Yezidlere karşı Pir Sultan’ın partisine!---ERGİN DOĞRU
Alevi hareketinin içerisinde bulunduğu durumu yorumlamak, analiz etmek hepimize düşen bir görevdir. Güçlü bir Alevi hareketinin Türkiye'de özgürlüklerin gelişimine sunacağı katkı göz önüne alındığında bu görevin aciliyeti ve önemi de anlaşılmaktadır.
Türkiye, AKP hükümetinin iktidarlaşma çabası arttıkça özgürleşme arayışları ile diktatörleşme kavgası arasındaki mücadele giderek kızışıyor. AKP gericiliği tek adam diktalığı ile özgürlük arayışı olan tüm güçleri sindirmeye, susturmaya, biat ettirmeye çalışıyor. AKP gericiliği, geçmiş sistem partilerinden farklı bir politika izliyor. Diktalaşma sürecinde tek bir yöntemi değil, birçok yöntem ve politikayı iç içe uyguluyor. Bazen şiddet politikası, bazen ise inceltilmiş asimilasyon ve satın alma, içten ele geçirme gibi yöntemler uygulanıyor.
AKP gericiliği, çok yönlü politikalarını uygularken kendini sistem içerisinde kurumsallaştırma anlamında hızlı bir kadrolaşma uyguluyor ve sistemini geliştirmeye çalışıyor. Yargı, emniyet, ekonomi ve eğitim üzerinden sistemi ele geçirerek adeta “yeşil Kemalist diktatörlük” kuruyor. Erdoğan, cumhurbaşkanlığı sırasındaki söylem ve uygulamaları ile adeta padişahlık özlemlerini gideriyor.
AKP gericiliği ayrıca, iktidarlaşma çabalarını sürdürürken hiçbir dönemde görülmemiş kadar ağır bir baskı ve şiddet uygulamaktadır. AKP hükümeti döneminde yaşanan çocuk ve kadın ölümleri, AKP faşizminin şiddet boyutunu göstermektedir. Yargı, medya üzerinden yapılan en ufak eleştirileri linç politikalarına çevirmekte; sokakta sürekli bir linç tehdidi ile toplum sürekli baskılanmaktadır. Tayyip Erdoğan hakkındaki açıklamalarından dolayı dört kişinin tutuklanmış olması, tehlikenin boyutunu gösteriyor. Çıkarılmak istenen “İç Güvenlik Paketi”, padişahlığın yeni yasaları olacak gibi duruyor. Artık söz söylemek, eleştirmek, sokağa çıkmak kesinlikle bedel gerektirecek.
Kürtler AKP gericiliğine direniyor
AKP gericiliğinin uyguladığı bu faşizm ve dikta çabalarının karşısında ise uzun süredir olduğu gibi Kürt halkının özgürlük mücadelesi duruyor. Kürt halkının tüm soykırım operasyonlarına rağmen sürdürdüğü bu mücadele, özgürleşme adına takdire şayandır. Kürtlerin dışında özgürlük arayışının parçası olması gereken demokrasi ve barış güçleri ise maalesef oldukça etkisiz ve siyaseten belirleyicilikten uzak bir noktadadır. Bu belirlemeye Türkiye’deki emek ve sınıf güçlerini de katmak mümkündür. Dolayısıyla AKP karşısında yürütülen demokrasi ve özgürlük mücadelesi, Kürt Özgürlük Hareketi’nin omzuna yüklenmiş durumdadır. Kürt hareketinin demokrasi ve özgürlük alanlarını genişletme ve büyütme amaçlı yürüttüğü demokrasi ve özgürlük ittifakı, bu sebepten daha acil bir durum haline gelmiştir.
Kürtler, demokrasi güçleri ve emek cephesindeki güçlerin dışında Türkiye demokrasi ve özgürlük güçleri için önemli bir etken olan demokratik Alevi hareketi de maalesef etkisiz bir durumdadır. Sürekliliği olmayan, gündem yaratamayan ve potansiyelini aktif mücadele çizgisini çekemeyen demokratik Alevi hareketi, parçalı ve etkisiz görüntüsüyle siyaset olarak etkili olamamaktadır.
Alevilerin demokrasi güçleri ile birlikte düzenlediği eğitim boykotu gösterdi ki, Aleviler kıpırdarsa Türkiye demokrasi güçlerinde etki yaratmaktadır. Bu yüzden de demokrasi ve özgürlük güçleri içerisinde Alevileri özel değerlendirmek gerekiyor.
Aleviler özgürlük gücüdür
Alevi hareketinin içerisinde bulunduğu durumu yorumlamak, analiz etmek hepimize düşen bir görevdir. Güçlü bir Alevi hareketinin Türkiye’de özgürlüklerin gelişimine sunacağı katkı göz önüne alındığında bu görevin aciliyeti ve önemi de anlaşılmaktadır.
Demokratik Alevi hareketi, Türkiye’nin içinden geçtiği süreçte önemli bir güç ve role sahip olabilir. “Olabilir” diyoruz çünkü demokrasi mücadelesinin geçmiş pratiği göz önüne alındığında Alevilerin mücadele içerisindeki aktif ve etkili rolü belirgindir. Darbe sonrasında ise Alevi hareketi, çeşitli sebeplerden dolayı rolünü oynayamamıştır. Sistemin yükselen Kürt özgürlük mücadelesinden koparıp ayrıştırmak için Alevilere dönük politikaları, bu noktada belirleyicidir. Demokratik Alevi hareketi bu anlamda öncü olma, genel Alevi hareketini doğru bir hatta çekme konusunda rol oynamalıdır.
Genel Alevi hareketi irdelendiğinde siyasal duruş ile paralel olarak eğilimler de belirleyicidir. Örneğin Aleviliğin tarihsel özüne ve felsefesine sahip çıkanlar sistem karşıtı, ilerici bir konumdayken, sistem ile uzlaşan Alevi yapıların duruş olarak Türk-İslamcı çizgiye yattığı biliniyor.
Alevi hareketinin bugün içerisinde bulunduğu parçalı yapı, aslında siyasal duruş ile alakalıdır. Dolayısıyla, “İnanç ve siyaset iç içe olmaz” diyenlerin gerçeği söylemediği nettir.
Alevilerin en büyük handikaplarından biri ise CHP ile olan çelişkili ve yanlış ilişkilenme tarzıdır. Genel Alevi hareketine sistem tarafından enjekte edilen bu hastalıklı duruşun hala aşılamadığı bir gerçektir. Sistem tarafından beslenen gericilik üzerinden Aleviler, sürekli egemenlerin sahte laik politikalarına yedeklenerek sistem denetimine alınmıştır. Elitist burjuvazinin sahte sekülarizm anlayışı, bugün de Aleviler üzerine politika olarak kullanılmaktadır. Bugün AKP gericiliği bahane gösterilerek Aleviler, CHP ye yedeklenmektedir. CHP’nin Aleviliğe hiçbir katkısı olmamasına rağmen Alevilerin hala CHP ile idare edilme çabaları, adeta karşılıksız bir aşktır.
Tarihsel süreç içerisinde yaşanan tüm Alevi katliamlarında CHP’nin iktidar veya iktidar ortağı olduğu gerçeği, ortaya koyduğumuz belirlemenin en somut göstergesidir. Koçgiri, Dersim, Sivas, Maraş, Gazi ve sıralamadığımız irili ufaklı onlarca Alevi katliamında CHP vardır.
CHP-Alevi ilişkileri bu kadar net ve somuttur. Egemen sistem anlayışı, Alevileri hiç kabul etmemiştir; sadece ihtiyaç dahilinde kullanmıştır. Cumhuriyet tarihi boyunca beyaz Kemalist sekülarizmin Alevileri kullanmanın ötesinde bir yaklaşımı hiç olmamıştır. Genel Alevi hareketi, bu çarpık, yanılgılı ve karşılıksız CHP ilişkisinden derhal vazgeçmelidir.
Genel Alevi hareketi için vurgulanması gereken diğer önemli bir nokta da Aleviler ve Kürt Özgürlük Hareketi arasındaki ilişki düzeyidir. Ortadoğu alanının önemli bir değişim ve dönüşüm gücü olan Kürt Özgürlük Hareketi, tüm dinamikleri olduğu gibi Alevileri de olumlu şekilde etkilemiştir. Aleviler, Kürt Özgürlük Hareketi’nin yükselişiyle beraber özgüven kazanmış, demokratik örgütlülüğünü geliştirmiştir. Devletin Kürtler ile Alevilerin buluşmasını önlemek için Alevi hareketine sunduğu imkanlar dahi dolaylı olarak Kürt hareketinin olumlu yansımalarıdır.
Hemen söylemeliyiz ki, Kürt Özgürlük Hareketi’nin genel Alevi hareketi ile sağlıklı ilişkilenmesi, sistemi zorlayacak en önemli güçtür. Bu iki dinamiğin birleşmesi, demokrasi ve özgürlük mücadelesini olumlu etkileyecektir. İşte bunu önlemeye çalışan sistem güçleri ve işbirlikçileri, iki dinamik gücün arasını açmak, tarihsel egemen yargılar ve yalanlar üzerinden ayrıştırmak için çabalarından vazgeçmiyorlar. İki dinamiğin tarihsel duruş ve bedelleri görmezden gelinerek Aleviler inanç üzerinden ayrıştırılmak isteniyor. Oysa Kürt Özgürlük Hareketi, kendini inanç üzerinden tarif etmiyor ve Aleviliğin özünü her fırsatta sahipleniyor.
Seçimler yeni bir özgürlük alanı açabilir
AKP gericiliğinin kendini meşrulaştırması noktasında seçimler üzerinden sağladığı kazancı iyi yorumlamak gerekiyor. AKP, seçimleri kendini kurumsallaştırma ve iktidarlaştırma anlamında önemli bir mevzi olarak kullanmış ve siyasetini sistem gücü haline dönüştürmüştür.
AKP gericiliğinin seçimler üzerinden elde ettiği gelişmeler karşısında demokrasi ve özgürlük güçleri genel olarak bu imkanı doğru kullanamamıştır. Kitleler ile buluşma, onun siyasi iradesi olarak kendi sistemini örgütleme şansını, cumhuriyet tarihince elde edemedik. Sebepleri çok olsa da sonuç olarak ortada var olan gerçeklik budur. Dönem dönem parlamenter sistem içerisinde yapılan kimi müdahaleler kalıcı olmamış ve sonuç vermemiştir.
Demokratik Kürt hareketini ise bunun dışında tutmak gerekmektedir. Demokratik Kürt hareketi, açığa çıkan fırsatları doğru değerlendirmiş ve parlamenter sistemi halkın çıkarları doğrultusunda değerlendirmiştir.
Bugün gelinen aşamada AKP gericiliğinin seçimleri yeni hedeflerine ulaşma aracı haline dönüştürmesine izin vermemek gerekmektedir. AKP gericiliğinin tek başına anayasayı değiştirecek güce ulaşmasının önüne geçmek açısından güçlü bir halk muhalefeti örgütlemek gerekiyor. CHP ve MHP gibi sistemin diğer partilerinin AKP gericiliğinin önüne geçemeyeceği açıktır.
AKP gericiliğinin önüne geçmek için ortaya çıkan tabloda en önemli güç, Alevilerin, emekçilerin, aydınların, ilericilerin HDP ile yapacağı güç birliğidir. HDP’nin baraj sorunu olmayacağını görmekteyiz ama sorunu sadece baraja indirgemek, halklarımızın özgür geleceğini kısır değerlendirmek anlamına gelir.
Türkiye’de AKP gericiliğini durduracak yegane güç HDP ve bu güçlerin birlikteliğidir. Bu güç barajı aştığında AKP gericiliğinin anayasa çoğunluğu sağlaması mümkün olmayacaktır. AKP gericiliğine karşı mecliste oluşacak güç, halkların özgür geleceğini inşa edecek güç olacaktır.
HDP ile birlik ve zafer, inkarcılığın aşılmasıdır
HDP ve demokrasi güçleri ile meclise girecek olan bileşim, cumhuriyet tarihince yok sayılan, imha tehdidi ile yaşamış toplumsal kesimlerin temsilcisi olacaktır. Bu yönüyle bakıldığında HDP’nin seçim perspektifinde ortaya koyduğu birlik anlayışı, bir seçim birlikteliğinden ziyade yeni bir toplumsal birlik anlamına gelecektir. HDP çatısında bir araya gelecek olan Alevi, Süryani, Yahudi, Ermeni, Rum, Arap tüm etnik ve inançsal kimlikler, eşit, özgür bir gelecek temelinde birleşecektir.
Emekçiler, doğru sınıf anlayışını demokratik mücadele ile birleştirecek; sistemce yok sayılan, ötekileştirilen kim varsa ortak demokratik değerlerde buluşacak. Bu yüzden de HDP ile yakalanacak olan zafer, aynı zamanda inkarcı, imhacı cumhuriyet anlayışının iflası olacaktır.
Alevilerin çıkarı birliktedir.
Alevi toplumu arasında bugün yaşanan ayrışmanın tarihsel kökeni ve geçmişi vardır. Alevilikte işbirlikçi çizgi ile direnişçi çizginin tarih buyunca süren mücadelesinde Hallacı Mansur’dan, Ebul Vefa’ya, Pir Sultan’dan Baba İshaklara, Alişerlerden Seyit Rızalara kadar direniş çizgisinin başarısı zorunludur. Hızır Paşa, Rayber çizgisine karşı tarafı olduğumuz direniş çizgisi, Aleviliğin geleceğidir.
Aleviliğin tarihsel özü ile yaşanmasından yana olan her Alevi birey, Aleviliğin geleceği için doğru siyasi tutumu almak zorundadır. Bugün Yezid zihniyetinin iktidar olduğu, Hızır Paşa, Rayber çizgisinin Yezid zihniyetine paralel bir duruş gösterdiği bir süreçte her Alevi’nin Hüseyni bir duruş ile Pir Sultan gibi, Seyit Rıza gibi baş eğmeden gerekli duruşu göstermesi gerekir. Bugün bu duruşu göstermek, tüm gericiliğe karşı Aleviliği HDP bünyesinde diğer özgürlük ve demokrasi güçleri ile buluşturmaktır.
Aleviler açısından baktığımızda bu birlik, hem tarihsel duruş açısından gereklidir hem de çıkarları açısından gereklidir. Alevileri içinde bulundukları asimilasyon ve zor tehdidinden kurtarmak, ancak kendi değerlerine ve iradelerine saygı gösterenlerle yan yana gelerek mümkün olur.
Bugüne kadar aldatmaca ve korkular üzerinden yedeklenilen Kemalist kafa ile Yezid zihniyetini aşmak mümkün değildir. İnkarcı zihniyetin asıl ideolojik sahibi olan CHP’ye destek vermek, Aleviler açısından inkarcılığın devamıdır, yeni katliam politikalarına zemin sunmaktır. CHP’nin desteklenmesi demek, aynı zamanda Dersim’de, Maraş’ta, Sivas’ta yitirdiğimiz canların aziz hatırasına da saygısızlık yapmak demektir.
AKP geriletilmek ve aşılmak isteniyorsa yapılması gereken, sanal ve sahte korkular ile CHP yedeğine düşmek yerine AKP gericiliğini tümden aşacak devrimci, demokratik özgürlük platformu olan HDP’nin yanında yer almaktır.
HDP’nin barajı aşması, AKP gericiliğinin anayasayı değiştirme, dolayısıyla başkanlık sistemini kurma tehlikesini kaldıracaktır. HDP’nin oluşturacağı grupla resmi ideoloji aşılırken Aleviler kendi temsilcileri ile kendi mücadelelerini de daha iyi yürütecektir.
Seçimler bir son değil, yeniden başlangıçtır
Bu coğrafyada asırlardır yaşanan adaletsizliklere ve eşitsizliklere karşı halkların özgürleşme zamanı geçiyor. Kapitalist modernitenin sömürü politikalarının aracı haline dönüştürdükleri farklılıkları, boğazlaşmaların değil özgürleşmenin mevzisi yapma zamanıdır.
Elbette seçimler özgürleşme kavgamızda ancak bir araçtır. Seçimlerin kaybedilmesi ile özgürleşme arayışımız son bulmayacağı gibi zafer ile de özgürleşmiş olmayacağız. Burada göz ardı edilmemesi gereken en önemli nokta, bu coğrafyanın tarihinde hiç olmadığı kadar özgür birlik temelinde bir zemin yakalanmıştır. Emekçisi, devrimcisi, aydını, öğrencisi, kadını, çocuğu ile özgürlük sevdası mayalanmaya başlanmıştır.
Seçimler, halklarımızın bağrında doğan bu yeni mayalanmanın önemli bir aşaması olabilir. Bunun için de seçimleri halklarımızın özgürleşme ve demokratikleşme sürecinde bir mevziye dönüştürelim.
Egemenlerin halklarımıza karşı geliştirdiği dincilik, milliyetçilik, baskı ve zor politikalarına karşı halkların, inançların, toplumsal kesimlerin özgürlük, eşitlik kavgasında bir mevziye dönüştürelim.
Yeni bir dönem başlarken zalimin karşısında direnen Kürt halkının özgürlüğüne, Alevi’nin özgürlüğünü, Süryani’nin eşitliğini, Ermeni’nin kardeşliğini ekleme zamanıdır. Halklar bahçesi yeniden çiçek açarken vicdan sahibi olan herkese düşen, özgürlükler ve demokrasi mücadelesinde halklar ve inançlar bahçesine bir kızıl gül eklemektir.
Zalim ile mazlum arasında süren hak mücadelesinde, Xizir yardımcımız ola!
TKP/ML- GYDK
24 Aralık 1978 Maraş katliamını,19 Aralık 2000 Hapishaneler katliamını ve 28 Aralık 2011 Robiski katliamını Unutmadık/Unutturmayacağız!
TKP/ML Enternasyonal Büronun açıklaması:Tüm Kardeş Parti ve Örgütlere
Partimize bağlı Halk Ordusu TİKKO (Türkiye İşçi Köylü Ordusu) gerillalarıyla faşist Türk Ordusu arasında Dersim'in Aliboğazı alanında 23 Kasım 2016 tarihinde başlayan ve 28 Kasım 2016 tarihine kadar süren çatışmada 8 yoldaşımız şehit verilmiştir.
Rojava’dan bir Partizan: “Yıldızlara gömülen, bilincimize kazınan halk ordusu savaşçıları ölümsüzdür!”
Emeğin, özgürlüğün, halkın düşmanları bir keza daha gerillaya saldırarak onları teslim alıp diz çökerteceğini düşündü. Bir kez daha barbar ve katliamcı yüzünü gösteren faşist TC ordusu, mazlumların özgürlük diyarına Dersim’e, direniş kalesi Aliboğazı’na son zamanların en kapsamlı, en kıyıcı operasyonunu gerçekleştirdi. En modern silahları ve en üstün tekniği kullanarak gerillayı yaşam ve direniş alanlarından koparmak istedi. Ancak hesapları tutmadı, umduklarını bulamadılar. Egemenlerin imha ve yok etme hesaplarını gerillaların kahramanca direnişi bozdu.
Sefagül Kesgin’in kaleminden “Aliboğazı’nda izler, tanıklar…”
2 Şubat 2011 tarihinde 4 kadın yoldaşıyla birlikte Aliboğazı’nda şehit düşen TKP/ML Merkez Komitesi Üyesi ve TİKKO Siyasi Komiseri Sefagül Kesgin tarafından 2010 kışında Aliboğazı’nda kaleme alınmıştır.
Aliboğazı’nda izler, tanıklar…
Hayaller gerçektir. Gerçekten süzüldüğü için!
Hayaller gelecektir, geleceğin parçası olduğu için!
Komünizm
Burada, komünizmi incelemeyeceğiz, ama, kısaca, olacak olanları, Marx ve Engels’in söylem ve öngörülerinin ışığında, içinde yaşadığımız koşulları da dikkate alarak, komünizmin bir ütopya olmaktan çıkıp gerçek olacağını yinelemek istiyoruz.
İçinde yaşadığımız emperyalist-kapitalist kaos sisteminin, bireylere umutsuzluk verdiği bir koşulda, kaybedecekleri hiç bir şeyi olmayan milyonlarca işçinin komünizmin ilkelerini yaşama geçirmelerinin de kaçınılmaz olduğunu söyleminin ütopya olmadığı, işçilerin kendi yaşamları ve üretimleri kadar gerçektir.
Teslim olmayacağız!
Sanatçısına ,yazarına,siyasetçisine,aydınına düşman bir devlet yeryüzünde hangisidir denildiğinde,kuşkusuz ilk akla gelen TC devleti olacaktır..Bu düşmanlık ve zulüm 1915 ile başlamış artarak bu güne gelmiştir.Kendinden olmayanı ayrı düşüneni hiç tereddütsüz öldürmüştür.Bir gece evlerinden alınan müzikolog olan Gomidas Vartabed,Özgürlük Savaşımı gazetesi yazarı Nerses Papazyan,mizah dergisi yazarı Krikor Torosyan,Emek gazetesi yazarı Sarkis Parseğyan,Vatanın sesi yazarı Levon Larents...gibi sayıları yüzlere varan basın emekçileri ölüm yolculuklarında dağbaşlarında vahşice öldürülenlerden sa
Sana Gelen Ölüm Bana Gelsin,
"Artık tribünden sahaya in ve siyasi bir harekette yer al," diye yazıyor bazı okurlar bana. Aslında tribünde değilim, sahaya atlamak için kenarda heyecanlı bir bekleyiş içindeyim. Ateşin ve zulmün kol gezdiği o sahada her türlü zulme ve cefaya göğüs germeye çalışarak tarihi görevimi yerine getirmek istiyorum.
Evet, haklısın Saygı Öztürk! “Aliboğazı’na girmesi de, çıkması da zor”
Kemalizm’in iflah olmaz, faşizmin “sol kanadı”nın yayın temsilcisi Sözcü gazetesinin Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk, gazetenin dünkü sayısındaki köşesinde, Dersim’de 6 gün süren ve TSK’nın 2 askerin yaşamını yitirdiğini söylediği (ama bölge halkının anlatımı TC ordusunun kaybının daha fazla olduğu) Aliboğazı operasyonunu yazdı. Havsalası gerillanın 6 günlük direnişini pek almayan Öztürk, yazısında aynı zamanda bir gerçeğe işaret etti: “Güvenlik güçleri teröristlere en büyük kayıpları burada verdirir ama şehitler de buralarda olur. Aliboğazı’na, Kutuderesi’ne girmesi de, çıkması da zor.”
Diz çökmeyenlerin, faşizme siper olanların direnişini yükselteceğiz! Aliboğazı şehitleri ölümsüzdür!
28 Kasım günü üç halk savaşçısı Dersim’de Çemişgezek, Pulur ve Xozat ilçeleri arasında bulunan Aliboğazı Vadisi’nde TC’nin kolluk kuvvetleri ile girdikleri çatışmada ölümsüzleştiler. İki askerin de öldüğü çatışmada, Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist (TKP/ML)’ye bağlı Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) gerillaları Hakan (Ersin Erel), Aşkın (Hasan Karakoç) ve Tuncay (Murat Mut), faşizmin kendilerine doğrulttuğu silahlara karşı MLM bilimini rehber edinerek direndiler.
“Örgütlüysek Her Şeyiz Değilsek Hiçbir Şey” de; Bu Nasıl Olacak?
Halk gençliğini, genç kadınları, liseli gençliği, LGBTİ+’ları, değişik inançlara mensup kitleleri ya da daha genel bir ifade ile geniş halk yığınlarını maruz kaldıkları, sömürü, baskı, şiddet, asimile etme, yok sayma ve imha etme politikasına karşı mücadelesinde örgüt, tarihsel önemde bir rol oynar.
Sitemin çarkları arasında can çekişen yığınların mücadele etmekten başka çıkar yolu yoktur. Zira mevcut sistem, varlığını sürdürdükçe dizginsiz bir sömürü, zincirlerinden boşanmış azgın bir şiddet sarmalında soluksuz kalmaya mahkûm kalacaktır.
Gelişimin diyalektik adı: MEHMET DEMİRDAĞ
Gelişimin diyalektiğini anlamak, kavramak için komünist önder Mehmet Demirdağ yoldaşın yaşamına, devrim ve parti sorunları karşısındaki duruşuna, devrimi ve Parti’yi örgütleme tarzına bakmak gerekir. O adım adım ilerleyerek büyümenin ve gelişimin zirvesidir. Küçük bir taş parçasının mücadele içinde parça parça büyüyerek granit kayalara ve oradan Dağlaşmaya varmasının adıdır. Toplumlar ve devrimler tarihinde özgürlüğü en güçlü düzeyde istemenin ve bunun savaşımını örgütlemenin öncülüğünü yapmaktır Demirdağ. Onu sıra dışı ve “özel” yapan onlarca özelliğin senteze varmasıdır.