Perşembe Eylül 17, 2026

24 Haziran’da sandığı markaja almak!

AKP iktidarının, panik havasında, baskın bir şekilde tasarlayıp gündeme getirdiği 24 Haziran seçimlerinde son viraja giriyoruz.

Geride kalan birkaç gün, yoğun bir saha- kitle çalışmasından öte, 24 Haziran’ın örgütlenmesine odaklı geçirilecek gibi görünüyor. Ekonomik göstergelerin verdiği mesajın, emekçilerin her gün daha fazla düşen alım gücünün, yaşanan büyük yoksullaşma ve yoksunlaşmanın basıncıyla AKP iktidarı, büyük bir fırtına kopmadan önce kendini güvenli bir limana atmanın telaşına düşerek 24 Haziran’da seçim kararı aldı.

Söz konusu kararın AKP iktidarını da vurduğunu söylemek yanlış olmaz. AKP’nin geleneksel tabanı ile doğrudan kurduğu, ev-işyeri, mahalle üçgenindeki ilişkilenme biçiminin bu seçim sürecinde önemli oranda devre dışı kaldığı açık.  Ne var ki, AKP’nin, genel anlamda politika üretmede oldukça kıvrak bir zekâya ve yaratıcılığa sahip olduğunu, devlet gücünün verdiği olanakların da etkin bir şekilde kullanıldığını gördük, yaşadık.  AKP iktidarı, artık neredeyse tamamını eline geçirdiği ana akım medya aracılığıyla bahsini ettiğimiz bu açığını kapatmaya çalışıyor.

Her şeye karşın gelinen aşamada, coşkusu ve heyecanı iyice düşmüş bir iktidar partisinden söz ediyoruz. Özellikle büyükşehirlerde, ana artellerde görmeden 2 dakika yolculuk yapma şansı bırakmayan devasa pankartlarda yeni bir şey yazılmadığı açık. Temelde güç ve istikrar üzerine( “Büyük Türkiye Güçlü Lider İster”“ Güçlü Meclis Güçlü hükümet Güçlü Türkiye”, “Millet Karar Verecek İstikrar Devam Edecek”) kurgulanmış bir kampanyayı yaşama geçirdi AKP. Ancak işin ilginç yanı AKP’nin, devletin neredeyse tüm kurumlarında kadrolaşmış, kurumsallaşmış bir yapıyla, ülkeyi 3 yıldır OHAL rejimi altında meclisi tamamen devre dışı bırakarak yönetiyor olmasıdır!

Ekonominin gelişmesi, refah seviyesinin yükselmesi için R.T.Erdoğan’ın bugüne kadar ve de şu anda elini bağlayan ne diye sormadan edemiyor insan?

Geniş emekçi yığınların talebi hale gelen OHAL ve bedelli askerliğin seçimlerden sonra gündeme geleceğine yönelik vaatler bile AKP iktidarının yeni bir şey söyleyemediğinin bir kanıtı.

OHAL altında, kış lastikleriyle ilgili değişikliği bile KHK ile meclisten geçiren bir iktidar, nasıl oluyorsa bedelli askerlikle ilgili tasarrufunu seçim sonrasına erteliyor.(?)

AKP iktidarı 16 yıl boyunca her seçimde “Yeni Türkiye” mottusuna sarıldı. Ancak geçen süre için büyük icraatlar ve başarılardan söz edilirken her yeni seçim için bir kez daha “Yeni Türkiye” için oy istendi, isteniyor. 16 yıl boyunca ülkeyi yöneten bir iktidarın, hele de özellikle 21 Temmuz 2016’dan bu yana neredeyse iktidar katında tek hâkim güç olmasına rağmen, “Yeni Türkiye”yi kurmasının önündeki engel ne acaba?

 

Bir kez daha vatan-millet-sakarya edebiyatı!

24 Haziran seçimlerinde karşımıza çıkan, artık söyleyecek yeni bir şey bulamayan ve önemli oranda muhalefetin vaatlerini sahiplenen, bunları iktidar olmanın avantajıyla üst perdeden dillendiren bir AKP gerçekliğidir.

Gelinen aşamada, AKP’nin elinde kala kala, “terör”, “devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü”retoriği kalmıştır. AKP, MHP ile kurduğu ittifakla gözünü bu partinin tabanına dikmiş, ırkçı- şoven histeriden medet umar bir hale gelmiştir. Ancak yaşanan siyasi ve ekonomik kriz, bunun toplumda yarattığı derin çatlak, yığınlarda her gün daha fazla derinleşen öfke ve çelişkiler, AKP’yi iyice köşeye sıkıştırmaktadır.

Son günlerde meydanlarda R.T.Erdoğan’dan Süleyman Soylu’ya bilumum AKP ricalinin Demirtaş’a yönelik hakaretleri ve nefretinin nedeni de bu tıkanmadır. Geniş yığınların bilincini, ırkçılık ve şovenizm ile karartma çabası, sosyal ve ulusal düzlemdeki çelişkilerin üstünü artık örtemiyor!

F tipi hücrede olmasına karşın geniş yığınlar üzerindeki etkisini sürdüren, HDP ve ittifak güçlerinin baskılara ve engellemelere, eşitsiz koşullara rağmen sürdürdüğü fedakâr çalışmayla sesini milyonlara ulaştırabilen Demirtaş, AKP kliğinin korkusu olmayı sürdürüyor.

Devletin tüm olanaklarını ellerinde bulundurmalarına karşın, yalancı, sahtekar ve haksız olmaları; emekçilere, Kürtlere ve Alevilere, kadın genç ve LGBTİ+lara düşmanlıkları ve nefretleri onların en büyük zayıflığıdır. Bir yandan Demirtaş’ı, HDP’nin etrafında güçlü bir dayanışma ve ittifak kurmuş yurtsever, devrimci ve ilerici güçleri hedef tahtasına koyarak ezilenleri korkutmayı, sindirmeyi ve direniş iradesini kırmayı diğer yandan “terör” bulamacı üzerinden MHP ve özelliklede İYİ partiye geçen oyları garantilemeyi amaçlamaktadırlar.

Ancak, tüm çabalarına karşın, HDP ve ittifakları, emekçi yığınların nabzını tutan, onların değişim isteğini gören, demokrasi ve özgürlük eksenli bir çalışma ile büyüyen ve güçlenen, yok edilemeyen taraf olmuştur.

24 Haziran günü sandıktan çıkacak sonuçta bunu gösterecektir. Kuşkusuz, eğer olağanüstü bir gelişme durum olmaz ise.

Zira biliyoruz ki Osmanlıda oyun çoktur!

7 Haziran coşkusu…

Baskı, sindirme ve saldırılarla; gözaltı ve tutuklamalarla, gazetelerin ve basın kuruluşlarının kapatılmasıyla yaratılmak istenen korku ve yılgınlık atmosferine rağmen devrimci, ilerici ve yurtsever güçlerin bu eşitsiz yarışa yine de iddialı bir şekilde girdiğini söylemek mümkün!

Zamanın darlığına ve pek çok kurum açısından yaşanan ciddi kadro sorununa rağmen hızlı bir şekilde organize olunmuş ve zaman kaybetmeden sahaya inilmiştir. Seçim bürolarının açılışlarından mahalle, bölge ve merkezi mitinglere; esnaf gezmelerinden pazarlarda broşür dağıtımına vb. sıralanabilecek pek çok yol ve yöntemle HDP ve ittifakları kitlelere sesini ulaştırmaya çalışmıştır.

Koşulları ve atmosferi farklı olsa da bir kıyaslama yapmak gerekirse, 7 Haziran’da daha görünür, doğrudan kitlelerle temasın kurulabildiği, yığınlara daha fazla dokunan bir çalışma yürüttüğümüzü söylemek sanırız abartı olmaz.

Kısa sürede pek çok şeyin yapılması gerekliği, HDP ve ittifaklarının hareket alanının daraltmıştır. Ne var ki bu böyle olsa da sahada, HDP’yi takip eden, oy veren kitle, ona yakın duran CHP tabanı, özellikle de Efrin işgal operasyonunun etkisiyle AKP ile arası açılan Kürtlerin tutumuyla birlikte ortaya çıkan toplam havanın, geniş bir sahiplenme atmosferinin 7 Haziran’a yakın olduğu bir gerçektir.

HDP ve ittifakları, direnişi ve mücadelesiyle bir kez daha önemli bir çekim merkezi olmayı başardı. AKP iktidarının yaşama geçirdiği politikalar, geniş emekçi yığınlar açısından HDP ve ittifaklarını önemli bir adres haline getirdi. Bugün iktidar katında HDP’nin barajın altında bırakılmasına yönelik planlar ve hesaplarda bu gerçeğin aynı zamanda telaşın bir ürünüdür!

Her şeyin başı doğru politika!

Partizan olarak başından bu yana kitlelerin OHAL ve KHK rejimi altında bir nefes alabilmesi, kendine olan özgüvenini tazeleyebilmesi, seçimler aracılığıyla gücünü bir kez daha gösterebilmesi ve bunun yaratacağı örgütlenme zemini üzerinden HDP ile birlikte hareket etme tavrını belirledik.

Geride bıraktığımız süre içinde sahada karşımıza çıkan tablo söz konusu tutumunun doğruluğunu göstermiştir. Bugün AKP iktidarından bıkan ancak OHAL ve KHK rejimi altında yaratılan korku atmosferi içinde öfkesini sokağa taşıyamayan, biriktiren bir kitle gerçekliği söz konusu.

Seçimler tamda bu tablo içinde, yığınların seçim vesilesiyle biriktirdiği öfkeyi sokağa yansıtması, bir adım ileri çıkması açısından önemli bir yerde duruyor.

Birçok il ve bölgede yoldaşlarımız oldukça özverili bir şekilde, aktif bir çalışma yürüttü/yürütüyor. Geri çekilen kitle hareketi gerçekliğine karşın gerek yoldaşlarımız gerekse de tabanımızın süreci ve tutumumuzu önemli oranda sahiplendiğini gördük.

Pek çok il ve bölgede, mahallede, tabanımız seçim çalışmalarına organik herhangi bir temas olmadan aktif bir şekilde dâhil oldu. Gerek genel gerekse de daha özel anlamda kolektifte yaşanan sürecin örgütsel yapımızı daralttığı bir süreçten geçiyoruz. Bu durum, sesimizin ulaştığı ve tutumumuzun karşılık bulduğu hatırı sayılır bir kitlenin ancak sınırlı bir bölümü ile temas kurmamızı beraberinde getirmiştir.

Bu tablo, pek çok yerde etkin bir şekilde çalışma yürüten yoldaşlarımızın söz konusu emeğinin merkezi bir çalışma programı etrafında, ortak bir havuza akıtılmasını zorlaştırdı.

Sürecin bizim açımızdan olumlu, anlamlı kılan baskın yanı ise, doğru bir politik tutumun takınılması ve sesimizin ulaştığı, harekete geçen, koşturan bir potansiyelin olmasıdır.

Bu ikisi oldukça; doğru politika ve buna inanmış, bu uğurda mücadele eden kadrolar ve kitleler oldukça;  ihtiyaç duyulan örgütsel yapının inşa edilmesi de uzun sürmeyecektir!

Sandıktan çıkan halkın iradesidir; sahip çıkacağız!

Seçim maratonunun en önemli aşamasına girmiş bulunuyoruz. 24 Haziran’da sandıklar kurulacak ve 59 milyon seçmen oyunu kullanacak.

Seçme ve seçilme hakkı, emekçi yığınların uzun süren mücadelesi sonucu kazanılan bir haktır. Egemenlerin bu hakkın kullanımına veya açığa çıkardığı sonuçlara yönelik hileleri, tecavüzleri söz konusu hakkın değerini küçültmez aksine mücadelenin yeni alanları olduğuna işaret eder; İradeye, tercihine sahip çıkmak!

Biz her şeyin sandıkta çözüleceğine inanmıyoruz! Aslına bakılırsa TC devletinin gerçekliğini az- çok görebilen hiç kimse buna inanmıyor!  Ne var ki bu gerçek seçimlerin, sandıkların veyahut parlamentonun bir siyaset alanı olarak tamamen işlevsiz olduğu, devrimci siyaset bağlamında kitlelerde hiçbir karşılığı olmadığı ve etkin bir araç olarak kullanılamayacağı anlamına da gelmiyor!

Sandıktan çıkacak sonucun, doğru, hakkaniyetli, demokratik normlara uygun bir şekilde vuku bulmasını istiyoruz. Nihayetinde verilen her oy, seçmenin, kişinin siyasi duruşunu ve iradesini yansıtır.

Bu anlamda, sandık aynı zamanda kitlelerin siyasi iradelerini, tercihini de ortaya koyar. Tamda burada demokrasi mücadelesinin bir unsuru ile karşı karşıya kalıyoruz;  siyasi tercihinin arkasında durmak ya da başka bir deyişle hak arama bilinci!

Biliyoruz ki, AKP iktidarı eşitsiz bir şekilde yarışması yetmezmiş gibi, hileye sahtekârlığa başvurmaktan geri durmayacaktır. Buna karşı mücadele yürütmek, hakkımız olana sahip çıkmak, siyasi tercihimizin doğru bir şekilde yansıdığından emin olmak, demokratik hakların ve mevzilerin korunması aynı zamanda demokratik kültürün gelişmesi açısından büyük bir önem taşıyor.

Sandığa atılan bir oydur ancak ülke sathında ortaya çıkan sonuçlar son derece sarsıcı ve belirleyici sonuçlar yaratmaya adaydır!

Zira, ne kadar çarpıtılırsa çarpıtılsın, sandıktan çıkan sonuç, egemen sınıflar ile ezilenler arasında kıyasıya bir şekilde süregelen sınıf çatışmasının koordinatları, irade çatışmasının andaki görüntüsü hakkında belirgin bir fikir vermektedir!

7 Haziran’ı, akabinde 1 Kasım’ı ve 16 Nisan referandumunu hatırlayalım. Evet sandık her şey değil ancak iradenin yansıması bağlamında önemli bir yere sahiptir.

Öyleyse 24 Haziran günü sadece oy vermek yetmez; aynı zamanda verdiğimiz oya, siyasi irademize, tercihimize sahip çıkma sorumluluğu ile karşı karşıyayız! Sandık görevlisi, müşahit olmak; oyların yerine eksiksiz ulaştığını ve doğru bir şekilde sayıldığını denetmek, YSK’yı sürekli baskı altında tutmak son derece önemli.

Demokrasi bilincinin zayıf olduğu bizim gibi ülkelerde bu eksende verilen her mücadele ve kazanım o büyük kavgamız, devrim iddiamız açısından büyük bir önem taşıyor!

24 Haziran’da HDP ve ittifaklarını markaja almak isteyenlere, siyasi irademize yönelik sahtekârlığa, gaspa karşı etkin bir müdahale ve direnişten başka yolumuz yok!

24 Haziranda asıl markajın nasıl olduğunu biz göstereceğiz!

Bir Partizan

46138

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

Devrimci Pratik ve Militanlaşma

Günlük, üretkenlikten yoksun, kendini tekrarlayan faaliyetler militanlaşma anlamında bir gelişmeyi tetiklemez. Yine devrimci pratiği zayıf bir özne, her şeyden önce geçmiş olumsuz alışkanlıklarıyla devrimci bir tarzda hesaplaşmaya girmez. Yani düşünsel ve pratik olarak küçük burjuva düşünüş ve yaşam tarzından militanca bir kopuş sürecine yönelmez. Çünkü devrimci militanlaşma proleter düşünüş tarzına aykırı olan her türlü burjuva anlayışla hesaplaşma düzeyine bağlıdır. Sade bir dille ifade edecek olursak; köklü bir kopuş, çok yönlü ve kapsamlı bir hesaplaşmayla mümkündür.

“CHP’yi demokrasi cephesıne katılmaya zorlama” yaklaşımları üzerine - I

Toplumda ve doğada yaşanan her değişim, dönüşüm ve gelişmeye koşut olarak, her olgu ve kavram gibi, CHP de elbette ki tartışmalar konusu olabilir, olmalıdır da. Bunda herhangi bir anormallik olmasa gerek. Hayatta, ortaya çıktığı o ilk andaki haliyle, değişmeden kalan/kalabilen hiçbir şey olamayacağına göre; CHP’de de bu kural gereği, el mecbur, bazı değişim ve dönüşümler yaşanacaktır. Bunu yadsımak, hayatın diyalektiğini yadsımakla eşanlamlıdır.

Tutuculuk,dogmatizm ve tabela devrimciliği devrime vardırmaz!

Kısa bir süre önce, “Bu Kendi Kendimizi Kandırmamız Daha Ne Zamana Kadar Sürecek Acaba?” başlıklı, kısa-özlü bir yazı kaleme alıp, bloğumda paylaşmıştım.

Yazıda Türkiye ve K. Kürdistan Devrimci Hareketinin içinde bulunduğu olumsuz durum ve açmazları özetlenmiş, kendi kendine yapageldiği ajitasyona ve kafasını kuma gömme hallerine dikkat çekilmiş ve son paragraf olarak da şu soru sorulmuştu:

Tehlikenin farkında mıyız?

"Türkiye yüzyılı maarif modeli" ile hedeflenen şey; Devlet eliyle "dindar ve kindar nesil" yetiştirmek ve tedrici geçişle din esaslı bir rejim inşa etmektir,

Öncelikle ve de tereddütsüzce idrakinde olunmalı ki bu konuda yapılmak istenenin tümü, ‘toplumsal mühendislik’ yöntemleriyle, zamana yayılı olarak tamamen Erdoğan’ın ‘gizli ajandasının’ şu son derece aleni ideolojik tercihlerini hayata geçirmek maksadıyla yapılmaktadır. Yani asla ‘masumane’ ve de spontane şeyler değil bunlar. Örneğin şöyle diyordu fiiliyatta kendisine İslâm halifesi misyonu yüklemiş olan Erdoğan:

Bugün Galatasaray Meydanında bariyerler bir genişledi ve arkasından geri daraldı.

Meydana gelmeden meydana açılan her yol denetim altına alınmış, polis denetiminden ve üst aramasından sonra meydana girdik... Arkasından heykelin olduğu yere geldim, orası da bariyer ile çevrilmişti, ön taraftan giriş yerine yan taraftan giriş açılmıştı, oradan da üst aramasından geçip oturma eyleminin olacağı heykel çevresine geldik. Heykel, cumhuriyetin 50. Yıl heykeli. 100. Yıl heykeli yapıldı mı bir yerlerde bilmiyorum...

Bariyer içinde bariyer ve onun içinde izin verilen sınırlar içinde acılarımızı haykırmak!

Disiplin anlayışımıza eleştirel bir bakış – II

II.Bölüm:

Laz Nihat’ın başında bulunduğu ekip, öylesine şuursuzca bir gözü kapalılıkla kontraya tabi hareket etmekteydi ki düşünün, düşman operasyonlarının sürmekte olduğu bir arazide, başta ben olmak üzere, kendilerinden yana tavır almayacaklarına kanaat getirdikleri bir grup gerillayı silahsızlandırarak, öylece araziye terk etmeyi bile göze alabildiler… 

Disiplin anlayışımıza eleştirel bir bakış – I

Aslında bu konuyu yıllar önce kaleme aldığım “Dersim Dağlarında” ve “Mao Zedung Değerlendirmeleri” isimli kitaplarımda, yaşanan somut örnekler üzerinden irdeleyip, kendimce, genel yaklaşımın ne olması gerektiğini, özlü bir perspektif olarak ortaya koymuştum. Ancak ne var ki bu kitaplarda ki tüm diğer konular olduğu gibi, bu konu da ‘meşru muhatapları’ olması gereken kişi ve yapılarca; ‘üç maymun’ seçeneğiyle karşılanmaya devam ediyor.

TKP-ML Merkez Komite: Pratiğimizde Bilinç, Bilincimizde Rehberdir İbrahim Kaypakkaya!

Coğrafyamız komünist önderi ve Demokratik Halk Devrimi’nin sönmez meşalesi İbrahim Kaypakkaya yoldaşın Amed Hapishanesi’nde katledilmesinin 51. yılındayız. Önder yoldaşımızın 18 Mayıs 1973’te katledilmesinden sonraki yarım asırlık zaman diliminde Türkiye ve Türkiye Kürdistanı toplumsal mücadeleleri tarihinin gelişim seyri, İbrahim Kaypakkaya’nın görüşlerini sadece doğrulamakla kalmamış aynı zamanda güncel kılmıştır.

Selahattin Demirtaş'a ve bütün tutsaklara...

"YÜREĞİN UMUT ETTİĞİ O ADRESTE" "LI DILÊ KU DIL HÊVÎ DIKE"

Düşkünlüğün, alçaklığın, düzenbazlığın, bağnazlığın, ırkçılığın, sefilliğin, çürümüşlüğün, bencilliğin, rezilliğin ve vurdumduymazlığın rağbet gördüğü bu topraklar sana göre değil dostum.

Yıllardır tanırım seni.

Hani, yüz yüze görüşmüşlüğümüz olmasa da, beraber oturup bir bardak çay içmemiş, tek kelime sohbet etmemiş olsak da, sen hep aşinaydın bana.

Bir aralar bu aşinalığa bir isim bulayım dedim ama inan hiçbir yere oturtamadım.

Akraba desem, değil.

Komşu desem, hiç değil.

TKP-ML MK Siyasi Büro Üyesiyle Röportaj: “Partimiz 53. Mücadele Yılında Faşizme Karşı Savaşını Kararlılıkla Sürdürecektir”

” Kitlelerin hakim sınıfların siyasetinden bağımsız, kendi siyasetini örgütlenmesi ve dahası bir güç olarak ortaya çıkmasını önemsiyoruz. Bu anlamıyla başta İstanbul 1 Mayıs Taksim alanı olmak üzere, işçi sınıfının, emekçilerin, kadınların ve halk gençliğinin 1 Mayıs’ta Alanlara çağrısını değerli ve anlamlı buluyoruz.”

– Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

– İsmim Özgür Aren. TKP-ML MK, Siyasi Büro üyesiyim.

Tayyip'i, tayyip'e olan güvende yendi

Ah... kuzucuğum ah...

Ne oldu bize böyle.

Ne oldu.

Her şey tıkırında giderken...

Neler yaşadık böyle.

Bu seferde kediler chp'nin lehine mi trafoya girdi ne

Veyahut da.... veyahut da...

"Sizin siyasetçiler bizim sermayeden bir kaç kişiyi yemeye niyetlenirde  bizde hemide hala iktidardayken sizlerden daha fazlasını ham... ham... etmeyiz mi ha..." demenin yarattığı korku uzlaşısı dolu komplo teorileriyle mi  bundan sonraki seçimleri açıklayacağız.

Yoksa... yoksa...

Daha dün bir; bu gün iki

Sayfalar