Pazar Ekim 25, 2026

15 Haziran 1915 Beyazıt Meydanı: Darağacında 20 Ermeni sosyalist-Erol YEŞİLYURT

Geçtiğimiz yıl, Gezi İsyanı günlerinin önemli gelişmelerinden biri 15 Haziran 1915’de Beyazıt meydanında 20 Ermeni devrimci’nin asıldıkları yer olan Beyazıt meydani ve Gezi Parkında Türkiyeli ve Ermeni sosyalist ve demokratların katılımıyla anılması oldu.

Paramaz (Madteos Sarkisyan) ve 19 Ermeni devrimci’nin biyografileri, kısmen mevcut olan mahkeme tutanakları ve idamları sırasında hazır bulunan ve Papaz Kalust Bogosyan’ın anılarını okuduğum zaman Paramaz ve yoldaşlarını anmak için neden 98 yıl beklediğimiz gibi bir soruyu sormaktan kaçınamadım. Sorunun bir yanıtı Ermeni soykırımı ve resmi inkar politikaları ile bağlantılı, diğer bir yanıtı da Türkiye solu ve özellikle Mustafa Suphi önderliğinde kurulan TKP’nin aldığı ideolojik politik pozisyonda saklıdır.

Açıktır ki, TKP, bir yandan Türkiye solu’nun doğum tarihini kendisiyle özdeşleştirirken diğer yandan Osmanlı tarihi içindeki sosyalist ve anarşist akımları da içeren bir dizi hareket, parti ve mücadeleyi kendi tarihinin bir parçası olarak görmedi ve böylece, resmi söylemi değişik biçimlerde tekrarlayarak Paramaz ve yoldaşları dahil asılan, katl edilen ya da yurtlarından zor yoluyla atılan sosyalistlerin tarihsel mücadelelerini ve anılarını canlı tutmak gibi bir girişimde bulunmadı.

Lenin’in ezen ulusal ve ezilen uluslar arasındaki ayrımda ifadesini bulan ortodoks pozisyondan yola çıkarak bir değerlendirme yaparsak, 19.uncu yüzyılın Ermeni devrimcilerini, 20.inci yüzyılın Kürdistanlı devrimcileri ile karşılaştırarak ezen ülke solunu temsil eden TKP ve diğer akımların – istisnalar vardır- geniş oranda Türk milliyetçiliğinden etkilendikleri ve bütün eleştiri ve radikalizmlerine rağmen resmi söylemin ideolojik sınırları içinde bir sosyalizm anlayışına sahip olduklarını örneğin, ‘Vatan’ ve Vatan’ın savunusu’ gibi ideolojik söylemleri sorgulamadıklarını sonucuna varmak kaçınılmazdır. Ancak, eleştirimizi daha da ileri götürmemiz ve geçmiş kuşakların mücadelelerini ve ne gibi talepleri dile getirdiklerini öğrenmemiz gerekiyor. İnanıyorum ki, böyle bir okuma geçmiş kuşakları bir ‘kurbanlar’ kategorisine indirgeyerek onlara bir kez daha edilgin bir röl yüklenmesinin önüne geçeceği gibi, diğer yandan da özeleştirimizi geliştirmemizi ve nasıl bir gelecek tasarladığımızı soyut sloganlar dışında ifade etmemizi sağlar.

Yukarıda değindiğim okumanın önemli bir kısmı Paramaz ve yoldaşlarının üyesi oldukları Sosyal Demokrat Hınçak Partisi (SDHP) ve tarihi ile ilgilidir. SDHAPi, Avrupa’da üniversitelerde okuyan Ermeni öğrenciler tarafından 1887’de İsviçre’nin Cenevre kentinde kurulur. Birkaç ay sonra Parti’nin resmi yayın organı «Hınçak» gazetesinde bu politik örgütün ilk programı yayınlanır. 1890 yılında SDHP’nin 250 şubesi vardır; bunlardan 114’ü Batı Ermenistan’da, 86’sı Amerika Birleşik Devletleri’nde, 36’sı Kafkasya’da, 10’u İran’da, 4’ü de Avrupa’dadır. (Kaynak: Meri Koçar, «Ermeni-Türk toplumsal-politik ilişkileri ve XIX. yüzyıl sonu ve XX. yüzyıl başlarında Ermeni Sorunu» – Yerevan Devlet Üniversitesi Yayınları,Yerevan-1988, Rusça versiyonu, sayfa 229.)

Osmanlı tarihinde kurulan ilk sosyalist parti ünvanını taşıyan SDHP’nin 1910 yılında yayınlanan ve mahkeme belgeleri yer arasında yer alan tüzüğüne baktığımızta SDHP’nin 1910 yılında yayınlanan programlarında aşağıdaki talepleri dile getirdiklerini görüyoruz:

‘’Osmanlı topraklarında yaşayan (Türk, Ermeni, Kürt, Arap, Rum, Bulgar ve diğerleri) çeşitli unsurların birleşmesiyle oluşan halkın, bugün tâbi oldukları idarî, malî, ekonomik şartlar ve çeşitli vergiler işçi sınıfının yıkılmasına ve yok olmasına sebep olacaktır.

Bu halk bugün öyle bir ekonomik dönemde bulunuyor ki bir taraftan üretimde kapitalist düzen başgöstermekte ve diğer taraftan eski tarz üretim yavaş yavaş sona ermektedir.

Derebeylik sisteminden kalma alışkanlıklar da üretici sınıfın ilerlemesine ve yükselmesine yapay engeller oluşturmaktadır. Bundan başka bu derebeylerin artıklarıyla burjuva sınıfı, ülkenin siyasi ve ekonomik yönetimini ele geçirmeye çalışmaktadır. Bu suretle sosyal örgütleri, sırf ait oldukları sınıfın çıkarlarının sağlanması için kullanmaya da çaba göstermektedirler.

İşte şu açıklanan sebeplere dayanarak bir sosyal demokrat partisi -nitekim Hınçakyan Örgütü – için bütün Osmanlıülkesinde yani Ermenistan, Makedonya, Arabistan, Arnavutluk ile Osmanlıülkesinin diğer bölgelerinde sosyalist toplumsal örgütlerin oluşturulmasıen ileri derecedeki amaçları meydana getirdiği gibi aşağıda belirtilen talepler de toplum için en düşük seviyedeki hedefi teşkil etmektedir. Şöyle ki:

Halkın kendi geleceğine egemen olma esasını sağlayarak Osmanlı ülkesindeki halkın, üretici sınıfın siyasî işlerine müdahale edebilme imkânını sağlamak. Bu sınıfın kültürel ve ekonomik ilerlemesine engel olabilecek bütün sebepleri kaldırmak ve neticede üretici sınıfın bütün eğilim ve isteklerini tam bir serbestlik ile dile getirebileceği siyasi şartların sağlanması ve bu uğurda çalışanlar için ağır bir yük olan zor şartların yavaş yavaş düzeltilerek üretici sınıfın kendi gerçek durumunu anlayabilmesini sağlayabilmek ve bağımsız bir siyasi topluluk halinde örgütlenmesini bu sınıfın toplumsal görevini yerine getirmesi konusundaki çalışmanın neticelenmesini kolaylaştırarak, içinde bulunduğu şimdiki toplumsal şartlar ile en büyük hedefe doğru adım atılan bir gelişme olmasınıelde etmektir.

Bu sebepler ve değerlendirmelere göre Sosyal Demokrat Hınçakyan Örgütünün isteklerinin asgarisi, meşru bir esasa dayalı ve parlamenter meşrutiyete uygun olup, bu yolda çalışarak meşrutiyet ve demokrasi esasına dayalı yeni bir örgütü oluşturmaktır. Bu örgütün temel şartları aşağıdadır.

1- Ülkenin siyasî, ekonomik ve toplumsal bütün meselelerini ve işlerini mutlak bir egemenlikle incelemek ve karar vermede tam yetkili, kanun yapıcı bir kurulun kesinlikle oluşturulması ki süresi iki sene olacaktır.

2- İller, sancaklar, kazalar ve nahiyeler hakkında tam idarî yetki genişliğinin verilmesi.

3- Gerek kanun koyucu kurul ve gerekse il, sancak, kaza ve nahiyeler bağımsız yönetim kurullarıiçin yirmi yaşında olan her kişinin hakkıyla millet, kavim, sınıf, mezhep ve cinsiyet ayırımı yapmaksızın seçilebilmesi ve aday olabilmesi.

4- Genel, eşit, gizli ve doğrudan doğruya oylarla seçim sisteminin kabulü ve her seçimden önce nüfus sayımının yapılması.

5- Seçimin her yerde aynı anda ve resmî tatil günlerinden birinde yapılması.

6- Halk temsilcisi sıfatına sahip olanların hepsine devlet hazinesinden yeterli miktarda ödeneğin yapılması.

7- Referandum sisteminin kabulü.

8- Her türlü unvanın kaldırılmasıyla millet, kavim, mezhep ve cinsiyet ayırmaksızın her kişinin kanun önünde eşit sayılması.

9- Basın ve söz ve vicdan hürriyetinin, toplantıların, örgütlenmelerin, seçim mücadelelerinin, grevin, uluslararası işçi birliklerine katılmanın tamamen serbest olması.

10- Kişilerin, meskenlerin ve yazışmaların saldırılardan korunması

11- Dinî kuruluşların harcamalarının her bir mezhebe bağlıolanların yardımlarıyla karşılanması.

12- Herkese ayırım yapmaksızın askere alma sisteminin uygulanması ve barış zamanında askerlik hizmetinde milis sisteminin uygulanması.

13- Eğitimin genel ve lâik olarak mecburî ve ücretsiz olması. Hükümet tarafından ve her bölgenin bağımsız yönetim kurullarından ihtiyacı olanlara yardım edilmesi. Erkek ve kız çocukları için sanat eğitiminin verilmesi.

14- Eğitimin kendi ana dili ile yapılması şartıyla her bir unsurun ilk, orta ve yüksek dereceli okullar açabilmesi ve adı geçen okullarda resmî dilin öğrenilmesinin zorunlu olması şartıyla hükümet tarafından ve yerel bağımsız yönetim kurullarından bütün unsurlara para yardımı yapılması.

15- Her kişinin anadili ile sözlü ve yazılıifade hakkıolması. Ülke halkını oluşturan unsurların çeşitli unsurların lisanlarının resmî kurumlarca ve herkesçe eşit tutulması.

16- Yargılamaların masrafsız olarak yapılması, adlî işlerde anlaşma taraflarına ücretsiz hukuki yardım yapılmasıve jüri sisteminin getirilmesi.

17- Herkesin, memurları, alışılageldiği üzere, oluşturulan jüri heyeti huzuruna yargılanmaya çağırabilmesi.

18- Geçiş izni ve pasaport uygulamasının kaldırılması.

19- Yer değiştirmenin, her türlü sanatla uğraşmanın ve ekonomik girişimlerin tam bir serbestliğe ulaşması.

20- Haksız olarak suçlanan, tutuklanan ve hapis cezasıalan kişilere tazminat ödenmesi.

21- İdam cezasının tamamen kaldırılması.

22- Hastaların parasız olarak tedavisi ve sağlığı korumaya yönelik çalışmaların ücretsiz olarak yapılması.

23- Uluslararasında ortaya çıkacak anlaşmazlıklar ve çekişmelerin uzlaşma yoluyla çözümü.

Halkın ekonomik durumunun düzeltilmesi aşağıdaki şartların uygulamaya konulmasına bağlıdır.

1- Dolaylı vergilerin tamamen kaldırılması.

2. Vergiler konusunda bugün yürürlükte olan sistemin kaldırılmasıyla belirlenen miktarın üstünde geliri ve mirası olanlara kademeli olarak vergi uygulanması.

3. Köylülerin hükûmete olan her türlü borç ve ödenmemiş vergilerinin affedilmesi.

4. Zorla, ücret ödemeden iş yaptırmanın (Angarya) kaldırılması.

5. Düyûn-ıUmûmiyenin kaldırılması.

Halkın Osmanlı ülkesindeki ekonomik özel şartlarını, işçi sınıfının maddî, manevî ve sağlık koşullarıgöz önüne alındığında çöküşü getiren dayanılmaz bir durum ortaya çıktığından aşağıdaki şartların uygulanması talep edilir.

1- İşçilerin günde sekiz saatten fazla çalışmaması.

2- Haftada bir kez kırk iki saat aralıksız olarak dinlenme.

3- Belirlenen bu zaman dışında olağan üstü hizmet talebinin yasaklanması.

4- Halkın çalıştığı bütün ekonomik işlerde gece mesaisinin kaldırılması.

Yalnız gece mesaisi, ilmî ve esaslıbir uğraşiçin veya işçi örgütleri açısından herkesin ve en çok üreticinin çıkarlarına uygun olursa o halde geçerli olabilecektir.

5- Gece hizmetlerinin süresinin beş saatten fazla olmaması ve bu sürenin bir gündeliğe eşdeğer olması.

6- On dört yaşından küçük olan çocukların çalıştırılmaması ve on dört yaşından on yedi yaşına kadar olan erkek ve kız işçilerin günde yalnız altı saat çalıştırılması.

7- Kadınların bedeni yapılarına aykırı görünen işlerde çalıştırılmaması. Doğumdan dört hafta önce ve altı hafta sonra hizmetten muaf tutulması ve bu süre zarfında aldığıücretin eskiden olduğu gibi ödenmesi.

8- Kadın çalıştırılan fabrikalar veya diğer işletmelerde emzirilen ve küçük yaşlarda olan çocuklar için çocuk bakımevleri kurulması ve süt veren kadınların her üç saatte bir, yarım saat süreyle çalışmayı bırakması.

9- Hükümetçe sermayedarlardan alınacak özel vergi ile bir fonun oluşturulması. Araştırılarak, işgöremez durumda veya kısmen ya da tamamen sakat olan işçilerin geçimlerini sürdürebilmesi için bu fonla hükümet tarafından sigorta sisteminin kurulması.

10- İşletmeler veya girişimciler tarafından işçi ücretinden her ne suretle ve her ne isimle olursa olsun hiçbir şekilde indirime gidilmemesi (örnek para cezasıve benzeri gibi)

11- Halkın her çeşit ekonomik çalışmalarında yeterli miktarda kontrol şefi atanması ve bunların gözetiminin, ücretle hizmet edilen bütün işlere ve hükümete ait girişimlere kadar yayılması. Kadın çalıştırılan işletmelerde de kadın kontrol şeflerinin atanması. İşçi tarafından seçilip ücretini hükümetten alan işçi temsilcileri, işçilere ait kanunların uygulanmasına çalışacaklar. İşin, değeri ölçüsünde üretimde kullanılan hammadde ile çıkan ürünün kabul edilip edilmemesi gibi konularda kontrol hakkı.

12- İşçi ücretinin mal ile ödenmesi şeklinin kaldırılması. Ücretin kayıtsız şartsız para ile ödenmesi. Ödeme için çalışma saatleri içinde olmak şartıyla hafta içinde özel bir günün seçilmesi.

13- Girişimciler tarafından işçilerin barınmasıiçin ayrılan yerlerin sağlık koşullarına özen gösterilmesi. Buraların iç düzenine ve ücretin doğru ve adaletli olarak ödendiğine dikkat ederek yerel bağımsız idare heyetleri tarafından seçilen kişilerin işçi temsilcileri ile beraber kontrol etmeleri.

Bu suretle memleketin bütün hukukuna sahip vatandaşlık ve kişisel haklara sahip olan işçilerin hukuku ve hayatının girişimcilerin keyfi muamelelerine karşı korunması.

14- İşçi ücretine asgarî sınır belirlenmesi.

15- Ücret karşılığında hizmet edilen işletmelerde fabrikatörlerin müdahalesinden arındırılmış olarak sıhhi ve tıbbi durumların düzenli olarak denetlenilmesi. Masrafları işyeri sahiplerine ait olmak üzere işçinin ücretsiz olarak tedavi edilmesi ve hastalıkları süresince ücretlerinin önceden olduğu gibi ödenmesi.

16- Çalışanları koruyan düzenlemelerin girişimciler tarafından ihlali durumunda bunların cezaya çarptırılmaları.

17- Girişimcilerin ve işçilerin eşit olarak seçecekleri temsilcilerden oluşan ekonomik kuruluşların hepsinde işçiye ait mahkemeler oluşturulması.

18- Yerli veya dışarıdan gelecek işçiye iş bulmak için üretimin bütün aşamasında işçi örgütü temsilcilerinin gözetimi altında çalışma borsaları kurulmasıve bu konuda yerel bağımsız yönetim kurullarının mecbur tutulması.

Osmanlı ülkesinde endüstri henüz gelişmemiş olduğu gibi toprağa sahip olmanın da ufak ufak arazileri idaresinde bulundurmak şeklinde olduğu bilinmekte ise de yavaş yavaşzenginler tarafından arazilerin toplanıp, biriktirilip sanayiinin büyük ölçekte yapılmasına çalışılmakta olmasından, Sosyal Demokrat Hınçakyan Örgütü toprak meselesi hakkında da aşağıdaki hareket tarzını kabul etmektedir.

1- Köylülerin kendi toprağından serbestçe yararlanmasına engel olacak her türlü düzenlemenin, işlemlerin ve yerel adetlerin kaldırılması.

2- Kulluk usulünün tamamen kaldırılması.

3- Arazi sahiplerinin toprağınıekip biçen ortakçılarına karşı açgözlülüğünü engelleyecek kanun ve düzenlemelerin yapılması.

4- Her ne suretle olursa olsun ırgatların elinden zorla alınan arazinin gerçek sahiplerine verilmesi.

5- Hükûmet ve yerel bağımsız yönetim kurullarının koruma ve yardımları ile önce onaylarını almak şartıyla sahipsiz arazide göçmenlerin iskânı.

6- Kendi araçlarıile ziraat yapan küçük arazi sahiplerine hükûmet ve yerel bağımsız yönetim kurulları tarafından kolaylık sağlanması. Şöyle ki:

1- Tarım ile ilgili aletlerin ve takımların temini ve ithal edilmesi ile bu ziraî donanımlardan adı geçen çiftçilerin ücretsiz olarak faydalanabilmeleri.

2- Tohumluğun ve toprağın verimini artıracak maddelerin satın alınmasıve sağlanması.

3- Toprak mahsullerinin ve ziraî ürünlerin pazarda satışı.

4- Ziraatçilik ve çiftçilik hakkındaki bilgilerin yayılmasıiçin konferans yerlerinin ve örnek çiftliklerin kurulması.

7- Küçük toprak sahiplerinin tâbi oldukları ağır vergilerin hafifleştirilmesi.

‘Sosyalist-milliyetçi’’ olarak tanımlanan bir parti olan SDHP tüzüğünün üçünçü bölümünde, Osmanlı imparatorluğu toprakları içinde yaşayan milletler arasında eşit ilişkileri esas alarak ayrılmayı red ederken, aynı tüzüğün beşinçi bölümünde örgütlenme ilkelerini enternasyonalist bir çerceve içinde belirleyerek her milletin kendine ait sosyalist örgütleri kurması ve bu örgütlerin daha üst bir yapı içinde biraraya gelmesi savunulur. Sanırım burada çıkarılması gereken önemli ders, Ermeni milliyetçiliğinin ayrımcılığa karşı, eşit haklar talep eden bir çizgiden bağımsız bir Ermenistan hedefine geçerken taleplerinin dinlenmemesi, uğradıkları baskı ve zülmün ve buna paralel olarak mülksüzleştirmenin yoğunlaşarak sürmesinin oynadığı röl olmalıdır. Vurgulanması gereken diğer bir noktada başka bir bakış açısından birlikte yaşama ve ayrılık çizgilerinin birbirine paralel olarak varolduklarını öne sürersek, ayrılık yönündeki tercihin Ermeni toplum ve örgütlerinin bir önceliği haline dönüşmediği bir dnemde soykırımın gerçekleştirildiği, ve böylece, birlikte yaşama imkanının bizzat egemen ulusu temsil eden devlet tarafından ortadan kaldırıldığıdır.

Üçüncü Bölüm

Millî meseleler açısından çeşitli milletlerin siyasî hukuku tamamen korunacaktır. Bir milletin diğerine üstünlüğü tamamıyla reddedilecektir. Her millet kendi tarihi varlığıyla toplumsal bir unsur teşkil ettiğinden çeşitli baskılara uğramaksızın serbestçe gelişmesine hizmet edecek her türlü araçtan yararlanacaktır. Milletlerin kesin eşitlik ve kendilerine has özelliklerini koruması, ilişilmemesi ve dokunulmaması tamamen korunmuş bir hak olduğundan her bir milletin, gelişmesine ve büyümesine, toplumsal, ekonomik ve siyasî hiçbir şekilde engel olunmayacaktır.

Beşinci Bölüm

Sosyal Demokrat Hınçakyan Örgütü, Osmanlı Devleti’nden ayrılma eğilimlerini (Separatisme) bütünüyle reddeder. Sosyal Demokrat Hınçakyan Örgütünün bu ana tüzük kararlarını onaylayan ve kabul eden güzel ahlaklı ve yirmi yaşını tamamlamış her şahıs; millet, mezhep ve cinsiyet ayırmaksızın örgüte girebilir.

Osmanlı ülkesindeki milletler arasında dil ve kültür açısından çok önemli farklar olup bunların etkisinden kurtulmak mümkün olamayacağına göre Osmanlı ülkesinde sosyal demokrat örgütünce sosyalist ve sosyalizme ait yayınların genelleştirilmesi için en uygun yolun, bütünü örgüte üye olması şartıyla her millet için özel örgütler meydana getirmektir.

Sosyalizm açısından Sosyal Demokrat Hınçakyan Örgütü her milletten sosyal demokrat şubeler meydana getirmeye çalışacaktır. Bunların genel kurullarıda uluslararası sosyal demokrat genel örgütünün bir şubesi olacaktır.

 

* Bu yazı Mesele’nin Mayıs sayısında yayınlanmıştır.

102188

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Misafir yazarlar

"Mevzuatı Koyun Bir Kenara, Zihniyeti Devreye Sokun"

Erdoğan'a kim "Reis" ismini yakıştırıp takmışsa tam isabet tutturmuş. Kutlamak gerekir bu isim uzmanını! Adam Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı değil de, tıpkı bir sokak kabadayısı. Ülkeyi gayrı resmi kanunlarla yöneten, kendi koyduğu yasaları dahi hiçe sayan, korsan kanunlara ölesiye sevdalı, "astığım astık, kestiğim kestik! Kimse bana karışamaz!" heytleri çeken; anlı şanlı, aynı zamanda her tarafına insan kanı bulaşmış ‘Reis’ Recep... 

AB’NİN GÖÇMEN POLİTİKASI VE İŞİD’LE “SAVAŞI”

AB burjuvazisi telaş içinde. “Göçmen akışını durdurun!” diye feryat figan bağırıyor. Karar üstüne karar alıyor. “Böyle akın akın gelirlerse AB’miz yıkılır”, “toplumsal yapımız dejenere olur” diye yakınıyorlar. Kavimler göçünü ve Roma’nın yıkılışını hatırlıyorlar.

Ellerine kim geçerse yapışıyorlar. Bu konuda en büyük kurtarıcı olarak faşist Türk devletini görüyorlar. “Ne istersen iste, yeter ki göçmenleri bize gönderme” diye kırmızı halı üstünde ağırlıyorlar. Kürt katliamına yeşil ışık yakmalarının karşılığında, altın varaklı kanlı sultan koltuklarında ağırlanıyorlar. 

Kürtlere Kadın, çocuk, yaslı ayrımı dahi yapmadan topyekün saldıran katil devlet …

Türkiye Cumhuriyeti Devleti topraklarını ilhak ettiği ve zulmettiği Kürtlere nasıl da saldırıyor?.. Nasıl da katmerli baskı ve tahakküm uyguluyor?.. Uyguladığı zorbalığı nasıl da en üst boyutlara tırmandırıyor?.. Tüm bunların sonucu devlet sokağa çıkma yasağı ilan ederek, topuyla, tankıyla, her türlü silahla Kürtlerin evlerini, barklarını yakıyor, yıkıyor, yağmalıyor…  Binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan Kürtler böylesi kanlı bir tehcire zorlanıyor… 

Kentsel dönüşüm

Kentsel dönüşüm, kentin tarihince oluşan denetim dışı alanların düzenlenmesi ve yaşayan insanları bu düzenlenmeye göre biçimlendirme ereğidir. Kentin, sistemin ve geleceğinin planlanmasının bir adımı olarak sunulan bu yaklaşım; egemenlerin ideolojik, politik, ekonomik ve idari ihtiyaçlarının karşılanmasını hedefler. Bu hedefin gerçekleşmesi için öncelikli olarak bunun bir ihtiyaç haline gelmesi yada ihtiyaç olduğunun ön kabulünü koşul lamasıdır. Bu ön koşullar dizisi olmadan süreç başlatılamamaktadır.

Hendek Birliği

Kürt halkı yenilsin yenilmesin, iyi direndi ve iyi direniyor. Kitleler şehirlerde kendilerini savunmak istediklerinde, zorunlu olarak barikata ve hendeğe baş vururlar. Bazı aydınların hendeklere karşı çıkmasının, hendeklerin kapatılmasını talep etmesinin hiçbir anlamı yoktur. Kürtler hendeklerde sadece kendi ulusal hakları için değil,

Türkiye'nin demokratikleşmesi için de direniyorlar. Devrimciliğin ve demokratlığın bugünkü mihenk taşı hendeklerdir. Hendeğin hangi tarafında duruyorsun? Hendeği kazanların tarafında mı, kapatmak isteyenlerin tarafında mı? 

Katliam bir devlet geleneği ise isyan da bir halk geleneğidir

7 Haziran seçimlerine HDP'nin parti olarak gireceğini açıklaması ile başlayan katliamlar bugün AKP'nin iktidarını koruma yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. 7 Haziran'dan önce çıktığı her meydanda yapacağı katliamların propagandasını yapan, dört bir yana tehditler savuran AKP hükümeti bugünlerde tehditlerini hayata geçirmiştir.

Katliam bir devlet geleneğidir

FAŞİZME KARŞI BİRLİK OLUP MÜCADELE ETMENİN KAÇINILMAZLIĞI

Yalan, demagoji ve artan ölçüde devlet terörü ve korku, faşizmin en temel özellikleri arasındadır. Halkı, bu taktiklerle korkutur, sindirir ve ezer. Ve bununla beraber, “vatan haini” demagojisiyle, ilerici olan kesimlere karşı geri yığınları peşinden sürüklemeyi başarabilir. Ve böylece, geniş bir kitle desteğini de arkasına alarak, sermayenin çıkarları doğrultusunda ülkenin aydınlık yüzüne karşı savaş açar. Bugün ülkemizde fazlasıyla yaşanan da budur.

ADİLOŞ BEBE'DEN , MİRAY BEBE'YE

''..bunlar, engerekler ve çıyanlardır,bunlar, aşımıza ekmeğimize göz koyanlardır, tanı bunları , tanı da büyü...'' diyerek Kürt halkının çocuklarının henüz kundakta başlayan acı ve dramını anlatan Ahmet Arif'in şiirine yansıyan gerçekleri hiç değişmeden bugün de aynen Miray bebek şahsında yaşıyoruz.Ama maalesef daha tanımadan öldürüldü.

Önce eşitlik, sonra Kardeşlik! DTK Kongresi ve Özerkliğe dair

Osmanlının son sürecinde ortaya çıkan ittihat ve terraki adlı Jön Türk hareketi olan milliyetçi  türkçü akım önce 1915 Ermeni/ Süryani soykırımını gerçekleştirmiş ve 1920 TC`nin kuruluşunun hemen sonrasında da  TKP Önderleri Mustafa Suphi,Ethem Nejat ve yoldaşlarını hunharca Karadeniz sularında katlettirmiş ve 1925 den bu yana da Kürtlere karşı imha ve inkar politikalarına girişmiştir.

TKP/ML: “Ölüm; Özgürlük, Devrim Ve İdeallerimiz İçin” Diyenlere Bin Selam Olsun!

“Al, yüreklerinden bir parça koy yüreğine

kokuları serin bir bahar rüzgarı gibi

çek içine.

şafak vakti dağın ardında selamla onları

söz ver,

başarılacak de,

de ki gülümsesinler

de ki arkada kalmasın gözleri.”

Türk, Kürt Uluslarından Ve Çeşitli Milliyetlerden Emekçi Halkımıza;

Soykırımın yeni adı: "Kürtleri Çökertme-Çöktür."

        Faşizm her coğrafyada aynı karakteristik özelliklere sahiptir. Çünkü aynı ideolojik kaynaktan beslenmekte, yasalar çıkarmakta, yürürlüğe koymakta, katliam ve soykırımlar yapmaktadır. 12 Eylül askeri faşist yasalarıyla yönetilen sözde parlamenter sistem, 12 Eylül faşizminin devam ettiricisidir. Bugün artık ülkemizde faşizm tanımı üzerinde tartışmanın bir gerekliliği yoktur ve kalmadı da. Faşizm bir devlet biçimidir. Faşizme, faşist zulme, baskıya katliamlara karşı çıkan herkes ," düşman, hain, terör yandaşı, terörü destekleyen güruh" olarak  damgalanmaktadır.

Sayfalar