Salı Eylül 29, 2026

Yenildik…[ismail cem özkan]

Yenildik ve ayağa kalkamadık, kalkmak içinde yan yana gelip konuşma yerine, birbirimizden uzak durduk, çünkü eteklerde biriken taş ağırdı ve sonucu ne olacağı belli değildi... Eteklerinde taş olanlar izleyici oldu, fırsat kollanıldı, yakalayan tam taşı atacakken süreçler ve gündem değişti… Kimse etek giymiyordu ama taş vardı eteğinde, etek giyenler ise cezaevlerinde onurlu mücadele yapmışlar, çok ağır bedeller ödemişlerdi…

Özeleştiri solun olmazsa olmazı dendi ama özeleştiri sola uğramadan yanında gelip geçti… Sol adına yapılan her iş sorgulanmadı, çünkü ölüm kalım savaşının içinde savunmadaydı… sol içi şiddet ve çatışmalar ne için başladığı ve bittiğini 12 Eylül sonrası yazılan anılardan öğrenecekti bir çok insan… Vakit yoktu ve nereye doğru savrulduğumuzu tam olarak kavrayamadan birilerin açtığı yoldan aşağıya doğru savrulduk…   

Eskiden iki solcu yan yana gelse devrim yapardı masa başında, şimdilerde ise iki solcu yan yana gelince nerede kaybettik muhabbeti var...

Masa başında yapılan sohbetler içinde sonunda ben kendimce neden ayağa kalkamadığımız konusunda bir sonuç buldum! 

Bütün sonun başlangıcı 12 Eylül ile başladı derler ama ben daha öncesine gidip bir şeyler söylerim ama bu sefer gerçekte de bir daha ayağa kalkamamızın nedenini solun (SHP ve benzeri partilerin) belediyeleri almasına bağlıyorum...

Belediyelerde içeriden dışarıya çıkmış ya da hiç girmemiş solcu olduğunu söyleyenlerin başkan yardımcısı ve başkan danışmanı olması sonucunda çevresine topladığı arkadaşları ile ihale işlerine girmesi ve projelere merak salmasında buluyorum sorunun yanıtını...

Sol yenilebilir… Yenilgi doğaldır, ilk yenilgisinde değildir aslında…

Yenilgiler tarihine bakarsanız solu bulursunuz bol bol ama bu sefer ayağa kalkıp dövüşe devam edemedi. Popüler bir partinin içinde düzene muhalefetmiş gibi yaparak düzenden faydalanmaya soyundu. Sol adına girenler - belediye seçimini alması sonrasında,- uygulanmakta olan liberal politikalara uygun politik tercihin devam etmesinde sakınca görmediler. Sol, kazandıkları yerlerde değişim yapmak yerine, düzenin ihtiyacına ve zamanın ruhuna uygun işler yapmış olması yenilginin ve bir daha ayağa kalkamamanın nedenleri arasında bana göre yatmaktadır... Çünkü düzen; üzerinde ki kiri gönüllü olarak sola da bulaştırdı, sol da buna itiraz etme yerine hemen “devletin malı deniz, yemeyen domuz” felsefesine uygun kendisini konumlandırıverdi.

İhaleler, projeler… kısaca emek harcamadan elde edilen gelirler, banka kartı veya cüzdanı alıp hiç uğramadığı işyerinden maaş alanlar... Tek yaptıkları iş; arkadaşlarının üzerinden para kazanmak, onların ilişkilerinden yararlanarak kendi bacağını kurtarma telaşı ve bir an önce köşeyi dönmece... “Çocuklarının geleceği için” para kazanmak zorundaydılar, onlar için her türlü “emeksiz” ama “çok kazandırılan” işlere el attılar ve sol artık sol olmaktan çıktı.

Parayı bulan ise kendi anısını yazdırıp üzerine imzasını atıverdi...

Geçmiş uydurulurdu, çünkü parası vardı ve o para ile bir geçmiş satın alındı ya da yeniden yaratıldı...

İstenilen bir geçmiş, onurlu mücadele ve mücadele sonunda elde edilen yaralar, onur nişanıydı, o nişan her türlü ilişki içinde rakı masasında kullanıldı... Karşısında ki onun üzerinden para kazanmak adına olanaklar yarattı ve o olanaklar ile sol ikinci dövüş için ringe çıkmak yerine koltuğa oturup para kazanmayı seçti…

Ringde dövüşenler üzerinden para kazanmak...

Eğer sol yapılar devamlılığını koruyabilseydi ve yenilgiyi küçük sıyrıklar ile atlatabilmiş olsaydı (12 Mart daha ağır bir sonuç yaratmıştı, var olan radikal örgütlerin hepsinin merkez komitesi yok edilmiş, sempatizan düzeyde olanlar cezaevinde ya da dışarıda kalmıştı, onlar yok olan merkez yerine merkezi yapılar kurmuşlar ve daha fazla kitlesel bir sürecin de başlamasına sebep olacaklardı.) onlardan bağımsız ve geçmişin emeği üzerine para kazanma hırsı içinde olanlar bu kadar rahat kendilerine olanak bulamayacakları büyük olasılıkla… Çünkü her şeyin bir sahibi vardır ve geleneklerinde sahipleri, geleneklerine sahip çıkıp geçmişin özeleştirisi yeni kuracakları yapılar üzerinden olacaktı… Ama olmadı… 12 Mart sürecinde olduğu gibi lider kadrosu yok edilmemiş, canlı yakalanarak onlar toplu davaların sanıkları olacaklardı… Onların izni olmadan “sempatizan” konumuna gelmişlerin adım atması söz konusu elbette olmayacaktı, olamadı da… Piyasada iş yapanlar para kazandıkça ve kazandıkları paralar ile yeni bir çevre yaratırken, içeriden çıkanların maddi olanaksızlıkları ve ‘denizden çıkmış balık gibi’ “çaresiz” olmalarını kendi lehlerine kullandılar… Kendisinden özeleştiri isteyecek sol yapı ortada olmayınca, çürüme artık kaçınılmazdır ve geçmişin üzerine benzin döktüler... Özeleştiri isteyecek bir yapı olmadığı sürece her türlü kazanç “meşru”ydu ve sorgulanmazdı...

Sol, 12 Eylül’de yere düştü, belediyelerde işe girerek ve belediye işlerini zamanın ruhuna uygun öğrendikten sonra sol artık sol değildi, sağa kaymış zeminde, zemine uygun pozisyonlar alındı ve liberalizm adı altında projeler, sorgulanmadan emek harcanmadan gelen AB ve Amerika kaynaklı paralar ile hayat daha bir anlam kazandırıldı.

Yazlıklar alındı, yazlıklarda dostlar ağırlandı, rakılar içilirken ölenler anıldı, sağ kalanlar ve parası olanlar ile konuşuldu, parası olmayanlar ise akla bile gelmedi... Geldiği zamanda “kimdi, nerede tanışmıştık” diyerek uzun uzun hatırlanmaya çalışıldı... Hayat rotasını çizmişti, zaman böyle olmasını istiyordu, yeni paradigmaya uygun olarak “çürüyenler” istenileni yaptı...

Zamanın ruhu “üretme” dedi, “tüket!”

Solcu da tüketti geçmişini de, bugünü de...

Para hırsı içinde her şeye saldıranlar ve arkadaşlarının üzerinden para kazananlar “her şeyi çocukları okusun ve kariyer sahibi olsun” diye yaptı... Onların çektiklerini yeter ki “çocukları çekmesin, yaşamasın bir daha yaşadıkları acıları”…

Para bir çok kapıyı açıyordu, hatta gençliklerinde düşünemedikleri bir çok şeyin de sahibi olmuşlardı. Geçmişte “lider” konumda olanların ihtiyacını karşılıyor ve onların sorunlarına hemen çare bulur konuma dahi gelmişlerdi… Liderlerin ihtiyacı karşılanırken onların üzerinden çevrelerine “bakın ben önemli biriyim” imajını da sessizce vermiş oluyorlardı.  Para ve liberalizm önlerine isteyemedikleri kapıları bile açmıştı, olmaz diye düşünülen her şey olur konumuna gelmişti…

Eski arkadaşlarını kendi işlerine bulaştırmıyordu ve yeni bir çevrenin yaratmış olduğu ilişkiler içinde çocuğunu istediği gibi yetiştiriyor ve soldan uzak tutuyordu… Çünkü o yeteri kadar acı çekmişti ve sol; “acı çekmek, dayak yemek ve her türlü hakarete maruz kalmak” demekti…

Demokrasi, özgürlük, askeri vesayet ile yüzleşmek…

Her cümle ve kelimenin altı yeniden dolduruluyordu…

Sol, binlerde bir ile ifade edilen konuma kadar küçülmüştü... Devletin yeni sahipleri ise solu devlet içinde söküp atmış ve bilgiden uzaklaştırmıştır…

Bilgi olmadan gündem belirlenemez…

Eksik bilgi ile yapılan her ön varsayımlar sürekli boşa düşmesi tesadüfi değildir, çünkü verilen bilgi yanıltıcı ve sizi yönlendirir… Verilen bilgiler üzerinden siyaset yapanlar ve siyaseti ve gündemi takip edenler sürekli kaybetmeye ve daha da küçülmeye doğru gittiler, çünkü çevrelerinde olması gerekenler onlardan artık bir şey öğrenemiyor ve sürekli geçmişe duyulan özlemde çekiciliğini zaman içinde ortadan kaldırıyordu.

Aynı içerikte kaç kitap yayınlanmıştı, artık okuyan var mıydı, çünkü yeni yetişen kuşak okumadan da uzaklaştırılmıştı… Ellerine verilen teknoloji ile yaratılan gerçeklik içinde yaşamaya teşvik ediliyordu… Teşvik başarıya ulaştı…

Solun elinden kuşaklarda alınmıştır, onlara yabancılaşmıştır…

Biz nerede gerçekten hata yapmıştık?

İsmail Cem Özkan 

37390

MERYEM (MARİAM) BAKIRCIYAN

Özgürlük ve demokrasi mücadelesinde ölümsüzleşen efsanevi devrimci Armenak Bakırcıyan ( Orhan Bakır)'ın annesi, hepimizin sevgili büyüğü MERYEM ANA'yı 29.7.2014 tarihinde İsveç / Stockholm'de 89 yaşındayken kaybettik

 

MÜLK VE SERVETLER HALKINDIR

 Gazetelerin yazdığına göre sadece bir gökdelenin fiyatı birkaç milyar doları buluyor. Peki sizce halktan herhangi bir insan, yani bir işçi, bir memur, bir esnaf, bir çiftçi veya sizden biri çalışarak böyle bir gökdelene sahip olabilir mi? Olabilecekse kaç milyon yıl çalışması gerekiyor?

TKP/ML’ye bağlı TİKKO gerillalarından eylem

Yerel kaynaklardan edindiğimiz bilgiye göre TKP/ML’ye bağlı TİKKO gerillaları, 30 Temmuz Çarşamba günü öğlen saatlerinde Dersim merkeze bağlı Geyiksuyu yolunda yol kesme eylemi gerçekleştirdi.

Komünistler mi Haklı Anarşistler mi ?

Sosyalizmi konuşacaksan  Anarşistlerle  konuşacan.

Partide esas  yoğunlaşmalı derken kendi öncülüklerinin tasdik edilmesini  anlayan insanlara  inanan köylülerle sosyalizmi konuşmayacan.

İnandıklarınıza  esasımız köylüdür deyince artık anlamamız gerekenin  kapitalizmle bağları en az olan sınıflardır diye hale niye söyleyemediklerini soramadığınızdan da faz geçiyorum   sosyalizmde ortaya çıkan  bürokrasizmi, lider sultasını..  sorarsanız,

Size verecekleri tek cevap:

"Siz geldiniz ya, sizi bekliyordum. Artık uzun bir yolculuğa çıkabilirim.’’ MERYEM BAKIRCIYAN

     Irksal, dinsel kültürel ayrımcılığı ömrünce bilfiil yaşadı. Faşist diktatörlüğün baskılarına seksen dokuz yıl yaşayarak tanık oldu. Diyarbakır’da eşinin ve kendinin gördüğü baskılar yetmezmiş gibi çocukları da akla gelmez baskılara maruz kalır. Irksal olduğu kadar dinsel baskıların haddi hesabı yoktur. Gördükleri baskılar öylesi bir hal alır ki artık dayanılmaz hal alır. Dinsel baskı artık çocuk yaşamlara kadar yansır.

Seçim Tiyatrosu ve esir figüranlar

Bir ağanın eli sopalı kâhyasını marabalarına seçtirmesi ile bu düzenin  cumhurbaşkanını halka seçtirmesi arasında esasta bir fark yoktur. Marabaların seçtiği kâhya nasıl ki marabaların değil de ağanın temsilcisi ise, bu düzende halka seçtirilen  cumhurbaşkanı da halkı değil devleti ve düzeni temsil eder. Kâhya görevi gereği ağaya, cumhurbaşkanı da doğal olarak kurulu düzene hizmet eder. Çünkü bu düzen öyle kurgulanmış ve anayasası, kanunları, yargısı, parlamentosu, silahlı kuvvetleri, emniyet ve istihbarat teşkilatı ve her derece bürokrasisiyle temelden çatıya kadar öyle inşa edilmiştir.

KÜRDİSTAN VE ORTADOĞU’DA NELER OLUYOR?

  Bölgemize ilişkin o kadar çok değerlendirme ve tahlil yapılıyor ki,  her gün yeni senaryo ve komplo teorileriyle uyanmaktayız. Başta Amerikan emperyalizmi olmak üzere bütün emperyalistler kendi çıkarları doğrultusunda planlar yapmakta, dost ve düşmanlarını izledikleri siyasete göre belirlemektedirler. Zaman zaman taşeron örgütler oluşturarak taktikler ve politikalar üretmektedirler. Dinler arası savaşları kışkırtmakta böl- parçala -yönet politikasını çok muazzam işletmekte, uygulamakta ülkeleri, bölgeleri ve dünyayı yeniden düzenlemekte kendine uygun işbirlikçi faşist devletler vb.

Hangi “erkekliğe sığar”, “kadın dövmek”!

Seks işçilerine şiddet uygulayan Halk Cephesi'ne Yeni Demokrat kadın’dan (anlarsa!) bir soru: ‏

Sıklıkla kullanılan bir deyim vardır: “Kadın dövmek, erkekliğe sığmaz!”

Erkek; eğer ki “kendisini aldatmamış”, “eline erkek eli değmemiş”, “kendisine karşı gelmemiş”, “ağzı var dili yok” bir kadına “durduk yere” şiddet uygulamışsa isyan edilir:

“Hangi erkekliğe sığar kadın dövmek?” (Hoş, kadın ne kadar bu toplumsal mağduriyet vasıflarına uysa da, kadına uygulanan erkek şiddetinin hep “haklı bir nedeni” var görülür.)

Cumhurbaşkanlığı seçimleri, yönelimimiz ve Demirtaş’ın adaylığı

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine günler kala, mitingler, konuşmalar ve adayların vizyon-perspektif açıklamaları ile birlikte, adayların niteliğine, hedeflerine ve çalışmalarının mahiyetine dair tartışmalar gündemin büyük bölümünü kaplamış haldedir.

Seçimlerde taleplerimizle boykotu büyüt

Yeni bir seçim sürecine daha girildi. Seçim süreçleri, dönemsel özellikleri itibariyle taktik olarak önemlidir. Kimi zaman, sınıf mücadelesinin ortaya çıkardığı tablo, güç dengeleri, seçim süreçlerinin bir taktik olarak ele alınıp değerlendirilmesine elverişli olur. Böylesi dönemlerde, seçimlere dâhil olunarak politik yaklaşımız ortaya konulur. Bazen ise, seçimlere dâhil olmak sınıf mücadelesinin andaki gelişimine hizmet etmeyen bir süreç olarak ortaya çıkar. Böylesi durumlarda, boykot, politik bir tavır alış olarak gündeme gelir.

Tek ayaklı boykotçuluk ve utangaç verici tavırsızlık!

Cumhurbaşkanlığı seçimleri devrimci, demokratik ve halk saflarındaki siyasal kesimlerin aldığı tavra ve onu içeriklendirmesine bağlı olarak esasında bir turnosol işlevi de görmüştür. Birçok siyasal hareket süreçteki tavrını belli etmiştir. Bu tavırlar kabaca üç kategoriye ayrılabilir.

Sayfalar