Vurun Kürt’e! Vurun Ermeni’ye!(Nubar OZANYAN)
Ne zaman fındık, pamuk, çay toplayan Kürt işçilerine yönelik bir saldırı olsa yüreğim yanar. İçim acır. Bir asırdır bitmeyen bu iğrenç saldırıları halkımız iyi tanır. Ermeni halkı, ırkçılığın ne olduğunu yaşadığı katliamlardan, yediği darbelerden bilir. Amed’in Xançepek Mahallesi’nde bir köşeye sıkıştırılıp taşla, sopayla, yumruk ve tekmeyle yere düşünceye kadar dövülen, kanlar içinde sövülen Ermeni gençlerinden tanır insanlığın başına bela olan bu saldırıları. Aklını yitirmiş, gözü dönmüş kalabalıkların darbeleri altında, yalnızlık ve çaresizlikle kanlar içinde korkuyla direnmekten başka bir çare kalmaz mazluma.
Tam 130 yıldır, İttihat Terakki’den bu yana Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca Ermenilere, Rumlara, Süryanilere, Keldanilere, Asurilere, Kürtlere, Êzidî ve Alevilere yönelik sonu gelmez faşist saldırılar yapılmıştır. Bugün de her mevsimlik iş sürecinde tarım işçisi Kürtlere yönelik iğrenç saldırılar gerçekleşiyor. Amed’den, Riha’dan, Merdin’den yoksul çıkınını toplayarak Ordu, Balıkesir, Afyon’a bir parça ekmek ve bir lokma çökelek uğruna çalışmaya giden Kürt emekçiler, sadece Kürt oldukları için, Kürtçe konuştukları gerekçesiyle saldırıya uğruyorlar.
Kürtler anadillerini konuştukları, inşaatta Kürtçe şarkı söyledikleri, Kürtçe müzik dinledikleri, Kürt’üm dedikleri için, Amedli-Mêrdînli-Qersli oldukları için İttihatçı-Kemalist devletin darbelerine maruz kalıyorlar. Hiç kimse bu saldırıları münferit birer vaka ya da “hassas vatandaşların işi” tekil vakalar olarak değerlendiremez. Unutmamak gerekir ki; ırkçı faşist saldırılar bir devlet politikasıdır.
Son on yılda 280 ırkçı saldırı gerçekleşmiş, bu saldırılar sırasında en az 15 kişi yaşamını yitirmiş, 1.097 kişi de yaralanmıştır. Ötekileştirici, ayrımcı, kutuplaştırıcı dil, egemen Türk dilinin anahtar kelimeleridir. Bu saldırılara nefret suçu densin ya da başka bir tanımlama yapılsın; esas mesele İttihatçı-Kemalist diktatörlüğün Kürt halkının bütün temel hak ve özgürlüklerini gasp etmesidir. Kürtleri zorla Türkleştirme girişimidir. Kürtlerin yaşam ve özgürlük haklarını, istek ve eğilimlerini hiçe sayma zorbalığıdır. Aynı zamanda emekçiler arasına milli düşmanlık ve kin tohumları ekme, Türk ve Kürt emekçileri arasındaki birlik ve dayanışmayı baltalama politikasıdır.
Sadece Türk devlet aklı ırkçı-faşist değildir. Aynı zamanda Türk işçi ve köylülerinin, aydın ve sanatçıların, solcularının bilinç ve duygu dünyaları da ırkçılıkla kirlenmiş ve sakatlanmıştır.
Irkçılık, farklı milliyet-inanç-renk ve cinsten insanlara karşı duyulan düşmanlıktır. Beslenen önyargı ve ayrımcılıktır. İdeolojik bir soruna dayandığı ve toplumsal sınıfların ürünü olduğu bir gerçektir. Aynı kanı taşıyan, aynı dili konuşan, aynı soydan gelenler tarafından başka soylardan gelenlerin aşağılanmasıdır.
Ulus devletin kurulmasıyla zirve yapan Türk ırkçılığı, kendi ulusundan ve Sünni-Hanefi mezhebinden olmayanlara karşı sistematik saldırı örgütlemiş ve sonu gelmez düşmanlık beslemiştir. Başta Ermeniler, Kürtler, Araplar, Rumlar, Süryaniler, Yahudiler, Gürcüler, Lazlar, Romanlara karşı düşmanlık beslemiştir. Hıristiyan halklara karşı kin ve nefret büyütmüştür.
Ermeniler, Araplar, Romanlar hep “pislik” görülmüş, Kürtler hep “terörist” olmuştur. Nefret söylemlerinin olduğu bir ülkede, kardeşlik-vatandaşlık söylemlerinin hepsi yalan ve sahtedir. Uçurumlara varan eşitsizliğin olduğu bir ülkede, eşitlik söylemi sahtedir. Doğru olan “Halkların Kardeşliği” şiarı ise Türklerin imtiyazlı halinin devamından başka bir şey değildir. Halkların eşitliği, özgürce yaşama ve ayrılma hakkı esastır. Gerisi kandırmacadır.
Herkes Suruç’ta 33 devrimcinin katledilmesi sonrasında Kürt annenin sözlerine kulak vermelidir. “Keşke o bomba bizim burada patlasaydı. Biz Kürtler alışığız. Ama batıdan gelen o çocuklar misafirimizdi. Keşke biz ölseydik. Şimdi ne diyeceğiz annelerine!” Bu merhamet ve fedakarlık duygusu, ırkçılığın karanlık suratına atılmış Kürt tokadı gibidir.
Son Haberler
Sayfalar
Bir Faşistin Düşündürdükleri
Bayraksiz bir hayat, susuz bir col gibidir...ey ulu bayrak, haydi mutlu et bizi, bicare zavalli ruhumu yucelt, koyu yalnizigimi parcala, kendimi dunyanin en guclu kisisi gibi hissttir bana, ihtiyacim var sana...ne olur yalvariyorum sana...canim feda yoluna...
Bayrak bayrak soyle bana; bizden guclusu var mi dunyada??? Ezan, bayrak, kutsal devlet umacisi ile sinif sorunlarinin karartilmasina izin vermeyelim...
‘2015′e doğru Türkiye’nin tuzakları’
Yazar Sait Çetinoğlu’nun Ermeni Soykırımı üzerine Ermenistan’da gazetecilik yapan Haykanush Aloyan’la yaptığı röportajı okurlarımızla paylaşıyoruz.
Ermeni Soykırımı’nın 100. Yıl dönümüne bir yıl kala ne tür gelişmeler yaşanabilir?
ABF Şerden Korunmalıdır!
Bu pazar günü Alevi toplumunun yurtiçindeki en büyük ve en üst çatı örgütü olan Alevi Bektaşi Federasyonunun (ABF) Genel Kurulu gerçekleşecek. Selçuklulardan günümüze dek Alevi Kızılbaşların karşı karşıya kaldığı yok sayılma, hor görülme, inkâr, asimilasyon, soykırım ve katliam politikalarına karşı örgütsel bir duruş sergilenmesi açısından bu genel kurul son derece önemlidir. Bu açıdan Alevi toplumunun da beklentileri önemlidir.
Cenaze töreni için otobüs kalkış yerleri
2 Şubat 2011'de şehit düşen ve geçtiğimiz günlede TKP/ML TİKKO tarafından mezar yerleri açıklanan 5 kadın gerillanın cenazeleri, yarın DNA testi için gönderildikleri Malatya Adli Tıp Kurumu'ndan alınacak.
Beşler için 5 Haziran Perşembe günü saat 13.00'te Dersim Sanat Sokağı'ndan başlayacak ve Asri Mezarlığı'nda sona erecek bir tören düzenlenecek. Törene çeşitli illerden katılım için Partizan,Partizan Şehit ve Tutsak Aileleri tarafından çağrı yapıldı.
İşte o araç kalkış noktalarından belli olanlar:
İSTANBUL
* 1 Mayıs Mahallesi
TKP/ML TİKKO Militanlardan Gazi Mahallesi'ndeki çatışmalara ilişkin açıklama
Gezi İsyanı’nın birinci yılında İstanbul’un çeşitli semtlerinde de bir dizi eylemler gerçekleştirildi. Dün akşam saatlerinde Taksim’deki eyleme katılmak üzere yürüyüşe geçen Gazi mahallesi halkı polisin saldırısı ile karşı karşıya kaldı. Oldukça yoğun gerçekleşen saldırı karşısında direnen kitle gece geç saatlere kadar çatıştı. Çatışmalar sırasında DHKP-C MLKP YDG-H ve TKP/ML TİKKO militanları da yer alarak barikat kurdu. Konuya ilişkin elimize ulaşan e posta TKP/ML TİKKO militanları eylemin ayrıntıları hakkında bilgi verdi. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi.
Umudu avuç avuç içirenlerin adıdır Beşler
Mazlum bir halkın isyanının çığlıklaştığı bu dağlarda sizden öncekilerin dikkat kesildiği, kulak kabarttığı tarif edilemez acılar yaşanmıştı. Öykülerindeki ölümle, işkence ve sürgünle hesaplaşmak geleceğe sarkmış, devlete duyulan öfkenin tazeliği yüreklerinin kapılarını, sofralarını sizden öncekilere ve sizlere açmıştı. Vartinik kıvılcımının aydınlattığı yüzler acılarını anlayanların yüzlerinde kendi çizgilerini görmüş, dertleşmiş, saf tutmuştu yanlarında. Dersim bağrına basmış, kucak açmıştı umudu avuç avuç içiren isyancılara.
"Sıyrılıp gelen(ler)" le isyan zorunludur!
“Ölçülü olmak ölümcüldür.Aşırılık kadar,hiçbir şey başarılı olmaz.”[2]
Biliyorum; 30 Mart 2014 yerel seçimlerinin ortaya koyduğu “yüzdeler”, “rakamlar” kimilerinin sükut-u hayale uğrattı!
Emma Goldman’ın, “Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı,” saptamasını yıllardır telaffuz etmekteki ısrarımdan mı nedir; sükut-u hayale uğrayanlarla ya da “yüzdeler”/ “rakamlar”la uğraşmak yerine “sıyrılıp gelen(ler)”in işaret ettiğini önemseyip, altını ısrarla çizip, “Vurun ulan vurun ben kolay ölmem” diyen gelenektenim…
“İsyanı sürdürüyor, ayağa kalkıyoruz!”
Gezi İsyanı, 1. yılını dolduruyor. İsyanın ruhunun hala sokakları sardığı bugünlerde art arda açıklama yapan dayanışmalar, forumlar ve devrimci, demokratik ve yurtsever tüm kurumlar Gezi İsyanı’nı yıldönümünde alanlarda olmaya çağırıyor.
Dil'in Gerçeği Degil, Gerçeğin Dil'i
Gezi'nin yildonumune
Komunizme salt bir oznel istek, tercih olarak yaklastiginiz surece Marksizmi anliyamazsiniz.
Marksizm iyi olandan soz etmez, kacinilmaz olandan soz eder; onu oznel bir felsefe degil, bilimsel bir felsefe yapan, gercegi her zaman maddi olgularda; uretim iliskilerinde, uretim tarzinda ve uretici guclerle insan iliskilerinde aramasidir...
Bu metin bir isyandır yoldaş yüreklerden
Eğer
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer ...
Can Yücel