Pazartesi Eylül 28, 2026

24 Haziran’da düzen değişmeyecek!

AKP-MHP “Cumhur İttifakı”nın 24 Haziran’da seçim kararı almasıyla, politik arenada çok hızlı bir süreç işlemeye başladı. Sürenin çok kısa olması, gerek C. Başkanlığı gerekse de milletvekili adayları açısından takvimin ciddi anlamda sıkışmasını getirdi.

AKP’nin Olağan Kongreleri sürecini ele alışı, Binali Yıldırım’ın peşi sıra açıkladığı ekonomik paketler vb. bir dizi gelişme iktidarın seçime hazırlandığınıı gösteren zengin ipuçları olsa da yine de 24 Haziran seçimlerinin baskın veya daha doğru bir ifade ile panik seçim anlamına geldiği çok açık. Öyle görünüyor ki AKP iktidarı, muhalefeti sınırlı bir zaman dilimine mahkûm edip çalışmasının sınırlamayı hedefliyor.

Ne var ki yine de seçimin bu kadar erkene alınmasının temel nedeninin bu olduğunu söylemek zor. Dolar ve Euro’da yaşanan rekor artış, artık basına duyurulmayacağı ilan edilen petrol zamları ve buna doğrudan bağlı olarak gelişen ve gıdadan giyime çok geniş bir yelpazede yaşanan zam yağmuruyla görünür olan iktisadi krizin söz konusu kararda belirleyen olduğunu söylemek mümkün.

Kuşkusuz her iktisadi kriz ona paralel ilerleyen bir toplumsal kriz eşliğinde yol alır. İkisinin kesiştiği yerde artık yığınların tahammül sınırı geçilmiş olur ve isyanlar patlak vermeye başlar. Elbette, sosyal patlama ve isyanların olması için mutlaka bir ekonomik kriz olması gerekmez. Ülkemizin yarı-sömürge yapısı, onu sürekli bir ekonomik kriz içinde debelenmesini getirse de devletin söz konusu durumu yönetme anlamında oldukça tecrübeli olduğu da bir gerçek. “Kriz yönetimi”, “sürdürebilirlik” vb. kavramlarla ifade edilen de tamda bu.

Çanlar AKP iktidarı için çalıyor

Gelinen aşamada bugün, iki düzlemde ciddi anlamda derinleşen sorunlar yumağından söz etmek mümkün. İlk düzlemde -ki bir kısmını yukarıda açmaya çalıştık- emekçilerin alım gücünün düşmesi, yoksulluk ve yoksunluk girdabına her gün biraz daha fazla itilmesi.

İkinci düzlemde ise temel hak ve özgürlükler, söz, eylem ve örgütlenme özgürlüğü vb. başlıklarda yığınların toplumsal yaşamına dair, giderek keskinleşen çelişkiler bulunmaktadır. İşte bu iki düzlemin ya da doğrunun giderek birbirine dokunması ve yer yer kesişmesi dahası bu kesişmelerin de giderek bir süreklilik arz etmesi AKP iktidarının seçimleri 24 Haziran’da yapmasını getirdi.

Kaba haliyle önümüzde yeni bir dönem olduğunu söyleyebiliriz. Bugüne değin geniş yığınlar üzerindeki etkisini ve ekonomik anlamda da, emperyalistlerden aldığı paralarla ekonomisinin çarkını döndüren iktidarın artık yolun sonuna değilse bile çarkın yavaşladığını göreceği bir döneme giriyoruz. Bu, toplumsal anlamda, OHAL’le birlikte iyice köşeye sıkıştırılan neredeyse nefes almasına izin verilmeyecek olan yığınlar için artık gidecek bir yerin kalmadığı bir duruma işaret ediyor.

Her hâlükârda veriler, başta iktidar katında olmak üzere çatışma, klik dalaşı ve hesaplaşma, toplumsal bağlamda iktidar ile yığınlar arasında da sokağa taşan, şiddeti oldukça yüksek bir mücadele arenasının kapısının açılacağına işaret ediyor. Kuşkusuz devletin bu yüzleşmede konuşacağı dilin şiddetten beslenen korku ve yıldırma üzerine dayanan bir dil olacağı açık..

Nitekim Erdoğan’a rakip olarak çıkarılan 90’lar Çiller döneminin İçişleri Bakanı Meral Akşener’le benzer bir sürecin ikinci perdesine hazırlık yapıldığı anlaşılıyor…

İktidarı sarsan güçlü bir muhalefet örgütlemek

Peki, tüm bunların 24 Haziran seçimleriyle ilişkisi ne? Ya da beklediğimiz, öngörüde bulunduğumuz bahsini ettiğimiz yeni dönemle, 24 Haziran arasında nasıl bir bağlantı var?

İlk olarak, 24 Haziran AKP iktidarının yasal-hukuki dayanaklarıyla tam başkanlık rejimine geçerek iktidara ait tüm ipleri ele alması açısından bir milat olacak. Denilebilir ki bugüne değin zaten AKP-Erdoğan fiili olarak başkan gibi hareket ediyordu.

Doğrudur ancak durum o kadar basit değil. R:T. Erdoğan bu seçimden istediği sonucu alırsa bugüne kadar yasal alt yapısı olmadan yaşama geçirdiği tüm uygulamalar ve işlediği tüm suçlar böylece bir çırpıda aklamış olacak.

İkinci olarak, yeni ve sert geçeceği anlaşılan bir müsabakaya, bir kez daha sandıktan onay almış olmanın özgüveni ile girecek.

Bu başlıkları genişletmek mümkün.

Özetle, R.T. Erdoğan yaklaşan ve kasırgaya dönme alametleri gösteren fırtınaya en güçlü şekilde girmek, tüm hazırlıklarını şimşekler çakmadan ve gök gürlemeden bitirmek istiyor…

İşte 24 Haziran seçimleri tamda bu noktada yurtsever, devrimci, ilerici güçler ve muhalefet açısından büyük bir anlam taşıyor. AKP-Erdoğan 24 Haziran’dan hile-yalan dolan; asker ve şimdi yeni getirdikleri düzenlemeyle polis postalıyla istediği sonucu çıkarabilir. Ama toplumsal muhalefetin dinamikleri de 24 Haziran süreci vesilesiyle bir kez daha sokaktan beslenen, gücünü burada test eden, seçim süreci boyunca yürüteceği çalışmalarla biriktirdiği sinerjiyi açığa çıkarmayı başarabilen ve yeni müsabakalara hazırlanan daha dinamik bir rakiple karşı karşıya kalacak!

24 Haziran’a kadarki sürecin bizim için tam anlamalı bu olmalıdır; OHAL, baskı ve zulme karşı öznenin gücünü yeniden keşfedeceği bir süreci örgütlemek, inşa etmek; kazanma umudu ve direncini tazelemek!

Bunu yaparken, yaşananların da sunduğu geniş propaganda fırsatıyla sistemi, düzenin işçilere, emekçilere, Kürtlere ve Alevilere, kadın ve gençlere ve LGBTİ+lara, ve tüm ötekilere karşı düşmanlığını teşhir etmek!!

Bıkmadan, usanmadan, yorulmadan; gelişmelere tv karşısında sinirlenerek tepki vermeye mahkûm edilmek istenen yığınlara buradan sokağa, direniş hattına uzanan yolu genişletmek, buradaki trafiği büyütmek, akışı hızlandırmak…

24 Hazirana kadarki sürecin bizim için anlamı budur!

Çok büyün iddialarımız, çok farklı ve müthiş vaatlerimiz yok; 24 Haziran’da sistem yıkılmayacak, düzen değişmeyecek, 25 Haziran’da yeni sosyalist bir ülkeye uyanmayacağız…

Ancak 25 Haziran’da rakibi karşısında daha güçlü, daha direngen, daha özgüvenli, daha da yenilenmiş ve cüretli; gücünü sokağın direnişinden alan, iktidarı sarsan ve yönetme krizini derinleştiren bir toplumsal muhalefet görmek istiyoruz!

Basit ama anlaşılabilir ve de en önemlisi uygulanabilir bir hedef değil mi?

Seçim Koordinasyonlarında; Etkin, Güçlü Bir Çalışma!

Zamanın darlığı, hazırlıkların her bakımdan sıkışmasını da beraberinde getirmektedir. Bu yüzden ilk adımımız Gezi İsyanına atıfla “panik yapmadan hızlıca organize olmaktır”.

Her yoldaşımız, en kısa sürede çevresindekilerle bir araya gelmeli, 24 Haziran’a dair neler yapılabileceğini konuşmalıdır. Hareketimizin seçim tavrı açıklanmış adres ve hedefler gösterilmiş durumdadır. Başka bir değişle yol haritası en genel haliyle ortay çıkmış durumdadır. Bundan sonrası faaliyet içinde yol aldıkça şekillenecektir.

Zamanın darlığından dolayı önceki yıllardaki gibi zamana yayılmış Seçim Koordinasyon toplantıları, yerellerde toplantılar vb. yapma şansı yoktur. Bu seçimde Hakların Demokratik Kongresi(HDK)- HDP ile eşgüdümlü bir şekilde çalışma kararı almıştır. Seçim Koordinasyonları, HDP, HDK ve bu iki gücün bileşeni olmayan devrimci, demokratik kurum ve kişilerden oluşacaktır. Bu bağlamda, vakit kaybetmeden en yakınımızdaki HDK-HDP seçim koordinasyonuna ulaşıp, sürece dahi olmak elzemdir.

Çalışmalarımızda gücümüz, gerçekliğimiz ölçüsünde yoldaşlarımız, örgütlü tabanımız ve kitlemizin, belli alanlara yoğunlaşması doğru olacaktır. Gücümüzü dört bir yana dağıtmadan, pilot bölgeler belirleyerek, özellikle de birebir temas, ev ziyaret ve toplantıları vb. çalışmalarda aktif bir şekilde yer almak önemlidir. Geleneğimizin, Türk ulusundan gerek-Alevi gerekse de Sünni; Kürt ulusundan gerek Alevi gerekse de Sünni-Şafi inancından halkımız açısından birleştirici bir yerde durduğu açıktır.

Bu bakımdan seçim sürecinde hareketimizin, toplumsal muhalefet açısından, 45 yıllık geleneğin ve yarattığı değerlerin etkisiyle bir kesişme noktasında durduğunu söylemek yanlış olmaz.

Sözgelimi, Karadeniz faaliyetimizle hareketimizi daha yakından tanıyan Türk Alevi ve Sünni inancından halkımızın, Dersim-Kürdistan’da 45 yılı aşan gerilla pratiğiyle Kürt-Alevi halkımızın ve özellikle de son yıllarda Rojava pratiğiyle bu bölgedeki emeğimizin Kürt-Sünni-Şafi inancından halkımızın hareketimize pozitif –olumlu bir bakışı yarattığını söylemek abartı olmaz.

Gelinen aşamada, geride kalan kısa sürede, etkin, organize olan, seçim koordinasyonlarında ter döken, ve perspektifi 25 Haziran sonrasına dair güçlü bir örgütlenme yaratmak olan bir çalışma yürütmenin olanakları mevcuttur!

OHAL karanlığını parçalamak, faşist diktatörlüğün azgın saldırılarını geriletmek ve tek adam rejimine dur demek için harekete geçelim!

Milletimiz tamam derse çekiliriz diyen R.T.Erdoğan’a yanıtımızı, ev, ev sokak, sokak, fabrikalarda ve köylerde herkes bilsin!

Ha yanıt mı elbette TAMAM!

Bir Partizan 

53456

Zemherinin Kızıl Gülü‏

Bugün 24 Ocak 2011..

Boğazımda düğümlenmiş hüzünler..

İçimde tarifi zor  duygular..

Ve dilimde 18 Mayıs 1973′te Diyarbakır işkencehanesinde ser verip sır vermeme geleneğinin önderi olarak ölümsüzleşen İbrahim Kaypakkaya’nın "Devrim için her zaman ölecekler bulunur" adlı şiirinin sözleri..

"…gider,

  …gider, nice koç yiğitler gider

Senin de içinde  bir oğlun varsa çok değildir,

Ey mavi gök! 

Ermeni Meselesi hallolunmuştur Talat Pasa 29 Agustos 1915

Ermeni Soykırımı , İttihat ve Terakki Partisi hükümeti idaresinde ama tüm devlet kurumları ile gerçekleşmiş bir olaydır.Hükümet ve devlet uyum içerisinde artık Ermeni'lerin varlığını or tadan kaldırdıktan sonra Ermeni sorunu'' hallolunmuştur ''  diyerek '' kurtulduklarını '' zannetmişlerdir.Aradan yüz yıl geçmiş olmasına rağmen Ermeni sorunu güncelliğini olduğu gibi korumaktadır. 100.yıl yaklaşırken Türkiye, yeniden dünya gündeminde tartışılır ülke konumu ile dikkatleri üzerinde toplayacaktır.

24 Ocak Vartinik Baskını ve Ali Haydar Yıldız.. / Muzaffer Oruçoğlu

 

 Hayatımın unutulmaz anı. Menzil ve yaşam hakkı vermeyen haşin bir kış. Geyiklerini mağaralarına kapatan sisli, boranlı yüce zirveler. Yarı yıkık bir ev ve halkın korkarak, ‘sizi öldürecekler, gidin buralardan,’ diye mırıldana mırıldana acıdığı, destek vermeye çalıştığı bir avuç silahsız gerilla. Ve seher öncesinin toz karı hafif hafif ırgalayan ruzigarı ve tüfek şakırtıları.

Karışık

Yeni yılın ilk ayını epey aşarak yazıyorum ilk yazımı, belki korktum, belki panik yaptım, belki bir şey bekledim, ya da kimsenin aklına gelmeyecek hesaplar yaptım, yani derine daldım. “derin” kelimesi nasıl bir algı yaratır, nereden yakalar adamı, nasıl eğer, nerede büker, ne hale sokar, bilemem. Ama içimde tedirgin, kuşkucu, rahatsız ve hasta bir yer etti. Nerede bir erk, kurum, parti, örgüt, hele hele devlet varsa derini mevcuttur. Başka bir gücün olduğu ve derinlerden zelzele kudretine sahip bir şey bu…

Gaz kullanımı - ya da halkın zehirlenmesi üzerine (*)

“Zulüm bizdense; ben bizden değilim!”[1]

En net hâliyle Adolf Hitler’den biliriz “Gazlamak filli”nin ne olduğunu; elbette onun öncesinde I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda veya İngilizlerin Kürtlere karşı kullandığını; sonrası da bunun Şeyh Wassan ile Doli Smakoli’den Halepçe’ye uzandığını “es” geçmeden…

“Kimyasal gazdır” bunun adı; farklı versiyonlarıyla…

Kimyasal gazların, “biber”, “portakal”, “Brezilya” vb. versiyonlarıyla IMF İstanbul, KCK Diyarbakır, 1 Mayıs Taksim’inde ve bir alay itiraz eyleminde tanıştık…

"Özerlikçi"Anayasa sonrasında Bolivya dersleri (1)

“Anayasacıların öncelikle önemsedikleri şey, otorite ve gücün sınırlandırılması ve dağıtılmasıdır. Bu sınırlamalar felsefe ve ahlâki tartışmaların geniş alanından beslenir...”[2]

“Şangay Komünü” Hikayeleri

MKP ve Marksizmin En Temel İlkeleri 

Eleştirilerime aşağıdaki başlıklar altında devam ediyorum:

1-    “Şangay Komünü” Hikayeleri

2-      Parti Diktatörlüğü Mü?  Proletarya Diktatörlüğü Mü?

3-      MKP ve  Kaypakkaya

1-     “Şangay Komünü” Hikayeleri

Sınırlı bir yaşamı sınırsız bir davaya adayanlara bin selam!

 

“ YÜKSEKLER ASLA FETHEDİLEMEZ ETEKLERİNDE MEZARLAR YOK İSE”  

Mille salutations a ceux

 

QUI ONT PRÉCONISÉS UNE VIE LIMITÉE POUR LA LUTTE !

"Rien ne s’obtient sans effort et sacrifice"

La lutte des classes continue sans cesse à travers le globe.

 

Yarım Fokoculuktan Tam Fokoculuğa Geçişin Teorisi

MKP 3. Kongresini yaptı ve Kongre belgelerini yayınladı. Kongrelerini başarıyla sonuçlandırdıkları için devrimci mücadelelerinde başarılar diliyor ve kutluyorum.

 

Kendini Kaf dagında zanneden bir çeyrek "aydın"Haydar Karataş

Bazen zorunluluklarla, bazen tesadüflerle, bazen daha iyi bilen birisinin yönlendirmesiyle bazı kişiler bilgilenme anlamında yaşadığı toplumun gelişmişlik düzeyinden kendilerini daha ileriye taşırlar, gerek bilgiyi fethetmenin verdiği haz(“mutluluk fethetmektir.” Engels) gerekse de öğrendikçe doğa ve toplum karşısında özgürlük duygusunun güçlenmesi,  bu bazı kişilerde,  bilgilenmeyi bilinçli bir eyleme dönüştürür.( “insan bilmediklerinin esiridir, öğrendikçe özgürleşir” spinoza)  ve düşün dünyasının büyümesiyle, olgulara, olaylara, nesneye diğerlerinden farklı olarak daha geniş açılardan ba

Sayfalar