Cuma Ekim 16, 2026

2017 Fransa parlamento seçimleri sistemin tıkanması mı?

Fransa Cumhurbaşkanlığı ile 11 ve 18 Haziran 2017 tarihlerinde 2 tur şeklinde olmak üzere gerçekleştirilen parlamento seçimleri, sonuçları ve etkileri ile ortaya ilginç bir panorama çıkartmıştır. İlk dikkat çeken olay katılım oranının giderek düşmesi ile ortaya çıkmıştır. Öyle ki, 11 Haziran’da gerçekleştirilen ilk turda 5. Cumhuriyet seçimlerini tarihinin en düşük katılımı % 49 olarak ortaya çıkarken, bir hafta sonra gerçekleştirilen 2. Tur da bu oran % 42’lere kadar gerilemiştir. İlk elde sonuçlara göre, Macron’un başkanlığında ki LREM ve küçük ortağı MODEM partisi 360 milletvekili alarak mutlak çoğunluğu elde etmiş oldu. Merkez sağ temsilcisi Cumhuriyetçiler ile Demokratlar Ve Bağımsızlar Birliği ittifakı 133 milletvekili çıkartmış oldu. 2012 yılında yapılan seçimlerde 300 milletvekili çıkartan Sosyalist Parti ise 46 milletvekili çıkartabildi. Bu sonuçtan dolayı parti başkanı istifasını sundu. Sol kesiminin diğer temsilcileri Boyun Eğmeyen Fransa ve Fransa Komünist Partisi toplam 26 milletvekili çıkardılar. Irkçı parti, Ulusal Cephe 6 milletvekili çıkartabilmiştir.

Fransa kamuoyu katılımın bu denli düşük olmasının nedenleri üzerinden çeşitli görüşler belirtmeye başlamıştır. En dikkat çekeni ise artık sistemde yaşanan ciddi tıkanıklıkların, insanların beklentilerini karşılayamayacak bir siyasi irade ortaya çıkartacağı şeklinde olanıydı. Son yıllarda giderek artan işsizlik, artan vergiler, güvenlik zaafiyetleri, ırkçı yaklaşımlar ve benzeri sorunların çözümünde yetersiz kalan, toplumda ki ayrışmayı engelleyemeyen, kültürel ve eğitimsel sorunları aşamayan bir sistem gerçekliği insanların zihninde yer etmişti. Özellikle 1990’lı yılların ilk yarısının sonlarında dönemin başbakanı Alain Juppe tarafından uygulanmaya konulmaya çalışılan, büyük tepkilere rağmen uygulanarak bugünlere kadar bir şekilde sistemin yürütülürlüğünü sağlayan küreselleşme politikaları sorunlara çözüm olmaktan uzaklaşmış gibi görünüyor. Bu bahsedilen dönemden sonra iktidara gelen siyasi güçler çeşitli reform paketleri ile deyim yerindeyse, çokca sokak muhalefetine rağmen “günü kurtarmışlardır”. Geçtiğimiz dönem iktidarı Sosyalist Parti ve Francois Hollande, varolan sıkıntıları aşmada ciddi yetersizlikler göstererek; ortaya koydukları reformları, düzenlemeleri kabul ettirme ve uygulama aşamalarında büyük sıkıntılar yaşadılar. Fransa kamuoyunun nezdinde görev süreleri boyunca eleştirilere maruz kalarak, ülkede yaşayan bir çok kesim ve temsilcilerinden ayrı kalmışlardır. Geçmişten bugüne biriken sorunların, tıkanmaların önünü açmada yetersiz kalarak büyük tepkiler almışlardır.

2017 cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri sistemin yaşadığı tıkanıkların ve önümüzdeki dönemlerde daha büyük çapta bir kriz olarak çıkacak argümanların gölgesinde gerçekleştirildi. Emperyalist ülkelerde çokca tanık olmadığımız bir şekilde “sandık ve sandığın gücüne” inanmayan bir kitle çıktı ortaya. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde her iki turda da “beyaz oy” adı verilen tepki oyları ile sandığa gitmeme çağrıları yapan “bilinçli bir hareket” ortaya çıktı. Parlamento seçimlerinde ise mesele daha da boyutlanarak ülke tarihinin en düşük katılımlı seçimleri gerçekleştirilmiş oldu. Başbakan EDOUARD PHILIPPE, “Sandığa gitmemek demokrasi için hiçbir zaman iyi bir haber değildir. Bunun birçok sebebi var. Herkes bunları analiz etmeli. Hükümet kendi payına düşen sorumluluğu büyük bir hassasiyetle yerine getirecek. Seçmenin güveni bizim örnek teşkil etmemizden geçiyor. Somut sonuçlar için yılgınlık göstermeden çalışmalıyız.” şeklinde bir açıklama yaparak kendi açılarından ortaya çıkan tehlikeye dikkat çekmek zorunda bile kalmaktadır. Sol hareket France Insoumise’in (Boyun eğmeyen Fransa) lideri Jean-Luc Mélenchon “Halkımız bu seçimde vatandaşlık görevinde devasa bir genel greve gitmiştir” olarak katılımın düşüklüğünü açıklamaktadır. Önümüzdeki dönemler de toplumun tüm kesiminin temsilcileri bu tartışmalara katılacaktır. Elbette meselenin bu noktaya varması sadece son iktidar olan Sosyalist Parti ve politikaları ile ilgili değildir. Sokakta konuşulanlar, tepkiler, yaşanılan yoksulluk, işsizlik, güvensiz bir ortam, dağınık ve sonuç vermeyen bir eğitim sistemi, kara dayalı bir sağlık sistemi vb sorunlar yılların biriktirdiği bir olgu olarak ele alınıyor. Sadece bir partinin boykot edilmesi olarak değil, bu sistem ve bu sistemin içersindeki tüm çarklara bir tepki olarak ortaya çıkıyor. Öyle ki Fransız siyaset bilimcilerine göre bu sonuçlar, Fransız siyasetinde ciddi ve kökten değişimlere gebe. Sosyalist Parti’nin ideoljik ve finansal olarak bitme noktasına geldiği belirtiliyor. Merkez sağ ve sol’da bulunan siyasi hareketlerin bu sonuçlara bağlı kalarak bir değişime uğraması bekleniyor.

Burada en dikkat çeken şey ise 14 ay önce Macron tarafından kurulan “en Marche” (Yürüyüş) hareketinin bu kadar kısa süre içerisinde 3 seçimden de görece “başarılı” çıkması oldu. Kendi ifadesi ile, “sol ile sağ’ın arasında bir köprü” misyonu üstlenen bu hareket, düşük katılımlı seçimlerin “galibi” olarak ortaya çıkmış oldu. Hollande döneminde bir süre Ekonomi Bakanlığı da yapan Macron tarafından ortaya konan vaatler, esas olarak seçmenlerin ilgi göstermediği bir programa sahipti. “Radikal Dönüşüm” başlıklı bu program dört ana başlığa sahip; bunlarda ilki İşsizlikle Mücadele, işletmelere yönelik kuralların azaltılması, işgücü maliyetlerinin azaltılması, banliyölerden alınacak işçiler için vergi ayrıcalığı, işyerlerinin vergilerinde düzenleme, iş saatlerinin düzenlenmesi vb başlıklar. İkincisi Eğitim Reformu, okullarda verilen Franszıca/Almanca ile birlikte Matemaktik derslerinin sayısını arttırma, özellikle banliyölerde bulunan okullarda sınıf mevcudunu 12’lere kadar düşürme, haftalık ders saatleri ve günlerinin yeniden düzenlenmesi, daha fazla öğretmen ataması bu reform planının öne çıkan başlıkları. Üçüncüsü Kamu Sektörüne yönelik değişiklikler, burada amaçlanan şey daha etik bir örgütlenme yaratma çabası olarak olarak ortaya çıkıyor. Parlamenterlerin kendi aile bireylerini danışmak olarak atamaları yasaklanıyor. Parlamenterlere uygulanan ayrıcalıklı emeklilik kaldırılıyor. En fazla 3 dönem üst üste seçilme hakkı tanınıyor. Dördüncü ise Ulusal Politika, bu noktada üzerinde durulan en önemli şey savunma harcamalarının kısıtlanması olarak ortaya çıkıyor. Elbette kendi açısından sorunları da ortaya koyuyorlar;

-Yüksek Kamu Borcu

-İşsizlik

-Düşük Büyüme

-Terörizm

-Alt Kültürleri Paydaş Kılamama

Bunları çözülmesi gereken sorunlar olarak görmekteler. En son 2011 yılında %2 olarak belirtilen büyüme o tarihten bugüne kadar %1’ler civarını aşamamıştır. İşsizlik aynı tarihler için %10’lar civarında seyretmiştir. Kamu borcu ise uzun sürelerdir % 100’lerdedir. İşte buralardan kaynaklanan tıkanmalar, seçim süreçlerinde kitleler tarafından dikkate alınmıştır. Varolan siyaset odaklarının sorunu çözemeyeceğini sandıklara gitmeyerek ortaya koymuşlardır. Önümüzdeki dönem bunun bir uyarı mı yoksa kalıcı olarak sistem hoşnutsuzluğu olduğu mu elbette belli olacaktır. Ancak şimdiden şunu söylemek gerekiyor, özellikle iş yasası üzerinde yapılması planlanan değişiklikler şimdiden sendikalar tarafından kabul edilemez olarak değerlendirilmektedir. Bazı sendikalar bunun denenebilir olduğu beyanı şimdilik bir karşılık bulmamaktadır. İstihdam yasalarının liberal politikalar ile uygulanması sadece sendikaların dağil, toplumun hemen her kesiminin tepkisini çekiyor. Kamu görevlilerinin daha ileri yaşlarda emekli edilmesi, sosyal sigorta siteminin derin değişiklere uğraması tepki çeken bazı uygulamalar olarak öne çıkıyor. Şirketlere %33’ten %25’e vergi indirimi getrimek te sendikalar tarafından eleştirilen konulardan birisi.

AB konusunda çok net mesajlar verilmektedir. Euro bölgesinin güçlendirilmesi, Almanya ile ilişkilerin güçlendirilmesi ilk göze çarpan uygulamalar olacak. Fransa’nın küreselleşme içerisinde ki yeri için AB’nin çok önemli olduğunun altı çiziliyor. AB içerisinde ciddi ve kapsamlı reformların yapılması gerektiğinin önemine vurgu yapılıyor. 17 Mayıs 2017 tarihinde AB Konsey Başkanı Donald Tusk ile görüşen Macron, “Fransa, AB’nin yeni ve iddialı bir politika izlemesini sağlayacak” diyerek sınır güvenliği ve göçmen politikaları noktalarına değişiklik sinyalleri verdi.

Fransa’da ki göçmenlere yönelik, sağlık sistemine yönelik gibi bazı konularda ise hala doyurucu bir yönelim açıklaması yapılmadı. Önümüzdeki dönemlerde kendi ele aldıkları konuların yanında bu konularda da atacak adımlar irdelenmeye, değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Ancak yaşanan tıkanıklığı, seçmenin güvenini ve iradesini sandığa tekrar çekerek aşabileceği çok gerçekçi görünmemektedir. Alacakları önlemler, fransız/göçmen işçi/emekçilerinin kazanılmış haklarını kırparken işveren/şirketlerin daha da rahat bir ortama alınması olarak görünüyor. Yakın zamanda sokak eylemleri başlayacaktır. Göçmen örgütleri bu sürecin her anından etkilenecektir. Bu konuda duyarlı olmak gerekmektedir.

Fransa'dan Özgür Gelecek okuru

Haziran 2017

44015

Doğa ve Çevre Sorununa Proletaryanın Yaklaşımı

İnsan doğanın ayrılmaz bir parçası olduğu için doğadaki her olumsuz gelişme insanı da doğrudan etkiler. Bu anlamıyla çevre sorunu, bir insanlık sorunudur. İnsana değer vermeyen bir sistemin doğaya değer vermesi de beklenemez.

Fransa'da Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya Anması Gerçekleştirildi!

Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin 41. Yılında “Mutlaktır Ülkemizde Devrim, Bir İşaret Fişeğidir Kaypakkaya” şiarıyla gerçekleştirilen gece etkinliklerinin sonuncusu, Fransa’nın Metz şehrinde gerçekleştirildi. Yaklaşık 30 yıldır devrimci etkinliklerin nadiren yapıldığı bölgede, böylesi bir etkinliğin yapılıyor olması kitleler açısından oldukça önemliydi. 500’ün üzerinde kitlenin katıldığı etkinlik, saat 14’te, 13 Mayıs’ta gerçekleşen Soma maden işçileri katliamı için hazırlanan sinevizyon gösterimiyle başladı.

Volkan Yaraşır: İbrahim Kaypakkaya, ihtilalin yolu, ihtilalin ruhu ve ihtilalin manifestosudur.

İbrahim Kaypakkaya’nın idelojik- teorik mimarisi tarihsel olarak; Anadolu ve Mezopotamya halklarının isyan ve komünalite geleneğine, yerel olarak; 1960 sonrası, Türkiye’deki zengin sınıf mücadelesine, Uluslararası boyutta; 1968 küresel isyan hareketine, kültür devrimine ve ulusal kurtuluş savaşlarına dayanmaktadır.

Devrimci hareket açısından 1970′lerin başı bir momentumu ifade eder. 1971 devrimcileri, uçurumun kenarında yürümenin cüret ve cesaretini simgeler. Aynı zamanda ’71 pratiği, sistem dışı ve açık bir devlet karşıtı olmanın pratiğidir.

Bu kan denizinde boğulacaksınız!

 

Soma ölüm ocağı ; ՍՈՄԱ`Ն ՄԱՀՎԱՆ ՕՋԱԽ Է ,

Soma maden ocağı katliamı,Türkiye'nin aynı zamanada dünyanın en büyük maden ocağı faciası olarak şimdiden tarihe geçti.Soma İşçi Katliamı olarak da anılacak,hafızalardan kolay kolay silinmeyecek bu vahşet,işçi ölümlerinin en büyük olma özelliği ile de işçi sınıfı mücadele tarihinde yerini koruyacaktır.

TKP ML-TİKKO’dan açıklama

TKP ML –TİKKO, Şubat 2011’de kış üstlenme kamplarının çökmesi sonucu yaşamını yitiren 5 gerillanın naaşlarının Dersim’in Hozat ilçesi Pazar Köyü Kurudere Mezrasına bağlı Fıtılo bölgesinde defnedildiğini bildirdi.

TKP ML - TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı, 2011 yılında yaşamını yitiren 5 gerillaya ilişkin açıklamada bulundu.

Açıklamada, 2 Şubat 2011 tarihinde kış üstlenme kampının çökmesi sonucu yaşamını yitiren Sefagül Keskin, Nuşen Aslan,Gülizar Özkan, Fatma Acar ve Derya Aras adlı gerillaların naaşlarının Fıtılo Bölgesinde defnedildiği duyuruldu.

Basel ve Londra'da kitlesel ve çoşkulu Kaypakkaya anması!

Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin 41. Yılında İsviçre’nin Basel şehrinde kitlesel ve çoşkulu bir geceyle anıldı.

„Mutlaktır Ülkemizde Devrim, Bir İşaret Fişegidir Kaypakkaya!“ sloğanıyla Avrupanın 5 ülkesinde organize edilen anma etkinliğinin biride, 18 Mayıs 2014 tarihinde 1000 yakın bir kitle ile İsviçre’de gerçekleştirildi.

Wupertal'da kitlesel Kaypakkaya anması

17 MAYIS 2014 TARİHİNDE ALMANYA’NIN WUPERTAL ŞEHRİNDE KİTLESEL BİR KATILIMLA GEÇEKLEŞTİRİLEN GECEDE KOMÜNİST ÖNDER İBRAHİM KAYPAKKAYA ANILDI.

Leyla Erbil:"Seni anlatabilmek seni"...

“Gerçek değer,gelmesi boşluk dolduran değil,gitmesi boşluk yaratandır.”[1]

 

“Yaralı doğar bütün insanlar, anlaşılmak, sevilmek, sevecenlik dilenir ömrünce...” 

“Ben sadece sesli düşünüyorum, yani yazarak…”

“Ben yazarların neyi nasıl kotardıklarını çok düşünürüm, cümleyi neden kurduklarını, neye özendiklerini, neyi yinelediklerini ve ‘kendi’ kıldıklarını,” diyen O; ‘Tuhaf Bir Kadın’ın yazarıydı; 82 yaşında hayata veda etti.

Edebiyatın saygın yazarlarındandı; öncü romancılığıyla edebiyat dünyasını derinden etkileyen Leylâ Erbil’i 29 Temmuz 2013’de yitirdik.

Yazarlar da Dedikodu Yapar

Neyse falın çıksın halin.

Duymak istediklerinizi söyleyip alkış almasını da bilirdim.

Demek gelmeseler de sormasalar da bu şehirliler sizin şehirliler.

O köprünün altında çok sular aktı.

 

Ben anlatayım da siz dinleyin kitleselleşemediği halde kitleselleşme teorisiyle hareket eden şehirlilerin savruldukları halleri.

Kuş bakışı teori.

Her zaman uçan şehirli olmak isterdim.

Gökyüzünde uçmak.

Dünyanın geotliği nedeniyle yazarların bi türlü düz kağıda aktaramadığı köyleri, kasabaları, şehirleri, ülkeleri... görmek isterdim.

TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı

Elimize e-mail yoluyla ulaşan  imzalı açıklamaya göre;

TİKKO gerillaları 14 Mart tarihinde Dersim-Çemişgezek İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne roketatarlı saldırı düzenlenmiştir. Haber değeri taşıdığı için paylaştığımız açıklamada “Gerilla güçlerimiz tarafından düzenlenen bu saldırı, Gezi ile başlayan isyan sırasında başından vurularak hastaneye kaldırılan ve dokuz ay boyunca yoğun bakımda kaldıktan sonra 11 Mart tarihinde ölümsüzleşen Berkin Elvan'ın katledilmesine misilleme olarak gerçekleştirilmiştir” deniliyor.

Sayfalar