Cumartesi Eylül 19, 2026

24 Haziran’da sandığı markaja almak!

AKP iktidarının, panik havasında, baskın bir şekilde tasarlayıp gündeme getirdiği 24 Haziran seçimlerinde son viraja giriyoruz.

Geride kalan birkaç gün, yoğun bir saha- kitle çalışmasından öte, 24 Haziran’ın örgütlenmesine odaklı geçirilecek gibi görünüyor. Ekonomik göstergelerin verdiği mesajın, emekçilerin her gün daha fazla düşen alım gücünün, yaşanan büyük yoksullaşma ve yoksunlaşmanın basıncıyla AKP iktidarı, büyük bir fırtına kopmadan önce kendini güvenli bir limana atmanın telaşına düşerek 24 Haziran’da seçim kararı aldı.

Söz konusu kararın AKP iktidarını da vurduğunu söylemek yanlış olmaz. AKP’nin geleneksel tabanı ile doğrudan kurduğu, ev-işyeri, mahalle üçgenindeki ilişkilenme biçiminin bu seçim sürecinde önemli oranda devre dışı kaldığı açık.  Ne var ki, AKP’nin, genel anlamda politika üretmede oldukça kıvrak bir zekâya ve yaratıcılığa sahip olduğunu, devlet gücünün verdiği olanakların da etkin bir şekilde kullanıldığını gördük, yaşadık.  AKP iktidarı, artık neredeyse tamamını eline geçirdiği ana akım medya aracılığıyla bahsini ettiğimiz bu açığını kapatmaya çalışıyor.

Her şeye karşın gelinen aşamada, coşkusu ve heyecanı iyice düşmüş bir iktidar partisinden söz ediyoruz. Özellikle büyükşehirlerde, ana artellerde görmeden 2 dakika yolculuk yapma şansı bırakmayan devasa pankartlarda yeni bir şey yazılmadığı açık. Temelde güç ve istikrar üzerine( “Büyük Türkiye Güçlü Lider İster”“ Güçlü Meclis Güçlü hükümet Güçlü Türkiye”, “Millet Karar Verecek İstikrar Devam Edecek”) kurgulanmış bir kampanyayı yaşama geçirdi AKP. Ancak işin ilginç yanı AKP’nin, devletin neredeyse tüm kurumlarında kadrolaşmış, kurumsallaşmış bir yapıyla, ülkeyi 3 yıldır OHAL rejimi altında meclisi tamamen devre dışı bırakarak yönetiyor olmasıdır!

Ekonominin gelişmesi, refah seviyesinin yükselmesi için R.T.Erdoğan’ın bugüne kadar ve de şu anda elini bağlayan ne diye sormadan edemiyor insan?

Geniş emekçi yığınların talebi hale gelen OHAL ve bedelli askerliğin seçimlerden sonra gündeme geleceğine yönelik vaatler bile AKP iktidarının yeni bir şey söyleyemediğinin bir kanıtı.

OHAL altında, kış lastikleriyle ilgili değişikliği bile KHK ile meclisten geçiren bir iktidar, nasıl oluyorsa bedelli askerlikle ilgili tasarrufunu seçim sonrasına erteliyor.(?)

AKP iktidarı 16 yıl boyunca her seçimde “Yeni Türkiye” mottusuna sarıldı. Ancak geçen süre için büyük icraatlar ve başarılardan söz edilirken her yeni seçim için bir kez daha “Yeni Türkiye” için oy istendi, isteniyor. 16 yıl boyunca ülkeyi yöneten bir iktidarın, hele de özellikle 21 Temmuz 2016’dan bu yana neredeyse iktidar katında tek hâkim güç olmasına rağmen, “Yeni Türkiye”yi kurmasının önündeki engel ne acaba?

 

Bir kez daha vatan-millet-sakarya edebiyatı!

24 Haziran seçimlerinde karşımıza çıkan, artık söyleyecek yeni bir şey bulamayan ve önemli oranda muhalefetin vaatlerini sahiplenen, bunları iktidar olmanın avantajıyla üst perdeden dillendiren bir AKP gerçekliğidir.

Gelinen aşamada, AKP’nin elinde kala kala, “terör”, “devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü”retoriği kalmıştır. AKP, MHP ile kurduğu ittifakla gözünü bu partinin tabanına dikmiş, ırkçı- şoven histeriden medet umar bir hale gelmiştir. Ancak yaşanan siyasi ve ekonomik kriz, bunun toplumda yarattığı derin çatlak, yığınlarda her gün daha fazla derinleşen öfke ve çelişkiler, AKP’yi iyice köşeye sıkıştırmaktadır.

Son günlerde meydanlarda R.T.Erdoğan’dan Süleyman Soylu’ya bilumum AKP ricalinin Demirtaş’a yönelik hakaretleri ve nefretinin nedeni de bu tıkanmadır. Geniş yığınların bilincini, ırkçılık ve şovenizm ile karartma çabası, sosyal ve ulusal düzlemdeki çelişkilerin üstünü artık örtemiyor!

F tipi hücrede olmasına karşın geniş yığınlar üzerindeki etkisini sürdüren, HDP ve ittifak güçlerinin baskılara ve engellemelere, eşitsiz koşullara rağmen sürdürdüğü fedakâr çalışmayla sesini milyonlara ulaştırabilen Demirtaş, AKP kliğinin korkusu olmayı sürdürüyor.

Devletin tüm olanaklarını ellerinde bulundurmalarına karşın, yalancı, sahtekar ve haksız olmaları; emekçilere, Kürtlere ve Alevilere, kadın genç ve LGBTİ+lara düşmanlıkları ve nefretleri onların en büyük zayıflığıdır. Bir yandan Demirtaş’ı, HDP’nin etrafında güçlü bir dayanışma ve ittifak kurmuş yurtsever, devrimci ve ilerici güçleri hedef tahtasına koyarak ezilenleri korkutmayı, sindirmeyi ve direniş iradesini kırmayı diğer yandan “terör” bulamacı üzerinden MHP ve özelliklede İYİ partiye geçen oyları garantilemeyi amaçlamaktadırlar.

Ancak, tüm çabalarına karşın, HDP ve ittifakları, emekçi yığınların nabzını tutan, onların değişim isteğini gören, demokrasi ve özgürlük eksenli bir çalışma ile büyüyen ve güçlenen, yok edilemeyen taraf olmuştur.

24 Haziran günü sandıktan çıkacak sonuçta bunu gösterecektir. Kuşkusuz, eğer olağanüstü bir gelişme durum olmaz ise.

Zira biliyoruz ki Osmanlıda oyun çoktur!

7 Haziran coşkusu…

Baskı, sindirme ve saldırılarla; gözaltı ve tutuklamalarla, gazetelerin ve basın kuruluşlarının kapatılmasıyla yaratılmak istenen korku ve yılgınlık atmosferine rağmen devrimci, ilerici ve yurtsever güçlerin bu eşitsiz yarışa yine de iddialı bir şekilde girdiğini söylemek mümkün!

Zamanın darlığına ve pek çok kurum açısından yaşanan ciddi kadro sorununa rağmen hızlı bir şekilde organize olunmuş ve zaman kaybetmeden sahaya inilmiştir. Seçim bürolarının açılışlarından mahalle, bölge ve merkezi mitinglere; esnaf gezmelerinden pazarlarda broşür dağıtımına vb. sıralanabilecek pek çok yol ve yöntemle HDP ve ittifakları kitlelere sesini ulaştırmaya çalışmıştır.

Koşulları ve atmosferi farklı olsa da bir kıyaslama yapmak gerekirse, 7 Haziran’da daha görünür, doğrudan kitlelerle temasın kurulabildiği, yığınlara daha fazla dokunan bir çalışma yürüttüğümüzü söylemek sanırız abartı olmaz.

Kısa sürede pek çok şeyin yapılması gerekliği, HDP ve ittifaklarının hareket alanının daraltmıştır. Ne var ki bu böyle olsa da sahada, HDP’yi takip eden, oy veren kitle, ona yakın duran CHP tabanı, özellikle de Efrin işgal operasyonunun etkisiyle AKP ile arası açılan Kürtlerin tutumuyla birlikte ortaya çıkan toplam havanın, geniş bir sahiplenme atmosferinin 7 Haziran’a yakın olduğu bir gerçektir.

HDP ve ittifakları, direnişi ve mücadelesiyle bir kez daha önemli bir çekim merkezi olmayı başardı. AKP iktidarının yaşama geçirdiği politikalar, geniş emekçi yığınlar açısından HDP ve ittifaklarını önemli bir adres haline getirdi. Bugün iktidar katında HDP’nin barajın altında bırakılmasına yönelik planlar ve hesaplarda bu gerçeğin aynı zamanda telaşın bir ürünüdür!

Her şeyin başı doğru politika!

Partizan olarak başından bu yana kitlelerin OHAL ve KHK rejimi altında bir nefes alabilmesi, kendine olan özgüvenini tazeleyebilmesi, seçimler aracılığıyla gücünü bir kez daha gösterebilmesi ve bunun yaratacağı örgütlenme zemini üzerinden HDP ile birlikte hareket etme tavrını belirledik.

Geride bıraktığımız süre içinde sahada karşımıza çıkan tablo söz konusu tutumunun doğruluğunu göstermiştir. Bugün AKP iktidarından bıkan ancak OHAL ve KHK rejimi altında yaratılan korku atmosferi içinde öfkesini sokağa taşıyamayan, biriktiren bir kitle gerçekliği söz konusu.

Seçimler tamda bu tablo içinde, yığınların seçim vesilesiyle biriktirdiği öfkeyi sokağa yansıtması, bir adım ileri çıkması açısından önemli bir yerde duruyor.

Birçok il ve bölgede yoldaşlarımız oldukça özverili bir şekilde, aktif bir çalışma yürüttü/yürütüyor. Geri çekilen kitle hareketi gerçekliğine karşın gerek yoldaşlarımız gerekse de tabanımızın süreci ve tutumumuzu önemli oranda sahiplendiğini gördük.

Pek çok il ve bölgede, mahallede, tabanımız seçim çalışmalarına organik herhangi bir temas olmadan aktif bir şekilde dâhil oldu. Gerek genel gerekse de daha özel anlamda kolektifte yaşanan sürecin örgütsel yapımızı daralttığı bir süreçten geçiyoruz. Bu durum, sesimizin ulaştığı ve tutumumuzun karşılık bulduğu hatırı sayılır bir kitlenin ancak sınırlı bir bölümü ile temas kurmamızı beraberinde getirmiştir.

Bu tablo, pek çok yerde etkin bir şekilde çalışma yürüten yoldaşlarımızın söz konusu emeğinin merkezi bir çalışma programı etrafında, ortak bir havuza akıtılmasını zorlaştırdı.

Sürecin bizim açımızdan olumlu, anlamlı kılan baskın yanı ise, doğru bir politik tutumun takınılması ve sesimizin ulaştığı, harekete geçen, koşturan bir potansiyelin olmasıdır.

Bu ikisi oldukça; doğru politika ve buna inanmış, bu uğurda mücadele eden kadrolar ve kitleler oldukça;  ihtiyaç duyulan örgütsel yapının inşa edilmesi de uzun sürmeyecektir!

Sandıktan çıkan halkın iradesidir; sahip çıkacağız!

Seçim maratonunun en önemli aşamasına girmiş bulunuyoruz. 24 Haziran’da sandıklar kurulacak ve 59 milyon seçmen oyunu kullanacak.

Seçme ve seçilme hakkı, emekçi yığınların uzun süren mücadelesi sonucu kazanılan bir haktır. Egemenlerin bu hakkın kullanımına veya açığa çıkardığı sonuçlara yönelik hileleri, tecavüzleri söz konusu hakkın değerini küçültmez aksine mücadelenin yeni alanları olduğuna işaret eder; İradeye, tercihine sahip çıkmak!

Biz her şeyin sandıkta çözüleceğine inanmıyoruz! Aslına bakılırsa TC devletinin gerçekliğini az- çok görebilen hiç kimse buna inanmıyor!  Ne var ki bu gerçek seçimlerin, sandıkların veyahut parlamentonun bir siyaset alanı olarak tamamen işlevsiz olduğu, devrimci siyaset bağlamında kitlelerde hiçbir karşılığı olmadığı ve etkin bir araç olarak kullanılamayacağı anlamına da gelmiyor!

Sandıktan çıkacak sonucun, doğru, hakkaniyetli, demokratik normlara uygun bir şekilde vuku bulmasını istiyoruz. Nihayetinde verilen her oy, seçmenin, kişinin siyasi duruşunu ve iradesini yansıtır.

Bu anlamda, sandık aynı zamanda kitlelerin siyasi iradelerini, tercihini de ortaya koyar. Tamda burada demokrasi mücadelesinin bir unsuru ile karşı karşıya kalıyoruz;  siyasi tercihinin arkasında durmak ya da başka bir deyişle hak arama bilinci!

Biliyoruz ki, AKP iktidarı eşitsiz bir şekilde yarışması yetmezmiş gibi, hileye sahtekârlığa başvurmaktan geri durmayacaktır. Buna karşı mücadele yürütmek, hakkımız olana sahip çıkmak, siyasi tercihimizin doğru bir şekilde yansıdığından emin olmak, demokratik hakların ve mevzilerin korunması aynı zamanda demokratik kültürün gelişmesi açısından büyük bir önem taşıyor.

Sandığa atılan bir oydur ancak ülke sathında ortaya çıkan sonuçlar son derece sarsıcı ve belirleyici sonuçlar yaratmaya adaydır!

Zira, ne kadar çarpıtılırsa çarpıtılsın, sandıktan çıkan sonuç, egemen sınıflar ile ezilenler arasında kıyasıya bir şekilde süregelen sınıf çatışmasının koordinatları, irade çatışmasının andaki görüntüsü hakkında belirgin bir fikir vermektedir!

7 Haziran’ı, akabinde 1 Kasım’ı ve 16 Nisan referandumunu hatırlayalım. Evet sandık her şey değil ancak iradenin yansıması bağlamında önemli bir yere sahiptir.

Öyleyse 24 Haziran günü sadece oy vermek yetmez; aynı zamanda verdiğimiz oya, siyasi irademize, tercihimize sahip çıkma sorumluluğu ile karşı karşıyayız! Sandık görevlisi, müşahit olmak; oyların yerine eksiksiz ulaştığını ve doğru bir şekilde sayıldığını denetmek, YSK’yı sürekli baskı altında tutmak son derece önemli.

Demokrasi bilincinin zayıf olduğu bizim gibi ülkelerde bu eksende verilen her mücadele ve kazanım o büyük kavgamız, devrim iddiamız açısından büyük bir önem taşıyor!

24 Haziran’da HDP ve ittifaklarını markaja almak isteyenlere, siyasi irademize yönelik sahtekârlığa, gaspa karşı etkin bir müdahale ve direnişten başka yolumuz yok!

24 Haziranda asıl markajın nasıl olduğunu biz göstereceğiz!

Bir Partizan

46147

Fransa’da El Freni Çekildi! İşe Yarar Mı?

Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede 720 sandalyeli Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri, 6-9 Haziran tarihleri arasında yapıldı. Almanya, İtalya ve Fransa’da aşırı sağ olarak tanımlanan faşist hareket ciddi anlamda sandalye sayısına ulaştı. Böylelikle merkez sağla birlikte faşist hareket AP’deki en büyük grup olarak yerini korudu.

Seçimlerin yankısı ve sonuçları ciddi anlamda tartışmaları doğurdu. AP’ye Almanya’dan sonra sağcılar adına en fazla vekil gönderen Fransa, tartışmaların girdabından çıkıp erken seçim hamlesi ile sarsıntıyı giderme yoluna gitti.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (3)

Devrimci siyasal mücadelenin genel olarak nesnel zemini, sosyal devrimleri de olanaklı kılan nesnel zemin ile, aslında ortak paydalara sahiptir. Emperyalist- kapitalist barbarlığın hüküm sürdüğü ve kendisinin doğrudan var ettiği her bir antagonist çelişme ve sorunların giderek daha bir keskinleşerek; ulusların, halkların ve doğanın yaşamını kâbusa çevirip, geleceklerini ciddi şekilde riske soktuğu şu süreçte, gerek özel olarak Türkiye ve K.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (2)

Somut özgülün realitesi içerisinde devrimci siyasal mücadelenin etkili ve sonuç alıcı kazanımlara dönüşerek yürütülebilmesi için gerekli olan bir diğer öncelikli koşul ise; elbette ki bu mücadelenin, küresel ve yerel zeminde, toplum gündemini doğrudan ilgilendiren ve de ilgilendirecek olan sorunlar üzerinden ele alınarak yürütülmesidir.

Halkların İhanetçilerden Çektiği (Nubar Ozanyan)

Zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışırken karanlığın sadece gece gelmediği, güneşin altında da gelip halkları bulduğu katliamlar birçok halkı nefessiz bırakmaya çalışmıştır. 1915 Ermeni Soykırımı boyunca başta Asuri, Süryani, Pontus halkı olmak üzere Êzîdî ve Kürt halkı da büyük trajediler yaşamıştır. Bugün Türk faşizmi eliyle Başûr Kurdistan’ında gerçekleşen işgal ve ilhak saldırılarında Kürt halkıyla birlikte Asuri-Süryani halkı da tanımsız acılar yaşamaktadır.

Türkiye’de Ermeni bir devrimci militan: Haldun Karyol (MEHMET GÜNEŞ)

Haldun Karyol, asıl adıyla Harutyan Karyolacıyan, kadim dostum, 8 Temmuz günü aramızdan ayrıldı. Haldun bir Ermeni’ydi ama her şeyden önemlisi Türkiye’de yetişmiş, ender görülebilecek, kendine has eylemci bir devrimci militandı. Onu ender ve ebedi kılan hikayesini bilmek ve öğrenmek, bugün Türkiye’de devrim mücadelesine baş koymuş her militanın hakkı. O yüzden, Haldun’u yakından tanıyan biri olarak, onu anlatmayı devrimci bir görev olarak üstleniyorum.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (1)

Nasıl ki genel siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı, küresel ve yerel bazdaki ekonomik, politik, eğitsel, askeri, kültür-sanatsal, çevresel-iklimsel, ezen-ezilen cins, inanç ve etnik sorunlar yekûnu olan toplumsal dinamikler zemini üzerinden kendisini var edip sürdürüyorsa; birebir aynı şekilde, devrimci siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı da aynı küresel ve yerel toplumsal dinamikler üzerinden kendisini var edip sürdürmesi gerekiyor. Normal ve de olması gerekendir bu.

Küçük bir damla ile fırtınayı başlatanlar (Nubar Ozanyan)

Aradan 12 yıl geçti. Etki gücü Ortadoğu’ya yayılan 12 yaşında genç bir devrim yaşıyor adına Rojava denilen topraklarda. Derin yoksulluk, bitmeyen zulümle terbiye edilip cehenneme çevrilen Ortadoğu’da Rojava, bir özgürlük adası gibi duruyor.

Türk Faşizmi EURO 2024’te Sahaya İndi

İki yılda bir Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) tarafından organize edilen Avrupa Futbol Şampiyonası, bu yıl EURO 2024 olarak Almanya’da düzenlendi.

Kapitalist Toplumsal Bir Kırılma ve Yeniden Tarihi Yeni Bir Toplumsal Süreç

Kapitalist emperyalist sistem, önceki bunalım ve çelişmelerinden farklı olarak,, kendisinin taşıyamayacağı ve çözemeyeceği sistem içi   yapısal ekonomik ve siyasal çelişmeler ile karşı karşıya kaldığı bir sürecin içine girmiştir. Bir taraftan yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkışıyla (ki, bu; kapitalizmin ala bildiğine gelişmesi, genişlemesi, üretimin ve sermayenin alabildiğine temerküzü ve de mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi sürecinin de ilerlediği anlamına gelir) kendini yeniden üretemez olan bir sürecin içine girmiştir.

Bunların neler olduğunu kısa olarak açalım:

Prof. Dr. Korkut Boratav CHP’den Sermaye Sınıfıyla Hesaplaşmasını İstiyor...

Marksist iktisat Profesörü Korkut Boratav, gazeteci İrfan Aktan’a verdiği mülakatta, sürece ilişkin gerçekten de çok değerli ve devrimci sol-sosyalist ve komünist politik öznelerce dikkate alınması gereken çok önemli siyasi ve iktisadi analizler yapıyor, saptamalarda bulunuyor. 

Örneğin kendisine sorulan şu soruya verdiği yanıtta olduğu gibi:

Yoksulların, alt sınıfların bu kadar derin bir kriz yaşadığı dönemde nasıl oluyor da ideolojik hegemonyayı yine de iktidar sağlayabiliyor ve buna karşı güçlü bir sol alternatif çıkmıyor?” (abç)

Yağma ve Talan Cumhuriyeti (Analiz)

Geçtiğimiz haftalarda Kayseri’deki pogrom girişimiyle başlayan ırkçı ve mülteci düşmanı saldırılar Antalya, Antep, Urfa, Hatay, Bursa, İstanbul gibi şehirlerde de kendisini göstererek göçmenlere ait işyerlerinin ve malların yağmalanmasına, yakılmasına ve çok sayıda göçmenin yaralanmasına, hatta Antalya’da göçmen bir gencin öldürülmesine neden olmuştur.

Bir çeşit günah keçisine dönüştürülen göçmenlere karşı yükselen bu dalga görünen o ki daha çok olaya ve şiddete gebe bir yerdedir.

Sayfalar