Yeni Emperyalistler Eski Emperyalistlere Karşı
Kapitalizmin; gelişmesi, genişleyerek yoğunlaşması ve üretimin her geçen gün artmasıyla ortaya çıkan tekelleşme ve uluslararası yönünün esas hale gelmesi, onu daha saldırgan bir aşama olan emperyalist bir aşamaya ulaştırdı. Bu gelişme, sınıfların netleştiği ve sınıflar arası mücadelenin keskinleştiği kapitalist ekonomik sisteminin diyalektik gelişiminin bir karakteristiğidir. Kapitalizm derinlemesine ve enlemesine geliştikçe yeni emperyalist ülkeler ortaya çıkacak ve bu da emperyalistler arası çelişmeyi artan ölçüde derinleşecektir.
Kapitalist üretim ilişkilerinin karakteristiği gereği, burjuvaziyle proletarya arasındaki çelişmeyi yeniden ve yeniden ürettiği gibi, aynı şekilde, kapitalistler arasındaki çelişmeyi ve kutuplaşmayı da üreten bir eğilime sahiptir. Kapitalist üretim ilişkilerinin ortaya çıkardığı bu çelişme, karşıt sınıflar arasındaki çelişmeyi uzlaşmaz hale getiriken, kapitalist egemenlik için birbiriyle mücadele eden burjuva sınıflar arsındaki çelişmeyi, proletarya sınıfına karşı uzalşır bir konuma getirir, ama asla ortadan kaldırmaz.
Emperyalist sistemin gelişmesi ve yoğunlaşması kapitalizmin gelişmesiyle doğru orantılıdır. Bu da yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkmasını sağlayan bir gelişmedir. Eğer emperyalist sistem ya da emperyalist ülkeler ilk ortaya çıkanla statik olarak kalsaydı, o aşamadan sonra kapitalizmin gelişmesinden, üretimin uluslararasılaşmasından söz edilemeyeceği gibi, kapitalizmin kendini yenilemesinden de söz edilemezdi ve kapitalizm kapitalizm olmaktan çıkardı. Yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkışını kabul etmeyen ya da başka ülkelerin „emperyalistleşebileceğini“, ama kendi ülkelerinin bu „aşamaya“ gelemeyeceğini ya da gelmediğini savunanlar, kapitalizmi 1900'lerin başıyla sınırladıklarınıda göremeyecek denli diyalektik materyalizmden uzaklaşmışlardır.
Bu kısa teorik ön girişten sonra şimdi konumuza dönebiliriz.
BRICS'in (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika Cumhuriyeti), 2006 yılında oluştu ve 2010 yılında G. Afrika'da bu birliğe katılarak, birliği beşlediler.
Bu ülkelerin hepsinin diğer emperyalist ülkeleden bir farkı, hepsinin yeni emperyalist ülkeler olmasıdır. Rusya ve Çin sosyalist ülkelerdi. Daha sonra, bu ülkelerde modern revizyonist kapitalist yolcular iktidarı ele geçirince, ülkeler hızla kapitalistleşti ve kapitalizm yeniden inşa edildi. Bu kez, farklı bir şekilde, bağımsız ve sanayileşmiş ülkeler olarak kapitalizme geri dönüş yaptılar.
Brezilya, Hindistan ve G. Afrika daha düne kadar denebilecek süre içinde, yarı sömürge ve yarı bağımlı ülkelerdi. Özellikle 2000li yılların başından itibaren hızla emperyalistleştiler. Emperyalistleşmelerinde rol oynayan en önemli özellik, üretimin uluslararasılaşmasının esas hale gelmesi ve özelleştirmelerin yaygınlaşmasıdır. Bu gelişmeler, ülkelerde kapitalist üretimi yoğunlaştırdığı gibi buna koşut olarak tekelleşmeyi de geliştirdi. Ülkeler tekelci burjuvazinin egemenliği altına girdi.Ve adı geçen bu ülkeler, dışarıya sermaye ihraç eder duruma geldiler. Örneğin, 2022 yılı itibariyle toplam sermaye ihraçları: Brezilya; 327,5 milyar, Rusya; 315 milyar, Hindistan; 222,5 milyar, Çin; 3 trilyon (ayrıca Hong Kong; 2 trilyon), G. Afrika; 200 milyar ABD doları. Rusya'nın sermaye ihracı Ukrayna savaşı öncesi 380 milyar dolar civarındaydı.[1]
BRICS'e katılımlar artacak. Sadece BRICS'in bu beşli haliyle G7 ülkelerinin ekonomik gücünün geçmiş durumdalar. BRICS'in dünya ekonmomisi içindeki payı %31 iken, G7'nin %30'un altında kalmıştır. Oysa 2010 yıllarında G7 (ABD, Almanya, Japonya, Fransa, İngiltere, İtalya, Kanada) çok öndeydi. Ve G7 güç kaybederken, BRICS ekonomik olarak güçlenmeye devam ettiği gibi, bu birliğe katılmak için başvuran ülke sayısı 17'i geçmişir. Katılmak için başvuran ülkelerin çoğunluğu ise yeni emperyalistleşen ya da emperyalistleşemeye doğru hızla adım atan ülkelerden oluşmaktadır.
İşgücü ve nüfus açısından da BRICS ülkeleri toplamı G7 ülkelerinin toplamından kat ve kat öndedir. G7'nin toplam nüfusu 800 milyon iken, BRICS'in 3,2 milyardır. Birincisinin dünya nüfusu içindeki payı %10, ikincisinin ise %40. Bunun anlamı, işşgücü olarak ikincisi çok öndedir. Özellikle de kapitalist sistemin kendi, işgücü nüfusunu üretemez eğilimi[2] içine girmesi, gelecek yıllarda işgücü açığını G7 ülkelerinde daha fazla öne çıkaracaktır.[3] Ve dışardan işgücü çekme rekabeti yeni bir çatışma alanı olarak ortaya çıkacaktır. BRICS'e altı yeni ülke katılımıyla beraber, emperyalist cephelerde yeni hesaplarda yapılmaya başlanacaktır.
Yeni bir emperyalist ülke olan Türkiye'nin[4] resmi olarak başvurmamasının esas nedeni, ekonomisinin daha fazla Batı emperyalistleri ile içiçe geçmiş olmasının yanı sıra, iki emperyalist blok arasında kalmanın (orta yolcu) kendi emperyalist çıkarları için daha yararlı olduğunu gördükleri içindir. Emperyalist kamplaşmanın keskineşmesi ve emperyalist bir savaşa evrilmesi durumunda bu orta yolcu hal statik kalmayabilir.
BRICS katılmaka isteyenlerin başında, İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Arjantin gibi yeni emperyalist ülkelerin yanında Mısır, Etiyopya gibi kapitalist gelişmenin güçlendiği ülkelerin başvuruları kabul edilecek. Diğer baş vurular ise daha sonra ele alınacağı bildirildi. Yeni emperyalist kampın hesabı, BRICS genişliye bildiği kadar genişlemeye açık olacak. Ve bundan sonra -eğer ileri de değiştirmezlerese- BRICS+ olarak adlandırılacak.
BRICS, ABD ve Batılı emperyalistlere karşı kendi uluslar arası finans kurumlarını da oluşturuyor ve kendi paraları ile ticarete daha fazla ağırlık vermeye başlıyorlar. Örneğin, IMF ve Dünya bankası'na karşılık, Yeni Kalkınma Bankası devreye sokulmuş ve krediler vermeye başlamıştır. Emperyalist yayılmacılığın temeli finanstır. Finans sermayesi olmadan egemenlik alanlarını ya da pazarlardan pay alma savaşı yürütülemez. BRICS kendi para birimini oluşturma yoluna da girmiştir.
IMF'nin Haziran 2022 yılındaki bir analizine göre ABD doları son 25 yılın en düşük seviyesine gerileyerek %59'a düşmüştür.[5] Yani, 1999 yılında Uluslar arası alanda rezerv kulanım oranı %71 iken, 2022 yılnın ilk çeyreğinde %58,36'ya gerilemiştir. Rusya'nın Ukraynaya saldırısı ve ardından Rusya'ya ABD ve Batılı emperyalistler tarafından uygulanan yaptırımlardan sonra dolar rezervi daha da düştü. Dolardaki bu gerilemeler, ABD ekonomisinin ve ABD egemenliğinin gerilemesidir.[6] Bu gerileme Avro'nun ortaya çıkışının yanında Çin ve diğer yeni emperyalist ülkelerin alternatif para birimi arayışı ve dolardan uzaklaşmak istemelerinden kaynaklıdır. BRICS'in daha da güçlenmesi halinde dolardaki gerileme devam edecektir. Emperyalist eşitsiz gelişme ve emperyalistler arasındaki çelişmelerden ve egemenlik savaşından kaynaklı olarak, hiç bir emperyalist güç olduğu yerini ebediyen koruyamaz.
Emperyalist Eşitsiz Gelişme Yasası İşlemeye Devam Ediyor
Eski emperyalist ülkeler arasında çelişme olduğu gibi yeniler arasında da çelişme vardır ve olmaması olası değildir. Olmaması kapitalizmin karakteristiğine terstir. Emperyalizm kutuplaşma ve eşitsiz gelişme demektir. Hem her kutbun kendi içinde birbiriyle çelişmeleri olduğu gibi, hem de karşıt emperyalist kutuplar arasında çelişmeler vardır. Bu kaçınılmazdır. Ve emperyalist kamlar kalıcı değildir. Emeryalistler arası çelişmeler nedeniyle, emperyalist kamplarda değişiklik gösterir ve bir zaman bir kamp içinde yer alan bir başka koşulda karşıt kampın safına geçebilir.
Ancak şu anda Çin ve Rusya'nın (daha çok da ekonomik olarak çok güçlü olan Çin'in) başını çektiği emperyalist kutup ile, ABD'nin başını çektiği ve içinde AB ve Japon emperyalizmin yer aldığı AB ve G7 ülkeleridir. AB emperyalistleri ABD'e rağmen ayrı bir kutup olarak ortaya çıkamıyor. ABD'den bağımszı harekt etmek isytiyorlar, ancak, karşıt kampın daha güçlü olması, onları ABD ile birlikte hareket etmeye itiyor.
ABD ve Batılı emperyalistler eski emperyalizmi temsil ederken, BRICS ise yeni emperyalizmi temsil ediyor. İki kampında amacı aynıdır. Dünya pazarlarına egemen olmak. ABD egemenliğini korumak ve geri adım atmak istemezken, Çin emperyalizminin başını çektiği emperyalist kutup ise adım adım pazarları ele geçirerek, Batılı emperyalistleri, pazarın dışına atmak, en azından geriletmek için savaşıyorlar. Rus emperyalizminin Ukrayna'ya işgal saldırısı bu amaçladır.
Şu anda iki taraf doğrudan olmasa da dolaylı bir şekilde silahlı olarak karşı karşıya gelmişlerdir. ABD ve Batılı emperyalistlerin kurduğu yeni düğnya düzeni, Çin'in başını çektiği emperyalist kutup tarafından tanınmadığı gibi, onun yerine kendi, emperyalist düzenlerini egemen kılmak istiyorlar. Elbette emperyalist sistemin “düzeni”, egemen olan emperyalist efendinin çıkarının her zaman ilk sırada yer aldığı ve her zaman onun haklı olduğu ve onun koyduğu söçmürü çarklarının hakim olduğu bir sistemden başkası olamaz. Nasıl ki, bugüne kadar önce İngiltere ve sonra ABD'nin emperyalisat düzenlerinde olduğu gibi...
Gelinen aşamada ve tüm veriler, silaha baş vurmadan bir uzlaşı sağlamanın güç olduğunu, gerileyen Batılı emperyalistlerin yeni durumu kabullenmediği gibi kabullenemeyeceğini ve yenilerin ise eski emperyalistlerin dayatmalarına boyun eğerek geri çekilmeyeceklerini Ukrayna savaşı net olarak gösterdi. Şimdi bütün emperyalistler hızlı bir şekilde silahlanarak 3. emperyalist savaşa hazırlanıyorlar.[7] Bunun en açık göstergelerinden biri “Küresel askeri harcamalar, 2022'de yüzde 3,7 artarak 2,24 trilyon dolar ile tüm zamanların en yüksek seviyesini” görmesidir .”[8]
Emperyalist Savaşa Karşı Dünya Sosyalizmi İçin Anti-emperyalist Mücadele Güçlendirilmelidir
Emperyalist kamplaşmanın artması, proletarya ve ezilen halklar için daha yararlıdır. Çünkü, emperyalist güçlerin bölünerek zayıflaması ve biribiriyle aralarındaki çatışmanın artması, proletarya ve ezilkken halkların yararınadır. Bu durum, proletaryanın emperyalistler arasındaki çelişmeden daha fazla yararlanabileceği koşulları da yaratabilir. Ancak, emperyalist kamplaşmanın artması ve bunlar arasındaki çelişmelerin keskinleşmesi, yeni bir emperyalist savaşında koşullarının hazırlayıcısı olduğu da dikkate alınmalıdır. Komünistler, emepryalistler arasından birinin tercih etmek ya da desteklemek değil, savaş kışkırtıcısı olanları daha fazla teşhir ederken, şimdilik savaş kışkırtıcısı olamayn emperyalist güçlerin ise niteliğini gözler önüne sererek işçi sınıfı ve ezilen halklar düşmanı yüzünün ortaya çıkarmak gerekiyor. Ama, bazı revizyonist ve reformist örgütlerin yaptığı gibi, ABD ve AB'ye karşı Çin ve Rus emperyalizmini desteklemek ya da bunları halkların “dostu” olartak göstermek, açıkça sosyal emperyalist bir politikadır. Bu tür politik tavırlar, emeperyalistler arası politikadan yararlanmak değil, açıktan bir emperyalist bloğa karşı bir başka emperyalist bloğu desteklemek ve onun safında yer almak demektir.
Emperyalist kapmlar arası çelişmenin keskinleştiği ve 3. emperyalist paylaşım savaşı tehlikesinin giderek büyüdüğü bir koşulda, emperyalist savaşa karşı anti-emperyalist cephe oluşturmanın aciliyeti de kendiliğinden anlaşılır. Uluıslararası proletarya ve ezilen halkların acilen bu cephe içinde örgütlemek, her devrimci ve komünist örgütlenmenin esas görevi olmalıdır.
ICOR önderliğinde, ILPS ve bir çok örgütlenmenin içinde yer aldığı uluslararası anti-emperyalist Birleşik Cephe'nin 1. kuruluş kongresi 5-6 Eylül'de Almanya'nın Thüringen eyaletinde gerçekleşecektir. Bu girişim, emperyalist savaşa karşı çıkan güçler açısından oldukça önemli bir adımdır. Bu adım daha da ileri götürülmelidir. Emperyalist saldırganlık, güçlü bir karşı koyuşla karşı karşıya kalmalıdır. Dünya komünist hareketi ve ilerici güçler bunu başarabilecek güçtedir. 26.08.2023
[1] Kaynak: UNCTAD World Investmwnt Report 2023. Bu konuda daha geniş bilgi: Yusuf Köse, “Emperyalist Türkiye” kitabında bulunmnaktadır.
[2] Bkz. Yusuf Köse, Dijitalleşme; İşçinin Üretim Sürecinin Denetleyicisi ve Düzenleyicisi Olacağı Tarih, Nisan Yayımcılık 2023
[3] Batılı emperyalist kurumlar, Çin, G. Kore, Hindistan, Malezya, Singapur, Brezilya, Türkiye, Rusya vb. gibi ülkeleri hala „gelişmekte olan ülkeler“ olarak adlandırması ve „gelişmiliği“ salt Kuzey Amerika, Batı Avrupa, İsrail, Brundi, Avusturalya ve Yeni Zellanda ile özdeşleştirmesi, Batı emperyalizmin üstünlükçü yaklaşımdır. Gelişmişliğin kıstası ne belli değil? Kapitalist gelişmişliğin ölçütü kapitalist ekonominin gelişmişliğyle ölçülmeldir. Burjuva demokratik haklar açısından ise hepsi de ciddi derecede sorunlu ve birbirinden nicel olarak ayrılabilirler.
[4] Türkiye'nin 2022 yılı itibariyle toplam sermaye ihracı 56 milyar ABD doları. Unctad.org
[5] https://www.imf.org/en/Blogs/Articles/2022/06/01/blog-dollar-dominance-and-the-rise-of-nontraditional-reserve-currencies
[6] https://www.statista.com/statistics/233674/distribution-of-global-currency-reserves/
[7] Aslında bu belirlemeyi, 2018 yılında yayınlanan; “Emperyalist Büyük Savaşa Doğru” başlıklı analizmide saptamıştım. Bkz. https://www.kaypakkayahaber.com/kose-yazisi/emperyalist-buyuk-savasa-dogru-birinci-bolum
[8] https://bianet.org/1/132/277692-dunyada-askeri-harcamalar-2-24-trilyon-dolarla-yeni-bir-rekor-kirdi24 nisan 2023
Yusuf Köse
Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.
http://yusuf-kose.blogspot.com/
Son Haberler
Sayfalar
BEN BEHZAT FİRİK! Hasan Aksu
Akp'nin yeni oyunu‘’Demokratikleşme Paketi’’
Kamuoyunun uzun bir süredir beklediği ‘’Demokratikleşme Paketi’’ nihayet 30 Eylül 2013 tarihinde yeni Başbakanlık binasında, bizzat hükümetin başı Erdoğan tarafından açıklandı. Hiçbir muhalif gazete ve televizyon kuruluşunun yer almadığı basın toplantısında, Bakanlar Kurulu üyeleri ve yandaş basının Ankara temsilcilerinin yer aldığı basın toplantısında, Erdoğan tek kişilik bir tiyatro oyunuyla ‘Demokratikleşme Paketi’’ni açıklayarak salondan ayrıldı.
Alman Bernsteincılığın, Rus Struveciliğin Günümüz Versiyonları 'Özgürlükçü Sosyalizm' Ve HDP-HDK
Ekonomistler , Legal Marksistler ve Menşeviklerin bir bölümünün Rus Devrimi süreci içinde toparlandığı Kadetlerin(Anayasal Demokrat Parti) iç savaş sürecinde karşı-devrimci Beyaz Muhafizlara dönüşmeleri size ilham vermelidir...
Geri dönüp baktığımda
Kürt hareketi iyimserlikle tedirgin bir karamsarlık arasında gidip geliyor. Bir bocalama içinde, şüpheci, kaygılı ve tereddütlü. Tayyip Erdoğan’ın ne yapacağını ve ne yapmak istediğini kestiremiyor. Kendisini kuşatan puslu havayı aralayamıyor, önünü göremiyor. Tayyip Erdoğan’a sert çıksa “hassas süreci” baltalamış olmaktan çekiniyor. Alttan alsa direksiyonu büsbütün AKP’ye kaptırmaktan ve bir bilinmezlikte irtifa kaybetmekten korkuyor.
Suyun başını Tayyip Erdoğan kesmiş, Kürt hareketi ise ona kilitlenmiş, ne söyleyecek, ne yapacak onu bekliyor.
Korkaklar Zafer Anıtı Dikemez, Hele Sen Asla…
Recep Tayyip Erdoğan gibi, tek millet, tek din düşüncesinin sadık bir savunucusundan, paketin içine sıkıştırdığı nefret suçları ifadesine tamamen zıt bir karakterli, kendi inancı dışındaki herkese ve her inanca, her farklılığa düşman birinden Alevi ve Alevilik inancıyla ilgili çözümler beklemek, beklentiler içinde olmak bile başlı başına büyük bir hayalciliktir.
AKP"nin "Demokratikleşme" Oyunları
Başbakan Erdoğan’ın bugün (30.09.2013) açıkladığı AKP’nin “demokratikleşme paketinde, demokratikleşmenin dışında her şey var dense yeridir. Türk burjuvazisi, 1923’den beri “demokratikleştiğini”, “demokrasiye adım attıklarını”, her yeni hükümet dönemlerinde birden fazla “demokratikleşme” paketleri çıkarmalarından bilinir. Önceleri, “sınıfsız, imtiyazsız kaynaşmış vatan-millet”, sonraları ise, “vatana millete hayırlı uğurlu olsun” burjuva çiğ sözleriyle ortalığa sürülen “paketler” ortaya çıktı.
Kürt krallığı için mi Halepçelerde öldüler ?
Gazeteler geçenlerde Mesut Barzani ile Celal Talabani'nin İstanbul'daki mülklerini sıralayınca, Halepçe'de soykırıma uğratılan Kürtler geldi gözümün önüne.
Devrim Bir Maceradır
Devrim bir maceradır. Kayıtsız kuyutsuz, şartsız koşulsuz, sorgusuz sualsiz devrim denen bir deryanın içine atmaktır kendini devrimcilik. Geriye bakmadan, arkada kalanları kara kara düşünmeden, hep ileriye yönelmektir devrimcilik.
Geceyi gündüze, yeri geldiğinde gündüzü geceye çevirmektir, yarınların getireceği yakıcılığı düşünerek, devrim denen maceranın içine hesapsızca atılmaktır devrimcilik.
Kürt siyasetinin kurtlarla bitmeyen dansi
Bir halk için tarih tekerrür ediyorsa, bu o halkın tarihten ders çıkarmadığını gösterir ki, vay o halkın haline. Burada kastedilen elbette halkın kendisi değil önderleridir. Kürtler de, önderleri tarihten pek ders çıkarmayan talihsiz bir halktır. Kürt önderleri yüz yıldan beri Türk devlet yöneticileriyle diyalog kurmaya çalışmış ama hep hüsrana uğramışlardır. Hatırlanacağı gibi daha birkaç ay önce devletle müzakere havası esiyordu Newroz' un barış güvercinleri uçurulan Kürt semalarında. Şimdi ise bir ümitsizlik rüzgârı esmekte halaylar çekilen o meydanlarda.
On’ların Öğrettiği
birer birer, biner biner ölürüz
yana yana, döne döne geliriz
biz dostu da düşmanı da biliriz
vurulup düşenler darda kalmasın…//
çünkü isyan bayrağıdır böğrüme saplanan sancı
çünkü harcımı öfkeyle, imanla karıyorum…
sıkılmış bir yumruk gibi giriyoruz hayata…”[1
Yukarıdaki dizeler Orhan Kotan’ın, Diyarbakır Zindanı’nda kaleme aldığı “Gururla Bakıyorum Dünyaya”sındandır; yazmaya gayret edeceklerimin özetidir sanki…
Aysel Tuğluk ve ekrad-i bi idrak
Fazla söze gerek yok.2007’de Kemalist bürokrasinin yaklaşan tasfiyesini öngöremeyip “Kurtarıcı motif, tarihsel imge Mustafa Kemal ve onun tarihsel eylemselliğinin büyüklüğü kendisini gösterdi ve gösterecek. O bir mucizedir, ölümsüzdür. Uluslaşmada temel direktir.