Pazar Kasım 1, 2026

Yerel Seçimler ve İttifak Anlayışı

Burada seçimlerin işçi sınıfı açısından önemine değinmeyeceğim. Burjuvazinin iktidarı altında, eğer koşulları varsa sosyalistler seçimlere girmeli ve hatta bu olanakları zorlamalı, bu uğurda mücadele de etmelidir. Kitlelere ulaşmanın bir aracı ve sosyalistlerin kendi seslerini kitlelere duyurmanın bir yolu olarak seçimlere katılır ve burjuvaziyi tam da kendi göbeğinden teşhire yönelir.

Seçimlere ittifaklar şeklinde girilebilineceği gibi, bağımsız olarak da girilir. Sosyalistlerin kendi adayları ile seçimlere girmesinden doğal bir şey olamaz. Eğer, ittifak kurulamıyorsa ve reformizm kendini güçlü bir şekilde dayatarak, kendi istekleri doğrultusunda hareket edilmesini istiyorsa, bu tür dayatmacılığın karşısında yer alınmalıdır.

31 Mart Yerel seçimlerde öne çıkan yerlerden birisi de Dersim olacaktır. Çünkü HDP ve birleşenleri ve özellikle de Kürt Ulusal Hareketi (KUH), Dersim merkezde sadece kendi adaylarının olmasını ve diğer devrimci-demokrat güçlerin ise kendilerini desteklemesini istiyorlar. Onlar illeri istiyor. Diğer “ittifak güçleri”nin ise, sadece ve sadece “ilçeler ve beldelerde olabileceği” yaklaşımını sergiliyorlar.

HDP, Kürt il merkezlerinde kendi adaylarının desteklenmesini istiyor. Bunu açıktan söylüyorlar ve hatta “kırmızı çizgileri” olarak ifade ediyorlar. Bu aslında sosyalistlere karşı bir güç göstermesi, dayatmasıdır. Dersim’de SMF’nin (Sosyalist Meclisler Federasyonu) adayı F. Mehmet Maçoğlu’nun aday olması, HDP’yi öfkelendirdi. Ama bu öfke HDP’nin D’sinin gerçek bir demokrat değil burjuva demokrat yanının daha ağır bastığını ve aynı zamanda bu tavrı, onun demokratlığının kendi sınıfsal çıkarlarıyla sınırlı olduğunu gösterdi.

HDP, millletvekili seçimlerinde, “küçük ortaklarına” bir kaç tane milletvekili vererek “ittifakı” sağlıyordu. Bu onun için gerekliydi de. Ama iş Dersim merkezi olunca, gerçek niyetler ortaya çıktı. Ulusalcı reformist, açıktan “sosyalistlere burada yer yok” demeye başladı.

Bunu değişik şekillerde dillendirselerde, sorunun özü bu. 

Oysa HDP’nin burada, dayatıcı ve aba altında sopa göstermesi yerine daha uzlaşıcı olması beklenirdi. Çünkü, Kaypakkaya geleneğinden gelenlerin Dersim’de özel bir yeri olduğu gibi, bu gelenekten gelenlerin; HDP ve öncelleri daha bu siyaset meydanında yoklar iken, devletin ve sosyal şovenistlerin tüm hışımlarına rağmen, Kürt ulusunun kendi kaderini özgürce tayin etmesini hep savuna gelmişlerdir. Ayrıca, ezen ulus milliyetçiliğine ve sosyal şovenizme karşı uzlaşmasız mücadele vermişlerdir.

Bunlar bir yana, Dersim’de sosyalistlerin tehdit edilmesi hiç bir şekilde kabullenilemez. Kürdistan’ın bir çok ilini AKP ya da diğer partiler alıyor. Aynı tehditler o partilere yapılmıyor. Ancak, Maçoğlu’nun kişiliğinde sosyalistlere yapılıyor. Çünkü KUH, “Türk Solu” olarak adlandırdığı sosyalistlerin Kürdistan illerinde gelişmesini istemiyor. Bu modern anti-komünist anlayışın dışa vurumudur. 

HDP, geçekten demokrat ise, taviz vermesini de bilmeli ve Dersim merkezden, kendi adayını, Maçoğlu lehine çekmelidir. Bu daha “kucaklayıcı” olacağı gibi, genel anlamda destekleyicileri de artacaktır. Ancak, küçük burjuva reformist ezen ulus ulusalcılığı, “küçük” gördüğü, “güçsüz” gördüğü sol örgütlere karşı yaklaşımı, ezen ulus burjuvazisinin yaklaşımından devralınan ideolojik bir yöntem olarak pratiğe yansıyor.

HDP, kendisi taviz vermek yerine sosyalistlerden fazlasıyla ve haksız bir şekilde taviz bekliyor. Ve hatta “”kayıtsız-şartsız” desteklenmesini istiyor ya da böyle bir beklenti içinde. İşçi sınıfının dünya görüşü, ezilen ulus lehine ulusların kendi kaderini kayıtsız-şartsız destekler. Ancak, bu ilke, sosyalistlerin bağımsız hareket edemeyeceği şekilde anlaşılmamalıdır. Her siyasi hareket, eylem birliklerinde “ajitasyon ve propaganda da serbestlik” hakkına sahiptir. Ve bu özgürlük, aynı şekilde bağımsız olarak kendi eylemlerini ve taktiklerini de -başkalarına bağlı olmadan- üretebilir ve yaşama geçirebilir demektir.

Kürt ulusu üzerindeki baskılar elbette kabul edilemez. Bugün, bir bütün olarak Kürt ulusu üzerindeki ezen ulus devletinin baskısı aleni bir hal almıştır. Bununla beraber yasalar çerçevesinde kurulmuş HDP’ye yönelik baskılar ve sürek avıda görülüyor ve biliniyor. Olmayan demokratik ortamda, faşist devletin her türlü baskısıyla karşı karşıya olanların ve bu baskılara karşı ortaklaşa mücadele verenlerin, kendi aralarındaki ilişkinin demokratik olması beklenir.

Her sosyalist ya da ilerici hareketin HDP ile ittifak kurması ya da HDP’nin onlarla ittifak kurması “şartır” diye bir kural yoktur. HDP nasıl kendi bağımsız tavrını alabiliyorsa, aynı şekilde devrimci ve sosyalistlerde hiç bir ittifak içine girmeden bağımsız olarak taktik belirler ve seçimlere girebilirler. “HDP var iken siz seçime giremezsiniz” demek, devrimci-demokratik bir tavır olamaz.

Elbette, sosyalistlerin bütün isteği; Dersim’de de (ve diğer yerlerde) devrimci-demokrat güçlerin anlaşıp ortak bir adayla seçime girmesiydi. Ancak, bunun gerçekleştirilemediği görülüyor. Bu durumda, isteyenin bağımsız olarak seçime girme hakkı vardır ve bu hak, “egemen ulus devletvari” tehditlerle karşı karşıya kalmamalıdır.

HDP, açıktan dillendirmesede üç büyük ilde (İstanbul, Ankara ve İzmir) büyük şehir belediye başkanlığı için Millet İttifakı (CHP-İyi Parti) lehine aday koymadı. Bunun anlamı; bu partileri “kerhen” desteklemektir. Kendi tabanlarının o illerde adı geçen partilere oy vermelerinde bir sakınaca görmüyorlar. HDP cephesinden, nedense, bu partileri “kerhen”de olsa desteklemek “özel savaş aygıtını” desteklemek (!) anlamına gelmiyor. Ancak, Dersim’de sosyalistlerin, HDP’ye rağmen aday çıkarmaları “özel savaş aygıtını” desteklemek olarak yansıtılmaya gayret ediliyor. Oysa, Kürtlere karşı “özel savaş aygıtı”nın asıl destekçilerinin başında AKP-MHP ve CHP-İP gelir. Bunu HDP’nin bilmemesi olası değil.

CHP-İP ititfakının güçlenmesi Kürtler üzerindeki baskıları azaltmayacaktır. Çünkü Türk egemen sınıfların Kürt politikası, tek tek burjuva partilerin politikası değil, bütünlük içinde bir devlet politikasıdır.

Sonuç olarak; adı geçen büyük illerde CHP-İP adına seçime girmekten feragat eden HDP, Dersim’de de SMF’nin adayı F.M. Maçoğlu lehine kendi adayını çekmelidir. İşte böylesi bir tavır, “özel savaş aygıtı”nın beklentisine karşı verilmiş “birleşik devrimci” bir cevap olacaktır. Böylesi bir tavırla, ilerici kitleler nezdinde, HDP kaybeden değil, kazanan bir parti olacaktır. 

24052

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Yusuf Köse

TKP/ML MK SB”“ROJAVA VE FİLİSTİN DEVRİMLERİ YAŞAYACAK, YAŞATACAĞIZ!

Emperyalist-kapitalist egemenliğin ölüm makineleri yine işbaşındadır. Ezilen halk ve ulusların isyan ve direnişlerini bastırmak, özgürlük ve kurtuluş mücadelelerini kanla boğmak için azgınca saldırıyorlar. Ortada “yeni” değil yinelenen bir durum var. Tekrarlanan bu saldırı ve katliamların başlıca nedeni; sistemlerinin her yerden delinmesi, en acımasız zorbalık rejimleri eliyle geliştirilen sömürü ve zulüm politikalarında “başarı” ve “istikrar” sağlama çabalarının boşa çıkmasıdır.

Habip'in (bitmeyen)Öyküsü

Arkadaşları bazen, "Tünelci,"diye takılırlardı ona. Kendine ait olmayan sahte Habip Gül adıyla yakalandığında onca işkenceye rağmen bu isimde ısrar etmiş, mahkemelerde birçok kez bu isimle yargılanıp cezalar almıştı. Mahmut Alınak, "Seni yazmak istiyorum, bir sakıncası yoksa bana yaşam öykünü yazar mısın?"diye sormuştu ona. Habip söz verdiği yazıyı 4 Haziran 1998'de ulaştırmıştı Mahmut Alınak'a. Ankara Ulucanlar Cezaevi' inde yaşamının sona erdirilmesinden 16 ay önce….

Tanktan duvar(lar)ı yıkan 15-16 Haziran'ın hatırlattığı (1)

“Beklenmedik olanı beklemedikçe, onu bulamayacaksın.”[2]

Turgut Uyar’ın, “Bizim haziranımız bir yıl kadar yetecektir dünyaya/ /Ve kuytularda, dağlarda, alanlarda/ Akıtılan ve akıp gelen kanlarda/ Bir sabah büyük büyük ateşler yanınca/ Eller temizlenecektir/ Bir tören olacaktır/ Ölülerimiz toplanacaktır,” dizelerinde betimlenen 15-16 Haziran başkaldırısı, tarihimizin büyük işçi isyanı olarak anılmaya değer devrimci praksisidir...

IŞİD ve İslamcı ''Feministler

“Cehennem boş. Tüm şeytanlar burada... Hiç kimse duymak istemeyenbiri kadar sağır olamaz.”[1]

Haberiniz var, değil mi, El Kaide’den doğma, AKP beslemesi uluslararası Sünnî-İslâmcı örgüt Irak Şam İslâm Devleti (IŞİD), bir aya yakın bir süredir Irak’ta Musul ve çevresini kasıp kavuruyor. 

"Deniz" olmalıydım.../ Deniz Gülünay

Hasan Gülünay bu ülkede sayısı bile tam olarak tespit edilemeyen "kayıplardan" biri. İşe gitmek üzere İstanbul Tarabya’daki evinden ayrıldığı 20 Temmuz 1992 sabahından bu yana kendisinden haber yok.

Yine Bir Seçim Oyunu

"Bir cumhuriyet nasıl bir maskeye bürünürse bürünsün, ne denli demokratik olursa olsun, eğer o bir burjuva cumhuriyeti ise, eğer o toprak ve fabrikaların özel mülkiyetini koruyorsa ve eğer özel sermaye toplumun tümünü ücret köleliği içinde tutuyorsa, yani eğer bir cumhuriyet, bizim parti programımızda ve sovyet anayasasında söylenen her şeyi gerçekleştirmiyor ise, o zaman bu devlet, bazı insanların, ötekiler tarafından ezilmesi için bir makinedir.

Sînor u Mirin (Sınır ve Ölüm)

T.C beslemesi IŞİD çetesinin Kobane’ye yönelik saldırıları hız kesmeden sürerken bizler de Kürdistan Hukukçular Derneği olarak çeşitli emperyalist güçlerinin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme çabasının bir sonucu olarak TC-KDP işbirliğinin etkisiyle Rojava’da her gün yeni katliamlara imza atan bu paravan örgütün sınır bölgelerinde halka yaptığı zulmü yerinde görmek ve yaşananları bir de bölgedeki insanların dilinden dinlemek için Urfa’nın Birecik ilçesinde bulunan çadır alanını ve sınır köylerini ziyaret etme kararı aldık.

Biz Hayatı Öğretiyoruz, Bayım! (Rafeef Ziadah)

Kendisine “Çocuklarınıza nefret etmeyi öğretmeyi bırakırsanız, her şeyin düzeleceğini düşünmüyor musunuz?” diye sorulması üzerine Rafeef Ziadah ‘nin yazdığı şiir :

We Teach Life, Sir! ( Biz Hayatı Öğretiyoruz, Bayım! )

Bugün, bedenim TV’de yayınlanmış bir katliamdı.
Bugün, bedenim demeçlere ve kelime sınırlarına
sığmak zorunda olan, TV’de yayınlanmış bir katliamdı.
Bugün bedenim, ölçülü cevaplara karşı istatistikle dolmuş demeçlere ve kelime sınırlarına sığmak zorunda olan, TV’de yayınlanmış bir katliamdı.

Ilımlı İslam projesi ve İhvan mesajı

İslam dininin iktidar, devlet ve siyasetle ilişkisi dini, siyasi ve sosyal çevrelerin, egemen güçlerin sürekli gündeminde olmuştur. Bu ilgi “yakın tarih” diyebileceğimiz zaman dilimi içinde oldukça artmıştır. Siyasal İslam olgusu toplumsal yaşam içerisinde daha çok yer almaya başladıkça ilginin dozajı da yükselmiştir. Son olarak Mısır’da İhvan hareketinin darbeyle dağıtılması, üyeleri hakkında alınan idam kararları bu gerçekliğin bir yansımasıdır. “Siyasal İslam”ın yani siyaset ve din/İslam kavramlarının biraradalığını bu dinin ortaya çıkış yıllarına kadar götürmek mümkündür.

40. Yıl'ında Kıbrıs işgal altında esirlere ne oldu?

Kıbrıs,Sicilya ve Sardanya'dan sonra Akdeniz'in üçüncü büyük adasıdır.Bulunduğu coğrafi konumu itibariyle önemli bir yere sahiptir.Tarihten günümüze sayısız işgallere ve savaşların yaşandığı Kıbrıs'ta stratejik konumu,Ortadoğu'ya açılan pencere,her türlü müdahale için harekete geçebilme açısından önemlidir.

Unutul(a)mayan ölümsüz sesler [*]

“Yavaş yavaş ölürler;okumayanlar,müzik dinlemeyenler,vicdanlarında hoşgörüyübarındıramayanlar.”[1]

Mirabeau’nun, “Bırakın, müzikle öleyim,” dediği o muhteşem şey için Unamuno, “Aşkın duygusal anlatımı müziktir”; W.Shakespeare, “İnsanın iç dünyası müzikle beslenir”; Björk, “Müzik, dinleyeni ve dinleteni öngörülmez kılar”; Esma Redzepova, “Müzik fakirlerin tek lüksüdür”; Miguel de Cervantes, “Müziğin olduğu yerde kötülük olmaz”; Emil Zeig, “Müzik, duygularımızın en açık dilidir”; Cemal Süreya, “Ayrılık acısıdır her müzik,” notunu düşerler…

Sayfalar