Cumartesi Ekim 10, 2026

2017 Fransa parlamento seçimleri sistemin tıkanması mı?

Fransa Cumhurbaşkanlığı ile 11 ve 18 Haziran 2017 tarihlerinde 2 tur şeklinde olmak üzere gerçekleştirilen parlamento seçimleri, sonuçları ve etkileri ile ortaya ilginç bir panorama çıkartmıştır. İlk dikkat çeken olay katılım oranının giderek düşmesi ile ortaya çıkmıştır. Öyle ki, 11 Haziran’da gerçekleştirilen ilk turda 5. Cumhuriyet seçimlerini tarihinin en düşük katılımı % 49 olarak ortaya çıkarken, bir hafta sonra gerçekleştirilen 2. Tur da bu oran % 42’lere kadar gerilemiştir. İlk elde sonuçlara göre, Macron’un başkanlığında ki LREM ve küçük ortağı MODEM partisi 360 milletvekili alarak mutlak çoğunluğu elde etmiş oldu. Merkez sağ temsilcisi Cumhuriyetçiler ile Demokratlar Ve Bağımsızlar Birliği ittifakı 133 milletvekili çıkartmış oldu. 2012 yılında yapılan seçimlerde 300 milletvekili çıkartan Sosyalist Parti ise 46 milletvekili çıkartabildi. Bu sonuçtan dolayı parti başkanı istifasını sundu. Sol kesiminin diğer temsilcileri Boyun Eğmeyen Fransa ve Fransa Komünist Partisi toplam 26 milletvekili çıkardılar. Irkçı parti, Ulusal Cephe 6 milletvekili çıkartabilmiştir.

Fransa kamuoyu katılımın bu denli düşük olmasının nedenleri üzerinden çeşitli görüşler belirtmeye başlamıştır. En dikkat çekeni ise artık sistemde yaşanan ciddi tıkanıklıkların, insanların beklentilerini karşılayamayacak bir siyasi irade ortaya çıkartacağı şeklinde olanıydı. Son yıllarda giderek artan işsizlik, artan vergiler, güvenlik zaafiyetleri, ırkçı yaklaşımlar ve benzeri sorunların çözümünde yetersiz kalan, toplumda ki ayrışmayı engelleyemeyen, kültürel ve eğitimsel sorunları aşamayan bir sistem gerçekliği insanların zihninde yer etmişti. Özellikle 1990’lı yılların ilk yarısının sonlarında dönemin başbakanı Alain Juppe tarafından uygulanmaya konulmaya çalışılan, büyük tepkilere rağmen uygulanarak bugünlere kadar bir şekilde sistemin yürütülürlüğünü sağlayan küreselleşme politikaları sorunlara çözüm olmaktan uzaklaşmış gibi görünüyor. Bu bahsedilen dönemden sonra iktidara gelen siyasi güçler çeşitli reform paketleri ile deyim yerindeyse, çokca sokak muhalefetine rağmen “günü kurtarmışlardır”. Geçtiğimiz dönem iktidarı Sosyalist Parti ve Francois Hollande, varolan sıkıntıları aşmada ciddi yetersizlikler göstererek; ortaya koydukları reformları, düzenlemeleri kabul ettirme ve uygulama aşamalarında büyük sıkıntılar yaşadılar. Fransa kamuoyunun nezdinde görev süreleri boyunca eleştirilere maruz kalarak, ülkede yaşayan bir çok kesim ve temsilcilerinden ayrı kalmışlardır. Geçmişten bugüne biriken sorunların, tıkanmaların önünü açmada yetersiz kalarak büyük tepkiler almışlardır.

2017 cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri sistemin yaşadığı tıkanıkların ve önümüzdeki dönemlerde daha büyük çapta bir kriz olarak çıkacak argümanların gölgesinde gerçekleştirildi. Emperyalist ülkelerde çokca tanık olmadığımız bir şekilde “sandık ve sandığın gücüne” inanmayan bir kitle çıktı ortaya. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde her iki turda da “beyaz oy” adı verilen tepki oyları ile sandığa gitmeme çağrıları yapan “bilinçli bir hareket” ortaya çıktı. Parlamento seçimlerinde ise mesele daha da boyutlanarak ülke tarihinin en düşük katılımlı seçimleri gerçekleştirilmiş oldu. Başbakan EDOUARD PHILIPPE, “Sandığa gitmemek demokrasi için hiçbir zaman iyi bir haber değildir. Bunun birçok sebebi var. Herkes bunları analiz etmeli. Hükümet kendi payına düşen sorumluluğu büyük bir hassasiyetle yerine getirecek. Seçmenin güveni bizim örnek teşkil etmemizden geçiyor. Somut sonuçlar için yılgınlık göstermeden çalışmalıyız.” şeklinde bir açıklama yaparak kendi açılarından ortaya çıkan tehlikeye dikkat çekmek zorunda bile kalmaktadır. Sol hareket France Insoumise’in (Boyun eğmeyen Fransa) lideri Jean-Luc Mélenchon “Halkımız bu seçimde vatandaşlık görevinde devasa bir genel greve gitmiştir” olarak katılımın düşüklüğünü açıklamaktadır. Önümüzdeki dönemler de toplumun tüm kesiminin temsilcileri bu tartışmalara katılacaktır. Elbette meselenin bu noktaya varması sadece son iktidar olan Sosyalist Parti ve politikaları ile ilgili değildir. Sokakta konuşulanlar, tepkiler, yaşanılan yoksulluk, işsizlik, güvensiz bir ortam, dağınık ve sonuç vermeyen bir eğitim sistemi, kara dayalı bir sağlık sistemi vb sorunlar yılların biriktirdiği bir olgu olarak ele alınıyor. Sadece bir partinin boykot edilmesi olarak değil, bu sistem ve bu sistemin içersindeki tüm çarklara bir tepki olarak ortaya çıkıyor. Öyle ki Fransız siyaset bilimcilerine göre bu sonuçlar, Fransız siyasetinde ciddi ve kökten değişimlere gebe. Sosyalist Parti’nin ideoljik ve finansal olarak bitme noktasına geldiği belirtiliyor. Merkez sağ ve sol’da bulunan siyasi hareketlerin bu sonuçlara bağlı kalarak bir değişime uğraması bekleniyor.

Burada en dikkat çeken şey ise 14 ay önce Macron tarafından kurulan “en Marche” (Yürüyüş) hareketinin bu kadar kısa süre içerisinde 3 seçimden de görece “başarılı” çıkması oldu. Kendi ifadesi ile, “sol ile sağ’ın arasında bir köprü” misyonu üstlenen bu hareket, düşük katılımlı seçimlerin “galibi” olarak ortaya çıkmış oldu. Hollande döneminde bir süre Ekonomi Bakanlığı da yapan Macron tarafından ortaya konan vaatler, esas olarak seçmenlerin ilgi göstermediği bir programa sahipti. “Radikal Dönüşüm” başlıklı bu program dört ana başlığa sahip; bunlarda ilki İşsizlikle Mücadele, işletmelere yönelik kuralların azaltılması, işgücü maliyetlerinin azaltılması, banliyölerden alınacak işçiler için vergi ayrıcalığı, işyerlerinin vergilerinde düzenleme, iş saatlerinin düzenlenmesi vb başlıklar. İkincisi Eğitim Reformu, okullarda verilen Franszıca/Almanca ile birlikte Matemaktik derslerinin sayısını arttırma, özellikle banliyölerde bulunan okullarda sınıf mevcudunu 12’lere kadar düşürme, haftalık ders saatleri ve günlerinin yeniden düzenlenmesi, daha fazla öğretmen ataması bu reform planının öne çıkan başlıkları. Üçüncüsü Kamu Sektörüne yönelik değişiklikler, burada amaçlanan şey daha etik bir örgütlenme yaratma çabası olarak olarak ortaya çıkıyor. Parlamenterlerin kendi aile bireylerini danışmak olarak atamaları yasaklanıyor. Parlamenterlere uygulanan ayrıcalıklı emeklilik kaldırılıyor. En fazla 3 dönem üst üste seçilme hakkı tanınıyor. Dördüncü ise Ulusal Politika, bu noktada üzerinde durulan en önemli şey savunma harcamalarının kısıtlanması olarak ortaya çıkıyor. Elbette kendi açısından sorunları da ortaya koyuyorlar;

-Yüksek Kamu Borcu

-İşsizlik

-Düşük Büyüme

-Terörizm

-Alt Kültürleri Paydaş Kılamama

Bunları çözülmesi gereken sorunlar olarak görmekteler. En son 2011 yılında %2 olarak belirtilen büyüme o tarihten bugüne kadar %1’ler civarını aşamamıştır. İşsizlik aynı tarihler için %10’lar civarında seyretmiştir. Kamu borcu ise uzun sürelerdir % 100’lerdedir. İşte buralardan kaynaklanan tıkanmalar, seçim süreçlerinde kitleler tarafından dikkate alınmıştır. Varolan siyaset odaklarının sorunu çözemeyeceğini sandıklara gitmeyerek ortaya koymuşlardır. Önümüzdeki dönem bunun bir uyarı mı yoksa kalıcı olarak sistem hoşnutsuzluğu olduğu mu elbette belli olacaktır. Ancak şimdiden şunu söylemek gerekiyor, özellikle iş yasası üzerinde yapılması planlanan değişiklikler şimdiden sendikalar tarafından kabul edilemez olarak değerlendirilmektedir. Bazı sendikalar bunun denenebilir olduğu beyanı şimdilik bir karşılık bulmamaktadır. İstihdam yasalarının liberal politikalar ile uygulanması sadece sendikaların dağil, toplumun hemen her kesiminin tepkisini çekiyor. Kamu görevlilerinin daha ileri yaşlarda emekli edilmesi, sosyal sigorta siteminin derin değişiklere uğraması tepki çeken bazı uygulamalar olarak öne çıkıyor. Şirketlere %33’ten %25’e vergi indirimi getrimek te sendikalar tarafından eleştirilen konulardan birisi.

AB konusunda çok net mesajlar verilmektedir. Euro bölgesinin güçlendirilmesi, Almanya ile ilişkilerin güçlendirilmesi ilk göze çarpan uygulamalar olacak. Fransa’nın küreselleşme içerisinde ki yeri için AB’nin çok önemli olduğunun altı çiziliyor. AB içerisinde ciddi ve kapsamlı reformların yapılması gerektiğinin önemine vurgu yapılıyor. 17 Mayıs 2017 tarihinde AB Konsey Başkanı Donald Tusk ile görüşen Macron, “Fransa, AB’nin yeni ve iddialı bir politika izlemesini sağlayacak” diyerek sınır güvenliği ve göçmen politikaları noktalarına değişiklik sinyalleri verdi.

Fransa’da ki göçmenlere yönelik, sağlık sistemine yönelik gibi bazı konularda ise hala doyurucu bir yönelim açıklaması yapılmadı. Önümüzdeki dönemlerde kendi ele aldıkları konuların yanında bu konularda da atacak adımlar irdelenmeye, değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Ancak yaşanan tıkanıklığı, seçmenin güvenini ve iradesini sandığa tekrar çekerek aşabileceği çok gerçekçi görünmemektedir. Alacakları önlemler, fransız/göçmen işçi/emekçilerinin kazanılmış haklarını kırparken işveren/şirketlerin daha da rahat bir ortama alınması olarak görünüyor. Yakın zamanda sokak eylemleri başlayacaktır. Göçmen örgütleri bu sürecin her anından etkilenecektir. Bu konuda duyarlı olmak gerekmektedir.

Fransa'dan Özgür Gelecek okuru

Haziran 2017

43845

Bir Faşistin Düşündürdükleri

Kucucuk kucuk burjuvalarin kumkucuk beyinlerinin dunyasi...

Bayraksiz bir hayat, susuz bir col gibidir...ey ulu bayrak, haydi mutlu et bizi, bicare zavalli ruhumu yucelt, koyu yalnizigimi parcala, kendimi dunyanin en guclu kisisi gibi hissttir bana, ihtiyacim var sana...ne olur yalvariyorum sana...canim feda yoluna...

Bayrak bayrak soyle bana; bizden guclusu var mi dunyada??? Ezan, bayrak, kutsal devlet umacisi ile sinif sorunlarinin karartilmasina izin vermeyelim...

‘2015′e doğru Türkiye’nin tuzakları’

Yazar Sait Çetinoğlu’nun Ermeni Soykırımı üzerine Ermenistan’da gazetecilik yapan Haykanush Aloyan’la yaptığı röportajı okurlarımızla paylaşıyoruz.

Ermeni Soykırımı’nın 100. Yıl dönümüne bir yıl kala ne tür gelişmeler yaşanabilir?

ABF Şerden Korunmalıdır!

 

Bu pazar günü Alevi toplumunun yurtiçindeki en büyük ve en üst çatı örgütü olan Alevi Bektaşi Federasyonunun (ABF) Genel Kurulu gerçekleşecek. Selçuklulardan günümüze dek Alevi Kızılbaşların karşı karşıya kaldığı yok sayılma, hor görülme, inkâr, asimilasyon, soykırım ve katliam politikalarına karşı örgütsel bir duruş sergilenmesi açısından bu genel kurul son derece önemlidir. Bu açıdan Alevi toplumunun da beklentileri önemlidir. 

Cenaze töreni için otobüs kalkış yerleri

2 Şubat 2011'de şehit düşen ve geçtiğimiz günlede TKP/ML TİKKO tarafından mezar yerleri açıklanan 5 kadın gerillanın cenazeleri, yarın DNA testi için gönderildikleri Malatya Adli Tıp Kurumu'ndan alınacak.

Beşler için 5 Haziran Perşembe günü saat 13.00'te Dersim Sanat Sokağı'ndan başlayacak ve Asri Mezarlığı'nda sona erecek bir tören düzenlenecek. Törene çeşitli illerden katılım için Partizan,Partizan Şehit ve Tutsak Aileleri tarafından çağrı yapıldı.

İşte o araç kalkış noktalarından belli olanlar: 

İSTANBUL

* 1 Mayıs Mahallesi

“Kerdoğan”“Herdoğan”

TARİHLERİ KATLİAM, GÜNLERİ KAN! HESAP VERECEKSİN DİKTATÖR

TKP/ML TİKKO Militanlardan Gazi Mahallesi'ndeki çatışmalara ilişkin açıklama

Gezi İsyanı’nın birinci yılında İstanbul’un çeşitli semtlerinde de bir dizi eylemler gerçekleştirildi. Dün akşam saatlerinde Taksim’deki eyleme katılmak üzere yürüyüşe geçen Gazi mahallesi halkı polisin saldırısı ile karşı karşıya kaldı. Oldukça yoğun gerçekleşen saldırı karşısında direnen kitle gece geç saatlere kadar çatıştı. Çatışmalar sırasında DHKP-C MLKP YDG-H ve TKP/ML TİKKO militanları da yer alarak barikat kurdu. Konuya ilişkin elimize ulaşan e posta TKP/ML TİKKO militanları eylemin ayrıntıları hakkında bilgi verdi. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi.  

Umudu avuç avuç içirenlerin adıdır Beşler

Mazlum bir halkın isyanının çığlıklaştığı bu dağlarda sizden öncekilerin dikkat kesildiği, kulak kabarttığı tarif edilemez acılar yaşanmıştı. Öykülerindeki ölümle, işkence ve sürgünle hesaplaşmak geleceğe sarkmış, devlete duyulan öfkenin tazeliği yüreklerinin kapılarını, sofralarını sizden öncekilere ve sizlere açmıştı. Vartinik kıvılcımının aydınlattığı yüzler acılarını anlayanların yüzlerinde kendi çizgilerini görmüş, dertleşmiş, saf tutmuştu yanlarında. Dersim bağrına basmış, kucak açmıştı umudu avuç avuç içiren isyancılara.

"Sıyrılıp gelen(ler)" le isyan zorunludur!

“Ölçülü olmak ölümcüldür.Aşırılık kadar,hiçbir şey başarılı olmaz.”[2]

Biliyorum; 30 Mart 2014 yerel seçimlerinin ortaya koyduğu “yüzdeler”, “rakamlar” kimilerinin sükut-u hayale uğrattı!

Emma Goldman’ın, “Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı,” saptamasını yıllardır telaffuz etmekteki ısrarımdan mı nedir; sükut-u hayale uğrayanlarla ya da “yüzdeler”/ “rakamlar”la uğraşmak yerine “sıyrılıp gelen(ler)”in işaret ettiğini önemseyip, altını ısrarla çizip, “Vurun ulan vurun ben kolay ölmem” diyen gelenektenim…

“İsyanı sürdürüyor, ayağa kalkıyoruz!”

Gezi İsyanı, 1. yılını dolduruyor. İsyanın ruhunun hala sokakları sardığı bugünlerde art arda açıklama yapan dayanışmalar, forumlar ve devrimci, demokratik ve yurtsever tüm kurumlar Gezi İsyanı’nı yıldönümünde alanlarda olmaya çağırıyor.

Dil'in Gerçeği Degil, Gerçeğin Dil'i

Gezi'nin yildonumune

Komunizme salt bir oznel istek, tercih olarak yaklastiginiz surece Marksizmi anliyamazsiniz.

Marksizm iyi olandan soz etmez, kacinilmaz olandan soz eder; onu oznel bir felsefe degil, bilimsel bir felsefe yapan, gercegi her zaman maddi olgularda; uretim iliskilerinde, uretim tarzinda ve uretici guclerle insan iliskilerinde aramasidir...

Bu metin bir isyandır yoldaş yüreklerden

Eğer    

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,

arkalarında doldurulması

mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,

en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,

yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer ...           

Can Yücel

Sayfalar