Yeni Bir Mücadele Yılına Girerken: Ölümsüzlerimizle Yürüyoruz!
2021 yılını geride bıraktık. Yeni bir mücadele yılına girerken gerek dünyada ve gerekse de ülkemizde başta sınıfsal çelişkiler olmak üzere bir dizi çelişkinin giderek keskinleşmesi 2022 yılının sınıf mücadeleleri açısından hareketli geçeceğini göstermektedir. Küçük bir örnek olması açısından MESS grup sözleşmesinde sefalet zammını kabul etmeyen ve iş bırakan Birleşik Metal-İş üyesi Çimsataş işçilerinden 25’i, SMS’le işten çıkarılınca direnişe geçtiler. Yeni yılda bu türden örneklerin artacağı öngörülebilir.
Esasen 2021 yılı dünya çapında bir önceki yıldan kapitalist sistemin ekonomik, siyasi ve ekolojik bir dizi krizi ve çelişkisini devralmıştı. Bu çelişkilere bir Covid-19 pandemisi eklenince var olan kriz daha derinleşmişti. 2022 yılı pandeminin yeni varyantlarıyla birlikte sürdüğü müddetçe krizin derinleşmeye devam edeceği, buna karşı işçi sınıfının ve ezilen halkların itiraz ve mücadelelerinin yükseleceği bir yıl olmaya aday görünüyor.
Emperyalist kapitalist sistem, küresel ısınma ve iklim krizinin derinleştiği koşullarda, (Copernicus verilerine göre 2021; 2015 ve 2018’den az farkla daha sıcaktı ve son yedi yıl birlikte ele alındığında, açık bir farkla kaydedilen en sıcak yedi yıl olarak kayıtlara geçti-10 Ocak) ekonomik krizin sürmesi, kapitalist uygarlığı giderek bir “sürdürememez”lik içine sokmaktadır. Bu durum geniş kitlelerde hakim sınıflara ve özellikle de onları temsil eden “politikacı”lara yönelik tepki ve öfke duymasına yol açmaktadır. Yeni yılın ilk günlerinde Kazakistan’da yaşanan halk isyanı önümüzdeki günlerde yaşanacak gelişmelerin işareti gibidir.
Küresel ısınma ve iklim krizi nedeniyle dünya yok oluşa doğru hızlıca ilerlerken, bunun birinci derecede sorumluları olan emperyalist kapitalistler arasındaki çelişkilerinde keskinleşmeye devam ettiğine tanık olduk. Geride bıraktığımız yıl ABD emperyalizminin başını çektiği AB emperyalistleriyle Rusya emperyalistleri arasında merkezinde Ukrayna olan çelişki derinleşti. Bu çelişkinin önümüzdeki süreçte de gündemi belirleyeceğini öngörebiliriz.
Emperyalistler arasındaki bir diğer keskinleşen çelişki ABD emperyalizmiyle Çin sosyal emperyalizmi arasındaki çelişki oldu. Çin ile ABD emperyalistleri arasındaki rekabet özellikle teknoloji alanında, uzay ve havacılık, yapay zekâ, kuantum bilgisayarı, sanal gerçeklik, “derin taklit” (deep fake) teknolojisi, silahlanma alanlarında daha da sertleşti. Önümüzdeki yıllarda bu çelişkinin dünyanın gündemini belirleyeceği anlaşılmaktadır.
Emperyalist kapitalistlerin kendi aralarında çelişkiler keskinleşirken proletaryanın ve ezilen halk kitlelerinin kendilerine yönelik isyanlarından da korkmaktadırlar. Bunun için kendilerince önlemler geliştirmektedirler. Covid-19 pandemisini gerekçe göstererek çeşitli yasaklar devreye sokmakta, halk kitleleri üzerindeki denetimlerini artırmaktadırlar. Sadece bu da değil teknolojideki gelişmeleri kitle denetim ve gözetleme araçlarının geliştirilmesi için kullanmaktadırlar.
Beş milyonun üzerinde insanın ölümüne neden olan Covid-19’a karşı geliştirilen aşılarının patent hakkının kamuya açılmaması ve özellikle ezilen yoksul halkların aşılanmaması (“aşı emperyalizmi”) beraberinde yeni varyantların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu ise pandeminin can almasına devam etmesine yol açmaktadır. Kısaca emperyalist kapitalist uygarlık can almaya, sömürü ve talana son hızla devam etmektedir.
Çökme rejimi çökmeye devam ediyor!
Geride bıraktığımız yıl TC’nin tam bir çökme rejimi olduğunu gösteren örneklere tanık oldu. Bu örnekler çökme kelimesinin iki anlamıyla yaşandı. Birincisi; AKP-MHP faşist iktidarı giderek sıkıştı. Yaşanan ekonomik kriz beraberinde faşist ittifakı çökme aşamasına getirdi. Sistemin çökme aşamasına gelmesi muhalif hakim sınıf kliğini de harekete geçirdi ve rejimin yeniden restorasyonu için harekete geçmesine neden oldu. Erken seçim çağrısı yapıldı.
“Çökme rejimi”nin en iyi görüldüğü pratiklerden biri de, faşist iktidarın faiz indirimiyle döviz kurunu yükseltmesi ardından ise hazine garantisi vermesiyle döviz kurlarını sabitlemesiyle yaşandı. Kısacası devlet kendi vatandaşını dolandırdı. Büyük bir vurgun yaşandı. Üstelik bu çökme işini göstere göstere yaptılar.
Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati: “15 liradan, 16 liradan, 17 liradan dolar alanlar büyük finansörler değil. Büyük finansörler, bu işin bir şekilde döneceğini bilir. Ama çarpılan kim oldu? Küçük yatırımcılar.” (24 Aralık) Halkı soyan ve soyduğuyla kalmayıp, bununla övünen halk düşmanlarıyla karşı karşıyayız. Rejim ekonomik spekülasyonla alt-orta sınıfların birikimlerine vurgun yaparak onlara yüksek kurdan döviz satmış, yüksek enflasyon ve ağır vergiler altında ezilen halka karşı son bir vurgunla çökme ekonomisini sürdürmektedir.
Faşizm yeni yıla girerken başta elektrik olmak üzere temel ihtiyaçlara astronomik zamlar yapmıştır. Hemen hemen her şey zamlanmış durumdadır. Sistemin resmi kurumu TÜİK bile Aralık enflasyonu % 13.58, 2021 enflasyonunu % 36.08 olarak açıklamak zorunda kalmıştır. Enflasyon Araştırma Grubu, enflasyon rakamlarını Aralık ayı için % 19.35, 2021 yılı için % 82.81 olarak gerçekleştiğini açıklamış durumdadır.
Yoksulluk sınırı Aralık’ta 13.072.51 TL, açlık sınırı Aralık’ta 4.013.26, TL olarak açıklanmıştır. (Türk-İş) Sistemin destekçilerinden sarı sendika Türk-İş’in açıklaması bile açlık sınırının alayı valayla açıklanan yeni asgari ücrete yaklaştığını göstermektedir. 8.5 milyon işsizin, 12 milyon yoksulun olduğu, 6.6 milyon kişinin devlet yardımıyla yaşadığı, çalışanların yarısının asgari ücretli olduğu koşullarda, % 50 enflasyonla işçi ve emekçilere tam bir yıkım dayatılmış durumdadır.
Bu koşullar altında faşizm kendisine karşı gelişecek olası halk hareketinden korkmakta ve burjuva muhalefet üzerinden açık açık halkı tehdit etmektedir. AKP Başkanı R.T.Erdoğan: “Utanmadan sıkılmadan sokaklara döküleceklermiş. 15 Temmuz’da sokağa dökülenlere bu millet nasıl dersini verdiyse, siz de aynı dersi evellallah alırsınız. Bizler Cumhur İttifakı olarak hepinizi önümüze katarız ve gideceğiniz yere kadar kovalarız” açıklamasında bulunmaktadır. (4 Ocak)
“Çökme rejimi”nin ortağı faşist MHP’nin lideri Devlet Bahçeli ise partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamada, Kazakistan’daki halk isyanının FETÖ tarafından kışkırtıldığını, yarın burada da aynı şeylerin olabileceğini belirterek, yeni bir terörle mücadele konseptinin oluşturulması çağrısında bulunmaktadır. (11 Ocak)
Çökme rejiminin bu saldırganlığı karşısında burjuva muhalefeti ise tam bir teslimiyet içindedir. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, R.T.Erdoğan’ın tehditlerine: “Zorlayacak, baskı kuracak, sokağa çıkmayacağız. Bizim kitabımızda sokağa çıkmak yok” diye yanıt vermektedir. (5 Ocak)
Burjuva muhalefetin bu teslimiyetinde asıl neden sokak muhalefetinin kontrolden çıkma tehlikesidir. Hakim sınıflar yaşanan ekonomik ve siyasi krizin farkındadırlar. Bu krizin olası bir halk ayaklanmasına dönüşmemesi, yeni bir Gezi’yi tetiklememesi için deyim yerindeyse yoğurdu üfleyerek yemektedirler. Krizin kontrolden çıkmaması için olabildiğine bir yumuşak geçişten yanadırlar. Sokağa değil seçime işaret etmektedirler. Öte yandan burjuva muhalefetin lideri K.Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri aynı zamanda CHP’nin liderlik ettiği “Millet İttifakı”nın hasbelkader iktidarı ele alıp çökme rejiminin restorasyonuna giriştikten sonra toplumsal muhalefeti, devrimci ve komünistleri neyin beklediğinin de itirafıdır. “Geliyor gelmekte olan” diyerek gelecek olan gideni aratacaktır.
Halka yönelik saldırılar artacaktır
Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durum, ABD Merkez Bankası’nın faiz artırma kararıyla birlikte daha da kötüleşecektir. Halihazırda var olan tablonun daha da kötüleşeceği açıktır. Türkiye halkına dayatılan bu ağır yoksulluk ve açlık tehlikesi beraberinde burjuva muhalefet için bir fırsat olarak görülmekte ve yaşanan ekonomik krizle birlikte çökme rejiminin seçimle gideceği propagandası yapılmaktadır.
Burjuva muhalefetin bu tavrı örneğin bir cemaat yurdunda intihara zorlanan üniversite öğrencisi karşısında da kendini göstermektedir. Ülkede gençler geleceksizlikten intihara sürüklenirken yapılan tek şey tarikat ve cemaat yurtlarının kapatılması ve devlet yurtlarının açılması gerektiği propagandasıdır. Tarikat ve cemaat yurtları AKP-MHP iktidarından önce de vardı. Hatta CHP iktidar olduğu dönemlerde de vardı. Burada amaç gençlerin geleceğinin çalınmasıyla hesaplaşma değil, tam aksine gençlerin tarikat ve cemaat yurtlarında değil devlet yurtlarında kontrol altına alınmasıdır.
Tarikat ve cemaatlerin gençleri ölüme sürüklediği ne kadar gerçekse, asıl olarak sistemin ve onun yürütücüsü TC faşizminin gençleri intiharın eşiğine getirdiği de bir o kadar gerçektir. Diğer bir ifadeyle TC devleti ideolojisiyle, uygulamalarıyla, politikalarıyla büyük bir “tarikat” örgütlenmesi değil midir? Bu faşist devlet aygıtı her türlü uygulamasıyla gençleri büyük bir cendere içinde tutmakta, geleceksizleştirmektedir. Bu nedenle doğru olan tutum düzenin toptan yıkılması için mücadele etmektir.
Çökme rejiminin işçi sınıf ve emekçi halk için tam bir yaşamsal tehlike oluşturduğu, sadece açlık ve yoksulluk dayatmasıyla değil örneğin Covid-19 pandemisi karşısındaki tutumuyla da anlaşılabilir. Salgının başından itibaren gerçekleri halktan gizleyen iktidar gelinen aşamada sahte aşı üretmiş durumdadır. Rejim sahipleri bununla kalmayıp TTB’nin bütün uyarılarına rağmen yeni bir genelgeyle aşı olmayanların kalabalık etkinliklere katılım, yolculuk vb. için yaptırmaları gereken PCR test zorunluluğu kaldırmış durumdadır. Salgına karşı tüm sorumluluğu halka yıkan devlet, salgınla mücadeledeki en önemli halkalardan birisini daha ortadan kaldırmış durumdadır. Tam bir halk düşmanı politika izlenmektedir. Faşist D.Bahçeli’nin Tabipler Birliği’nin kapatılması önerisi nedensiz değildir.
Çökme rejiminin çöküşü hızlandıkça, “beka sorunu” daha fazla dillendirilecek, halka yönelik faşist saldırganlıkta artış yaşanacaktır. Bu saldırılar karşısında örgütlenmekten, “birleşirsek kazanırız” deyip mücadele etmekten başka çıkış yolumuz bulunmamaktadır.
Devrim mücadelesinde ölümsüzleşenlerimizi anıyoruz!
Bu mücadele için temel dayanağımız, örnek alacağımız devrim ve sosyalizm mücadelesinde ölümsüzleşenlerimiz olmalıdır. Daha iyi bir dünya için sadece emeklerini değil kanlarını ve canlarını verenler aynı zamanda insanlığın geleceği kurma iradesinin de somut birer örneklerini oluştururlar. Dünya çapında emperyalist kapitalist sistemin, işçi sınıfına ve ezilen halklara reva gördüğü sömürü, açlık ve yoksulluk karşısında direnirken toprağa düşenler aynı zamanda geleceğin kazanılmasının da garantisidirler.
Aynı şekilde Türk ve Kürt uluslarından, çeşitli milliyet ve inançlardan Türkiye halkının daha iyi bir gelecek uğruna, demokratik halk devrimi ve sosyalist devrim uğruna toprağa düşenleri, yeni demokratik Türkiye’nin gerçekleşeceğinin somut birer şahididirler.
Devrim ve komünizm mücadelesinde toprağa düşenler aynı zamanda faşist saldırganlık karşısında işi sınıfının ve ezilen halkın direnişinin somut birer örnekleridirler.
Devrim için ölümsüzleşenlerimiz işçi sınıfına ve emekçi halka dayatılan sömürü, açlık, yoksulluk, zulüm ve ölümü asla ve asla kabul etmeyeceğimizin göstergesidirler.
Başta Ocak ayının son haftası olmak üzere, önümüzdeki mücadele günlerinde onlar her zaman yanı başımızda olmaya devam edecekler bize yol göstermeyi sürdüreceklerdir. Anıları ve mücadele pratikleri yaşıyor ve yaşamaya devam edecektir. Onları selamlayalım, onurlandıralım.
Partizan;Salgın Bahanesiyle Sermayeye Kıyak Emekçiye Sömürü; Emeğimiz ve Haklarımız için 1 Mayıs’a
Mart ayıyla birlikte bir yılı geride bırakan pandemi tedbirlerinin gölgesinde giriyoruz Bir Mayıs’a bir kez daha.
Nisan’da yürümek! (Nubar OZANYAN )
Özgür ve onurlu yaşamı yaratma ve yaşatma mücadelesini güçlü benimseyen, bunu yüreğinde hisseden hakikat devrimcileri, nefsine ve kibrine yenilmiş sultanları ve paşaları altedebilirler/altedeceklerdir.
Bakış Can : ‘‘Kaypakkayacılık‘‘ mı, Kaypakkaya’nın İdeolojik, Siyasi Komünist Çizgisi mi?
Son günlerde polemik başlatan ve polemik yapan iki yazı ilgimizi çekti; önemli bulduk, okuduk ve üzerine bir kaç söz söylemeyi gerekli gördük ki, yazılar kesinlikle dikkate değerdir.
Kavgamızın Dursun 'u, Yüreğimizin yoldaşına...(Hülya Onur)
Yürek yüreğe değmiş,
Kavgada yoldaş olmuşsak,
Ne çıkar toprak bağrına bassa da,
Filiz olur büyürsün ancak...
Gülüş olursun anılarda,
Yoldaş olursun kavgalarda,
Örnek olursun yarınlarda...
Demem o ki sen de unutulmazlarımızdansın artık be Dursun...
İyi ki, yüreklerimize, kavgada omuzumuza yoldaşça, dostça, sırdaşça, arkadaşça dokunup da geçtin...
Kötü bir bahar şakası yaptın bize .
Cemrelerin ikincisinde, sulara düştüğü günde, berrak bir 65 yılın 45 mücadele yılını bırakarak ardında...alıp başını gittin.
Bu bahar umut biriktirmek için fazlasıyla nedenimiz var! – Orhan Ünal
“Her fırtına küçük bir damla ile başlar…” DAİŞ çetelerine karşı son öldürücü darbeyi indirdiklerinde enternasyonalist devrimci ve aynı zamanda halk ordusunun bir savaşçısı olan Tekoşer Pilîng yoldaş zaferin adı olarak ölümsüzleşti. Ondan geriye, devrim iddiasının sembolü olan bu mütevazi sözler kaldı.
Ülkemizin yakın tarihi incelendiğinde bu sözlerin, ülkemiz devrimi açısından ne kadar da anlamlı olduğu görülecektir. Gecenin sabaha, karanlığın aydınlığa döndüğü zaman dilimindeyiz. Şafak atarken ufukta beliren alaca kızıllık belirmeye başlamıştır.
Δημήτρης Κουφοντίνας: “Dayanışma, Mücadelede Bizleri Birleştiren Yaşamsal Koşuldur!”
İki ayı geçkin bir süre açlık grevi yapan ve grevini 14 Mart’ta ülkedeki dayanışma eylemlerinin talebinin üzerine çıkması nedeniyle sonlandıran Dimitris Koufontinas, Yunan basınının dışında dünya basınında da yer edindi. Ayrıca geldiğimiz aşamada Yunanistan iç siyaseti üzerinde hükümetin bütün baskı ve sansürüne rağmen güçlü bir etken olarak yer alan açlık grevi eylemi; Yeni Demokrasi hükümetinin bütün terörize etme çabalarını boşa çıkarmanın yanında sokakta güçlü bir dayanışma ağı da kurdu.
17 Kasım ve Koufontinas…
Bizim Mazlum (Keko) (Nubar Ozanyan)
21 Mart’ın bir sabah serinliğinde karagözlü Mazlum Doğan’ın (Keko) devrimci eylemi zindandaki tüm tutsaklarda deprem sarsıntısı yarattı. Onurlu bir devrimci feda pratiğini başkasından istemez. Mazlum üç kibrit çöpüyle isyan ateşini tutuşturdu. Faşizmin kalbine saplanan hançer oldu.
Özgürlüğümüz İçin İsyan ve Direnişi Newroz’la Büyütelim!
Newroz, baharın gelişi, aradan geçen yüzlerce yıllık zamanda, kültürel ve toplumsal olarak Kürdistan’ın tarihine bir direniş bayramı olarak geçmiştir. Kürt halkının üzerinde önce feodal despotluğun sonrasında ise uluslaşma ile birlikte ezen ulusun baskı ve zulüm icraatları hiç eksik olmamıştır.
Bu nedenledir ki Demirci Kawa efsanesinden bu yana, Kürt halkının isyancı Kawa’ları da hiç eksik olmamıştır.
Tarihsel Deneyimin Işığında Birleşik Mücadele
Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin (BPKD) Çin’de gürleyen top sesleri, işçi sınıfı ve gençlik içerisinde yankısını buldu. Fransa’da başlayan Avrupa’ya oradan da dünyaya yayılan eylemlilikler gerçekleşti. Tüm dünyada işçiler, emekçiler, gençlik özgürlük, devrim ve sosyalizm türküleriyle, marşlarıyla sokakları, meydanları doldurdular.
Bu Dava Mahkeme Salonlarında değil, Sokaklarda Kazanılacak!
Bugün günlerden 18 mart 2021
Erken Kalktim bugün saat 9,00 da Stuttgart/ Stammheim Cezaevinde Baslayacak durusmaya mutlaka yetismeliydim,öylede yaptim!
TKP-ML MK SB:Newroz,zulme karşı parolamız olsun!
Newroz, başta yüz yılı aşkın bir süredir emperyalizmin “savaş tahtası” olarak kullandığı, halkları birbirine düşman edip talan-yağma-katliamdan başka bir şey getirmediği Ortadoğu olmak üzere, dünya halklarının zalimlere karşı mücadelesini simgeler. Bu simgesel ve tarihsel günü bu yıl da Ortadoğu’da başta emperyalistler ve TC faşizmi olmak üzere, bölge gericiliğinin özel olarak Kürt halkına genel olarak ise ezilen, sömürülen tüm halklara yönelik faşist saldırganlığının arttığı bir dönemde karşılıyoruz.