yaşıyoruz, ey ‘Acının Son Şairi’, çığlıklarla gitmek kalır sana, dünyadan,” deyişiyle uğurlamıştı Onu. Haklıydı…

* * * * *

“Çiçekçi bana bir gül ver/ Sevgilime değil, bir ölü için/ Çiçekçi bana bir gül ver/ İçine gözyaşlarımı sığdırabileyim,” dizeleriyle ‘Ağıt’ında; veya “Işık karanlıktır nice/ Ayırabilirsen ayır elin erdiğince/ Ben bildiğimi söylerim/ Şair olmak zarar ömüre...” mısralarıyla ‘Şair Olmak Zarar Ömüre’sinde muradını gayet açık ifade eden O; “Şiiri eskimeyen ve eskimeyecek olan şairlerdendi. Kişiliğinin, bungunluğunun, tedirginliğinin, yalnızlığın, dünyaya yabancılaşmanın bir radyografisiydi şiiri. Kendini şiirde bunca başarılı dile getiren, mızıklanmadan, teslim olmadan, kırılgan bir dirençle ve tüm samimiyetiyle yaşadı,” Doğan Hızlan ifadesiyle…

“... ‘anla, tek yasal sloganın şu olduğunu:/tek yol ölüm!’ diyen bir insandan bahsedeceğim. Ölümün ve yalnızlığın ne denli basit ama öte yandan da ne kadar içimizde olduğunu gösteren şiirlerin sahibi. Tıpkı bu dediklerimi nasihat eden bir baba şevkatiyle. Sıcacık bir üslup, umut dolu bir umutsuzluk. Aslında tıpkı onun da dediği gibi, ‘Umut yok, ama bu umutsuzluk demek de değil’ mantığında bir insan o…

Acıyı, özlemi, yalnızlığını ve yılgınlığı, eşi benzeri az görülür bir umutla sağladı. ‘Kan’ şiirinde bu dediğimi şöyle izah ediyor şair:

‘ölüm günleridir şimdi/ ölüme doğar çocuklar/ ey soruların gelini, soruların gelini/ nereye yürüsek duvar/ nereye baksak çöl/ anlatsam sana bir şeyleri/ ağlar hep ağlar bir mor/ bulamayarak bir türlü çiçeğini/

sevda epeydir sevgiyi söylemektir sanılıyor/ satranç tahtalarında sevişiliyor/ güldürerek geometriyi/

sevgilim, sevgilim/ sözünü kanla kestim...”[9]

* * * * *

Toparlarsak nihayetinde O; “Acının son şairi: acısının peşinde gezen şair. Hangisinin ne zaman şiir olduğu artık bilinmiyor. Ahmet’in şiiri mi daha acılaştırıyor dünyayı yoksa Ahmet Erhan acıyı yazmak için mi bu dünyaya gelmiş, belki de Nilgün Marmara’nın ‘onun bedeni bir tımarhane’ dizesi gibi, Ahmet Erhan için de bu dünya büyük bir ‘hastane’dir: müebbet hastane. Bir ceza gibi. Şifası da şiir olan zehri de. ‘kendime dünyada bir acı kök tadı buldum’ demek gibi. Belki de şair, Ahmet’in şehirde bir yılkı atı kitabıyla adlandırdığı gibi, atların doğada yılkıya, yani ölüme bırakaldığı gibi, dünyada yılkıya bırakılmış bir uyumsuzdur, bir ötelidir, bir umutsuz, ve kabilenin hayırsız oğludur. Bunun bilinci şaire acıyla kazılı, şiirine acıyla yazılıdır baştan beri,” Haydar Ergülen’in özetlediği üzere…

 

28 Kasım 2013 13:05:17, Ankara.

 

N O T L A R

[*] Newroz, Yıl:8, No:253, 27 Haziran 2014…

[1] Eray Canberk.

[2] Asım Öztürk, “Ateşe Dokunmaktır Şiir”, İnsancıl, Yıl:23, No:277, Ağustos 2013, s.42-43.

[3] Ogün Kaymak, “Güncel Bir Olasılık Olarak: Şiir”, Birgün Kitap, No:135, 15 Kasım-28 Kasım 2013, s.10.

[4] Özgen Seçkin, Kendilik Sürecinde Şair/ Şiir/ Vicdan, Doruk Yay., 2013, s.121.

[5] A. Hicri İzgören, “Yetim Kaldı Şiirler”, Gündem, 22 Ağustos 2013, s.15.

[6] Onur Akyıl, “Dağınık ve Yalnız Bir Ahmet Erhan Yazısı”, Birgün Pazar, No:335, 11 Ağustos 2013, s.11.

[7] Radikal, 31 Mayıs 2007.

[8] Metin Celâl, “Ahmet Erhan”, Cumhuriyet, 7 Ağustos 2013, s.17.

[9] Burak Abatay, “Ahmet Erhan’ın Ardından... Anne Ben Geldim, Oğlun, Hayırsızın…”, Birgün, 6 Ağustos 2013, s.13.

 

99485

Temel Demirer

Hakkında

Objektifiz ama tarafsız değiliz. Tarafsız olmak korkaklıktır. Çünkü insan doğru ve yanlış arasında tarafsız olamaz.BiyografiKendimden söz etmenin pek anlamlı ve “şık” olmadığına inanan biri olarak çok düşündüm...
Ne yazacağımı kestiremedim...
Ve nihayet şunları diyebilmenin en doğrusu olduğuna karar kıldım...
“İnsana ait hiçbir şey bana yabancı değil,” diyen(lerden);
dünyaya aşağıdan bakan(lardan);
kendi kuşağımla müthiş bir serüveni yaşayan(lardan);
yaşadıklarımdan asla pişman olmayan(lardan);
ve hatta yaşadıklarımı yaşamış olmayı bir onur ve şans addeden(lerden);
John Maxwell’in, “İnsanlar, onları ne kadar umursadığımızı bilmedikçe, ne kadar bildiğimizi umursamazlar...”; Bertolt Brecht’in, “Yenilgilerimiz, rezalete karşı savaşa katılanlarımızın yeterince kalabalık olmadığından başka bir anlama gelmez”; V. İ. Lenin’in, “Silah kullanmasını öğrenmeyen, silah elde etmeye çalışmayan bir ezilen sınıf, ancak köle muamelesi görmeye layıktır,” sözlerine müthiş değer veren(lerden);
sevdasız kavga, kavgasız sevda olmaz diyen(lerden);
bir afet-i devrana aşık olan(lardan);
hâlâ “tek yol devrim” gerçeğine bağlı olan(lardan);
ve nihayet “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek!” diyen(lerin) safındaki sıradan, vasıfsız, herhangi biriyim...
54 tevellütlüyüm... Kemal’den olma Necla’dan doğmayım... Çorum ili Kale mahallesi nüfusuna kayıtlıyım...
Okur yazarım...
Ve nihayet hâlen “sakıncalı” dedikleri(nden) ve GBT’lerindeyse sabıkalıyım...
11.01.2004 14:32:09, Ankara.

TÜRKİYE’DE YAYINLANAN KİTAPLARIM

* GÖZ GÖRMEZ BİLİNÇ GÖRÜR, Hazırlayan: Mehmet Özer, Nota Bene Yay., 2012, 152 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ORTADOĞU: YALANCI BAHAR, Derleyen: Babür Pınar-Recai Ulutaş, Nitelik Kitap, 2012, 448 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ALMANAK-2009 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2011, 434 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* BEYOND GLOBALIZATION – WORLD LEARNING/ INTERNATIONAL HONORS PROGRAM TURKEY READER 2011/12, Derleyenler: Yücel Demirer - Sibel Özbudun, 2011, 476 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif), (“Geopolitics of Turkey in the US-EU-Mideast Triangle”- Temel Demirer)


* EMPERYALİZM VE ULUSAL SORUN, Derleyen: Babür Pınar-Muzaffer İlhan Erdost, Nitelik Kitap, 2011, 335 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* İSMAİL BEŞİKÇİ, Derleyenler: Barış Ünlü-Ozan Değer, İletişim Yay., 2011, 589 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* SESİNİ YİTİREN ŞEHİR SİVAS, Editör: Mehmet Özer, Çankaya Belediyesi Yay., Temmuz 2011, 304 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ALMANAK-2009 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2010, 659 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KRİZ, KAPİTALİZM, İSYAN, Ütopya Yay., 2010, 559 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KRİZ VE HAYAT YAZILARI: BİR TAŞ DA SİZ ATIN, Ütopya Yay., 2010, 464 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ASLOLAN DEVRİMİN GÜNDEMİDİR, Kaldıraç Yay., 2010, 784 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* TEKEL DİRENİŞİ DERSLERİ 2010-SENDİKALARIMIZI GERİ ALACAĞIZ, Kaldıraç Yay., 2010, 206 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* LATİN AMERİKA: İSYAN HEP VARDI!, Sibel Özbudun (der.), Kaldıraç Yay., Ocak 2010, 661 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KUŞATMAYI YARMAK: EĞİTİM, BİLİM VE AYDINLAR, Kaldıraç Yayınevi, Ekim 2009, 392 sayfa, Temel Demirer-Sibel Özbudun.


* ALMANAK-2008 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2009, 608 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* HAK(SIZLIK), HUKUK(SUZLUK) MU? “SUÇUMUZ İNSAN OLMAK”!, (Sibel Özbudun’un önsözüyle), Kardelen Yay., Nisan 2009, 365 sayfa, Temel Demirer.


* HRANT’IN KATİL(LER)İ… (Sait Çetinoğlu’nun önsözüyle), Pêrî Yayınları, Şubat 2009, 336 sayfa, Temel Demirer.


* LİBERALİZM/MUHAFAZAKÂRLIK KISKACINDA KADIN, Kaldıraç Yayınevi, Şubat 2009, 237 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ALMANAK-2007 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2008, 456 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* “HAYIR, EVET’TEN ÖNCE GELİR”! HUKUK(SUZLUK) YAZILARI, Ütopya Yay., Mayıs 2008, 496 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* “SÖYLENECEK YALAN KALMADI” İNSAN HAK(SIZLIK)LARI, Ütopya Yay., Mayıs 2008, 510 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* LATİN AMERİKA’DA İSYANIN TARİHİ, Hazırlayan: Sibel Özbudun, Ütopya Yay., 2008, 549 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KÜRESEL KAPİTALİZMİ MEŞRULAŞTIRAN SÖYLEMLER, Editör: Fikret Başkaya, Özgür Üniversite Kitaplığı: 67, Maki Yay., 2008, 218 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* YABANCILAŞMA VE..., Ütopya Yay., 2008, 316 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* ALMANAK-2006 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2007, 654 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* MİLLİYETÇİLİK, YURTSEVERLİK VE SOL, Editör: Fikret Başkaya, Özgür Üniversite Kitaplığı: 65, Maki Yay., 2007, 212 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* LATİN AMERİKA’DAKİ GELİŞMELER, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi, Ankara-2007, 34 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KÜRESELLEŞME, KADIN VE ‘YENİ’-ATAERKİ, Ütopya Yayınevi, Ankara-2007, 228 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* İMPARATORUN SOYTARISI EGEMEN MEDYA, Ütopya Yayınevi, Ankara-2007, 319 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ALMANAK-2005 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2006, 439 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* “DERİN” MİLLİYETÇİLİĞİN SİYASAL İKTİSADI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2006, 384 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* MAFYA NARKOEKONOMİ VE SUSURLUK / ŞEMDİNLİ, Ütopya Yayınevi, Ankara-2006, 379 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* AVRUPA BİRLİĞİ VE “ÇOKKÜLTÜRCÜLÜK YALANI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2006, 444 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* EĞİTİM ÜNİVERSİTE YÖK VE AYDIN(LAR), Ütopya Yayınevi, Ankara-2006, 543 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KIYAMETE ÇEYREK KALA! EKOLOJİ YAZILARI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2006, 501 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* DÜNYAYI ISITAN LATİN ATEŞİ, Özgür Üniversite Kitaplığı, Maki Yayınevi, Ankara-2006, 302 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* LATİN AMERİKA YERLİLERİ: TEK BİR HAYIR, YÜZLERCE EVET, Anahtar Kitaplar Yayınevi, İstanbul-2006, 368 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KAVRAM SÖZLÜĞÜ-SÖYLEM VE GERÇEK (1), Özgür Üniversite Kitaplığı, Maki Yayınevi, Ankara-2005, 709 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ALMANAK-2004 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2005, 464 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* LATİN AMERİKA BAŞKALDIRIYOR, Ütopya Yayınevi, Ankara-2005, 416 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ELVEDA NİSYAN, MERHABA İSYAN, Ütopya Yayınevi, Ankara-2005, 558 sayfa, Temel Demirer.


* KÜRESEL İNTİFADA, Ütopya Yayınevi, Ankara-2005, 592 sayfa, Temel Demirer.


* “YENİ DÜZEN(SİZLİK)”DEN BAŞKALDIRIYA, Ütopya Yayınevi, Ankara-2005, 592 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* YENİ ROMA: TERÖRİST ABD-IV. KİTAP, Tohum Yayınevi, İstanbul-2004, 270 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KÜRESELLEŞME VE İMPARATORLUK: “YENİ EKONOMİ”DEN ÖNLEYİCİ SAVAŞA...-III. KİTAP, Tohum Yayınevi, İstanbul-2004, 382 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KÜRESELLEŞMENİN TİRANLIĞI: NE, NİÇİN, NASIL?-II. KİTAP, Tohum Yayınevi, İstanbul-2004, 384 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* YENİ MUHAFAZAKÂRLIK YOĞUNLAŞIRKEN KÜRESEL VAHŞET-I. KİTAP, Tohum Yayınevi, İstanbul-2004, 334 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ABD SALDIRGANLIĞI: IRAK VE ÖTESİ-III. KİTAP, Ütopya Yayınevi, Ankara-2004, 304 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* 11 EYLÜL’DEN AFGANİSTAN’A ABD İMPARATORLUĞU-II. KİTAP, Ütopya Yayınevi, Ankara-2004, 287 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KOVBOYUN SÖMÜRGE İMPARATORLUĞU-I. KİTAP, Ütopya Yayınevi, Ankara-2004, 346 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* SAKLANMAYA ÇALIŞILAN BİR MEŞALE: İBRAHİM KAYPAKKAYA, Umut Yayıncılık, İstanbul-2003, 232 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* İSYANIN ADI: FİLİSTİN-İNTİFADA KAZANACAK!, Ütopya Yayınevi, Ankara-2002, 479 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* XXI. YÜZYILLA GELENLER: SÖYLENCELER VE GERÇEK, Ütopya Yayınevi, Ankara-2002, 447 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* SOSYALİST MÜCADELE ETİĞİ, Özgür Üniversite Kitaplığı, Maki Yayınevi, Ankara-2001, 336 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KÜRESELLEŞME VE TERÖR (TERÖRİZM, SALDIRGANLIK, SAVAŞ) II. KİTAP, Ütopya Yayınevi, Ankara-2001, 334 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KÜRESELLEŞME VE TERÖR (TERÖR KAVRAMI VE GERÇEĞİ) I. KİTAP, Ütopya Yayınevi, Ankara-2001, 364 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* AMERİKA: RÜYA MI, KÂBUS MU? YANKEE İMPARATORLUĞU, Ütopya Yayınevi, Ankara-2001, 368 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ÖDP YAZILARI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2001, 316 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KÜRESELLEŞMENİN EKOLOJİK SONUÇLARI, Özgür Üniversite Kitaplığı, Maki Yayınevi, Ankara-2000, 190 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* EKOLOJİ POLİTİK, Özgür Üniversite Kitaplığı, Maki Yayınevi, Ankara-2000, 136 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* AVRUPA BİRLİĞİ ve SOSYALİSTLER: AKINTIYA KARŞI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2000, 384 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* GERİCİLİK KÜRESELLEŞİRKEN FAŞİZM!.. YENİDEN Mİ?.., Ütopya Yayınevi, Ankara-2000, 299 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KADIN YAZILARI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2000, 170 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* MARKSİZM VE EKOLOJİ, Öteki Yayınevi, Ankara-2000, 481 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* TERÖR NE? TERÖRİST KİM? (AVRUPA ASYA ve ORTADOĞU), Cilt:2, Ütopya Yayınevi, Ankara-2000, 384 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* TERÖR NE? TERÖRİST KİM? (ABD EMPERYALİZMİ ve LATİN AMERİKA), Cilt:1, Ütopya Yayınevi, Ankara-2000, 284 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* EĞİTİM: NE İÇİN? ÜNİVERSİTE: NASIL? YÖK: NEREYE?, Ütopya Yayınevi, Ankara-1999, 264 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* NEO-LİBERAL SALDIRI KRİZ ve İNSANLIK, Ütopya Yayınevi, Ankara-1999, 494 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* “YDD” KISKACINDA ÇEVRE ve KENT, Ütopya Yayınevi, Ankara-1999, 473 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* CHE FİDEL KÜBA, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1999, ikinci baskı, 135 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* YABANCILAŞMA, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1999, ikinci baskı, 112 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* MEDYA ELEŞTİRİSİ ya da HERMES’İ SORGULAMAK, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1999, ikinci baskı, 176 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* DÜNYANIN BALKONUNDAKİ İSYANCILAR, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1998, ikinci baskı, 304 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ÖDP: İMKÂNLAR ve SORU(N)LAR, Öteki Yayınevi, Ankara-1998, 576 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* MAYALARIN DÖNÜŞÜ, Anahtar Kitaplar Yayınevi, İstanbul-1998, 311 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* POSTMODERN MÜDAHALE ve BAŞKALDIRI İMKÂNI (BRECHT “BİTTİ” FUTBOL “VERELİM”!), Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1998, 528 sayfa, Temel Demirer.


* SOKAKTA ve DUVARDA 1968, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1998, 207 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* VE KİRLENDİ DÜNYA..., Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1997, 319 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* SOKAK’TAKİNE NOTLAR, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1997, 456 sayfa, Temel Demirer.


* ÖDP’YE KENAR NOTLARI, İnsancıl Yayınları, İstanbul-1997, 88 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KOYUNLAR KURTLAR KÖPEKLER (YENİ DÜNYA DÜZENSİZLİĞİ EMPERYALİZM ve UMUT), Anahtar Kitaplar Yayınevi, İstanbul-1997, 160 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KARA PARA KİRLİ SAVAŞ (TÜRKİYE’DE MAFYA ve DEVLET), Özgür Üniversite Yayınları, 171 sayfa, Ankara-1996, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* İSPANYA’DAKİ II. KITALARARASI BULUŞMA İÇİN “YDD”YE KARŞI TEZLER - II. KITALARARASI BULUŞMA İÇİN EKOLOJİK KIYAMET TEZLERİ, Özgür Üniversite Yayınları, 56 sayfa, Ankara-1996, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* YENİ DÜNYA DÜZENİ AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE, Dev. Maden-Sen Yayınları, 64 sayfa, Ankara-1996, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* CANAVARLAŞAN MEDYA, 1996-İstanbul, Yorum Yayınevi, 287 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* YENİ DÜZENİ ya da DÜZENSİZLİĞİ, 1996-İstanbul, Pelikan Yayınları, 304 sayfa, Temel Demirer.


* SOLAN FOTOĞRAFLARDA BİTEN VE BAŞLAYAN, 1993-İstanbul, Sorun Yayınları, 248 sayfa, Temel Demirer.


* GERİCİLİK DÖNEMİNDE DÜNYA ve TÜRKİYE, 1993-İstanbul, Sorun Yayınları, 190 sayfa, Temel Demirer.


* DİSK’İN “ÖREN TEZLERİ” ve SOSYALİST TAVIR, 1992-İstanbul, Sorun Yayınları, 189 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* TOPLUMSAL DİNAMİKLER ve ÖRGÜTLENME EKSENLERİ, 1992-İstanbul, Sorun Yayınları, 270 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* SOSYALİZM “YENİ DÜNYA DÜZENİ” TÜRKİYE, 1992-İstanbul, Sorun Yayınları, 192 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* SOSYALİZMİN SORUNLARI ÜZERİNE AÇILIM TARTIŞMALARI, 1992-İstanbul, Sorun Yayınları, 256 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* YOL BALADI, 1988-Ankara, Ekin Yayınları, 61 sayfa, Temel Demirer.
* T.B.“K”.P PROGRAM TASLAĞININ ELEŞTİREL ANALİZİ, 1988-İstanbul, Sorun Yayınları, 86 sayfa, Temel Demirer.

İletişim:

temeldemirer@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

http://www.facebook.com/TemelDemirer

https://twitter.com/temeldemirer

Son Haberler

Sayfalar

Temel Demirer

Ermenistan'lı Devrimciler: “Son gülüşünü unutmayacağız! Nubar Ozanyan, Rojava halkına emanetimizdir”

Nubar Ozanyan, Rojava halkına emanetimizdir!

Üzerinde şu anda bulunduğumuz Ortadoğu coğrafyasında savaşların, katliamların, soykırımların eksik olmadığı, aynı zamanda buna karşı halkların, Partizanlar’ın şanlı mücadelelerine tanık oluyoruz.

TMLGB MK: "Nubar Ozanyan'ın düşleri yol göstericimiz, mücadelesi azmimiz olacaktır!"

"14 Ağustos günü partimiz TKP/ML'nin değerli üyesi, ordumuz TİKKO'nun fedakar komutanı Nubar Ozanyan (Orhan Bakırcıyan) yoldaş, partimizin büyük emekler harcayarak konumlandığı Rojava'da ezilenlerin özgürlük ve kurtuluş umudunu büyüterek şehitler kervanına katılmıştır. Partimizin büyük bir kaybı olan Orhan yoldaş, Ermeni kimliği ile gittiği Rojava'da Kürt, Arap, Türkmen, Ezidi ve diğer ezilen ulus ve inançların yükselttiği özgürlük ve kurtuluş bayrağının taşıyıcısı olmuş, Aliboğazı'nda destanlaşarak ölümsüzleşen 12'lerin düşlerini devralarak Rojava'da savaş mevzilerinde yaşatmıştır.

Kamuoyuna zorunlu açıklama;Hasan Aksu'nun sitemizle hiç bir bağı kalmamıştır

""Sitemiz Hasan Aksu"nun talebini değerlendirerek site yazarlığından çıkartmış ve tüm yazıları sitemizden silinmiştir. Şunu iyi bilmekte fayda vardırkı Aksu sitemize en son gönderdiği yazı 23 /11/2016 tarihinde göndermiştir oda sitemizde yayınlanmıştır.

 Sevgili KAYPAKKAYA PARTİZAN SİTESİ YÖNETİCİLERİNE

Bundan böyle sitenizle bir ilişkimin olamayacağını bildirmek isterim. Üzgünüm; çünkü siz yayın sitesi olarak farklı ve değişik görüşlere yer vermeyen ve de hoşgörü göstermeyen "ya bendensin ya da kara toprağınsın" zihniyetinin devam ettiriciliğini yapmaktasınız.

Rojova’dan kadın Partizan, “Orhan yoldaş, yüreğinde ülkesini, ufkunda dünyayı yaşattı”

“Her dilden bir adları vardı onların

Ama hiçbir ülkenin kimliğini taşımadılar...”

O’nu sadece şehit düştükten sonra anlatmadık. O yaşarken de her zaman her yerde kendisinden söz ettiren hayranlıkla anlatılan bir komutandı. O’nu sadece biz anlatmadık. O’nu Rojava halkının her kesiminden insanlar, Türkiye Devrimci Hareketi’nden diğer yoldaşlar, YPG YPJ savaşçıları anlattı, hayran kaldı.

Ararat'a sevdalı bir komünist: Nubar Ozanyan

Rojava’daölümsüzleşen TKP/ML üyesi TİKKO komutanı Nubar Ozanyan’ın şehadetinin ardından yoldaşları Ozanyan’ı anlattı. Şişli Karagözyan Ermeni yetimhanesinden arkadaşı Stepan Melkonyan, 1964 yılından itibaren yetimhanede aynı sıraları paylaştıklarını aktardı. Aynı sıralardan Armenak Bakıryan, Nubar Yalım, Hayrabet Honca, Manuel Demir, İmam Boztaş ve Hrant Dink de geçmişti.

Yetimhaneden Devrimci Bir Kültür Doğdu

Kaypakkaya Haber sitesinden kamuoyuna zorunlu açıklama

Sitemizde yayınlanan bazı makale ve açıklamalardan dolayı bazı çevre ve kişiler sitemizi hedef almış bulunuyor. Sitemizi 'karşı devrimci, işbirlikçi, hain' ilan edenler hızlarını almayarak saldırılarına devam ediyorlar. Son olarak ''MLM Yolunda Partizan'' kamuoyuna yayınladığı bir açıklamayla ''Bu tavrından vazgeçmediği, kamuoyuna özeleştiri vermediği takdirde bu site bizim neznimizde karşı-devrimin aracı haline gelmiş bir internet sitesi olarak muamele görecektir.'' diyerek, kamuoyuna yaptıkları açıklamalarının gerekçelerini ise şöyle sıralamış bulunuyorlar:

''Göğü fethetmeye çıkan kahramanlar 'dan NUBAR OZANYAN dövüşerek güneşe gömüldü! Mustafa Çalışkan

''Göğü fethetmeye çıkan kahramanlar 'dan NUBAR OZANYAN 
dövüşerek güneşe gömüldü!

Ermeni Yetimhanelerinden; Filistin’e-Karabağ’a-Hayastan’a, Kürdistan’a-Rojava’ya Uzanan Bir Devrim Tarihidir General Martager

Tarihin en karanlık yerlerine gömülmek istenen mazlum Ermeni halkının isyan çığlığıdır Martager yoldaş. DAİŞ faşistleri tarafından köle pazarlarında satılan Ezidi kadınların kurtuluş öfkesidir.

“Ancak çölde yaşayabilirler” diye emir yağdıran İttihat Terakkicilerin devamcı ve takipçileri olan DAİŞ çetelerinin soykırım saldırıları  başladığında Ermeni halkının derin tarihsel acılarına tutunarak Rojavaya uzandı.

TKP/ML Örgütlenme Komitesi;“Partimizin Seçkin Üyesi, Tikko Rojava Komutanı Nubar Ozanyan (Fermun Çırak) Yoldaş Ölümsüzdür! Onun Mücadele Azmi Ve Kararlılığı Daima Yolumuzu Aydınlatacaktır!”

Bütün yaşamını partimizin gelişip güçlenmesi ve Demokratik Halk Devrimini gerçekleştirmeye adayan Nubar Ozanyan yoldaşı kaybetmenin acısı içindeyiz. 14 Ağustos 2017 tarihi, hüzün ve kahramanlığın günü olarak hep anılacaktır.

Nubar yoldaş, partimizin değerli bir üyesi ve Rojava'daki TİKKO birliğinin komutanlarındandı. Parti içinde kullandığı Orhan (Armenak Bakırcıyan) ismini ise, partimiz kadrolarından Orhan yoldaştan almıştı ve yoldaşımızın anısını savaş cephesinde de yaşatarak silah elde toprağa düştü.

NUBAR OZANYAN YOLDAŞ, Seni unutmayacağız,yaşamımıza örnek alacağız

“Gerici güçlere karşı sıcak mücadelenin en üst mertebeye ulaştığı bir alanda bir yoldaşı daha kaybettik. Bir yoldaşı daha devrim şehitleri kervanına uğurladık. Nubar Ozanyan Yoldaş’ı! Nubar Yoldaş, (kod adıyla Orhan Bakırcıyan) Rojava’da karşı devrimin tüm gerici güruhlarına karşı verilen onurlu savaşta 14 Ağustos’ta şehit düştü.

Bize devrettiğin mirası büyütecek, savaş içinde yaşayacak, seni savaşımızın kızıllığında yaşatacağız!

Partizan,"Rojava komutanı Orhan yoldaş; Elinde hep yükseklerde tuttuğun kızıl bayrağı daha yükseklere taşıyacağımızdan, sınıf düşmanlarımıza karşı amansız savaşımızı yükselteceğimizden, tüm dogmatik, bürokrat, tasfiyeci akımlara karşı tıpkı senin gibi uzlaşmasız mücadele edeceğimizden emin ol!" 

 

 "Bize devrettiğin mirası büyütecek, savaş içinde yaşayacak, seni savaşımızın kızıllığında yaşatacağız! Nubar Ozanyan’ın yoldaşları olmaktan gurur duyuyoruz..."

"Nubar Ozanyan’ın yoldaşları olmaktan gurur duyuyoruz...

Sayfalar