Pazar Eylül 20, 2026

Yasli tarih diyor ki:"Halk iktidari ele almadikça.."

Dikkatinizi mutlaka çekmiştir; meclisteki partilerden, "Halk örgütlenip iktidar olsun, kendi kendisini yönetsin," diyen yoktur. Ne böyle bir hedefleri var, ne de felsefeleri… İstedikleri şey, halkın merdiven olması, kendilerinin de tepede oturmalarıdır.


Gördüğünüz gibi yıllardır bu mecliste halkın temel tek bir sorunu tartışılmadı ve çözüme bağlanmadı. Tarihte de hep böyle oldu. Parlamento halka değil egemenlere hizmet veren bir aygıt çünkü. Meclis'teki partiler yeni anayasa ümidiyle halkın üç yılını çalmamışlar gibi, bugünlerde tekrar anayasa tartışması başlattılar.
Hatırlarsınız, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 2011 milletvekili seçimini “Yeni Anayasa Bayramı” olarak ilân etmiş, seçim propagandasını da en çok bu yalan üzerine kurmuştu.
Tayyip Erdoğan'ın estirdiği pembe rüzgâr meclisteki diğer partileri ve milletvekillerini de arkasına takınca, iktidar ile muhalefet ağız ağıza verip bir anayasa korosu oluşturdular. Her ağzını açan yeni anayasayı konuşuyordu. Seçimden sonra kendi aralarında bir de uyduruk bir komisyon kurdular. Toplumu öyle bir ümit bombardımanına tuttular ki, neredeyse herkes yeni anayasa düşleriyle yatıp kalkıyordu.


Oysa misyonu düzene hizmet etmek olan bu meclisten özgürlükçü bir anayasanın çıkmayacağı baştan belliydi. Sonra ne olduğunu biliyorsunuz: Komisyon kendi kendisini dağıttı. Böylece partiler seçmenlerine açık açık kazık atmış oldular. Çamurlu bir sahada top oynar gibi seçmenleriyle oynadılar.
Yaşlı tarih gözümüzün içine sokarcasına bize diyor ki, "Siz ezilenler iktidarı devralmadıkça, bin yıl da geçse boyunduruk altında kalmaya ve çamurlu bir sahada ayaklar altında yuvarlanan bir top muamelesi görmeye devam edeceksiniz. Devletin tepesindeki kapışma halkların taraf olduğu bir kavga değildir. Bu kavga Osmanlı'da olduğu gibi kardeşler arası bir post kavgasıdır. Hangi taraf kazanırsa kazansın, kazanan siz olmayacaksınız. "
Şaşmaz bir kılavuz olan tarihin binlerce kez işaret ettiği ve sizin de deneyimlerinizle bildiğiniz gibi, bu düzen sürdükçe özgürlük hayaldir. Ancak bir halk devrimi özgürlükleri getirebilir, özgürlükçü bir anayasayı yapabilir. O devrim ne zaman gelir bilmiyorum; geldiğinde aşağıdaki anayasa metni sosyal medyada sabırsızlıkla onu bekliyor olacak. Halklar iktidarı topyekûn devraldığında bu anayasa önerisinden bir harf dahi alsalar mezarda da olsam bahtiyarlık duyacağım.


İşte o anayasa:
ANADOLU CUMHURİYETLER BİRLİĞİ ANAYASASI
MADDE 1- Anadolu Cumhuriyetler Birliği, yöneticilerin halka bağlı çalıştıkları ve halk tarafından yönetildikleri üç federe cumhuriyetten oluşan federal bir halk devletidir.
MADDE 2- Her federe cumhuriyet iki yüz milletvekilinden oluşan ve halk tarafından görevden alınabilen kendi meclisi ve hükümeti tarafından yönetilir.

MADDE 3-Federal meclis federe cumhuriyetlerin yüzer milletvekili ile temsil edildiği üç yüz milletvekilinden oluşur.

MADDE 4- Anadolu Cumhuriyetler Birliği devlet başkanının görev süresi dört yıldır. Devlet başkanı her seçim döneminde bir federe cumhuriyet tarafından teklif edilen üç aday arasından genel seçimle seçilir. Federe cumhuriyetler adaylarını sıra ile teklif ederler.


MADDE 5- Anadolu Cumhuriyetler Birliği'nin başbakanı ve bakanları federal meclis tarafından üç yıl için seçilir. Başbakan, devlet başkanı gibi federe cumhuriyetler tarafından seçilip teklif edilen üç aday arasından seçilir. Bir federe cumhuriyet iki dönem üst üste başbakan adayı gösteremez.
Bakanlar federe cumhuriyetler arasında eşit sayıda dağıtılır.


MADDE 6- Seçimle gelinen görevlerde gönüllülük esastır. Milletvekilleri ile il, ilçe ve köy meclisleri üyelerinin alacakları maaş asgari işçi ücretinden fazla olamaz.


MADDE 7- Gerek federal mecliste, gerekse federe cumhuriyetler meclisinde her milletvekili yasama faaliyetlerinde cumhuriyetlerde konuşulan herhangi bir dili kullanabilir.


MADDE 8- Federal devletin her yurttaşı istediği federe cumhuriyette yaşama hakkına sahiptir. Bu hakka hiçbir şekilde müdahale edilemez.


MADDE 9- Federe cumhuriyetlerin başkanları dört yıl için genel seçimle, başbakanları ve bakanları ise üç yıl için o cumhuriyetin meclisi tarafından seçilir.


MADDE 10- Cumhuriyetlerin yetki alanları içinde yaşayan tüm etnik ve dini kesimler ve mezhepler eşit ulusal ve dini haklara sahiptir.


MADDE 11- Cumhuriyetlerin yönetiminde halk iradesi mutlak bir dokunulmazlığa sahiptir. Halk milletvekillerini, devlet başkanını, hükümeti, parlamentoyu ve her derecedeki yöneticileri görevden alabilir, yerine yenilerini seçebilir.
Görevden alma seçmenlerin yüzde onu ile teklif edilir, oylamaya katılan seçmenlerin üçte ikisi ile gerçekleşir.


MADDE 12- Halkın federal meclisten veya federe cumhuriyet meclislerinden çıkan kanunları veto etme yetkisi demokratik bir haktır. Bir kanunun halk tarafından veto edilmesi seçmenlerin yüzde onunun teklifi, oylamaya katılan seçmenlerin yarısından fazlasının oyu ile gerçekleşir.
Halkın veto ettiği bir kanun iki yıl mecliste görüşülemez.


MADDE 13- Halkın federal meclise ve cumhuriyet meclislerine kanun teklif etme hakkı temel bir haktır. Seçmenlerin yüzde onu ülkenin genel ve yerel sorunları hakkında meclislere kanun teklifi verebilir. Halkın teklif ettiği kanunlar üç ay içinde görüşülür. .


MADDE 14- Valilik, kaymakamlık, belediye başkanlığı ve muhtarlıkların görev ve yetkileri bu meclislere devredilir.


MADDE 15- İl, ilçe ve köyler, görev ve yetkileri kanunla belirlenmiş seçimle gelen ve halk tarafından görevden el çektirilebilen kendi meclislerince yönetilir. Yerel güvenlik güçleri bu meclislerin yetki ve denetimi altındadır.


MADDE 16- Yargı işleri dört yıl için seçilmiş jüriler tarafından görülür. Yüksek mahkeme yargıç ve savcıları halk tarafından seçilir, gerektiğinde görevden alınır.
.
MADDE 17- Her türlü şiddetin ve suçun nedenlerinin ortadan kalktığı, bu nedenle suçluların ve hapishanelerin olmadığı bir toplum yaratmak cumhuriyetler için vazgeçilmez bir hedeftir.
Hapishaneler üçü tutuklular temsilcisi, üçü cezaevi idaresi temsilcisi ve biri ilçe meclisi üyesi olmak üzere yedi kişilik özerk bir kurul tarafından yönetilir.


MADDE 18- Cumhuriyetler bireyin ve toplumun mutluluğundan ve refahından sorumludurlar.
Her cumhuriyet, yurttaşları birbirleriyle maddi ve manevi dayanışmada bulundukları geniş bir ailedir. Toplum birey için, birey de toplum içindir. Bireyler doğumdan ölüme kadar cumhuriyetlerin bakımı, himayesi ve sorumluluğu altındadırlar.
Halkları hapseden sınırların kalkması ve insanlığın dil, din, ırk ve ülke ayrımı olmadan büyük bir dünya ailesine dönüşmesi cumhuriyetlerin değişmez hedefidir.


MADDE 19- Her siyasi düşünce ve demokratik örgütlenme hakkı mutlak bir dokunulmazlığa sahiptir, bu hakka hiçbir şekilde müdahale edilemez.


MADDE 20- Cumhuriyetleri her türlü iç ve dış tehdide karşı koruma ve kollama görevi halkındır.
Bu anayasanın yapılacak referandumla yürürlüğe girmesinden sonra silahlı kuvvetlerin hukuki varlığı sona erecek, askeri personel kamu kurumlarında istihdam edilecek, er ve erbaşlar ise terhis edilecektir.


MADDE 21- Halkın cumhuriyetleri ve ekonomiyi yönetme hakkı ve yetkisi tartışılamaz, devredilemez.


MADDE 22- Kamuya ait fabrika, çiftlik ve benzer tüm iş alanları çalışanlar tarafından seçilen ve görevden alınabilen temsilcilerce yönetilir.


MADDE 23- İhtiyaç fazlası özel mülkiyet toplumun genel menfaati çerçevesinde sınırlandırılır. Bu amaçla her ailenin değeri beş milyon liranın üzerindeki mülk ve servetleri toplumsallaştırılıp halkın ortak mülkiyetine geçirilir. Elde edilen gelirlerle yatırımlar yapılır, istihdam alanları açılır, halkın ekonomik, sağlık, eğitim, ulaşım, konut ihtiyacı ve sosyal refahı sağlanır.


MADDE 24- Madenler, petrol, enerji, göller, akarsular, denizler ve toprak halkın ortak mülküdür.
Çiftçilerin ihtiyacını karşılayacak araziler ile üç dönümü aşmayan şahsi bahçeler ve konut arsaları bu hükmün dışındadır.


MADDE 25- Cumhuriyetler birer hizmet aygıtı olarak her yurttaşına insanca yaşayabileceği ekonomik imkânları yaratma yükümlülüğü altındadır.
İşsizliği ve yoksulluğu sona erdirmek, iş alanları açmak, çalışmak isteyen her yurttaşa iş temin etmek ve konutu olmayanlara bedelsiz konut vermek cumhuriyetler için bir zorunluluktur.


MADDE 26- Isınma, aydınlanma ve su hizmetleri cumhuriyetler tarafından yerine getirilir; bu hizmetler karşılığında herhangi bir ücret talep edilemez.


MADDE 27- Kamu ulaşımı kara, deniz ve demiryollarında ücretsizdir.


MADDE 28- Her türlü sağlık hizmeti ücretsizdir.


MADDE 29- Kadının erkekle eşit olmasının güvencesi sahip olduğu ekonomik özgürlüktür. Bu nedenle kadının ekonomik özgürlüğü devletin güvencesi altındadır.


MADDE 30- İlköğretimden üniversiteye kadar eğitim ve öğretim ücretsiz ve eşittir. Eğitim ve öğretimin amacı öğrencilerin yeteneklerini ortaya çıkarmak ve bu alanda yetişmelerini sağlamaktır.
İlkokuldan üniversiteye kadar her öğrenci kendi ana dili ile eğitim yapma hakkına sahiptir. Bu hakka hiçbir gerekçe ile müdahale edilemez.
Federe cumhuriyetlerdeki farklı etnik kesimler arasında kardeşlik ruhunun yayılması, dillerin ortaklaşıp zenginleşmesi, dayanışma ve manevi bütünleşmenin sağlanması için her öğrenci ayrıca cumhuriyetlerde konuşulan dillerden birini seçmek ve öğrenmekle görevlidir.


MADDE 31- Yurttaşlar kamu kurumlarında istedikleri dili konuşma, o dille yazışma ve istediği dilden hizmet alma hakkına sahiptir. Bu hizmeti vermek cumhuriyetlerin görevidir.


MADDE 32- Savaşsız ve şiddetsiz bir dünya hedefine ulaşmak, her çeşit savaş araç ve gereçleri ile silah üretimini durdurmak ve orduların varlığına son vermek için başka halklarla ortak çalışmalar yapmak Anadolu Cumhuriyetler Birliği ve federe cumhuriyetlerin ana görevidir.

18 Ocak 2014 (alinakmahmut@hotmail.com)

96301

Mahmut Alınak

Eski kürt milletvekillerindendir.Çeşitli kitapları bulunmaktadır.Aralık 2011 yılına kadar sitemizde sürekli yazılar yazan Mahmut Alınak,Aralık 2011'de KCK tutuklamalarına maruz kalarak tutsak edilmiştir.Temmuz 2012'de tahliye edilmiş olup,zaman zaman yazıları ile okur kitlesine ulaşmaktadır.

alinakmahmut@hotmail.com

Mahmut Alınak

12 Eylül’ün 33. yılında, 33 hikaye“Keşke Bir Öpüp Koklasaydım”

Zaman geçiyor, dünya değişiyor ve hayatlarımız yeni ufuklara açılıyor günbegün. Ama bir şeyler kalıyor geçmişten, bir türlü kabuk bağlamayan ve inceden sızlayan bir yara gibi, 12 Eylül gibi. “Keşke Bir Öpüp Koklasaydım”, işte bu yaraya dokunuyor. Yakın tarihimizin bu en travmatik toplumsal dönüşümünün ve baskı rejiminin yeni bir kaydını tutarak, cezanın yalnızca cezaevlerinde çürütülenlere değil, onların ailelerine ve aslında toplumun tamamına da kesilmiş olduğunu, kısacası bir mahpusluk halinin dışarıda kalanlar için de oluşturulduğunu gösteriyor.

İbrahim Kaypakkaya Okuldan Dağa

Yedi yıllık yakın yoldaşlık ilişkisinin bende bıraktığı izlenimler karmaşıktır. Siyasete, edebiyata ve sanata derin ilgisi olan, çok yönlü bir kişilikti İbo. Tabi her şeyden önce devşirdiği bilgilerini ve hayallerini, minyatür inceliği ile yeni düşüncelere dönüştürmeyi seven aykırı bir kişilikti.

Teoriye ve pratiğe yönelik, ikiz bir ilgiye sahipti. Varlığının ya da bilgi dağarcığının yerinde sürekli bir bilgi boşluğunu duyumsuyormuşçasına okuyordu. Devlet tarafından "oku" diye dayatılan ders kitaplarının dışında tüm kitaplara ilgi duyuyordu.

Solda Tükenmişliğin Üretimi

Son yılların en gözde iş alanları.
İş kazaları: Bini geçkin.
Süriye' de, Irak' ta... : On binleri geçkin.

Türkiye solu: ?
Acıları yaşamayan insanların acılarını espiri haline getiren insanları anlamasını ne kadar bekleyebiliriz ki ?

Hadi iş kazalarında vaz geçiyorum.
Ferdi davranışların yaşanabilecekleri engelleyebilmede ne kadar muktedir olabileceği sorusundan da.
Ya, yurtseverler olmasıydı ?

Yardım toplama çılgınlığı.

Sermayenin Cennet Devleti

TC,  kuruluşundan bugüne, işçi sınıfı ve köylülerin ve tüm ezilenlerin karşısında gericiliğin kalesi oldu. Bir taraftan emperyalizmin ileri karakolu olurken, bir taraftan ise işçi ve emekçilerin sınıf mücadelesinin karşısında yerini aldı. Hem ülke burjuvazisinin ve gericiliğin savunucusu olurken, hem de emperyalist burjuvazinin çıkarlarının koruyucusu oldu.

Özellikle SSCB’nin komşusu olması, emperyalist burjuvaznin daha fazla bu ülkenin kontrolünü elinde tutmaya itti. Bu nedenle de ideolojik ve pratik olarak da komünizm karşıtı bir politika izlemeyi hep ön planda yürüttü. 

Türkiye’de ulusal azınlıklar sorunu

Türkiye’de ulusal sorun ve azınlıklar meselesini incelerken nasıl bir ülkede yaşadığımız, ülkeyi hangi sınıfların yönettiği, ulusların hangi tarihi koşullarda ortaya çıktığı, ulusal sorunun ekonomik ve politik nedenlerini açıklamak durumundayız.

Ulus, tarihsel olarak meydana gelmiş, ortak bir dil, ortak bir pazar, ortak bir kültür birliği ve ortak bir ruhi şekillenmende ifadesini bulan istikrarlı bir insan topluluğudur. Ulus, sadece tarihi bir kategori değil, bir çağın, yükselen kapitalizm çağının ortaya çıkardığı bir olgudur.

TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı Basın Birimi ile röportaj

1 Eylül 2014 Tarihinde, Dersim-Ovacık’ta Bulunan Mercan HES’e Yönelik Baskını Gerçekleştiren TKP/ML TİKKO Gerillalarıyla Röportaj

- Bu eylemi neden gerçekleştirdiniz?

Süleyman Cihan Yoldaşın 12 Eylül Faşizmi tarafından Katledilmesi TKP/M-L’de Yaşanan Deprem

Yıl 1980 yılında askeri faşist diktatörlük Türkiye ve Türkiye Kürdistan devrimci hareketine ağır darbeler vurarak ezici çoğunluğunu yenilgiye uğrattı. Önemli darbeler almalarına rağmen ayakta kalan ve örgütlü mücadeleyi kesintisiz sürdüren iki devrimci yapılanma kalmıştı. Biri Kürdistan ulusal kurtuluş örgütü PKK idi, diğeri ise Türkiye ve Türkiye Kürdistan’ında faaliyet yürüten TKP/M-L idi. Daha sonralar PKK tamamen kadrolarını Ortadoğu’ya çekerek Türkiye ve Kürdistan’ında örgütsel çalışmalarını askıya aldı denebilir.

Bir yaratıcılık hali:Yazmak

“Yararsız olmak,ölü olmaktır.”[1]

“Sanatsal”, “estetik”, “edebî” bir yaratıcılığı değerlendirirken; çok düşünmek, tartıp-ölçmek; çok az konuşmak gerekir.

“Eleştiri”, taraflılığını asla gizlemeden, ayan beyan tavrıyla, böyle bir şey olabilirse anlamlıdır.

Bir “Radikal Demokratik Devrim” Deneyimi: ROJAVA DEVRİMİ!

Suriye’de 2011 yılında başlayan iç çatışmalar sonucunda, Suriye Kürdistanı’nda (Rojava) rejim güçleri çekilmiş ya da kovulmuş; esas olarak Suriye Kürt Ulusal Hareketi’nin önderliğinde, 19 Temmuz 2012’de Cizirê, Kobanê ve Êfrin bölgelerinde kanton adıyla tek yanlı biçimde “demokratik özerklik” ilan edilmişti.

Etyen Mahçupyan: Tayyip Erdoğan'ın son danışmanı

Mahçupyan'ın söyledikleri

İzmir'i yakan Mustafa Kemal ve askerleridir :Tamer Çilingir

Tarih 13 Eylül 1922… Son kalan Rum ve Ermeni varlığını da yok etmek için resmen ateşe verilir koca bir kent… Ege’nin incisi İzmir ateşler içinde kavrulur, yanar… 2 milyon 600 bin metrekarelik bir alanda 20 binden fazla ev, işyeri, hastane, kilise ve okullar yok edilir, ateşler içinde binlerce insan yanarak son nefeslerini verir…

Yaşanan planlı bir hareketle yapılmış korkunç bir katliamdır… Ama o kibriti çakanlar, alçakça ve vahşice çıkardıkları ‘yangını’n sorumluluğunu üstlenmez…

Sayfalar