Cumartesi Eylül 12, 2026

Bu çocuğa iyi bakın, hepimiz suçluyuz!

Sermaye gruplarının çıkar ve kârları uğruna çıkardıkları savaşlara sessiz kalmakla yaşanan ölümlerden hepimiz sorumluyuz. Sabah haberleri izlediğimde karşıma dünya güzeli, tertemiz, bütün kötülüklerden uzak masum üç-dört yaşlarında bir çocuğun sahile vurmuş ölü bedeninin yüzüstü yatık haliyle karşılaştım. Önce bir şaşkınlık sonra bir acı tüm bedenimi kapladı. Gözyaşlarımı tutamadım. Yüreğimi yakan bu görüntü tüm insanlığa, kendine insanım diyen ama geçmişini unutan, yaşadığı acılara sünger çeken, ortaya çıkan insanlık dışı bu zulme sessiz kalanlara avazım çıktığı kadar küfür etmek geldi. Nasıl olur da dün aynı acıları yaşadığınızı unuttunuz diyesim geldi. Bugün mültecilerin yaşadığını sizler de yaşadınız, insanoğlu bu kadar ama bu kadar nankör, geçmişte yaşadıklarınızı nasıl yok saydınız! Her şey buralara kapak atmak, oturum almak, pasaport almak kendinize sistemin bahşettiği, rahat dur hediyesi olan vatandaşlığı almaya 'kadar mıydı? Sitemim ilerici, demokrat, aydın ve devrimci olduğunu söyleyen tüm kulağı sağırlara, gözleri körlere, böylesi durumlarda dili lal olanlara... Hani neredesiniz, yeri ve zamanı geldiğinde her biriniz ateş parçasısınız. Neden halen sessiz ve bana necisiniz! Yoksa 'bugüne kadar biz yaptık, bundan sonrası bana necilik mi’ oluyor?

 

 Evet, üzülerek söylüyorum ve görüyorum ki, bizler geçmişte yaşadıklarımızı erken unutmaktayız, emperyalist sisteme hızla adapte olarak  ,'aman bana neci ' oluyoruz. Ahlarla, sitemlerle, sosyal medyada resimler… birkaç sözcük koyarak görevlerimizi yaptığımızı sanıyoruz. Kaç kez şahit olduk, her şey işlemlerin bitmesi ve oturumun alınması sonrası sabahı  -selamı kesenlere... Yine de olabilir dedik, tercih dedik ama bu kadar vurdumduymaz olunacağını gerçekten düşünmüyordum.

 

Gel gör ki, Dünya’da, Ortadoğu’da, Kürdistan’da ve Afrika’da yaşanan insanlık dramı bizleri bu kadar duyarsız, sorumsuz kılmamalıydı. En azından insan olarak her şeyimizi diyemiyorum ama evimizi, kapımızı, pişiyorsa aşımızı bir lokma ekmeğimizi açabilirdik, verebilirdik. Cüret ve cesaret göstererek halka önayak olabilir, yardım elimizi uzatabilir geçmişte kazandığımız 'örgütçülüğü ' zor durumda olan bu insanlar için kullanabilirdik. Kişiler kendi reklamına gelince güzel laflar etmekte, iyi bir örgütçü meziyetini kullanmakta ama toplumsal sorunlara gelince yeteneksiz oluveriyorlar. Bu inanılmaz ve akıl dışı egoist davranış dünyamızda şiddetle hüküm süren savaşlara yaklaşımlara da yansıyor.

 

Öyle ki; savaşları kimler çıkarmakta, hangi sınıf veya sınıfların çıkarılan savaşlarda menfaati ve çıkarları var. Milyonlarca halktan insanımızın ölümüne sebep olan silahları kimler üretiyor, kimler satıyor, sevkiyatını yapıyor,  kimler ülkeleri, insanları yakıyor, yıkıyor öldürüyora bakmadan organizatörü emperyalist tekellere ve onların hükmü altındaki devletlere bakmadan, ‘savaş değil barış, ille de barış ' demektedirler. Ya tamamda kardeşim sormazlar mı insana, kiminle barış, kimle barış!  Başta Amerikan emperyalizmi olmak üzere bütün emperyalist devletler ve onların uşak faşist yönetimleri daha fazla sömürü, kâr ve hâkimiyet sağlamak için savaşmıyorlar mı? Ürettikleri her türlü silahla ülkelerimizi işgal ve egemenlikleri altına almıyorlar mı, bu haksız ve gerici savaşlara karşı mücadele eden halklarımıza saldırmıyorlar mı, acımasızca dünya halklarına bugün yaşadığımız zulmü yaşatmıyorlar mı ,'ya benim egemenliğime girer modern köle olarak yaşarsın ya da senin varlığına, yaşamına son veririm '   emperyalist, faşist terörü bizlere müstahak görmüyor mu? 

 

Eee, yapılan  tüm bu vahşete boyun mu eğelim, teslim mi olalım ,  'tamam bize dokunma, bizi öldürme, biz de sana karşı çıkmayacağız, kulun -kölen olarak yaşamımızı sürdüreceğiz  ', dememizi mi  bekliyorsunuz? Bu iğrenç insanlık onurunu ayaklar altına alan emperyalist gerici savaşlara, halklara yapılan katliamlara, işgal ve sömürü sistemime karşı çıkmadan, onlara karşı halkların haklı ve meşru haklı savaşını savunmadan ne kadar güçlü olursan ol, hangi ordulara, silahlara sahip olursan ol yenilmeye, ezilmeye, sömürülmeye, sömürgeleştirilmeye mecbur olacağız. Çünkü işin başında sen, haklı savaşlarla haksız savaşları görme körlüğüne sahipsin, halkı da bu yanlış siyasal tahlilinle esarete mahkûm etmektesin. Sınıfsal körlük bir kere bütün vücuda dolanınca PKK'nin haklı ve meşru mücadelesini de haksız bir savaş göstererek sapla -samanı birbirine karıştırmış olursun.

 

Tam da bu ana noktada, haksız gerici emperyalist savaşlara, onların egemenlikleri altında varlık gösteren faşist devlet ve yönetimlere karşı mücadele devrimci savaş yürütülmeden esaretten insanlığın kurtulmasının yolu yoktur. Şu iyi bilinmeli ki; halkların kardeşliği, birliği, gerçekte bir barışı ancak ve ancak emperyalizme faşizme karşı verilecek bağımsızlık, özgürlük ve de sosyalizmle gelecektir. Afrika’da, Asya’da, Ortadoğu’da yaşanan bu zulmün, sokaklarda öldürülen, sahilde boğulan çocuklarımızın, kahpece katledilen mazlum insanlığın gerçek kurtuluşu zulme ve sömürüye karşı yürütülecek haklı savaşlarla mümkündür.  Aksini savunmak her şeyi oluruna bırakan kaderciliktir. Emperyalistlerin halklara çizdiği kaderinize razı olun teslimiyetçiliğini 'barış' adına savunmaktır.

 

Bir kere daha önemle vurgulamalıyım ki; ben benimle aynı görüşleri savunanlar öz itibarıyla yaşadığımız sınıflı toplumlarda, buna sosyalist toplumlarda da dâhil olmak üzere sınıf savaşları vardır, yönetenlerle yönetenler arasında, devletle -halk arasında sınıf savaşları vardır. Savaşların gerçek anlamda ortadan kalkması ancak ve ancak sınıfsız, sömürüsüz halkların her yönlü eşitçe yaşadığı komünist bir toplumda mümkündür. İnsanlık mutlaka bu özlenen komünal sistemi yaratarak kuracak, tüm savaşlara son vererek gerçek kardeşçe yaşanacak bir dünya kuracaktır. Bu gerçeğe inanmak ve bunun için mücadele etmek insanlığın en büyük erdemidir. Gerisi olsun diyedir, teferruattır.

47959

Comment form

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Bu çocuğa iyi bakın, hepimiz suçluyuz!

ALEVİLERİ İSTİSMAR ETMEKTEN VAZ GEÇİN, SAMİMİYETLE LAİKLİĞİ TALEP EDİP SAVUNUN!

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir etkinlik vesilesiyle, şöyle demekte: “(…) Cemevleri ile ilgili taleplerimiz yıllardır ortadayken, bir yanda bu ülkede anayasaya göre her yurttaş eşitken, Sünni bir yurttaşın ibadethanesi camilerin her ihtiyacı karşılanırken, aynı vergiyi ödeyen; vergi verirken eşit ama hizmet alırken eşit olmayan Alevi yurttaşlarımızın ibadethaneleri Cemevleri, devlet nezdinde ibadethane kabul edilip, camiye ne yapılıyorsa Cemevine de  aynısı yapılacağı güne kadar bu talebinizin sonuna kadar arkasındayım.” (T24, 21.07.2024)

Kendi topraklarında özgür yaşayamayanlar (Nubar Ozanyan)

Nasıl bir adalet, nasıl bir vicdandır ki yüzyıldır Kürtler kendi topraklarında özgür yaşayamıyor? Nasıl bir kara zulümdür ki, on binlerce gerilla canını feda etmesine, on binlerce tutsak kör hücrelerde ömür çürütürcesine özgürlüğe ellerini uzatmasına karşın karanlık iş başında kalmaya devam ediyor? Ve yüz yıldır Kürt halkı bunca büyük bedel ödemesi karşısında sanki bir şey olmamış gibi duran Devlet, utanmadan elini “kardeşlik” adına DEM’e uzatıyor? Tarihte böylesine aymaz bir düşman görülmüş mü?

Nobel Ekonomi Ödülleri Hangi "Bilimsel" Buluş İçin Verildi?

Emperyalist sistemin içinde bulunduğu durumdan liberal ekonomistler, liberal entellektüellerde memnun değiller. „Eşitsizlikler“ büyümüş, „doğanın tahribatı alarm“ veriyormuş, „demokrasiler“ gerilemiş, „ekonomiler teknolojik gelişmelerin gerisinde“ kalıyormuş. „ekonomik büyümeler yavaşlamış“ vs. vs. En büyük buluşu 2005-2006'dan beri dünyada „demokrasi“lerin gerilemesiymiş.

SAVAŞA AKTARILAN PARA, EMEKÇİYE YAŞATILAN YOKSULLUĞUN BAŞLICA NEDENLERİNDENDİR!..

“Çözüm sürecinin en önemli sonuçlarından biri de kesinlikle ekonomik göstergeler, ekonomik nedenler olacaktır. Yapılan bir hesaplamaya göre, terörün Türkiye’ye son 29 yıldaki maliyeti yaklaşık 300 milyar dolardır. Çözüm süreciyle birlikte canları tehditten kurtardığımız kadar, ekonomiye de can suyu olacak yeni bir dönemi, yeni bir süreci başlatmış olacağız.”

“Filistin’de direnişin bir yılı ve Bahçeli’nin sözleri”(Deniz Aras)

7 Ekim Aksa Tufanı hamlesinin üzerinden tam bir yıl geçti. Bu süre içinde Ortadoğu, emperyalistlerin askeri, siyasi, lojistik ve istihbarat desteğiyle adeta bir koçbaşı olarak işlevselleştirdikleri Siyonist İsrail tarafından kan gölüne çevrildi.

İmha ve İnkar Politikalarına Karşı Direniş Sürüyor

Türk devletinin kuruluş süreci aynı zamanda Kürdistan coğrafyasında imha ve inkâr politikalarına sistemlilik kazandırma sürecidir. “Tek vatan, tek bayrak, tek millet” söylemi bu ırkçı, inkârcı politikanın en açık ve özlü ifadesidir.

Ve aynı zamanda bir devlet politikasıdır. Dolayısıyla Kürt coğrafyasına dönük saldırıları dönemsel görmek veya kimi burjuva partilerinin izlemiş olduğu politikalarla açıklamaya kalkmak yanılgılı bir tutum olur.

3. Dünya Savaşı riski hâlâ “güçlü olasılık” mı yoksa artık “kaçınılmaz akıbet” mi?

Son bir yılın ve ama özellikle de son ayların olguları öyle gösteriyor ki 3. Dünya savaşı artık sadece “güçlü bir olasılık” olarak değil; “kaçınılamaz bir akıbet” olarak ele alınmayı gerektiriyor. Bu hızlı tırmanış ise esasen şu iki ana etmen üzerinden yaşanıyor: Birinci etmen Rusya-Ukrayna Savaşı iken; ikinci etmen ise İsrail saldırganlığının tırmandırdığı savaştır.

Önderlerin Ardından… (Nubar Ozanyan)

Kafkaslar’ın en ileri devrim beyni ve en güçlü çarpan sosyalist yüreği, zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışan Ermeni halkının yetiştirdiği en kalifiye önder kadrolardan olan ISTEPAN ŞAHUMYAN’IN başına gelenler bütün Sovyet devrim önderlerinin başına gelenler gibi oldu. Yok sayılmak, yaşanmamış kabul edilmek, itibarsızlaştırılmak, unutturulmak, nefret, işçiler ve ezilen halklar için yaptıkları büyük fedakarlıklarının ters yüz edilmesi, kahramanların hain olarak tanıtılmaya çalışılması kötülüklerin en büyüğüdür. Acıların en derinidir.

Emperyalizm Üzerine Notlar-7

Yarı-Sömürgeciliğe“ Sığnan Sosyal Şovenist Teoriler

Başka ülkelerin işçi ve emekçilerini sömüren bir ülke yarı-sömürge olamaz. Eğer bir ülke içinde yüksek düzeyde tekelleşme gerçekleşmişse, başka ülkelere sermaye ihraç ediyor, oralarda yatırım yapıyor, işçi çalıştırıyor, maden ocakları açıp işletiyor, banka açıp mevduat topluyor, kredi veriyorsa ve  bu ülke, ML literatürde, kapitalist sistem içinde  emperyalist bir ülke olarak adlandırılır.

Düşünüş ve Hareket Tarzında Devrimcileşmek

Kürt ulusuna, diğer azınlık milliyetlere uygulanan baskı ve asimilasyon politikalarına karşı sessiz kalıp harekete geçmemek, özünde işçi ve emekçilerin birliğine, ortak yürüyüşüne zarar vermektir. Dolayısıyla bu yönlü yapılan çağrılara kayıtsızlık ya meselenin özünü yeteri kadar kavramamaktan ya da bu demokratik istemlere karşı samimi bir tutum sergilememekten kaynaklanmaktadır. Çünkü samimi bir birlik istemi, ortak mücadele anlayışı Kürt ulusunun ulusal demokratik haklarını savunmayı, bu yönlü yapılan tüm saldırılara karşı net bir tutum almayı gerekli kılmakta.

Bay Özkök gibilerinin vicdan muhakemesi

Ertuğrul Özkök; “Akıl ve vicdan Orta Doğu’yu terk etti. Geriye sadece fanatizmi bıraktı.” Sözleriyle, kendince bir durum tespiti yapıyor. Ve “Hadi artık soralım” diyerek, T24’deki yazısında soruyor: “Orta Doğu’yu kim harabeye çevirdi; İsrail F-35’leri mi, Hizbullah Fadi füzeleri mi?” (25 Eylül 2024)

Sayfalar