Pazartesi Eylül 14, 2026

Yolsuzluk

2010 yılında Anayasa refarandumu onaylanması için Maltepe meydanında halka hitaben yaptığı konuşmada Başbakan R.T.Erdoğan şöyle diyordu '' merhum Menderes'lerin biz bu yola çıkarken kefenimizi de yanımıza aldık'' dedikleri gibi,''biz kefenimizi zaten yanımızda taşıyoruz'' sözlerini şaşkınlıkla dinledim.Bir başbakan vatandaşlarına ''nasıl böyle bir şey der'' diye düşündüm.Ne yapmış olabilir ki ''kefene'' gerek duyulsun.Bu sözün ne anlam taşıdığını bugün daha rahat anlayabiliyorum.

Demokratik ve hukuk kuralları içerisinde ''seçimle gelen-seçimle gider'' ama bu kural Türkiye için geçerli olan bir tanımlama değildir.Baştan bu yana islami esaslara dayalı bir rejim gerçekleştirme hayali ve gayreti içerisinde olan R.T.Erdoğan bunu kabul etmeyeceklerin bir gün AKP rejimine son verme durumunda her şeye hazır olduğunu ima etmiş oldu.Derin çatışmaların olduğu koltuk ve iktidar kapışmasında zor, kliklerin doğal olarak başvuracakları yöntemdir.Bu yüzden Türkiye böyle şeylere hiç de yabancı değildir.

Ortadoğu'da taşların yerinden oynamasından sonra birer birer yıkılan Bin bella,Kaddafi,Saddam Hüseyin,Hüsnü Mubarek rejimlerinin devrilmesinden sonra ortaya çıkan kaos Ortadoğuyu kan gölüne çevirmiştir.Tam da bu çatışmaların orta yerinde bulunan Türkiye,komşuları ile sorunsuz bir ülke olmak isterken ,hepsi ile sorunlu ve çatışmalı bir ülke konumuna gelmiştir.Türkiye yanlızlaşmış,dostu olmayan tek ülke durumundadır..Türkiye'yi bu duruma getiren on bir yıldır iktidarda olan R.T.Erdoğan'dır.Sade bir belediye başkanlığından,Amerika'dan alınan onay ile Baş bakanlığa,daha da ileri giderek Ortadoğuda bir piyon durumuna yükselmiştir.

Yüz yıllık yaşanan süreç petrol'ün olduğu her yerde savaş,kan,acı ve göz yaşının eksik olmadığına tanık olmuştur.Aynı zamanda hile,entrika,çıkar ilişkilerinde acımasız oyunların tezgahlandığı,''tavşana kaç,tazıya tut'' denildiği,herkesin birbirinin yüzüne güldüğü arkasından kuyusunu kazdığı ortadoğu gerçekliği böyle acımasızlıklarla doludur.R.T.Erdoğan bu rol için biçilmiş,yeminli bir Amerikan uşağıdır.R.T.Erdoğan'ı en iyi tarif eden öldürülen Libya lideri M.Kaddafi olmuştur.Ölmeden önce nasihat ettiği,en çok zoruna giden,üzüldüğü,derinden yaralayan ,arkadan hançerleyen kişinin R.T.Erdoğan olduğunu söylemiştir.

İktidar'ın gizli ortağı olan Cemaat, yani Amerika'da ikamet eden,tamamen Amerika'nın bölgesel çıkarları için çalışan Fettullah Gülen ile AKP ortaklığı yolun sonuna geldi.Gazze'ye yardım götüren gemide bulunan Türk vatandaşlarının ölümüyle sonuçlanan,İsrail-Türkiye gerginliği ile aralarında başlayan çelişkiler ,dershanelerin kapatılması sorununda ipler koptu.Birlikte oldukları dönemlerde muhalefete göz açtırmayan,aydınları cezaevlerine dolduran,ulusalcıları mağdur edebiyatı yaparak bir dönemin adeta intikamı alınmak için ağır hatta müebbet hapis cezalarına çarptırdılar.Ortada bulunan pastanın yani ganimetler ile zenginliklerin paylaşılması konusunda görüş birliğine varamayınca taraflar kılınçları çekip kozlarını paylaşmaya kalktılar.Gelecek 25/30 yıl için planlar yapan AKP ile Cemaat devletin kurumlarını paylaşma konusunda zıt düştükleri için bu konuma geldiler.

Bir zamanlar çok iyi dost olan AKP ile Cemaat arasındaki gerilim zaten olmayan demokrasi,hukuk,insan hakları ihlalleri olduğu gibi gün yüzüne çıktı.Devlet diye bir şeyin olmadığını hep beraber gördük Hesaplaşmalar uçnoktaya varınca devlet içindeki kurumlar arasındaki mücadele sertleşti.

Polis teşkilatı,Jandarma,Yargı Akp- cemaat diye ikiye bölünmüş,kimsenin kimseye sözü geçemez durumuna gelmiştir.Türkiye'nin iki değişik kafadan idare edildiği,bu yüzden birinin onay verdiği bir karara,diğeri şiddetle karşı çıkmaktadır.Bu yüzden adaletin yok olduğu bir ülkede devlet,jandarma,polis ve yargıya insanların güveni kalmamıştır. Hukuk devleti zaten yoktu,şimdi tescil edilmiş oldu.

Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet,yolsuzluk olayı başında İran asıllı bir işadamının bulunduğu,AKP iktidarının dört bakanının,çocuklarının da katıldığı soruşturmalar sonucu ortaya çıkarıldı.Ayakkabı kutuları içerisinde ortaya çıkarılan milyon dolarlar,hesap makinaları,kasalar ile suç üstü evlerinde bulundu.Fatih belediye başkanı,Halk Bankası müdürünün de aralarında bulunduğu yolsuzluk ve rüşvet olayı Başbakan'ın oğlunun TÜRGEV vakfına kadar uzandı.Soruşturmayı yürüten savcı Başbakan tarafından görevinden alındı.Savcı başbakanın oğlunu soruşturmak için çağrı göndermesine rağmen ,gitmedi.Dün Hakkari'de Umut Kitabevi'ni bombalayan ve suç üstü yakalanan Ast subay için soruşturma yürüten savcı ,görevinden alınmış,avukatlık mesleğini bile icra etmesi yasaklanmıştı.Dün askerlerin yaptığını bugün AKP devam ettiriyor.

Askeri vesayete karşı çıkan ,bunu mağduriyet edebiyatı yaparak kullanan Recep Tayyip Erdoğan her daim bütün konuşmalarında Balyoz,Ergenekon davalarında ''bırakın yargıçlar görevini yapsınlar'',''bırakın mahkemeler işlerini görsünler'' diye konuşuyordu.Ama bugün bu söylemlerini unutarak çark etmiştir.Soruşturmanın kendine uzanacağını anlayınca,Yargıya müdahele ederek ,soruşturmaları her seferinde engellemiştir.Yine MİT soruşturmasında Hakan Fidanı soruşturmaya çağıran savcıya ,bir gecede kanun çıkararak müsade etmemiştir.Wikileks belgelerinde İsviçre'de değişik hesaplarında 7 milyar doları bulunan,dünyanın 7.en zengin başbakanı olarak bilinen RT Erdoğan'ın bütün kirli çamaşırları ,gözden çıkarıldığı için yavaş yavaş ortaya sürülüp iktidarda kalması engellenecektir.Yine üst üste belediye ,milletvekili,cumhurbaşkanlığı seçimleri ile gelecekte kimlerin Cumhurbaşkanı veya başbakan olacağına Amerika karar verecektir.R.T.Erdoğan'ı nasıl iktidara getirdilerse,aynı şekilde götüreceklerdir.

YOLSUZLUK VE RÜŞVET CUMHURİYETİ TC !

Cumhuriyet tarihi boyunca iktidara gelen bütün partiler döneminde rüşvet ve yolsuzluk olmuştur.CHP-DP-ANAP-MHP ve AKP iktidarları , R.T.Erdoğan'ın da içinde olduğu soruşturma dosyaları ile doludur.Milletvekilliğin getirdiği ''dokunulmazlık'' zırhına sığınarak yargılanmaktan korunabilmişlerdir.Bunlara sadece BDP dahil değildir.Yüz kızartıcı suç dosyalarına rastlamak mümkün değildir.Kürt ulusal muhalefetini, yargıyı elinde bulunduran iktidarlar cezaevlerine atarak seslerini susturmaya çalışmaktadır.Bütün partilerin tek birleştikleri nokta ''milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına '' karşı olmalarıdır.

DP Başkanı Süleyman Demirel'in yeğeni Yahya Demirel 'mobilya ihraç ediyorum' diye sunta ihraç ederek devletten milyonlarca dolar vergi iadesi alarak ,hayali ihracatın Türkiye'deki ilk başlatan kişisi olarak bilinmektedir.Hayali İhracattan yargılandı ve hapis yattı.1981 yılında Gümrük ve Tekel Bakanı Tuncay Mataracı kaçakçılıktan yargılandı.Hapis cezasına çarptırıldı.Uzun bir dönem cezaevinde kaldı.Turgut Özal döneminde Emlak Bankası içini boşaltan Engin Civan bankaların içini boşaltmaktan yargılandı ve hapis yattı.Yine Savunma Bakanı Ercan Vuralhan rüşvet ve yolsuzluktan hapis yattı.Özal iktidarı kendisini korudu.İstanbul Belediye Başkanı Bedrettin Dalan İstanbul'un mimari yapısını değiştirerek ,çevresindeki ekiple beraber zenginleşti.Yolsuzlukların had safhaya ulaştığı dönem olarak bilinmektedir.

1993 yılında İSKİ'yi dolandırmaktan,rüşvet ve yolsuzluk suçlamasından tutuklanan Ergün Göknel tutuklandı.5 yıl hapis yattı.AKP döneminde yurt dışında toplanan Bağış paralarını zimmetlerine geçirerek,Deniz feneri davası olarak tarihe geçen unsurlar Almanya'da yargılandı.Hapis cezalarına çarptırıldı.Türkiye'de AKP hükümeti tarafından aklandılar.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ünde aralarında bulunduğu,ama dokunulmazlığı olduğu için yargılanmadığı ''kayıp trilyonlar davası''nda Necmettin Erbakan'ın mahkum olduğunu görmekteyiz.Babalarının ölümünden sonra kardeş Erbakan'lar arasında paraların paylaşımı konusunda şiddetli kavgaların çıktığını basında hepimiz takip ettik.

SEVAN NİŞANYAN SAHİPSİZ DEĞİLDİR !

Ermeni yazar ve dilbilimci Sevan Nişanyan AKP tarafından hapsedildi.Kaçak inşaat yaptığı gerekçesiyle mühürlenen evinin inşaatına devam eden,hakkında açılan davalar sonunda 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı.Cezasını çekmek için belirtilen 2 Ocak tarihinde teslim oldu.

Diğer taraftan Başbakanın oğlu Bilal Erdoğan rüşvet ve yolsuzluk davasında adı geçtiği için savcılık tarafından ifadesine başvuruldu.Cumhuriyet savcısını çağrısına yanıt vermediği gibi,gitmedi,babası müsade etmedi.Bunlar yetmiyormuş gibi soruşturmayı yürüten savcı görevden alındı.

AKP'nin kendisi için yetiştirdiği muhafazakar burjuvazilerden olan Ali Ağaoğlu'nun ''Bakırköy 46'' projesinde neler olduğunu gizli dinlemelerden sonra ortaya çıktı.İstanbul Büyükşehir Belediyesinin vermediği imar değişiklik teklifini ''ben o işi başbakana yaptırdım'',''ben de gittim büyük patrona o da Bakana talimat verdi,halledin burayı dedi'' sözlerine rağmen rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Türkiye Cumhuriyeti işte böyle bir devlettir.Hukuk sistemi de böyle işlemektedir.Kişiye özel kanunlar çıkar ve uygulanır.İktidarı elinde bulunduranlar için her şey rüşvet,hırsızlık serbesttir.Güçsüz olanlar için,hele bir de Rum,Yahudi,Ermeni olma durumunda hemen kanunlar karşınıza çıkar.Türkiye kaçak yapıları ile meşhur ''cennet'' bir ülkedir.Kaçak yapıların soruşturulması için meclis,mahkemeler davalarla doludur.Bu yüzden hapishaneye giren bir allahın kulunu gazetelerden,duymadıkSevan Nişanyan elbetteki hariç.Bir süredirgerici yoz basın tarfından hedef haline getirilen Sevan Nişanyan muhalif,aydın,Ermeni olmanın bedelini ödüyor.

 

İleri demokrasi,hukuk düzeni yalanları adaletsiz gelir dağılımı ile AKP iktidarı sözde müslümanlık,din ve ahlaktan bahsederek eşi ve benzeri görülmemiş yağma ve talan hırsızlık cumhuriyetinde kendi yandaşlarını dolar ve euro milyoneri yaptı.Yandaş TV ve medyada adı dahi bahsedilmeyen 40 günlük iken ölen minik Ayaz bebeğin içler acısı dramıdır.Babası askerde tek, çocukları ile kalan Devletin ve AKP'nin destek sunmadığı minik Ayaz bebek annesinin koynunda soğuktan,zatüreden öldü.Haberleri var mı ?

Nereden olsun!Çünkü Onların vicdanları ayakkabı kutuları içerisinde gizlenen milyon dolar ve euroların içerisindedir.

 

 

Ocak 2014

99375

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Agop Ekmekciyan

TKP/ML MK SB-KİMSE KUSURA BAKMASIN; GEBERİŞİNİZ NE “GÜZEL” NE DE “TATLI” OLACAK!

Faşist diktatörlük halka karşı en korkunç suçları işlemeye devam ediyor. Sömürü ve zulmün ölüm makinesi yüzlerce canımıza daha kıydı. Acımız ve öfkemiz büyük, yasta değil isyandayız…

Sarsıldıkça, darbe aldıkça, saltanatlarını koruma kaygısı büyüdükçe zalimleşen, en aşağılık yöntemlere başvuran, kitlelerin direniş ve isyanına kudurmuş biçimde saldıranlar, kanlı çarklarını döndürmek için var güçleriyle yükleniyorlar.

Kaypakkaya'yi Savunmak Dünya Proleter Devrimini Savunmaktir

Kaypakkaya'yi Anarken;

Kaypakkaya'yi sadece iskencede direnmek, ser verip sir vermemek ilkesi ile anmak, onun bu yonunu one cikarmak, Kaypakkaya'yi kucultmek, onu kavramamak demektir.

Kaypakkaya sadece ser verip sir vermemek, dusmana teslim olmamak ilkesi degil, o ayni zamanda;
-Proleter dunya devrimine baglilik ilkesidir
-Halka guven esas ilkesidir
-Proleteryanin felsefesi Marksizm-Leninizm-Maoizme baglilik ilkesidir

TKP/ML MK- Bugüne rehber, geleceğin müjdesidir Kaypakkaya

BUGÜNE REHBER, GELECEĞİN MÜJDESİDİR KAYPAKKAYA!

“Dibinde bir ejderha yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.” (Sabahattin Ali)

Kaypakkaya yoldaş devrimin olanağı ve iradesidir!

İşçi sınıfı ve çeşitli milliyetlerden emekçi halkımız Kaypakkaya yoldaşın katledilmesi sonucu sadece devrimci bir önderini ve öncüsünü kaybetmedi aynı zamanda muazzam düzeyde aydınlatıcı bir proleter ışığını da kaybetmiş oldu.

Onun kaybıyla oluşan düşünsel-politik boşluk, bütün ağırlığıyla demokratik halk devriminin önünde durmaktadır. Unutmamak gerekir ki; devrimin önderleri ve öncüleri kolay ve çok sayıda yetişmez. Sınıf savaşım tarihi emekçilere devrimin önderlik olanağını yaratma fırsatını her zaman kolay ve rahat bir şekilde sunmaz.

Soma Roboski'dir

Soma işçi katliamı bir defa daha gösterdi ki, bu düzenin Tanrısı paradır. Söz konusu olan paraysa, insan hayatının bir sinek kadar bile değeri yoktur. Düzenin kanunlarına göre para; onur, şeref ve haysiyet gibi insani vasıflardan kat kat üstündür. Bu düzenden beslenen vampirler para için her türlü rezilliği mubah görmektedirler. "Tek vatan, tek millet, tek bayrak," diye diye halkı tavuk gibi yolmakta, devlet imkânlarını kullanarak halkın cebinden parmak ısırtan zenginliklere sahip olmaktadırlar.

Madencilerin Ölümü Kader Değil, Sermayenin Kar Oranını Arttırma Katliamıdır!

13 Mayıs günü Soma Holdinge bağlı Soma Kömür Ocaklarında yapılan işçi katliamı üzerine, gözler, bir kere daha, sermayenin kar oranını yükseltmek için durdurulamaz işçi cinayetlerine çevrildi. Bu elbette, en zor koşullarda çalışan işçilerin kaderi değil, sermayelerini arttırmak için hiç bir güvenlik ve sağlık önlemi olmayan derme-çatma denebilecek yerlerde çalıştırılmasının bir sonucudur. Burjuvazi, üretim maliyetini (değişmeyen sermaye) düşürmek için işçi ölümlerini artırmayı yeğlemiştir.

Burada bazı istatistikler vererek konuya girelim.

Kızıl Güller Kanıyor‏

Öyle bir coğrafyada, öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, nerdeyse yılın tüm günlerinde ve ülkenin dört bir tarafında bize yaşatılan acıları, haksızlıkları, uğradığımız katliamları protesto etmekle geçiyor ömrümüz. Ve her gün o acılarla, duygusal anlarla bir kez daha yoğruluyor her birimiz. 

"Yüzünüzdeki maden karasını yıldızların kızıllığıyla aydınlatacağız"

Kaypakkaya yoldaşı andığımız bugünlerde Gezi şehitleri kervanına katılarak ölümsüzleşen Mehmet İstif ve Soma’da katledilen maden işçileri ile öfkemiz daha da büyümektedir.

Partizan : Yüreğimiz Soma’da! Yas değil isyan!

MANİSA’NIN SOMA İLÇESİ’NDE YÜKSELEN ÇIĞLIKLAR VE 

YÜZLERCE MADENCİ CENAZESİ…

 

Aralarında, Berkin Elvan gibi 15 yaşındaki işçi çocuk Kemal’in de cesedi, kara bir torbada…

16 saat sonra enkazdan sağ çıkarılan işçi Fatih, yaralı haline bakmadan kendisi gibi emekçi olan sağlıkçılara soruyor: “Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin”…

Diğer yanda ise elinde bir kamera ile şaklabanlığa soyunan bir başbakan…

Diyalektiği güncelle!

Her faaliyet alanı bir önceki sürecin devrimci çalışmalarını kapsamlı bir şekilde örgütsel-pratiksel-yönetsel boyutuyla değerlendirmelidir. Bölge ve alanlar bu süreçte kitlelere ne kadar gidebildi? Ulaştığı, kapısını çaldığı emekçilere sistemin politik teşhirini ne kadar, nasıl yaptı? Kitleleri bilinçlendirip-örgütlemede ikna ve inandırmada ne kadar etkili ve başarılı oldu? Nasıl bir yol ve yöntem izledi ve ne kadar mesafe kat etti? Propagandanın içeriği kitleleri uyandırmak-bilinçlendirmek-harekete geçirip örgütlemek için yeterli miydi?

BİR AYDIN(LIK) HÂLİ FİKRET BAŞKAYA[*]

“Dünyamızı sorularımızın cesareti ve yanıtlarımızın derinliğiyle önemli kılarız.”[1]

 

Bir aydın, bir insan olarak Fikret Başkaya, önemlidir.

“Entelektüellere ihtiyaç duyan bir toplum değiliz”;[2] “Aydın kavramı raf ömrünü tamamladı. Günümüzde entelektüelin yeri filin sırtında sivrisinek olmaktan öte değil,”[3] türünden “ucuz” saptamalara karşın bundan dostun da, düşmanın da asla kuşkusu olmadı; olamaz da…

Sayfalar