Yenildik…[ismail cem özkan]
Yenildik ve ayağa kalkamadık, kalkmak içinde yan yana gelip konuşma yerine, birbirimizden uzak durduk, çünkü eteklerde biriken taş ağırdı ve sonucu ne olacağı belli değildi... Eteklerinde taş olanlar izleyici oldu, fırsat kollanıldı, yakalayan tam taşı atacakken süreçler ve gündem değişti… Kimse etek giymiyordu ama taş vardı eteğinde, etek giyenler ise cezaevlerinde onurlu mücadele yapmışlar, çok ağır bedeller ödemişlerdi…
Özeleştiri solun olmazsa olmazı dendi ama özeleştiri sola uğramadan yanında gelip geçti… Sol adına yapılan her iş sorgulanmadı, çünkü ölüm kalım savaşının içinde savunmadaydı… sol içi şiddet ve çatışmalar ne için başladığı ve bittiğini 12 Eylül sonrası yazılan anılardan öğrenecekti bir çok insan… Vakit yoktu ve nereye doğru savrulduğumuzu tam olarak kavrayamadan birilerin açtığı yoldan aşağıya doğru savrulduk…
Eskiden iki solcu yan yana gelse devrim yapardı masa başında, şimdilerde ise iki solcu yan yana gelince nerede kaybettik muhabbeti var...
Masa başında yapılan sohbetler içinde sonunda ben kendimce neden ayağa kalkamadığımız konusunda bir sonuç buldum!
Bütün sonun başlangıcı 12 Eylül ile başladı derler ama ben daha öncesine gidip bir şeyler söylerim ama bu sefer gerçekte de bir daha ayağa kalkamamızın nedenini solun (SHP ve benzeri partilerin) belediyeleri almasına bağlıyorum...
Belediyelerde içeriden dışarıya çıkmış ya da hiç girmemiş solcu olduğunu söyleyenlerin başkan yardımcısı ve başkan danışmanı olması sonucunda çevresine topladığı arkadaşları ile ihale işlerine girmesi ve projelere merak salmasında buluyorum sorunun yanıtını...
Sol yenilebilir… Yenilgi doğaldır, ilk yenilgisinde değildir aslında…
Yenilgiler tarihine bakarsanız solu bulursunuz bol bol ama bu sefer ayağa kalkıp dövüşe devam edemedi. Popüler bir partinin içinde düzene muhalefetmiş gibi yaparak düzenden faydalanmaya soyundu. Sol adına girenler - belediye seçimini alması sonrasında,- uygulanmakta olan liberal politikalara uygun politik tercihin devam etmesinde sakınca görmediler. Sol, kazandıkları yerlerde değişim yapmak yerine, düzenin ihtiyacına ve zamanın ruhuna uygun işler yapmış olması yenilginin ve bir daha ayağa kalkamamanın nedenleri arasında bana göre yatmaktadır... Çünkü düzen; üzerinde ki kiri gönüllü olarak sola da bulaştırdı, sol da buna itiraz etme yerine hemen “devletin malı deniz, yemeyen domuz” felsefesine uygun kendisini konumlandırıverdi.
İhaleler, projeler… kısaca emek harcamadan elde edilen gelirler, banka kartı veya cüzdanı alıp hiç uğramadığı işyerinden maaş alanlar... Tek yaptıkları iş; arkadaşlarının üzerinden para kazanmak, onların ilişkilerinden yararlanarak kendi bacağını kurtarma telaşı ve bir an önce köşeyi dönmece... “Çocuklarının geleceği için” para kazanmak zorundaydılar, onlar için her türlü “emeksiz” ama “çok kazandırılan” işlere el attılar ve sol artık sol olmaktan çıktı.
Parayı bulan ise kendi anısını yazdırıp üzerine imzasını atıverdi...
Geçmiş uydurulurdu, çünkü parası vardı ve o para ile bir geçmiş satın alındı ya da yeniden yaratıldı...
İstenilen bir geçmiş, onurlu mücadele ve mücadele sonunda elde edilen yaralar, onur nişanıydı, o nişan her türlü ilişki içinde rakı masasında kullanıldı... Karşısında ki onun üzerinden para kazanmak adına olanaklar yarattı ve o olanaklar ile sol ikinci dövüş için ringe çıkmak yerine koltuğa oturup para kazanmayı seçti…
Ringde dövüşenler üzerinden para kazanmak...
Eğer sol yapılar devamlılığını koruyabilseydi ve yenilgiyi küçük sıyrıklar ile atlatabilmiş olsaydı (12 Mart daha ağır bir sonuç yaratmıştı, var olan radikal örgütlerin hepsinin merkez komitesi yok edilmiş, sempatizan düzeyde olanlar cezaevinde ya da dışarıda kalmıştı, onlar yok olan merkez yerine merkezi yapılar kurmuşlar ve daha fazla kitlesel bir sürecin de başlamasına sebep olacaklardı.) onlardan bağımsız ve geçmişin emeği üzerine para kazanma hırsı içinde olanlar bu kadar rahat kendilerine olanak bulamayacakları büyük olasılıkla… Çünkü her şeyin bir sahibi vardır ve geleneklerinde sahipleri, geleneklerine sahip çıkıp geçmişin özeleştirisi yeni kuracakları yapılar üzerinden olacaktı… Ama olmadı… 12 Mart sürecinde olduğu gibi lider kadrosu yok edilmemiş, canlı yakalanarak onlar toplu davaların sanıkları olacaklardı… Onların izni olmadan “sempatizan” konumuna gelmişlerin adım atması söz konusu elbette olmayacaktı, olamadı da… Piyasada iş yapanlar para kazandıkça ve kazandıkları paralar ile yeni bir çevre yaratırken, içeriden çıkanların maddi olanaksızlıkları ve ‘denizden çıkmış balık gibi’ “çaresiz” olmalarını kendi lehlerine kullandılar… Kendisinden özeleştiri isteyecek sol yapı ortada olmayınca, çürüme artık kaçınılmazdır ve geçmişin üzerine benzin döktüler... Özeleştiri isteyecek bir yapı olmadığı sürece her türlü kazanç “meşru”ydu ve sorgulanmazdı...
Sol, 12 Eylül’de yere düştü, belediyelerde işe girerek ve belediye işlerini zamanın ruhuna uygun öğrendikten sonra sol artık sol değildi, sağa kaymış zeminde, zemine uygun pozisyonlar alındı ve liberalizm adı altında projeler, sorgulanmadan emek harcanmadan gelen AB ve Amerika kaynaklı paralar ile hayat daha bir anlam kazandırıldı.
Yazlıklar alındı, yazlıklarda dostlar ağırlandı, rakılar içilirken ölenler anıldı, sağ kalanlar ve parası olanlar ile konuşuldu, parası olmayanlar ise akla bile gelmedi... Geldiği zamanda “kimdi, nerede tanışmıştık” diyerek uzun uzun hatırlanmaya çalışıldı... Hayat rotasını çizmişti, zaman böyle olmasını istiyordu, yeni paradigmaya uygun olarak “çürüyenler” istenileni yaptı...
Zamanın ruhu “üretme” dedi, “tüket!”
Solcu da tüketti geçmişini de, bugünü de...
Para hırsı içinde her şeye saldıranlar ve arkadaşlarının üzerinden para kazananlar “her şeyi çocukları okusun ve kariyer sahibi olsun” diye yaptı... Onların çektiklerini yeter ki “çocukları çekmesin, yaşamasın bir daha yaşadıkları acıları”…
Para bir çok kapıyı açıyordu, hatta gençliklerinde düşünemedikleri bir çok şeyin de sahibi olmuşlardı. Geçmişte “lider” konumda olanların ihtiyacını karşılıyor ve onların sorunlarına hemen çare bulur konuma dahi gelmişlerdi… Liderlerin ihtiyacı karşılanırken onların üzerinden çevrelerine “bakın ben önemli biriyim” imajını da sessizce vermiş oluyorlardı. Para ve liberalizm önlerine isteyemedikleri kapıları bile açmıştı, olmaz diye düşünülen her şey olur konumuna gelmişti…
Eski arkadaşlarını kendi işlerine bulaştırmıyordu ve yeni bir çevrenin yaratmış olduğu ilişkiler içinde çocuğunu istediği gibi yetiştiriyor ve soldan uzak tutuyordu… Çünkü o yeteri kadar acı çekmişti ve sol; “acı çekmek, dayak yemek ve her türlü hakarete maruz kalmak” demekti…
Demokrasi, özgürlük, askeri vesayet ile yüzleşmek…
Her cümle ve kelimenin altı yeniden dolduruluyordu…
Sol, binlerde bir ile ifade edilen konuma kadar küçülmüştü... Devletin yeni sahipleri ise solu devlet içinde söküp atmış ve bilgiden uzaklaştırmıştır…
Bilgi olmadan gündem belirlenemez…
Eksik bilgi ile yapılan her ön varsayımlar sürekli boşa düşmesi tesadüfi değildir, çünkü verilen bilgi yanıltıcı ve sizi yönlendirir… Verilen bilgiler üzerinden siyaset yapanlar ve siyaseti ve gündemi takip edenler sürekli kaybetmeye ve daha da küçülmeye doğru gittiler, çünkü çevrelerinde olması gerekenler onlardan artık bir şey öğrenemiyor ve sürekli geçmişe duyulan özlemde çekiciliğini zaman içinde ortadan kaldırıyordu.
Aynı içerikte kaç kitap yayınlanmıştı, artık okuyan var mıydı, çünkü yeni yetişen kuşak okumadan da uzaklaştırılmıştı… Ellerine verilen teknoloji ile yaratılan gerçeklik içinde yaşamaya teşvik ediliyordu… Teşvik başarıya ulaştı…
Solun elinden kuşaklarda alınmıştır, onlara yabancılaşmıştır…
Biz nerede gerçekten hata yapmıştık?
İsmail Cem Özkan
Son Haberler
Sayfalar
Emperyalist Saldırıya da, Savaşa da Hayır!
Bu ülkenin Başbakanı önceleri ismi “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)” olan ve daha sonra hedefi, kapsamı, amacı genişletilerek adı “Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi(1)” olarak değiştirilen emperyalist paylaşımcı projenin Eşbaşkanlarından birisidir ve dolayısıyla da ABD emperyalizminin en başta gelen işbirlikçilerindendir.
Yaşadığımız bu son süreçte bu projenin bir aşaması gerçekleştirilmek isteniyor.
Nasıl mı? Suriye’ye savaş ilan edilerek.
Gerekçe? O da hazır. “Kimyasal silah kullanıldı”
Ermeni Sorunu’nun Doğuşu ve Osmanlı Bankası Baskını
19.yüz yılın sonunda 500 yıldır hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu artık son evresine gelmiş yok olmakla karşı karşıya bulunuyordu. Avrupa'da kapitalizmin gelişmesi, ulusal uyanışlar, bağımsızlık hareketleri,1789 Fransız devriminin yankıları, Balkanlarda ulusal kopuşlar Anadolu'da yaşayan Ermeni ve Rum toplumlarında da oluşmaya başlamıştır.
Osmanlı, iktidarı altında yaşayan Ermenilere, azınlıklara ibadet özgürlüğü, mülklerinin güvence altına alınması, reformlar, yasa önünde, vergi alanında eşitlik vaat ediyordu.
Türki entergasyon dinamikleri ve anadilde egitim
TC’nin Lozan sonrası Kürdistan’a ilişkin programı askeri işgal,asimilasyon ve entegrasyon temelli olmuştur. Kürdistanlılar askeri işgale ve asimilasyona karşı ciddi isyanlar geliştirmiş,mücadeleler vermiş ve bedel ödemişlerdir.Kuzey Kürdistan’da askeri işgale karşı belli gerilla alanları haricinde herhangi bir kazanım elde edilememiş,ancak asimilasyona karşı yürütülen mücadele hedefine tam ulaşamasa da belli sonuçlar üretmiştir.
Gülfikâr Aksu'nun Anısına/ Hasan Aksu
Gülfikâr Aksu'nun Anısına: "Cocuglar Bize Oyle Ogrettiler. Ne Bilek Hakim Beg; Biz İbocuyuk, Tikkocuyuk!"/
Ben Annemi 18 Mayıs 2000 yılında yitirdim. Annem her Anne gibi önce Kadın’dı. Doğurgan özelliğinden gelen koruma, kollama, her şart altında sahiplenme esasıydı. Erkek egemen toplumunda kadın olduğundan dolayı, cins ayrımcılığına uğradı. Baskı ve şiddet gördü. Kürt olduğundan dolayı ulusal baskıya uğradı. Alevi olduğundan dolayı dinsel, mezhepsel baskılara maruz kaldı, aşağılandı.
Kürtler Ve Burjuva Yalanlar
Burjuva siyasal iktidar, iktidarini korumak, işçileri bölmek, birbirine düşürmek, kendi şoven-kirli siyasetinin bir parçası olarak, işçileri kullanmak için her türlü ideolojik silahını kullanıyor.
Güncel Sanatın Vahim Hâl(sizliğ)i[*]
Pablo Picasso’nun, “Her çocuk sanatçıdır. Ama sorun; büyüdüğünde geriye nasıl bir sanatçı kalacağıdır,” saptaması sanat ve insan ilişkisinin en net betimlemelerinden biriyken; bu da biz(ler)e sanatın “Anne bak kral çıplak” diye haykıran çocuksu naifliğinden beslenen isyancı niteliğini anımsatır. Bu elbette işin bir yanıdır.
Kürt Kerbelası
Boyunlarına ip geçirerek bir duvarın üzerine dizdikleri küçücük çocukları aşağı itip boşlukta sallandırarak boğuyorlar. Çocuklar çırpına çırpına can verirken o vampirler, "Allah Allah" naraları ile onların can çekişini seyrediyorlar.
Bu oyunu zor bozar
Tarihte, zorun rolü üzerine çok şeyler söylenmiştir. Özellikle sınıfsal zorun ortaya çıkışı, varlığı ve uygulanması konusunda, burjuvazinin ideologlarıyla Marksistler arasında ciddi bir ayrım konusu yaşanmış ve yaşanmaktadır. Burjuvazi, kendi sınıfsal zorunu meşru görürken, ezilenlerin, özellikle de işçi sınıfının burjuvaziye karşı uyguladığı devrimci zorun adını bile duymak istemediği gibi, bunu “toplumsal etik dışı” olarak, son yılların burjuva moda deyimiyle, “terörist” eylemler olarak kriminalize etmeye çalışır.
On İki İmamlar Alevi Olabilir mi ? 1-2
“…Bir insanın arınmışlık düzeyi en güzel sahip olduğu hoşgörüyle, anlayış ile ölçülebilir. Arınmış insan başkalarını yargılamaktan uzak, olayları ve insanları çok geniş bir bakış açısı ile görebilen, hoşgören, olaylar karşısında sukunetini yitirmeyen, her şeyi doğallıkla kabul eden bir yapıdadır. İyi yada kötü diye ayrımları yapmaktan kaçınır, sevgisi bütüne, herkese ve her şeyedir. Hoşgörüsündeki yükseklik, onun bu sevgiyi bu şekilde eksiksizce ve adilce aktarabilmesini sağlar. Korku ve endişelerden hemen hemen tamamen uzaklaşmıştır.
Minaresiz Camiler ve Alevi Asimilasyonu
Dedeler var hoca olmuş bir nevi
İhtirasa kurban edilmiş sevi
Minaresiz cami gibi cemevi
Aleviyi namaz kılarken gördüm
(Ozan Emekçi)
Bazı Milliyetçi Ermeni Aymazlara Zorunlu Cevap! Hasan Aksu.
İnsan eğer ırkçılık, milliyetçilik ve şovenizmden ideolojik gıda alıyorsa; her şart ve koşulda diğer ulus ve azınlıklara kin nefret ve kan kusarak nemalanıyorsa; adı ne olursa olsun sosyalizm ve de komünizm düşmanlığı yapıyor demektir. Çünkü her türlü milliyetçilik yaşanan örnekleriyle hepimizin malumudur.