15 Haziran 1915 Beyazıt Meydanı: Darağacında 20 Ermeni sosyalist-Erol YEŞİLYURT
Geçtiğimiz yıl, Gezi İsyanı günlerinin önemli gelişmelerinden biri 15 Haziran 1915’de Beyazıt meydanında 20 Ermeni devrimci’nin asıldıkları yer olan Beyazıt meydani ve Gezi Parkında Türkiyeli ve Ermeni sosyalist ve demokratların katılımıyla anılması oldu.
Paramaz (Madteos Sarkisyan) ve 19 Ermeni devrimci’nin biyografileri, kısmen mevcut olan mahkeme tutanakları ve idamları sırasında hazır bulunan ve Papaz Kalust Bogosyan’ın anılarını okuduğum zaman Paramaz ve yoldaşlarını anmak için neden 98 yıl beklediğimiz gibi bir soruyu sormaktan kaçınamadım. Sorunun bir yanıtı Ermeni soykırımı ve resmi inkar politikaları ile bağlantılı, diğer bir yanıtı da Türkiye solu ve özellikle Mustafa Suphi önderliğinde kurulan TKP’nin aldığı ideolojik politik pozisyonda saklıdır.
Açıktır ki, TKP, bir yandan Türkiye solu’nun doğum tarihini kendisiyle özdeşleştirirken diğer yandan Osmanlı tarihi içindeki sosyalist ve anarşist akımları da içeren bir dizi hareket, parti ve mücadeleyi kendi tarihinin bir parçası olarak görmedi ve böylece, resmi söylemi değişik biçimlerde tekrarlayarak Paramaz ve yoldaşları dahil asılan, katl edilen ya da yurtlarından zor yoluyla atılan sosyalistlerin tarihsel mücadelelerini ve anılarını canlı tutmak gibi bir girişimde bulunmadı.
Lenin’in ezen ulusal ve ezilen uluslar arasındaki ayrımda ifadesini bulan ortodoks pozisyondan yola çıkarak bir değerlendirme yaparsak, 19.uncu yüzyılın Ermeni devrimcilerini, 20.inci yüzyılın Kürdistanlı devrimcileri ile karşılaştırarak ezen ülke solunu temsil eden TKP ve diğer akımların – istisnalar vardır- geniş oranda Türk milliyetçiliğinden etkilendikleri ve bütün eleştiri ve radikalizmlerine rağmen resmi söylemin ideolojik sınırları içinde bir sosyalizm anlayışına sahip olduklarını örneğin, ‘Vatan’ ve Vatan’ın savunusu’ gibi ideolojik söylemleri sorgulamadıklarını sonucuna varmak kaçınılmazdır. Ancak, eleştirimizi daha da ileri götürmemiz ve geçmiş kuşakların mücadelelerini ve ne gibi talepleri dile getirdiklerini öğrenmemiz gerekiyor. İnanıyorum ki, böyle bir okuma geçmiş kuşakları bir ‘kurbanlar’ kategorisine indirgeyerek onlara bir kez daha edilgin bir röl yüklenmesinin önüne geçeceği gibi, diğer yandan da özeleştirimizi geliştirmemizi ve nasıl bir gelecek tasarladığımızı soyut sloganlar dışında ifade etmemizi sağlar.
Yukarıda değindiğim okumanın önemli bir kısmı Paramaz ve yoldaşlarının üyesi oldukları Sosyal Demokrat Hınçak Partisi (SDHP) ve tarihi ile ilgilidir. SDHAPi, Avrupa’da üniversitelerde okuyan Ermeni öğrenciler tarafından 1887’de İsviçre’nin Cenevre kentinde kurulur. Birkaç ay sonra Parti’nin resmi yayın organı «Hınçak» gazetesinde bu politik örgütün ilk programı yayınlanır. 1890 yılında SDHP’nin 250 şubesi vardır; bunlardan 114’ü Batı Ermenistan’da, 86’sı Amerika Birleşik Devletleri’nde, 36’sı Kafkasya’da, 10’u İran’da, 4’ü de Avrupa’dadır. (Kaynak: Meri Koçar, «Ermeni-Türk toplumsal-politik ilişkileri ve XIX. yüzyıl sonu ve XX. yüzyıl başlarında Ermeni Sorunu» – Yerevan Devlet Üniversitesi Yayınları,Yerevan-1988, Rusça versiyonu, sayfa 229.)
Osmanlı tarihinde kurulan ilk sosyalist parti ünvanını taşıyan SDHP’nin 1910 yılında yayınlanan ve mahkeme belgeleri yer arasında yer alan tüzüğüne baktığımızta SDHP’nin 1910 yılında yayınlanan programlarında aşağıdaki talepleri dile getirdiklerini görüyoruz:
‘’Osmanlı topraklarında yaşayan (Türk, Ermeni, Kürt, Arap, Rum, Bulgar ve diğerleri) çeşitli unsurların birleşmesiyle oluşan halkın, bugün tâbi oldukları idarî, malî, ekonomik şartlar ve çeşitli vergiler işçi sınıfının yıkılmasına ve yok olmasına sebep olacaktır.
Bu halk bugün öyle bir ekonomik dönemde bulunuyor ki bir taraftan üretimde kapitalist düzen başgöstermekte ve diğer taraftan eski tarz üretim yavaş yavaş sona ermektedir.
Derebeylik sisteminden kalma alışkanlıklar da üretici sınıfın ilerlemesine ve yükselmesine yapay engeller oluşturmaktadır. Bundan başka bu derebeylerin artıklarıyla burjuva sınıfı, ülkenin siyasi ve ekonomik yönetimini ele geçirmeye çalışmaktadır. Bu suretle sosyal örgütleri, sırf ait oldukları sınıfın çıkarlarının sağlanması için kullanmaya da çaba göstermektedirler.
İşte şu açıklanan sebeplere dayanarak bir sosyal demokrat partisi -nitekim Hınçakyan Örgütü – için bütün Osmanlıülkesinde yani Ermenistan, Makedonya, Arabistan, Arnavutluk ile Osmanlıülkesinin diğer bölgelerinde sosyalist toplumsal örgütlerin oluşturulmasıen ileri derecedeki amaçları meydana getirdiği gibi aşağıda belirtilen talepler de toplum için en düşük seviyedeki hedefi teşkil etmektedir. Şöyle ki:
Halkın kendi geleceğine egemen olma esasını sağlayarak Osmanlı ülkesindeki halkın, üretici sınıfın siyasî işlerine müdahale edebilme imkânını sağlamak. Bu sınıfın kültürel ve ekonomik ilerlemesine engel olabilecek bütün sebepleri kaldırmak ve neticede üretici sınıfın bütün eğilim ve isteklerini tam bir serbestlik ile dile getirebileceği siyasi şartların sağlanması ve bu uğurda çalışanlar için ağır bir yük olan zor şartların yavaş yavaş düzeltilerek üretici sınıfın kendi gerçek durumunu anlayabilmesini sağlayabilmek ve bağımsız bir siyasi topluluk halinde örgütlenmesini bu sınıfın toplumsal görevini yerine getirmesi konusundaki çalışmanın neticelenmesini kolaylaştırarak, içinde bulunduğu şimdiki toplumsal şartlar ile en büyük hedefe doğru adım atılan bir gelişme olmasınıelde etmektir.
Bu sebepler ve değerlendirmelere göre Sosyal Demokrat Hınçakyan Örgütünün isteklerinin asgarisi, meşru bir esasa dayalı ve parlamenter meşrutiyete uygun olup, bu yolda çalışarak meşrutiyet ve demokrasi esasına dayalı yeni bir örgütü oluşturmaktır. Bu örgütün temel şartları aşağıdadır.
1- Ülkenin siyasî, ekonomik ve toplumsal bütün meselelerini ve işlerini mutlak bir egemenlikle incelemek ve karar vermede tam yetkili, kanun yapıcı bir kurulun kesinlikle oluşturulması ki süresi iki sene olacaktır.
2- İller, sancaklar, kazalar ve nahiyeler hakkında tam idarî yetki genişliğinin verilmesi.
3- Gerek kanun koyucu kurul ve gerekse il, sancak, kaza ve nahiyeler bağımsız yönetim kurullarıiçin yirmi yaşında olan her kişinin hakkıyla millet, kavim, sınıf, mezhep ve cinsiyet ayırımı yapmaksızın seçilebilmesi ve aday olabilmesi.
4- Genel, eşit, gizli ve doğrudan doğruya oylarla seçim sisteminin kabulü ve her seçimden önce nüfus sayımının yapılması.
5- Seçimin her yerde aynı anda ve resmî tatil günlerinden birinde yapılması.
6- Halk temsilcisi sıfatına sahip olanların hepsine devlet hazinesinden yeterli miktarda ödeneğin yapılması.
7- Referandum sisteminin kabulü.
8- Her türlü unvanın kaldırılmasıyla millet, kavim, mezhep ve cinsiyet ayırmaksızın her kişinin kanun önünde eşit sayılması.
9- Basın ve söz ve vicdan hürriyetinin, toplantıların, örgütlenmelerin, seçim mücadelelerinin, grevin, uluslararası işçi birliklerine katılmanın tamamen serbest olması.
10- Kişilerin, meskenlerin ve yazışmaların saldırılardan korunması
11- Dinî kuruluşların harcamalarının her bir mezhebe bağlıolanların yardımlarıyla karşılanması.
12- Herkese ayırım yapmaksızın askere alma sisteminin uygulanması ve barış zamanında askerlik hizmetinde milis sisteminin uygulanması.
13- Eğitimin genel ve lâik olarak mecburî ve ücretsiz olması. Hükümet tarafından ve her bölgenin bağımsız yönetim kurullarından ihtiyacı olanlara yardım edilmesi. Erkek ve kız çocukları için sanat eğitiminin verilmesi.
14- Eğitimin kendi ana dili ile yapılması şartıyla her bir unsurun ilk, orta ve yüksek dereceli okullar açabilmesi ve adı geçen okullarda resmî dilin öğrenilmesinin zorunlu olması şartıyla hükümet tarafından ve yerel bağımsız yönetim kurullarından bütün unsurlara para yardımı yapılması.
15- Her kişinin anadili ile sözlü ve yazılıifade hakkıolması. Ülke halkını oluşturan unsurların çeşitli unsurların lisanlarının resmî kurumlarca ve herkesçe eşit tutulması.
16- Yargılamaların masrafsız olarak yapılması, adlî işlerde anlaşma taraflarına ücretsiz hukuki yardım yapılmasıve jüri sisteminin getirilmesi.
17- Herkesin, memurları, alışılageldiği üzere, oluşturulan jüri heyeti huzuruna yargılanmaya çağırabilmesi.
18- Geçiş izni ve pasaport uygulamasının kaldırılması.
19- Yer değiştirmenin, her türlü sanatla uğraşmanın ve ekonomik girişimlerin tam bir serbestliğe ulaşması.
20- Haksız olarak suçlanan, tutuklanan ve hapis cezasıalan kişilere tazminat ödenmesi.
21- İdam cezasının tamamen kaldırılması.
22- Hastaların parasız olarak tedavisi ve sağlığı korumaya yönelik çalışmaların ücretsiz olarak yapılması.
23- Uluslararasında ortaya çıkacak anlaşmazlıklar ve çekişmelerin uzlaşma yoluyla çözümü.
Halkın ekonomik durumunun düzeltilmesi aşağıdaki şartların uygulamaya konulmasına bağlıdır.
1- Dolaylı vergilerin tamamen kaldırılması.
2. Vergiler konusunda bugün yürürlükte olan sistemin kaldırılmasıyla belirlenen miktarın üstünde geliri ve mirası olanlara kademeli olarak vergi uygulanması.
3. Köylülerin hükûmete olan her türlü borç ve ödenmemiş vergilerinin affedilmesi.
4. Zorla, ücret ödemeden iş yaptırmanın (Angarya) kaldırılması.
5. Düyûn-ıUmûmiyenin kaldırılması.
Halkın Osmanlı ülkesindeki ekonomik özel şartlarını, işçi sınıfının maddî, manevî ve sağlık koşullarıgöz önüne alındığında çöküşü getiren dayanılmaz bir durum ortaya çıktığından aşağıdaki şartların uygulanması talep edilir.
1- İşçilerin günde sekiz saatten fazla çalışmaması.
2- Haftada bir kez kırk iki saat aralıksız olarak dinlenme.
3- Belirlenen bu zaman dışında olağan üstü hizmet talebinin yasaklanması.
4- Halkın çalıştığı bütün ekonomik işlerde gece mesaisinin kaldırılması.
Yalnız gece mesaisi, ilmî ve esaslıbir uğraşiçin veya işçi örgütleri açısından herkesin ve en çok üreticinin çıkarlarına uygun olursa o halde geçerli olabilecektir.
5- Gece hizmetlerinin süresinin beş saatten fazla olmaması ve bu sürenin bir gündeliğe eşdeğer olması.
6- On dört yaşından küçük olan çocukların çalıştırılmaması ve on dört yaşından on yedi yaşına kadar olan erkek ve kız işçilerin günde yalnız altı saat çalıştırılması.
7- Kadınların bedeni yapılarına aykırı görünen işlerde çalıştırılmaması. Doğumdan dört hafta önce ve altı hafta sonra hizmetten muaf tutulması ve bu süre zarfında aldığıücretin eskiden olduğu gibi ödenmesi.
8- Kadın çalıştırılan fabrikalar veya diğer işletmelerde emzirilen ve küçük yaşlarda olan çocuklar için çocuk bakımevleri kurulması ve süt veren kadınların her üç saatte bir, yarım saat süreyle çalışmayı bırakması.
9- Hükümetçe sermayedarlardan alınacak özel vergi ile bir fonun oluşturulması. Araştırılarak, işgöremez durumda veya kısmen ya da tamamen sakat olan işçilerin geçimlerini sürdürebilmesi için bu fonla hükümet tarafından sigorta sisteminin kurulması.
10- İşletmeler veya girişimciler tarafından işçi ücretinden her ne suretle ve her ne isimle olursa olsun hiçbir şekilde indirime gidilmemesi (örnek para cezasıve benzeri gibi)
11- Halkın her çeşit ekonomik çalışmalarında yeterli miktarda kontrol şefi atanması ve bunların gözetiminin, ücretle hizmet edilen bütün işlere ve hükümete ait girişimlere kadar yayılması. Kadın çalıştırılan işletmelerde de kadın kontrol şeflerinin atanması. İşçi tarafından seçilip ücretini hükümetten alan işçi temsilcileri, işçilere ait kanunların uygulanmasına çalışacaklar. İşin, değeri ölçüsünde üretimde kullanılan hammadde ile çıkan ürünün kabul edilip edilmemesi gibi konularda kontrol hakkı.
12- İşçi ücretinin mal ile ödenmesi şeklinin kaldırılması. Ücretin kayıtsız şartsız para ile ödenmesi. Ödeme için çalışma saatleri içinde olmak şartıyla hafta içinde özel bir günün seçilmesi.
13- Girişimciler tarafından işçilerin barınmasıiçin ayrılan yerlerin sağlık koşullarına özen gösterilmesi. Buraların iç düzenine ve ücretin doğru ve adaletli olarak ödendiğine dikkat ederek yerel bağımsız idare heyetleri tarafından seçilen kişilerin işçi temsilcileri ile beraber kontrol etmeleri.
Bu suretle memleketin bütün hukukuna sahip vatandaşlık ve kişisel haklara sahip olan işçilerin hukuku ve hayatının girişimcilerin keyfi muamelelerine karşı korunması.
14- İşçi ücretine asgarî sınır belirlenmesi.
15- Ücret karşılığında hizmet edilen işletmelerde fabrikatörlerin müdahalesinden arındırılmış olarak sıhhi ve tıbbi durumların düzenli olarak denetlenilmesi. Masrafları işyeri sahiplerine ait olmak üzere işçinin ücretsiz olarak tedavi edilmesi ve hastalıkları süresince ücretlerinin önceden olduğu gibi ödenmesi.
16- Çalışanları koruyan düzenlemelerin girişimciler tarafından ihlali durumunda bunların cezaya çarptırılmaları.
17- Girişimcilerin ve işçilerin eşit olarak seçecekleri temsilcilerden oluşan ekonomik kuruluşların hepsinde işçiye ait mahkemeler oluşturulması.
18- Yerli veya dışarıdan gelecek işçiye iş bulmak için üretimin bütün aşamasında işçi örgütü temsilcilerinin gözetimi altında çalışma borsaları kurulmasıve bu konuda yerel bağımsız yönetim kurullarının mecbur tutulması.
Osmanlı ülkesinde endüstri henüz gelişmemiş olduğu gibi toprağa sahip olmanın da ufak ufak arazileri idaresinde bulundurmak şeklinde olduğu bilinmekte ise de yavaş yavaşzenginler tarafından arazilerin toplanıp, biriktirilip sanayiinin büyük ölçekte yapılmasına çalışılmakta olmasından, Sosyal Demokrat Hınçakyan Örgütü toprak meselesi hakkında da aşağıdaki hareket tarzını kabul etmektedir.
1- Köylülerin kendi toprağından serbestçe yararlanmasına engel olacak her türlü düzenlemenin, işlemlerin ve yerel adetlerin kaldırılması.
2- Kulluk usulünün tamamen kaldırılması.
3- Arazi sahiplerinin toprağınıekip biçen ortakçılarına karşı açgözlülüğünü engelleyecek kanun ve düzenlemelerin yapılması.
4- Her ne suretle olursa olsun ırgatların elinden zorla alınan arazinin gerçek sahiplerine verilmesi.
5- Hükûmet ve yerel bağımsız yönetim kurullarının koruma ve yardımları ile önce onaylarını almak şartıyla sahipsiz arazide göçmenlerin iskânı.
6- Kendi araçlarıile ziraat yapan küçük arazi sahiplerine hükûmet ve yerel bağımsız yönetim kurulları tarafından kolaylık sağlanması. Şöyle ki:
1- Tarım ile ilgili aletlerin ve takımların temini ve ithal edilmesi ile bu ziraî donanımlardan adı geçen çiftçilerin ücretsiz olarak faydalanabilmeleri.
2- Tohumluğun ve toprağın verimini artıracak maddelerin satın alınmasıve sağlanması.
3- Toprak mahsullerinin ve ziraî ürünlerin pazarda satışı.
4- Ziraatçilik ve çiftçilik hakkındaki bilgilerin yayılmasıiçin konferans yerlerinin ve örnek çiftliklerin kurulması.
7- Küçük toprak sahiplerinin tâbi oldukları ağır vergilerin hafifleştirilmesi.
‘Sosyalist-milliyetçi’’ olarak tanımlanan bir parti olan SDHP tüzüğünün üçünçü bölümünde, Osmanlı imparatorluğu toprakları içinde yaşayan milletler arasında eşit ilişkileri esas alarak ayrılmayı red ederken, aynı tüzüğün beşinçi bölümünde örgütlenme ilkelerini enternasyonalist bir çerceve içinde belirleyerek her milletin kendine ait sosyalist örgütleri kurması ve bu örgütlerin daha üst bir yapı içinde biraraya gelmesi savunulur. Sanırım burada çıkarılması gereken önemli ders, Ermeni milliyetçiliğinin ayrımcılığa karşı, eşit haklar talep eden bir çizgiden bağımsız bir Ermenistan hedefine geçerken taleplerinin dinlenmemesi, uğradıkları baskı ve zülmün ve buna paralel olarak mülksüzleştirmenin yoğunlaşarak sürmesinin oynadığı röl olmalıdır. Vurgulanması gereken diğer bir noktada başka bir bakış açısından birlikte yaşama ve ayrılık çizgilerinin birbirine paralel olarak varolduklarını öne sürersek, ayrılık yönündeki tercihin Ermeni toplum ve örgütlerinin bir önceliği haline dönüşmediği bir dnemde soykırımın gerçekleştirildiği, ve böylece, birlikte yaşama imkanının bizzat egemen ulusu temsil eden devlet tarafından ortadan kaldırıldığıdır.
Üçüncü Bölüm
Millî meseleler açısından çeşitli milletlerin siyasî hukuku tamamen korunacaktır. Bir milletin diğerine üstünlüğü tamamıyla reddedilecektir. Her millet kendi tarihi varlığıyla toplumsal bir unsur teşkil ettiğinden çeşitli baskılara uğramaksızın serbestçe gelişmesine hizmet edecek her türlü araçtan yararlanacaktır. Milletlerin kesin eşitlik ve kendilerine has özelliklerini koruması, ilişilmemesi ve dokunulmaması tamamen korunmuş bir hak olduğundan her bir milletin, gelişmesine ve büyümesine, toplumsal, ekonomik ve siyasî hiçbir şekilde engel olunmayacaktır.
Beşinci Bölüm
Sosyal Demokrat Hınçakyan Örgütü, Osmanlı Devleti’nden ayrılma eğilimlerini (Separatisme) bütünüyle reddeder. Sosyal Demokrat Hınçakyan Örgütünün bu ana tüzük kararlarını onaylayan ve kabul eden güzel ahlaklı ve yirmi yaşını tamamlamış her şahıs; millet, mezhep ve cinsiyet ayırmaksızın örgüte girebilir.
Osmanlı ülkesindeki milletler arasında dil ve kültür açısından çok önemli farklar olup bunların etkisinden kurtulmak mümkün olamayacağına göre Osmanlı ülkesinde sosyal demokrat örgütünce sosyalist ve sosyalizme ait yayınların genelleştirilmesi için en uygun yolun, bütünü örgüte üye olması şartıyla her millet için özel örgütler meydana getirmektir.
Sosyalizm açısından Sosyal Demokrat Hınçakyan Örgütü her milletten sosyal demokrat şubeler meydana getirmeye çalışacaktır. Bunların genel kurullarıda uluslararası sosyal demokrat genel örgütünün bir şubesi olacaktır.
* Bu yazı Mesele’nin Mayıs sayısında yayınlanmıştır.
Son Haberler
Sayfalar
TKP/ML MK SB-KİMSE KUSURA BAKMASIN; GEBERİŞİNİZ NE “GÜZEL” NE DE “TATLI” OLACAK!
Faşist diktatörlük halka karşı en korkunç suçları işlemeye devam ediyor. Sömürü ve zulmün ölüm makinesi yüzlerce canımıza daha kıydı. Acımız ve öfkemiz büyük, yasta değil isyandayız…
Sarsıldıkça, darbe aldıkça, saltanatlarını koruma kaygısı büyüdükçe zalimleşen, en aşağılık yöntemlere başvuran, kitlelerin direniş ve isyanına kudurmuş biçimde saldıranlar, kanlı çarklarını döndürmek için var güçleriyle yükleniyorlar.
Kaypakkaya'yi Savunmak Dünya Proleter Devrimini Savunmaktir
Kaypakkaya'yi Anarken;
Kaypakkaya'yi sadece iskencede direnmek, ser verip sir vermemek ilkesi ile anmak, onun bu yonunu one cikarmak, Kaypakkaya'yi kucultmek, onu kavramamak demektir.
Kaypakkaya sadece ser verip sir vermemek, dusmana teslim olmamak ilkesi degil, o ayni zamanda;
-Proleter dunya devrimine baglilik ilkesidir
-Halka guven esas ilkesidir
-Proleteryanin felsefesi Marksizm-Leninizm-Maoizme baglilik ilkesidir
TKP/ML MK- Bugüne rehber, geleceğin müjdesidir Kaypakkaya
BUGÜNE REHBER, GELECEĞİN MÜJDESİDİR KAYPAKKAYA!
“Dibinde bir ejderha yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.” (Sabahattin Ali)
Kaypakkaya yoldaş devrimin olanağı ve iradesidir!
İşçi sınıfı ve çeşitli milliyetlerden emekçi halkımız Kaypakkaya yoldaşın katledilmesi sonucu sadece devrimci bir önderini ve öncüsünü kaybetmedi aynı zamanda muazzam düzeyde aydınlatıcı bir proleter ışığını da kaybetmiş oldu.
Onun kaybıyla oluşan düşünsel-politik boşluk, bütün ağırlığıyla demokratik halk devriminin önünde durmaktadır. Unutmamak gerekir ki; devrimin önderleri ve öncüleri kolay ve çok sayıda yetişmez. Sınıf savaşım tarihi emekçilere devrimin önderlik olanağını yaratma fırsatını her zaman kolay ve rahat bir şekilde sunmaz.
Soma Roboski'dir
Soma işçi katliamı bir defa daha gösterdi ki, bu düzenin Tanrısı paradır. Söz konusu olan paraysa, insan hayatının bir sinek kadar bile değeri yoktur. Düzenin kanunlarına göre para; onur, şeref ve haysiyet gibi insani vasıflardan kat kat üstündür. Bu düzenden beslenen vampirler para için her türlü rezilliği mubah görmektedirler. "Tek vatan, tek millet, tek bayrak," diye diye halkı tavuk gibi yolmakta, devlet imkânlarını kullanarak halkın cebinden parmak ısırtan zenginliklere sahip olmaktadırlar.
Madencilerin Ölümü Kader Değil, Sermayenin Kar Oranını Arttırma Katliamıdır!
13 Mayıs günü Soma Holdinge bağlı Soma Kömür Ocaklarında yapılan işçi katliamı üzerine, gözler, bir kere daha, sermayenin kar oranını yükseltmek için durdurulamaz işçi cinayetlerine çevrildi. Bu elbette, en zor koşullarda çalışan işçilerin kaderi değil, sermayelerini arttırmak için hiç bir güvenlik ve sağlık önlemi olmayan derme-çatma denebilecek yerlerde çalıştırılmasının bir sonucudur. Burjuvazi, üretim maliyetini (değişmeyen sermaye) düşürmek için işçi ölümlerini artırmayı yeğlemiştir.
Burada bazı istatistikler vererek konuya girelim.
Kızıl Güller Kanıyor
Öyle bir coğrafyada, öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, nerdeyse yılın tüm günlerinde ve ülkenin dört bir tarafında bize yaşatılan acıları, haksızlıkları, uğradığımız katliamları protesto etmekle geçiyor ömrümüz. Ve her gün o acılarla, duygusal anlarla bir kez daha yoğruluyor her birimiz.
"Yüzünüzdeki maden karasını yıldızların kızıllığıyla aydınlatacağız"
Kaypakkaya yoldaşı andığımız bugünlerde Gezi şehitleri kervanına katılarak ölümsüzleşen Mehmet İstif ve Soma’da katledilen maden işçileri ile öfkemiz daha da büyümektedir.
Partizan : Yüreğimiz Soma’da! Yas değil isyan!
MANİSA’NIN SOMA İLÇESİ’NDE YÜKSELEN ÇIĞLIKLAR VE
YÜZLERCE MADENCİ CENAZESİ…
Aralarında, Berkin Elvan gibi 15 yaşındaki işçi çocuk Kemal’in de cesedi, kara bir torbada…
16 saat sonra enkazdan sağ çıkarılan işçi Fatih, yaralı haline bakmadan kendisi gibi emekçi olan sağlıkçılara soruyor: “Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin”…
Diğer yanda ise elinde bir kamera ile şaklabanlığa soyunan bir başbakan…
Diyalektiği güncelle!
Her faaliyet alanı bir önceki sürecin devrimci çalışmalarını kapsamlı bir şekilde örgütsel-pratiksel-yönetsel boyutuyla değerlendirmelidir. Bölge ve alanlar bu süreçte kitlelere ne kadar gidebildi? Ulaştığı, kapısını çaldığı emekçilere sistemin politik teşhirini ne kadar, nasıl yaptı? Kitleleri bilinçlendirip-örgütlemede ikna ve inandırmada ne kadar etkili ve başarılı oldu? Nasıl bir yol ve yöntem izledi ve ne kadar mesafe kat etti? Propagandanın içeriği kitleleri uyandırmak-bilinçlendirmek-harekete geçirip örgütlemek için yeterli miydi?
BİR AYDIN(LIK) HÂLİ FİKRET BAŞKAYA[*]
“Dünyamızı sorularımızın cesareti ve yanıtlarımızın derinliğiyle önemli kılarız.”[1]
Bir aydın, bir insan olarak Fikret Başkaya, önemlidir.
“Entelektüellere ihtiyaç duyan bir toplum değiliz”;[2] “Aydın kavramı raf ömrünü tamamladı. Günümüzde entelektüelin yeri filin sırtında sivrisinek olmaktan öte değil,”[3] türünden “ucuz” saptamalara karşın bundan dostun da, düşmanın da asla kuşkusu olmadı; olamaz da…