“YÜZYILLIK YALNIZLIK”I YIKAN GERILLALAR: FARC-EP* -1
“Ya bedel ödeyerek özgürlüğü fethedeceksin,ya da onsuz yaşamaya razı olacaksın” Jose Marti
Gabriel García Márquez, "Yüzyıllık Yalnızlık“** adlı meşhur romanında Kolombiya halkının yaşantısını, destansı ve büyüleyici bir
şekilde anlatır. Kolombiya halkının tarihi, sömürgeciliğe ve yerli egemenlere karşı verilen savaşlarla örülüdür. Batılı beyazlar tarafından 1500’lü yıllarda „keşfedilen“ Kolombiya halkı, o günden bugüne kadar beyaz adamın vahşetinden başka bir şey yaşamadı dense, fazla da bir abartı olmayacaktır. Dün beyaz adamlara karşı bağımsızlık savaşı veren halk, bugün ise o beyaz adamların geride bıraktıklarına karşı savaşım veriyorlar.
Beyaz sömürgeci adam, Amerika’ya ulaştığında, ileri derecede gelişmiş üç Kızılderili uygarlığını (Aztek, Maya, İnka) yıktı. Bu uygarlıkların halkları ateşli silahları tanımadığı için, beyaz sömürgeciye karşı gelişmiş uygarlıklarının yıkılmasını ve kendilerinin köleleştirilmesini önleyemediler.
Amerika halkları, beyazlardan „gelin bizi keşfedin“ isteğinde bulunmamasına karşın, var olan bir halkı soykırıma uğratmak ve onların topraklarını ellerinden almanın adı; „tarihi bir keşif“ oluyordu. Bugün, bir çok ülkeyi „demokrasi getirme“ adına bombalayanların atalarıydı, keşfedenler…. Onlar, zorla geldi, soykırım uyguladılar ve bugünde „teröre ve uyuşturucu ticaretine karşı savaş“ adı altında Kolombiya halkına kıyım uygulamaya devam ediyorlar. İşte, son elli yıldır süren savaş, sömürgeci ve yerli uşakların kıyımlarına karşı, halkın var olma savaşımıdır.
Kolombiya halkının mücadele tarihi, sömürgecilik kadar eskidir. Bu mücadele, abartısız 500 yıllık bir mücadeledir. Son elli yıllık mücadele ise, daha örgütlü ve daha ileri düzeyde bir mücadelenin aşamasıdır.
Adını Kristof Kolomb’dan alan Kolombiya, Latin Amerika halklarının bağımsızlık simgesi olan Simon Bolivar önderliğinde İspanyol sömürgecilerine karşı verilen mücadele sonucu 1810 yılında bağımsızlığını kazanmıştır. 1921 yılında „Büyük Kolombiya“ adıyla Kolombiya, Ekvator, Venezüella ve Panama’dan oluşan bir konfederasyon kurulmasına karşın, 1900’lü yılların başına kadar bu birlik dağıldı. Dağılmanın bir nedeni de, ABD emperyalizmi’nin „böl-yönet“ politikasıydı.
Kolombiya’nın tarihi kanlı bir tarih derken, bunda hiç bir abartı yoktur. Daha doğrusu, silahlı devrim ile silahlı karşı-devrim 500 yıldır karşı karşıyadır.
„Bin Yıllık Savaş“ (1897-1899) Kolombiya‘nın muhafazakarlarla liberaller arasındaki savaşı. Bu savaştan kısa bir süre sonra, egemen oligarşinin köylülere ve çiftliklerde (muz plantasyonları- Latifundalar) çalışan işçilere yönelimi başlıyor.
1920’lerin sonunda işçi ve köylü mücadeleleri gelişir. 1928 yılında, çalışma şartlarının çok kötü olması ve muz plantasyon sahiplerinin çalışanları adeta köle olarak kullanması, sendika ve işçilerin ve toprakları zorla ellerinden alınan köylülerin direnişini de beraberinde getirir. Çiftlik sahiplerinin ve devletin buna verdiği cevap, ikibinin üzerinde çalışanın katledilmesi olmuştur. Bu katliamı daha çok da, ABD’nin meşhur muz tekeli United Fruit Company‘nin (Birleşik Meyve Şirketi) paralı askerleriyle beraber Kolombiya ordusu gerçekleştirmiştir.
Latin Amerika’nın kan damarlarını 1800’lü yılların ilk çeyreğinden itibaren ABD’li şirketler kesmiştir***. Bütün Latin Amerika’yı bir ahtop gibi sarmışlar ve sömürmüşlerdir. ABD’li şirketlerin köleleştirici uygulamalarına karşı çıkan işçiler ve köylüler katledilmiştir. Özellikle United Fruıt Company**** (UFC)‘nin „ünü“ Latin Amerika’da meşhurdur. Latin Amerika halkı arasında bu şirket „El Pulpo“ (ahtapot) olarak adlandırılır. O dönemin ABD gazetelerinden bazıları Latin Amerika’yı „sam amcanın yeni meyve bahçesi“, kimi de „arka bahçesi“ olarak sık sık dile getirmiştir. Ve Latin Amerika ülkeleri için „muz cumhuriyetleri “ denmesini de, yine ABD’li tekellerin aşırı sömürücü ve katliamcı uygulamalarından almıştır. Latin Amerika’nın topraklarının önemli bir kısmı ABD’li şirketlerin elindeydi. Öyle ki, bazı ülkelerin ekilebilir topraklarının % 40’larından fazlası bu şirketlerin „malıydı“. Bugün kısmen azalmış olmasına karşın, hala önemli oranda etkinliklerini korumaktadırlar.
Paplo Neruda’nın bu vb. şirketler ile ilgili bir şiiri vardır. Bir kıtasını buraya alalım:
„…. Ve Yehova dünyayı Coca Cola şirketine / Anaconda’ya, Ford Motor’a ve diğer şirketlere verdi. / Birleşik Meyve Şirketi (UFC kastediliyor YK) ise / en kaymaklısını ayırdı kendisine. / Dünyanın tam orta yakasını/ Amerika‘nın en güzel ortasını…/
Sosyalist düşünceler, daha 1800’lü yılların sonlarına doğru Kolombiya topraklarında yaşayan emekçilere ulaşır. Özellikle 1917 Ekim Devrimi’yle beraber komünist düşünceler ve örgütlenmeler de yavaş yavaş gelişir. Simon Bolivar’ın bağımsızlık düşüncesiyle Marksizm birleşir. Birleştirilir. Simon Bolivar bağımsızlığı, Marksizm ise sosyal devrimi betimler. 1928 yılında muz plantasyonlarında çalışanların direnişinin arkasında Kolombiya Komünist Partisi (CCP) vardır. CPP, bu olaydan sonra hızla örgütlendi ve 1930 yılında ise illegal olarak kuruldu.
1948’lerde egemen sınıfların, özellikle de toprak sahiplerinin köylülere karşı bir savaşı başlar. Genelde bu savaşı egemen sınıflar arası (muhafazkar-liberal) bir çıkar çatışması olarak gösterilmek istensede, bu savaş, toprak ağalarının ve büyük çiftlik sahiplerinin köylülere ve muz plantasyonlarında çalışan işçilere karşı bir kıyım hareketidir. 1948-1963 arası toplam 300 bine yakın insan ölmüştür. Bu nedenle bu kanlı sürece “La Violencia” (şiddet) yılları adı verilmektedir. Bu süreçte liberal kesimlerin de kısmen zarar görmesine karşın, esas olarak köylülere ve işçilere yönelik bir katliamlar süreciydi. Hayatlarını kaybeden, yerlerinden sürülen, emperyalist tekkeller tarafından topraklarına el konulan, büyük katliamlara uğruyan köylüler, zalimlere karşı silahlı direnişten başka kendilerine başka seçenek bırakılmadığı için, hızla örgütlenmeye, silahlanmaya ve mücadeleye başladılar.
1950’lerden sonra artan köylü ve işçi örgütlenmeleri, egemen sınıfların katliamları ve aşırı baskılarıyla karşı karşıya kalmıştır. Özellikle köylü örgütlenmeleri katliamlarla bastırılma yoluna gidilmiştir. Buna rağmen, CCP’nin köylerdeki çalışmaları 1960’ların başından itibaren bağımsız köy cumhuriyetleri şekline dönüşmüştür.
Kolombiya köylülüğü yoksul ve topraksızdı. 1969-1970 verilerine göre 400 bin topraksız köylü ailesi vardı. Bu tarihe kadar ülke nüfusunun % 77’i kırsal alanlarda yaşıyordu. Tarım alanlarının % 70’i nüfusun % 5,7’nin elindeydi.
Köylülerin silaha sarılmaktan başka hiç bir şansı da yoktu. Ya silaha sarılacaklardı ya da toprak ağalarının eli baltalı-silahlı adamları ve Kolombiya devletinin askerleri tarafından birer tavuk gibi boyunları kesiliyordu ve kesilmeye devam edecekti. Egemen sınıfların silahlı baskılarına karşı, köylülerde silaha sarılmışlardı, salt kendilerini korumak için. Kendiliğinden gelişen bu örgütlenmeler süreç içinde CCP ile birleşti.
CCP’den de kısaca burada söz etmek gerekiyor. CCP, 1917 Eküm Devrimi’nden etkilenen aydınlar ve işçiler vasıtasıyla kuruluyor, işçiler ve köylüler arasında hızla örgütleniyor. 1962 yılı verilerine göre (bu veriler, ABD gizli servislerinin raporları) CCP’nin 8000 aktif 28000’de sempatizanı-destekçisi var. CCP’nin bu gücü, ABD emperyalizmini ve onun yerli işbirliçilerini korkutuyor. İşçilere ve köylülere yönelik saldırıların bu denli vahşice olmasının arkasındaki güç ve nedenleri de kendiliğinden ortaya çıkıyor. Kolombiya devletinin (ABD’nin aktif desteği ile) köylü ve işçi mücadelelerine karşı örgütlediği paramiliter güçlerin örgütlenmesi de Küba Devrimi’nin hemen sonrasında başlar. ABD emperyalizmi, Latin Amerika halklarının devrimini bastırmak için karşı-devrimci güçlerin örgütlenmesine özel bir önem verir. Bu karşı-devrimci örgütlenmeler, daha sonra bütün dünyaya yayılır. Bazı yerlerde, “paramiliter güçler”, bazı ülkelerde “kontrgerilla”, “JİTEM”, “Özel Harp Dairesi”, “ülkücü gençlik”, “komünizmle mücadele dernekleri” ve bazı yerlerde ise “köy korucuları”, şekklinde ortaya çıkarken, “bazı ülkelerde ise “El kaide” vb. adlarla ortaya çıkarılmıştır.
1959 yılında Küba Devrimi’nin gerçekleşmesinin peşinden, ABD emperyalizmi de “arka bahçesi” Latin Amerika ülkelerindeki devrimci gelişmelere karşı daha “uyanık” olamaya, devrimci ateşi anında söndürmeye çalışıyor. Güya, “Küba’daki hatasını tekraralamamak” istiyor. Bu nedenle de Kolombiya’da vahşet üstüne vahşet uyguluyor. Yerleştiği topraklarda uyguladığı vahşeti ve soykırımı diğer halklar üzerinde denemekte bir sakınca görmüyor, tersine, bu politikayı sistemleştirmiş haldedir.
ABD destekli Kolombiya oligarşisi, 1963 yılında köylülere karşı yeniden büyük bir saldırıya girişiti. Bu saldırı sonucu bağımsız köy cumhuriyetleri yıkıldı. Buradan kurtularak dağlara çekilen köylüler, CCP’nin önderliğinde FARC’ı (1964) kurdular. Köy cumhuriyetleri lideri köylü Manuel Marulanda Velez (ölümü 2008) liderliğinde kurulan FARC, Kolombiya’da o güne kadar verilen köylü mücadelelerinin daha bir üst aşamasına, devrimci gerilla örgütü şekline dönüşmesinin ilk adımıydı.
Kırsal alanda köylülerin yer yer kendiliğinden mücadeleleri yer yer ise CCP tarafından örgütlü olarak sürerken, Kolombiya’nın şehirlerinde işçilerin örgütlenmesi ise, deyim yerindeyse “kelle koltukta” olmayı zorunlu kılıyordu. Kırsal alanda köylülere yönelik baskı ve şiddet olayları şehirlerde de işçi ve emekçiler üzerinde sürdürüldü. Halk, kırsal alanda ormanlık ve dağlık alanları mesken tutarak direnişi sürdürürken, işçiler ve emekçiler şehirde örgütlenmek için o kadar özgür değillerdi. Devletin baskısı onlara bir nevi göz açtırmıyordu.
ABD için Kolombiya’nın stratejik önemi büyüktür. Kolombiya, Kuzey Amerikayı karadan Güney Amerikaya bağlar. Burası Kuzeyle Güney arasında bir geçiş yeridir. Aynı zamanda Büyük Okyanus’a ve Atlas Okyanusu’na sınırı olan tek Latin Amerika ülkesidir. Yani, jeo-stratejik bir önemi vardır. Ayrıca, petrol, altın, kömür, demir vb. gibi zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir. Platin üretiminde dünya ikincisidir. Öte yandan koka’nın uyuşturucu ve çeşitli ilaç yapımında kullanılması, ABD’li tekellerin iştahını kabartmakta ve bunun ticaretini yapmaktadırlar. FARC ve diğer gerilla örgütlerini “uyuşturucu ticareti yapıyorlar” diye anti-propaganda yapmaları, kendi gerçek yüzlerinin açığa çıkmasını önlemek ve FARC’ı yıpratmak içindir. En büyük uyuşturucu kartelleri ABD patentlidir. Ve elbtte, muz şirketlerini de unutmamak gerekiyor. Katliamların ve askeri cuntaların arkasında hep ABD şirketleri varolmuştur.
Ayrıca ve en önemlisi de, burada başarıya ulaşacak olan devrim, Latin Amerikayı ciddi bir şekilde etkileyecek bir potansiyele sahiptir. Kolombiya’nın Simon Bolivar’ı bütün Latin Amerika halklarının Bolivarıdır. Çoğu devrimci örgütler, Marksizm-Leninzm-Bolivarizm olarak kendilerini adlandırır. FARC’da kendini böyle adlandırmaktadır. ABD’nin, “ne pahasına olursa olsun Kolombiya’da terörist faaliyetler bitirilmeli” demesinin arkasındaki gerçekler bunlardır. 06.12.2012
***
* FARC-EP: ( Fuerzas Armadas Revolucionarias de Colombia-Ejército del Pueplo): Kolombiya Devrimci Siahlı Güçleri- Halk Ordusu
** Romanın arka kağaında, Marquez şöyle der: „Bu romanı büyük bir dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım. Kitaplarımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız." Yüzyıllık Yanlızlık, Can Yayınları
***1823 “Monroe Doktrini”, ABD’nin latin Amerika’yı ele geçirme planı ve uygulamaya soktuğu tarihtir.
**** UFC, kötü ününden dolayı daha sonra ismini değiştirmiştir. Şimdiki ismi Doyle Food’dur. Meşhur “Chiquita” (çikita) muzu da bunların damgasını taşır. Maalesef, özellikle ABD’li şirketlerin damgasını taşıyan yenen her muzun içinde işçilerin kanları vardır. Diğer emperyalist ülkelerin şirketleri de bunlardan farklı değildir. Bütün tekkeller aynı kumaştan dokunmuştur. ABD’nin Fidel Kastro’yu devirmek için yaptığı “Domuzlar Körfezi Çıkarması’nın arkasında bu şirket vardı.
*****“Dullar Kasabasından Masallar” James Canon, ABİS Yayınları. Bu roman FARC’ı kuran liderin önderliğinde kurulan , Bağımsız, özerk “Marquetalia Cumhuriyeti”nden esinlenmiştir. Ancak, roman, FARC ile paramiliter güçleri aynı kefeye koymaya çalışmış. Devletin vahşiliğinden ise hiç söz etmiyor. Adeta, ısmarlama bir roman izlenimini veriyor.
Devamı: “Yüzyıllık Yalnızlık”ı Yıkan Gerillalar: FARC-EP -2; Kolomiya’da Devrimci Gerilla Örgütleri
Yusuf Köse
Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.
http://yusuf-kose.blogspot.com/
Son Haberler
Sayfalar
Aydın/ Entelektüel Meselesine dair[1]
“Entelektüelin görevi iktidara hakikâti söylemektir.”[2]
Aydın/ entelektüel konusunda epeyce yazdım.[3] Yazdıklarımın tümü, elbette taraflıydı.
Yeri geldi belirteyim, sınıflı bir toplumda “tarafsızlık” yaygaralarını kaale almayan birisi olarak:
Marguerite Duras’nın, “Politik değilseniz, entelektüel de olmazsınız!”
Albert Camus’nün, “Entelektüel, aklı kendisini gözleyen kişidir”![4]
Küçük Burjuva “Sol”culuğun Açmazları
Küçük burjuva “sol”culuğu birleştirici değil, dağıtıcı ve yıkıcıdır. Onun bu nitelikleri, sınıfsal karakterinden ileri gelir. Kapitalist sistem içinde, o her şeyini yitirmiştir. Burjuvaziye kin duyar ve kinini bazen anarşist bir şekilde ortaya koyarken, bu, bazen ise sınıf uzlaşmacılığı şeklinde ortaya çıkar.
Gitmediğin yere başkasını gönderme!
Sınıf savaşımında militanlık ve devrimci önderliğe ilişkin temel bilgilerin elde edilmesi güne ve ana uyarlanarak güncellenip, uygulanması örgüt bilimi açısından tayin edici düzeyde önemlidir. Temel bilgiler ne kadar önemliyse bugün yaşanan ve devam eden sorunlara, sürecin ve anın ihtiyacına yanıt olacak şekilde yenilenip güncellenerek uygulanması bir o kadar önemlidir.
Her an...
Sınıf savaşımında yola çıkanlar yaşamla ölüm arasındaki ince çizgi üzerinde yürür. Yaşamla ölümü her an iç içe, beraber yaşamaya, karşılamaya hazır yürür. Hangisinin ne zaman ağır basacağını “bilemeden” yürür. Ancak bir gün mutlaka ölümle karşılaşıp tanışacağını çok iyi bilir. Devrimcilerin sonsuzluğa uzanan yolculuğunda ölümle karşılaşması sınıf savaşımının nesnel koşullarına, düşmanla yaşayacağı çatışma durumuna, mevzilenme ve konumlanmasına bağlıdır. Ancak ölümle karşılaşma anı her şeyden önce ideolojik donanıma, örgütlenme gücüne ve yürüyüşüne bağlıdır.
Çelişkilerden faydalanabilmek doğru konumlanmayı gerektirir!
İçinden geçtiğimiz süreci doğru anlayabilmek için pek çok gelişmeyi bir arada değerlendirmemiz gerekmektedir. Ortadoğu'daki değişimler, Kürt ulusal hareketinin gelişim seyri, egemen kliklerin arasındaki çelişkiler, ezilenlerin durumu, devrimci hareketler... Bunlar ilk akla gelen başlıklardır. Sonuç olarak süreç, birçok çelişkiyi barındırdığı oranda ezilenler için fırsatlar da yaratmaktadır. Fakat bu fırsatlardan yararlanabilmek süreci doğru analiz edebilmeyi ve doğru bir ideolojik-politik ve örgütsel konumlanışı gerektirir.
Sürüngen gökte kartal olmaz! (2)
30 yıllık Ermeni mücadele tarihinde Kafkaslar'da, Batı-Doğu Ermenistan'da ve Ortadoğu'da Ermeni toplumu içerisinde en güçlü, çoğunluğu elinde bulunduran, temsil eden EDF (Ermeni Devrimci Federasyonu) Taşnak Partisi, aynı zamanda kendi içerisinde siyasal çatışmaların yaşandığı uzun bir dönemeçtir. Bu dönemecin önemli figürlerinden birir olan Antranik Paşa yeni bir yüzyılın başında Osmanlı'ya karşı mücadele içerisinde bir HINÇAK Parti taraftarlığından, Taşnak Partisi'nin bir savaşçısı, aynı zamanda Halkın Fedaisi konumuna getiren onun partiler üstü konumu olmuştur.
Kılıçdaroğlu’nun “adalet” yürüyüşü, gerçekler ve tarihsel olarak sivil itaatsizlik-1
Enis Berberoğlu’nun MİT tırlarının bilgilerini basına sızdırmasından dolayı yargılandığı mahkemece 25 yıl hapis cezasına çarpılması ve tutuklanmasının ardından CHP, yargılamanın “adaletsiz olduğu ve Enis Berberoğlu’nun serbest bırakılması” için Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Adalet” için yürümesine karar verdi.
Keş(iş)inde Söz Söyleme Hakkı Var
Kimine göre sosyalizm bilimseldir, kimine göre de değil.
Bana göre de sosyalizm bilimsel değildir.
Şayet sosyalizm bilimsel olsaydı herkesin ama herkesin sosyalizm için söz söyleme hakkı olurdu değil mi ?
Bilimsellik için söz söyleyenlere bir bakın. İçerisinde kimler var kimler.
Papazlardan tutun anarşistlere kadar herkes var.
Türlerdeki evrimleşmenin nasıl gerçekleştiğini açıklayan Mendel bir papaz idi.
Acı Esintiler
O süre içinde yurtdışına kaçma planları yapmaya başladık. İlk grubun içinde ben de vardım. Ama ekildim. İbo ekti beni. Dede, “İbo istemedi seni” dedi. Yıllar sonra İbo’yla buluştuğumda sordum: “Dede istemedi seni” dedi. İkisine de inanmadım.
Özgür Gelecek-Partizan;ÇAĞRI ve UYARIMIZDIR
Devrimci, demokratik kamuoyuna ve okurlarımıza çağrımızdır!
Devrimciliği çoktan askıya almış kesim karşısında alanlarımızı sonuna kadar koruyacağız!
Uzun bir süre kolektif içinde yaşandıktan sonra artık devrimci kamuoyunun gözleri önünde yaşanan “iç” sorunlarımızda, çeteci mantıkla sorunları kangrenleştiren ve devrimcilere yönelik şiddet uygulamaktan geri durmayan kesimin saldırıları sürüyor.
Canım biraz HASAN AKSU'yla uğraşmak istiyor!
Hasan Aksu, onun tabiriyle gelenekten biri. Epey bir geçmişi var. Fakat son 35 senedir gelenekten uzakta yaşıyordu. Yurt dışına geldiğinde ( ya da onun söylemiyle yd atandığında) bir süre doruklarda dolandı.