Vicdan ve ahlak mı dediniz? (Ertan İldan)
Aslında Türkiye'de 50 gün sonra yapılacak seçimler hakkında daha fazla konuşmak niyetinde değildim. Tüm sermayesini bu muharabe'nin sonuçlarına yatırmış ve temelde iki kutupa ayrılmış bir toplumsal psikolojide aykırı bir görüşün yankı bulmayacağını bilirim. Daha da önemlisi muhtemel bir yenilgide akli melekelerini yitirmiş ve umutlarını tüketmiş bir kesimin hışmına uğramak tehlikesi de yok değil. Oysa benim "gemileri yakmak" gibi bir mecburiyetim yok. Demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet isteyen toplum kesimleri ile ilişkilerimi ve görüş alışverişimi sürdürmek isterim. Peki ne oldu da bu konuda yeniden yazmak mecburiyeti doğdu?
Oy kullanmayacağımı ifade ettikten sonra bazı demokrat arkadaşlarım, eskiden kalma hastalıklı bir tutum olan boykotu benimseyerek vicdanımı rahatlattığımı, ancak bunun toplumun çektiği zulüm ve çileden kurtulma umudundan daha ahlaklı ve vicdani olmayacağını (bu kadar iyi formüle edilmiş olmasa bile bunu demek istediğini anladım), toplumun az da olsa bir "nefes almaya" ihtiyacı olduğunu, oy kullanmamanın AKP-MHP faşizminin ekmeğine yağ sürmek olacağını ileri süren yorumlar yaptılar ve bir çok değerli arkadaşım da bu yorumlara katıldıklarını ifade ettiler.
Durum bu hali alınca kendi kendime sormadan edemedim? Gerçekte ahlaklı ve vicdani olan nedir?
Mesela 1996-97 yıllarında İçişleri bakanı olup binlerce köyü boşaltan, onlarca belki yüzlerce Kürdü Jandarma Özel Harekat veya JİTEM türü paramiliter güçleri ile kaçırıp asit kuyularına atan bir kişinin başkanlığındaki bir partinin içinde yer aldığı bir koalisyonu desteklemek çok mu ahlaklı ve vicdani bir davranış olur?
Mesela 2011 de "stratejik derinlik" görüşünün mimarı ve IŞID belasını Rojavalı Kürdlere musallat ederek hizaya sokmaya çalışan , 2015 de Diyarbakır Sur'daki hendek vakalarında "Sur'u Toledo yapacağız " diyerek yerle bir eden ve AKP iktidarlarında Diş işleri bakanlığı ve Başbakanlık yapmış birinin başkanı olduğu bir siyasal partinin içinde yer aldığı bir koalisyonu desteklemek çok mu ahlaklı ve vicdanlı bir tutum olur?
Keza AKP iktidarlarında uzun dönem ekonominin dümeninde bulunmuş ve tüm siyasal icraatlarına onay vermiş bir Babacan mesela !
Mollaoğlu'nu Madımak'dan beri biliriz. Yıl 1993 idi. Her yıl anma yıldönümlerinde "unutmadık, unutmayız" nutuklarını atmayı biliriz ama işimize geldiğinde kusurlarını arka plana atmayı vicdanımız ve ahlakımız çok kolaylıkla kabul edebiliyor mesela !
Ve nihayet " halis muhlis ülkücü", savaş teskerelerinin imzacısı, "Kandil mareşalı" olmaya hevesli, "dokunulmazlıkların" önünü açan , suya tirit bir muhalefet yürüten "Gandi Kemal" mesela!
El hak, Bunları desteklemek çok ahlaklı ve vicdanlı (!)
Sadede gelelim. 50 gün sonra yapılacak "muharabe" bizim muharebemiz değildir. Biz'den kastım şudur: Bu "muharebe " Kürdün özgürlük mücadelesi değildir. Alevilerin de mücadelesi değildir bu. Gayri müslim azınlıkların mücadelesi de değildir. İşçinin köylünün iktidar mücadelesi hiç değildir...
Burada kesiyorum. Hep birlikte düşünelim. Seçim sonuçları ne olursa olsun, seçimden sonra konuşacak yüzümüz hep olsun. Sağlıcakla kalın.
Son Haberler
Tüm Türkiye Diyarbakır Cezaevidir
Kürt işçilerine, halkına ve gençlerine saldırmak Türkiye’de normal hale getirilmiş. Kürtlere parya ve birçok ülkede görüldüğü gibi saldırılması gereken mülteciler olarak yaklaşılıyor. Amedli bir Kürt ile Yozgatlı bir Türk aynı görülmüyor. Bu ayrımcılığı da bizzat Türk devlet yöneticileri yapıyorlar. Kürtler, Aleviler ve başka kimlikten topluluklar bu ülkenin özgür ve eşit vatandaşları olarak görülmüyor. Ne anayasal ne yasal ne de toplumsal kültürde bu topluluklar eşit görülüyor. Bunu yaratan da Türk devlet politikalarıdır.
Kuşak, kuşak azalırken…(İsmail Cem Özkan )
78 kuşağı üzerine çok laf edilmeli, onların özverileri, ütopyaları, hayalleri, yaşayamadıkları gençlikleri, verilen görevi layığı ile yerine getirme telaşı, kaybettiği arkadaşının arkasında onun anısını yaşatma mücadelesi...
Bir de bugünden onlara bakış...
Rojava’nın geleceği (Mustafa Peköz)
Rojava’nın toplumsal bir örgütlenme modeli olarak ortaya çıkması ile küresel güçlerin Ortadoğu stratejisi arasında önemli bir bağ var. Bu durum doğru kavranılmazsa ve gerekli sonuçlar çıkartılmazsa bugünden geleceğe yönelik stratejinin başarılı bir şekilde uygulanması da oldukça zor olacaktır.
Rojava’yı Var Eden Sosyolojik-Politik Dinamikler
İsviçre mülteci entegre kampları: Ucuz iş gücü pazarı
İki yıla varan bir süredir İsviçre' de kamplarda yaşamaktayım. Bu süre içerisinde kendi isteğim dışında ( biri sürgün edildiğim deport kampı olmak üzere) toplam altı kampta kaldım.
Şunu net olarak gözlemlemiş oldum ki; kantonlar arası bir takım uygulama farklılıkları olmakla birlikte, tümünde sistem kesinlikle aynı temel mantıkla işliyor: Gerek ilk kamplarda ve gerekse de entegre kamplarında mülteciler ucuz iş gücü olarak görülmekte ve kullanılmaktadır.
Tüm kamplarda, kamp yönetimi alenen TAŞARONLUK yapmaktadır.
Devrimcilik Bir Merhalelik Değil Son Nefese Dek Olmalı!
Toplumsal gelişme ve üretim ilişkilerine bağı olarak değişen sınıflar mücadelesi, tarihin her döneminde değişik biçimlere bürünerek bugünlere kadar gelmiştir.
İlk sınıflı toplum olan köleci toplumda köle sahipleriyle köleler arasındaki başlayan sınıf çatışması, sırasıyla feodal toprak ağalarıyla yoksul köylüler; kapitalist toplumda burjuvazi ile proletarya ve sınıfsız topluma geçmenin alt aşaması olan demokratik halk diktatörlüğü ya da sosyalist sistemde de eskiyle yeninin kıyasıya mücadelesi bu başlıca sınıf çatışmalarının öne çıkan göstergeleridir.
Kendini Aldatma Sanatı ( Emre Erdal)
Sanat gibi incelik ve üstün yaratıcılık gerektiren saygın bir etkinliğin, aldanma/aldatılma ve kendini kandırma gibi hiç de güzel şeyler çağrıştırmayan zihni tasarım ve edimlerle ne ilgisi var denilse yeridir. Öyle ya, toplumsal yaşamın, insan ruhunun bütün labirentlerine destursuz dalan, sorgulayan sanatın kendini ya da dışındakileri aldatma gibi misyonlarla ne işi olabilirdi?
İleri!.. Daha ileri!!! (Orhan Ünal)
Haklarını almak için gittikleri Ankara yürüyüşü dönüşü geçirdikleri trafik kazasında yaşamlarını yitiren Tahir Çetin ve Ali Faik İnter emek mücadelemizin günümüzdeki sembolleri oldular. Onların adları unutulmayacaktır. Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Tahir Çetin’in ve babasının alamadığı ve oğluna mücadelesini “miras” bıraktığı tazminatı için yılmadan mücadele eden Ali Faik’in mücadele hayatları yol göstericidir.
Peker’in İtiraflarının İşaret Ettiği Gerçek: Mafya, Uyuşturucu ve Kara Para Devleti!
Faşist mafya lideri Sedat Peker, çıtayı düşürse de itiraflarına devam ediyor. R.T. Erdoğan’la helalleşeceğine yönelik son video sonrası itiraflarına ara veren Sedat Peker, bir süre sonra İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu hedefine alarak açıklamalarını sürdürdü.
Avrupa’da Alevi hareketinin çıkmazı….
Alevi toplumuna dönük bütün çirkef saldırı ve katliamların ardında her zaman siyasi bir zemin oluşturulmuştur. Toplumun en kırılgan ve toplumsal çelişkinin en hassas noktasından birini oluşturması açısından da önemlidir.
Bir halkın iftiharı: Mehmet Hayri Durmuş
Yakın tarihimize göz attığımızda, önemli birçok olayla karşılaşırız. Bunlardan biri de 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi'dir.
14 Temmuz 1789'da Paris halkı krallığın zulüm merkezine dönüşen Bastille Hapishanesi'ni basarak baskıya ve zulme karşı nasıl ayaklandıysa 14 Temmuz 1982 günü Amed Zindanı'nda Büyük Ölüm Orucu Direnişi'ni başlatan devrimciler de kimliksiz, kültürsüz ve inançsız yaşanmayacağını göstererek büyük bir direnişin öncülüğünü yaptı ve Kürt halkına büyük bir miras bıraktılar.
14 Temmuz yürüyüşü (Nubar OZANYAN )
Kuşlar nasıl ki dostlarında yankı bulsun diye ötüyorsa 14 Temmuz Ölüm Orucu direnişçileri de açlık yiyerek uyuyan bir halkın yüreğine seslendiler.
14 Temmuz’a sadece bir özgürlük eylemi ve onur direnişi olarak bakılamaz. Köleleştirilmek istenen bir halkın aydınlatılma, eğitilme ve ayağa kaldırılma eylemidir; karanlık koridorlarda, kör hücrelerde sessizliği parçalayarak herkesi özgürlüğe çağıran bir direniş davetidir. Düşenlerin yeniden ayağa kalkması, ürkenlerin cesaretlenmesi için çalınan uyanış çanıdır.