Cumartesi Eylül 19, 2026

6/7 Eylül 1955 kan-gözyaşı ve ölüm

               Ermeni soykırımı tarihinin ilk evresi, Osmanlı imparatorluğu hakimiyeti altında yaşayan Ermenilere karşı Abdülhamit döneminde uygulanan katliam ve baskılar ile başlamaktadır.1896 yılına kadar birçok vilayette yapılan katliamlarda yüzbinlerce insan öldürülmüştür.Bir ulusun yok edilmesinin ikinci evresi 1915 yılında İttihat-Terakki hükümetinin 1,5 milyon insanın ölümüne sebep olan yeni bir yüzyılın başlangıcında ilk SOYKIRIM olayıdır.Üçüncü ve son devresi ise Ulus devleti inşasında kurulan TC,yani Kemalist Türkiye'sinde azınlıklara karşı uygulanan politikalar sonunda  bugün artık çok az,küçük rakamlarla ifade edilir duruma gelmiştir.

 

               Cumhuriyet döneminde ekonomik kültürel siyasal bir proje olarak devletin önüne  koymuş olduğu Tek Devlet,Tek Millet,Tek Dil,Tek,Bayrak olarak ifade edilen Türkiye'de yaşayan herkes Türk'tür ve bunun için Türkleştirme uygulamaları yürürlüğe konuldu.''Vatandaş Türkçe Konuş'' kampanyaları ile azınlıklara korku verildi.Bu yüzden Cumhuriyet tarihi azınlıkları yani Ermeni'leri,Rum'ları,Yahudi'leri yoketme tarihidir.Azınlıklar yok edilerek ulus devlet inşası süregelmiştir.1924 yılında Rum'lar için yapılan nufüs mübadelesi,1934 yılında Türkiye'de Yahudi'lere karşı yapılan saldırılar,1944 yılında azınlıklara konulan Varlık Vergisi neticesinde,Aşkaleye sürgüne gidip bir daha dönemeyenler,artık bu memlekette yaşa- ma hakkı olmadığı kanaatine vardılar.Varlık vergisinden  12 yıl sonra meydana gelen 6/7 Eylül linç,yağma, vandalizm olayları aynı zamanda cumhuriyet tarihinin en kanlı,kara lekelerinden biridir.1960 yıllarından sonra hayat hakkı tanınmayan Rum'lar Türkiye'den kitleler halinde doğup büyüdükleri toprakları terkederek Yunanistan'a göç ettiler.

 

                AZINLIKLARA  KARŞI  İKTİDAR-MUHALEFET  EL  ELE,

 

               1955 yılında bir İngiliz sömürgesi olan Kıbrıs'ta bağımsızlık mücadelesi Kıbrıs bu nalımına sebep oldu.1955 yılında Dışişleri Bakanları düzeyinde Londra'da gerçekleşen  toplantıda,Yunanistan Dışişleri Bakanı Mc Millian Stefanapulo ile Türk Dışişleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu arasında sürmektedir.İngiltere-Yunanistan-Türkiye arasında süren görüşmelerde Yunanistan self determinasyon hakkını savunmaktadır.Türkiye bu hakkın Yunanistan ile birleşme anlamına geleceği için şiddetle karşı çıktılar.Toplantı tarfların anlaşamaması yüzünden tıkandı.F.Rüştü Zorlu görüşmelerde daha etkili bir politika elde etmek için Ankara'ya şifreli bir telgraf yolladı.Bir şeylerin yapılmasını istedi.Ve toplantıyı terk etti.

 

             F.Rüştü Zorlu'nun istediği şeylerin yapılabilmesi için MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) önceden ,CHP'lilerin yönetimde olduğu paravan Kıbrıs Türk Cemiyeti  adı altında bir dernek kurdu.Görüşmelerin çıkmaza girmesi durumunda Türkiye'de yaşayan Rum'ların rehine olarak kullanılacağıını,basında çıkan ırkçı,şoven ''Kıbrıs Türk'tür,Türk kalacak'' kışkırtmaları ile önceden tasarlanan plan program çerçevesinde hareket edilecekti.

 

             MİT mensubu Mithat Peri'nin çıkardığı DP yanlısı İstanbul Ekspres Gazetesi özel sayı ile  ''Selanik'te Atatürk'ün evine bomba atıldı'' haberi ile okuyucularına  duyurdu.Olay-ların gelişim seyrine bakıldığı zaman,DP  Başkanı,Başbakan Adnan Menderes Kıbrıs Türk Cemiyeti başkanı Hikmet Bil ile özel bir görüşme yaptı.Olayları başlatan,kitleleri sloganlarla galayana getiren CHP dernek yöneticileri   6/7 Eylül olaylarında bilfiil rol oynadı.Devletin başında bulunan Celal Bayar ile iktidarda olan DP Başkanı Adnan Menderes,Dışişleri Bakanı F.Rüştü Zorlu muhalefette CHP dernek yöneticilerinin katkılarıyla Devlet organizasyonu olduğu ortaya çıktı.Devlet üçlüsünün bilgi ve onayı dahilinde gerçekleşen saldırılarda ateşi tutuşturan CHP'liler oldu.Sonradan  ise Kıbrıs Türk Cemiyeti 'nin, Özel Harp Daire – si'nin kurduğu bir örgütlenme olduğu ortaya çıktı.

 

             1946 yılında hazırlamış olduğu ''azınlıklar raporu''nda çarpıcı konuların başında, İstanbul'un fethinin 500.yılına kadar İstanbul'un Türkleştirilmesi,Rum'lardan arındırılması belirtiliyordu.Çünkü 1950'li yıllarda istanbul'da seçmenlerin 1/3'ni gayri müslümler oluşturuyordu.Tek partili sistemden,çok partili düzene geçişte teşhir ve tecrit olan CHP'nin görevini DP üstleniyordu.Büyük oy çoğunluğu ile iktidara gelen DP'lilerin programında yeni bir şey yoktu.

 

             10Yıllık iktidarı döneminde,1950 yılında Türkiye'nin Kore savaşına BM kuvvetlerine Türk Tugayı ile katıldı.Uzun tartışmalardan sonra NATO'ya üye oldular.1952 yılında NATO'nun isteği ile komünizme karşı gayri-nizami harp yapacak Seferberlik Tetkik kurulu,sonraki adıyla Özel Harp Dairesi kuruldu.DP  iktidarı içeride sol ve aydınlara karşı azgın terör estirdi.Behice Boran'lar Kore'ye asker gönderilmesine karşı oldukları için Barışseverler Cemiyeti kuruldu.DP hükümeti derhal kapatarak sorumlularını 15 ay hapis cezasına mahkum etti.1951 Tevkifatı denilen dönemin solcularına karşı tutuklama furyasında TKP yöneticilerine Şefik Hüsnü,Mihri Belli,Enver Gökçe,Arif Damar,Ruhi Su,Behice Boran,Şükran Karakul'ların yer aldığı 187 kişi tutuklandı.Askeri mahkemelerde yargılandılar.Bugün bile devam eden 141-142 ceza konularında yapılan ağırlaştırılmış değişilklikler hep DP iktidarının eseridir.Muhalefette iken sendikalara grev ve toplu sözleşme hakkı vereceğini ilan eden DP iktidara gelince,ilgili yasa tasarısına karşı TBMM'de onaylanmasını istemediği gibi sendikalardan gelen taleplere karşı baskı uyguladı.10 yldan fazla hapishanelerde yatan dışarı çıktıktan sonra bir fırsatını bulup Sovyetler Birliğine sığınan dünyanın tanıdığı,saygın,büyük şaiir NAZIM HİKMET RAN yine DP döneminde vatandaşlıktan çıkarıldı.

 

             NİKO'LARIN,SİMON'LARIN,YORGO'LARIN TASFİYESİ

 

             İki gün süren 6/7 Eylül 1955'de Rum,Ermeni,Yahudi azınlıklara karşı yürütülen saldırılar ''Atamızın evi bombalandı''haberi ile başladı.Cumhuriyet tarihinde görülmemiş 200 bin civarında olduğu tahmin edilen Başta Taksim azınlıkların oturduğu Adalar,Kumkapı Şişli,...Tünel civarında toplanan kalabalık her yeri ateşe verip,yağma yıkım,linç olaylarına giriştiler.Ev ve işyerleri,ibadet yerleri,mağazalar,vitrinler parçalanarak yollara atılıp yakıldı yıkıldı.Önlerine gelen insanlar linç edildi.Taciz,ölüm,vahşet kol gezmeye başladı.

 

            Önceden 20 bin olan İstanbul Ekspres gazetesi tirajını 290 bine yükselterek her tarafa dağıttılar.İstanbul'da 60 bin civarında olan Rum'lar korku ve dehşet içerisinde ölümü beklediler.Kıbrıs Türktür Cemiyeti nerede Türk, nerede gayri müslüm yaşıyor hepsinin listesini almışlardı.Kimi yerlerde rum ve Ermeni evleri Haç şeklinde işaretlenmişti.Kitlelerin yetersiz olduğunu görünce ternlerle,kamyonlarla şehir dışından insanları getirip,milliyetçi propagandalar ile galyana getirdiler.Devlet tarafından örgütlenen  binlerce kadın,erkek yağmacılara muhtarlardan alınan adresler verildi.Kiliseler ve işyerlerine saldırılarak talan edildi.

 

           İstanbul dışında da cereyan eden olaylar Ankara,İzmir,Adana,Eskişehir'de devam etti. Kalabalığın içerisinde birileri hareketi yönetiyor ,nerelere saldıracaklarını gösteriyordu.Sonradan hükümetin muhalefetteki CHP ile,Kıbrıs Türktür Cemiyeti ile ortak hareket ederek saldırıları organize ettiği ortaya çıktı.Adalara giden 200-300 kişilik kalabalık bir gurup Rum,ermeni ve işyerlerini tahrip ettikten sonra polisin gözleri önünde ellerini kollarını sallayarak geri döndüler.Polisten yardım isteyen bir Rum vatandaş ''ben bugün polis değilim,Türküm''cevabını aldı.O gün polislere  karakolları terketmemeleri için emir verilmişti.Yağmacılar sanki anlaşmışlar gibi hepsinin söylediği şuydu:''Canınıza zarar vgermeyeceğiz,sadece yıkıp gideceğiz''.Ama olaylar hiç de öyle olmamıştı.Bilanço çok ağır oldu.4214 ev,1004 işyeri,73 kilise,1 sinagog,2 manastır,32 rum 8 ermeni okulu,fabrika otel gibi yerlerin bulunduğu 5317 mekan saldırıya  uğradı.16 Rum öldürüldü,sakat kalanlar oldu.ABD konsolosluk raporlarına göre 200 Rum kadına tecavüz edildi.

 

            Kıbrıs olaylarını bahane edip,kitleyi harekete geçirecek bombayı atan kişinin yani  Oktay Engin'in MİT görevlisi olduğu ortaya çıktı.Selanik Siyasal Bilgiler Fakültesine  sözde öğrenci kılığında görevlendirilmişti.Görevi Atatürk'ün evine bombayı koymaktı.Bu görevi de yerine getirdi.Aynı kişi 1992 yılında Nevşehir'de Vali olarak atandı.7 Eylül'e kadar devam eden olaylarda akşam üzeri Olğanüstü hal ilan edildi.Geri dönmek üzere Haydarpaşa tren garına gelen insanların üzerlerinde yağmaladıkları mallar ele geçirildi.Ertesi gün Adnan Menderes olayların sorumlusu olarak solcuları,komünistleri işaret etti.Birçok insanı gözaltına aldılar.1.Şubede önceden fişlenen solcu ve komünistler adreslerinden teker teker  alındılar.İstanbul'a hayatta uğramamış insanlar tutuklandı.Ölmüş,mezarda olan insanlar için tutuklama kararları çıkarıldıAziz Nesin,Nihat sargın,Boratay,Kemal Türkler,H.İzzettin Dina-mo...bunlar aylarca Harbiye'de hapiste kaldılar.44 kişi haksız yere aylarca tutuldular.Fatura aydınlara,solculara,komünistlere kesildi.

 

             TANIKLAR   VE    GERÇEKLER

 

             Olaylar o kadar korkunç boyutlara ulaşmıştı ki TBMM gündemine oturdu.Şiddetli tartışmalara sahne oldu.DP İstanbul milletvekili olan Aleksandros Haçopulos yaptığı konuşmada başından geçenleri şu şekilde anlattı:Evimin yanında polis karakolu var.Bizi tanırlar,anne ve babamı bilirler.Tahripçiler evimin içine girdiler.tamamiyle tahrip ettiler.Evimin önünde duran jandarmalar ise hiç bir müdahalede bulunmadı.Bu hadisede evim değil,tahrikçiler muhafaza edildi.Babam ve annem 80 yaşındaydı.Yataktan atılmış ve gece yarısı yatakları dahil her şeyi tahrip edilmişti.Başbakanlık müsteşarı Salih Korur evimin halini gözleriyle gördü.Saldırganların sarf ettikleri cümleler de şunlardı :''Kırın yıkın mebusun evini bedavadan para alıyor''.

            Güvenlik kuvvetlerinin önlem almaması konusunda soruları cevaplayan Başbakan yardımcısı Fuat Köprülü ''bu hadiseden hükümet önceden haberdardı.Ona göre bazı tertibat da almıştı.Fakat hadisenin günü ve saati belli değildi'' diye açıklama yaparak ağzındaki baklayı çıkardı.

            ABD'nin İstanbul konsolsu Arthur Richard raporunda ''polis hiç bir şey yapmadan durdu,bir sürü dükkanların yağma edilişini gözlerimle gördüm'' dedi.Trabzon milletvekili Selahattin Karayavuz 12Eylül 1955'de TBMM'de yaptığı konuş mada ''asıl safha bir tertiptir.Yunanistan'da muhterem Atatürk'ün evine atılan bomba hadisenin işaretinden başka bir şey değildir.O işaret üzerine buradaki fesat unsurları harekete geçirmiştir'' diye gerçekleri işaret ediyordu.

 

            Fenerbahçe'nin Rum asıllı efsane oyuncusunun başına gelenler için ne dersiniz?Büyük adada bulunduğu evde saldırıya uğradı.Her gün çay içtiği,sohbet ettiği komşuları tarafından evi taşlandı.İçeri girmeye çalıştılar.Lefter silahıyla kapıda sabaha kadar nöbet tutmak zorunda kaldı.En yakın arkadaşları ''vurun şu gavura'' diye bğırıyorlardı.Lefter'in evinin basıldığını okuyan Fenerbahçe'liler hemen Kartal'dan motora binip  adaya koşturdular.Evinin önünde barikat kurdular.''Sana bunu kim yaptıysa söyle haddini bildirelim'' diye isim sordular.Hepsini tek tek tanıdığı halde kimseyi ihbar etmemiş.Lefter Fenerbahçe'lilerin verdiği destekten güç almış,her toplumda böyle şey olur demiş.

 

           Dostluk,dayanışma,ezilene yardım etme,zor günlerde  destek verme ile komşusuna ihanet etme,arkadan vurma,fırsatçılık olaylarına 6/7 Eylül olaylarında insanlar tanık oldu.Bazı yerlerde bir kısım müslüman vatandaş ,hristiyan olan komşularını ihbar ederek yağmacılara yol gösterdiler.Bir kısmı ise ne pahasına olursa olsun komşularını korudu.İşte bunlardan biri olan kapıcı Mehmet bütün gece  elinde Türk bayrağı ile kapının önünde oturdu.gelen kalabalıklara ''burada Rum yok'' diyerek geri çevirdi.

 

              Markaris edebiyat öğretmeninin kendisine ''Petro bilmeni isterim Halkım adına utanıyorum ve senden özür diliyorum'' dediğini hiç bir zaman unutmadı.

 

              Büyükada'da yanlışlıkla saldırıya uğrayan bir otelin müdürü.kaymakamı arayarak önlem alınmasını ve saldırıların durdurulmasını istemiş ; ''Kaymakamın cevabı su olmuştur :''nasıl olur sizin otel listeye dahil değildi'' demiştir. Bunun için Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ,aynı zamanda Özel Harp Da  iresi başkanlığı yapmış olan Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu bir reportajında ''Ne mükemmel özel harp harekatıydı amacına da ulaştı ''demiş bir anlamda  devlet organizasyonu olduğu itirafını da yapmıştı.Resmi olarak ise T B M Meclisinde 1990 yılında çıkarılan bir yasa ile idam edilen Menderes ve arkadaşlarının itibarı iade edildi.1955 yılında yaşanan olaylar bir  anlamda savunuldu ve aklandı.Bugün ise R T Erdoğan bu katilleri ''demokrasi şehidi'' olarak anıyor.

 

              Sonuç olarak :

 

              6/7 Eylül olaylarında göçe zorlanıp,vatanlarını terk eden azınlıkların yerlerini,işgal, tehdit ile müslüman Türk burjuvazisi almıştır.Baskı ve katliamlarla dolu cumhuriyet tarihi

sadece azınlıklara değil başta Kürt ulusu ile Alevilere aydınlara,solculara ,komünistlere kendinden olmayan herkese zulüm uygulamıştır.İnsanlığa karşı işlenen suçlar ile yakın geçmişte işlenen kitle katliamları ,işlenen her cinayet için devletin önündeki tek görev yüzleşmekten başka bir çare yoktur.Aksi hallerde bu tür olayların önüne geçmek mümkün değildir.

 

              AKP iktidarı Kürt ulusal kurtuluş mücadelesini yok etmek için Açılım veya Paket'ler ile oyalamaya zaman kazanmaya devam etmektedir.Mısır,Suriye ,Irak...ortadoğu barut fıçısına dönüşmüş durumdadır.sadece bir kıvılcım savaşların çıkmasına yeterli olacaktır.Savaşın baş kışkırtıcısı,Arap halklarının düşmanı,her mazlumun ölümünden sorumlu Recep Tayip Erdoğan (Kimyasal Recep) dır.Emperyalist devletlerin taşeronluğuna soyunan R T Erdoğan akan kandan sorumlu olup tarihin yargısı önünde elbet bir gün mutlaka hesap verecektir.

Hak ve özgürlüklerin elde edilmesi için yapılan BARIŞ görüşmelerinde süreç ha tıkandı,ha tıkanacak derken geçilen hassas süreçte Kürt özgürlük savaşçılarının Bitlis'in Ölek köyü  Şehitliği ile Nusaybin Bağok dağında bulunan Ağit Suruç Şehitliklerine yapılan saldırılar ve Şehitliklerin yok edilmesi,hatta bir cenazenin çekilip çıkarılması kabul edilebilir gibi değildir.

Hiç bir dinin ,kendine insanım diyen hiç bir vicdanın kabul edebileceği bir olay değildir.Bu

vahşeti uygulayan devletten Barış,Hak,Adalet beklemek mümkün değildir.

 

            Eylül 2013

110757

Şehrin Işıkları

Şehrin gri havasından akşamın karanlığına yürüyorken, herkes, bir telaşla kaçan trenin arkasından koşar gibi, tempoyla, koşturuyor. Şehir o kadar hızlı akıyor ki; insanlar zamanın ve süreçlerinde aynı hızda aktığını zannediyor. Elleriyle dokundukları, gördükleri ve duydukları her şey bir sonraki gün biçim değiştiriyor, aldıkları kokular değişiyor. Gazeteler bir gün önce yazdıklarını ertesi gün hatırlatamıyorlar bile.

Kimliksizlik kimlik olmuş! Tahir Canan

Star Gazetesi İnternete yönelik baskıları savunmak için basın ahlak kurallarını hiçe sayarak basın yasasını hiç görmeyerek dilde kemik yok misali İnternet sansürüne karşı çıkanları porno savunmakla suçlamış. Kendi ilkesizliğini de ilke olarak lansa etmiş. Deyim yerinde ise ilkesizlik ilke olmuş, kimliksizlik de kimlik yerine geçmiş. Yalan dolanla hükümeti” yalama “ yalakalığı erdeme dönüşmüş! Halkı kandırmayı da meslek etmişler. Bunun adına da Gazetecilik denmiş! Gazeteciliğin kamusal görevini hükumetin, devletin ululuğu altına gömmeyi” meslek ilkesi”  kabul etmişler.

Yüce bir ölüm!/Agop Ekmekciyan

 24 Ocak 1988 yılında İstanbul Emniyet Müdürlüğü I.Şube polisleri tarafından boş bir arsada kurşuna dizilerek öldürüldüğü vakit Manuel Demir henüz 25 yaşındaydı.  Genç yaşında ,inandığı dava uğruna düşüncelerinden taviz vermeyen,onurlu duruşu ile cellatları çılgına çeviren Manuel Demir hunharca öldürüldü.  Faşizmin azgınca terör estirdiği yıllarda tüm hak ve özgürlüklerin rafa kaldırıldığı,yurtsever,devrimci,komünistlerin  hapishanelere atıldığı 12 Eylül faşizminin kol gezdiği şartlarda devrimci mücadeleye ara vermeden,,çekinmeden devam etti.

Gezi/ Kızılay/ Gündoğdu (vd’leri) için 11 not/ Temel Demirer

normal tarihsel koşuldur.”[1]

i) Gezi/ Kızılay/ Gündoğdu (vd’leri) güzergâhı, “devrimin güncelliği” fikrine veda etmeyenler için şaşırtıcı olmadığı gibi, “beklenilmeyen” de değildi…

Bu bağlamda Kaan Arslanoğlu’nun, “Bu memleket adam olmaz”, “insanların üzerinde ölü toprağı var”, “insan doğuştan/genetik olarak itaatkârdır,”[2] türünden zırvalarını yerle yeksan eden Haziran Başkaldırısı, tarihsel bir yanıt oldu.

Akademisyen sorumlulugu /Sibel Özbudun

“En büyük bilgelik kendine egemen olabilmektir.”[2]

1. Entelektüel üretimin akademiye ve belli şablonlara sığdırılmaya çalışıldığı günümüzde, sizce akademi dışında entelektüel bir üretim zeminin oluşturulma imkânları nelerdir? Bu bağlamda Özgür Üniversite deneyimini nasıl değerlendirirsiniz?

Benzeşen Toplumları Talilde Unutulanlar / Ergün Aslan

Teori  proletarya köylünün yaşamsal mücadelesinin devrimcide akademik olarak  dile gelişidir.

Konuya girmeden önce, 

Kapitalizmin.., işverenin..  karşısında proletarya köylü olmanın nasıl bir şey demek olduğunu unuttuysan ...

Bu tuzsuz baharatsız sosyo - ekonomik yapı neymiş ya.

Her şeye deva.

Ülkenin sosyo-ekonomik yapısını, inşasını mı talil edecen; Katma  işin içine sömürgeciliği...,  sosyo - ekonomik yapının sınıflar  yüzerinde yol açtığı karekterliği.... tamam.

Umreye Giden Düşkünler/ Erdal Yıldırım

Gündemde AKP iktidarı Kültür Bakanlığınca organize edilen 100 Alevi kökenli ‘dede’nin önce Necef’e, Kerbelâ’ya ve sonra da umreye götürülmesi olayı var. Ve (ben de dahil) bir çok yazar çizer, kanaat önderi, kurum yöneticisi günlerdir bu konuda, konuşuyor, yazıp çiziyor ve ülkenin başkaca bunca önemli yaşamsal sorunuları varken, bu konu gündemde önemli bir yer tutuyor.

On yıl mı beş yıl mı bu ne demektir?

AKP’nin başı Başbakan mahpusların uzun yargılama süresini kısaltacağını açıkladı! Herhalde bravo dememizi bekliyorlar. Ne diyelim ülkemizin kara mizahı böyle oluşmakta.  Ülkeyi  öyle ki yazboz tahtasına çevirdiler ki. Bu zevatlar ne yaptıklarını biliyorlar mı? Yoksa, bizlerle dalga mı geçiyorlar? Sanki on yıldır bu iktidarda olan, bu yasal düzenlemeleri yapan kendileri değilmiş de başka biri imiş gibi ortalığa çıkıp ne iyi düzenleme yapacaklarını ballandıra ballandıra anlatıp duruyorlar.

Lenin ile Stalin arasinda ulusal sorun konusunda"çeliski var"miydi

 

Abdullah Öcalan,Hatip Dicle ve “Kapitalist Modernite”’

Time dergisinin her yıl açıkladığı “Dünyanın En Etkili 100 Kişisi” listesinin 2013 versiyonunda Ortadoğu’dan sadece iki liderin adı vardı: Abdullah Öcalan ve Fethullah Gülen.Liderliğini esaret koşullarında sürdürmesiyse Abdullah Öcalan’ın çok özel durumuna işaret ediyor.Tam anlamıyla bıçak sırtında yapılan bir politika üretiminden bahsediyoruz.Bu politika üretimine ilişkin tartışmalar Öcalan’ın bir komployla 15 Şubat 1999’da TC’ye tesliminden ve takip eden sorgu aşamasındakı performansından itibaren hiç durmadı.Öcalan’ın özeleştiri vererek önünü kesmediği bu tartışmalar başta PKK dü

Mültecilik ve düşünce üretimi

Türkiye Devrimci Hareketi (TDH) içinde eskiden beri “mülteciliğe” bir kızgınlık ve yabancılaşma vardır. Özellikle “mülteci” devrimcilere iyi gözle bakılmaz. Bunun TDH’ne, “kötü” olarak yansıması TKP’nin mülteciliğinden kaynaklanıyor. TKP önderleri,,, ülkedeki baskı koşularından dolayı uzun bir süre yurtdışında (o zamanki adıyla Sovyet bloku ülkelerinde) yaşamak zorunda kalmaları, 1970’lerden sonraki devrimci kuşak içinde, “lanetlenen” bir durum oldu.

Sayfalar