Pazar Ekim 11, 2026

“Unutturulan” Bir Devrimcinin Ardından 29 Ocak 1983, Kanlı Şafak

Çeşitli milliyetlerden Türkiye halkının başına kara bulut gibi çöken 12 Eylül Askeri Faşist Diktatörlüğü’nün elebaşı olan Kenan Evren, Muş halkına yaptığı ve tarihe geçen konuşmasının bir bölümünde “Asmayalım da besleyelim mi?” sözünü, Ermeni devrimci Levon Ekmekçiyan için söylemişti.

12 Eylül faşist cunta yılları idamların, işkencelerin, gözaltında kayıpların, vatandaşlıktan atılmaların, azgın devlet terörünün yaşandığı yıllar olmuştur. Bu dönemde siyasi nedenlerle aralarında 17 devrimcinin de olduğu 51 kişi idam edilerek katledilmiştir.

12 Eylül faşist cuntasının idam ederek katlettiklerinin sayısı uzun yıllar 50 kişi olarak kabul görmüştür. Ne yazık ki bu son derece bilinçli ve planlı yok saymaya devrimciler de sessiz kalmış, pek önemsememişlerdir. Oysa bu bilinçli yok saymanın ve görmezden gelmenin son derece ideolojik bir anlamı vardır. İdam edilen 50+1 kişi arasında bir kişi devrimci olmanın yanında üstelik de Ermeni’dir.

Ermeni soykırımı üzerinde yükselen TC devleti açısından bu bilinçli yok sayma anlaşılırdır. Ancak devrimci ve komünistler açısından kabul edilemez.

12 Eylül Faşist Cuntası’nın asarak katlettiği Ermeni devrimci ASALA militanı Levon Ekmekçiyan’dır. 1958 yılında doğan L.Ekmekçiyan’ın doğum yeri Türkiye değil, Lübnan’dır. Annesi Adanalı babası ise Adıyaman’lıdır. Tehcir kararı ile yerlerinden ve yurtlarından edilerek öldürülen 1.5 Milyon Ermeni halkı içerisinde bulunan Levon Ekmekçiyan’ın ataları da Suriye çöllerine sürgün edilmiştir.

Ermeni soykırımının mimarı ve planlayıcısı olan Sadrazam Mehmet Talat bu durumu “Ancak çölde yaşayabilirler” diyerek “açıklamış” ve kendi vatandaşı olan milyonlarca Ermeni’yi ölüm yolculuğuna göndermiştir.

 

Ermeni soykırım gerçekliğini her zaman “red ve inkar” üzerine inşa eden TC devleti, dünya hakları nezdinde bu konuda mahkum olmuştur. Yurt içindeki yalan-inkar ve manipülasyonları ise yurt dışında tutmaz olmuştur. Ermeni soykırımı sonrasında birer nar tanesi gibi dünyanın dört bir yanına dağılan ve sayıları 10 milyon civarında olan Diaspora Ermenilerinden yeni nesil bu durumu “neden ve niçin” diye her zaman sorgulamıştır. Türk devletine tepkilerini her koşul altında göstermişlerdir. Ermeni soykırımını “Tanımak-Toprak-Tazminat” mücadelesini başlatmışlardır.

Adalet mücadelesi her zaman var olacaktır!

1975 yılında FKÖ’nün de yardımıyla kurulan ve Marksizm’den etkilenen devrimci Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu (ASALA) örgütü lideri, aynı zamanda kurucularından olan Monte Melkonyan amaçlarını programlarında şöyle açıklıyordu: “1915’de 1.5 milyon Ermeni’nin ölümünden sorumlu olduğunu, kamuoyu önünde kabul etmeye, tazminat ödemeye ve bir yurdu için toprak vermeye zorlamak… Batı Ermenistan’ı kurtarmak ve onu bugün özgür Sovyet Ermenistan’ı ile birleştirerek bütünleşmiş ve devrimci bir Ermenistan oluşturulmasına hizmet ediyoruz..”

12 Eylül’ün en karanlık günlerinde, devrimci hareketin gerilediği, hapishanelerin devrimci tutsaklarla dolu olduğu yıllarda ASALA, Türkiye’de eylem yapma kararı aldı. Generaller çetesinin Başbakanı Bülent Ulusu’nun cezalandırılması eylemi için Ankara Esenboğa Havaalanı’na iniş saati tespit edildi. Garin (Erzurum) gurubu oluşturuldu.

Adını 1915’te binlerce Ermeni’nin yaşadığı altı eyaletten biri olan Garin’den alıyordu. Levon Ekmekçiyan ile Zohrap Sarkisyan (1958-1982) fedai eylemine gönüllü olarak katıldılar. Ancak ASALA militanları hedeflerine ulaşamadılar. 7 Ağustos 1982’de Ankara Esenboğa Havaalanı’nda Levon Ekmekçiyan yaralı olarak tutsak düştü. Z.Sarkisyan ise polislerle girdiği çatışmada son mermisine kadar çatıştı ve havaalanında ölümsüzleşti.

L.Ekmekçiyan, Türk devletinin eline düşen ilk ve son ASALA savaşçısı oldu. Bir Ermeni devrimcisinin Türk devletinin eline esir düşmesi, işkencecilerin iştahını kabarttı. Kenan Evren’in damadı Erkan Gürvit bizzat işkenceli sorgulamaları yürüttü. Sonradan övünerek “Yaralı ele geçirilen ASALA militanını üç ay sorgulayan tek kişiyim” diyordu.

Birkaç hafta önce eceliyle ölen dönemin MİT Daire Başkanı Mehmet Eymür de ASALA’ya karşı yurt dışından çağrılarak görevlendirildi. Bu dönemde faşist cunta yurt dışında bütün devrimci örgütleri hedef alıyordu. 5 Kasım 1982’de TKP-ML militanı Nubar Yalımyan, Hollanda’da MİT aracığıyla örgütlenen faşist katil Abdullah Çatlı çeteleri tarafından kalleşçe öldürüldü.

L.Ekmekçiyan tutuklandığı ilk günden idam edildiği 29 Ocak 1983 tarihine kadar, Ankara-Mamak Askeri Hapishane’de tutsak edildi. Etrafında kimsenin olmadığı bir hücrede tutuldu ve özel olarak tecrit edildi. Çevresindekilerle konuşması yasaklandı. Kendisine karşı psikolojik savaşın bütün yol ve yöntemleri kullanıldı. L.Ekmekçiyan itibarsızlaştırmak için yalanlar ile manipüle edilmeye çalışıldı.

Bu amaçla Ermeni çevirmen dahi kullanıldı. TC devleti, psikolojik savaşına alet etmek için her akşam TV’lerde Ermeni düşmanlığı işlendi. Türk ırkçılığı ve şovenizmi Ermeni düşmanlığı üzerinde tavan yaptı. Öyle ki bir Ermeni TC vatandaşı kendini Taksim Meydanı’nda yakacak duruma geldi. Bir siyasi tutuklu olan L.Ekmekçiyan’ın bütün hak ve hukuku ayaklar altına alındı. Mahkemelere yaralı olarak çıkarıldı.

Mahkemede işkenceye uğramış olduğu her halinden belli oluyordu. Ankara 3 No’lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’ndeki yargılama tam bir mizansendi. Çünkü normal bir davanın olmazsa olmazları arasında olan “avukat”ı hiçbir zaman olmadı. Altı ay içerisinde, temyiz hakkını dahi kullanmasına izin verilmeden tek celsede görülen mahkemede “kalemi kırıldı.”

Unutmadık, unutmayacağız!

12 Eylül’de zulüm ve barbarlığın en yoğun olarak yaşandığı yerler hapishaneler oldu. Metris, Mamak, Diyarbakır Askeri Hapishaneleri en çok konuşulan ve gündemden düşmeyen yerler oldu. Bu hapishanelere komutan olarak atanan hapishane müdürleri Özel Harp Dairesi’nden özel olarak seçilmişlerdi.

Esat Oktay Yıldıran’ın Diyarbakır 5 Nolu Hapishane’de yaptıkları, insanlık dışı baskı ve işkenceler bugün dahi konuşulmaktadır. İşkenceye uğrayan tutukluların anlatımları kan dondururken, devlet bugün kendi işkenceci katilini unutmamıştır. Adını bir okula vererek ödüllendirmiştir.

Bir diğer eli kanlı katil Albay Raci Tetik ise 1974 Kıbrıs işgalinde, Rum halkının topraklarını işgal eden ve Rum halkına yönelik yaptığı katliamları ile tanınmaktadır. Bu yüzden her ikisi de tutuklulara işkence yapmaları için Milli Güvenlik Kurulu tarafından özel olarak seçilmişlerdir.

Albay Raci Tetik, Mamak Hapishanesi’ne ilk geldiğinde şöyle diyordu; “Kıbrıs’ta, Rumlara öyle bir abdest aldırdım ki, hala abdestleri bozulmadı. Size de aynı abdesti aldıracağım!”

Levon Ekmekçiyan tutuklu kaldığı altı ay boyunca her türlü işkence ve aşağılanmaya maruz kaldı. İşkencelerin bütün çeşitleri üzerinde denendi. Mamak Askeri Hapishanesi’nde aynı dönemde tutuklu kalan Süleyman Sırrı Önder yazılarında onun uğradığı işkencelere dair; “İdama götürürlerken bile dövdüler… O güne kadar hiç denenmemiş yöntemlerle işkence yaptıklarını öğrenmiştik, Ekmekçiyan’a…” diye yazacaktır.

Aynı zulüm aynı dönemde idam edilen Erdal Eren’e de yapıldı. Bu bir devlet politikası olarak devrimcilere karşı uygulandı. Yaşı küçük olmasına rağmen yaşı büyütülerek idam edildi. İdam sehpasında, devrimcilerin teslim olacağı zannedildi. Ama Erdal Eren ölümü severek kucakladı.

12 Eylül faşist generalleri tarafından apar topar asılan L.Ekmekçiyan’ın sessizce gömüldü. Bugün halen Levon Ekmekçiyan ile Zohrap Sarkisyan’ın mezar yerleri bilinmemektedir. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda, kimsesizler bölümünde olduğu düşünülen mezarları “devlet sırrı” olarak saklanmaktadır.

L.Ekmekçiyan ailesinin oğlunun naaşını alma talebine, uzun seneler zorluklar çıkarıldı. L.Ekmekçiyan davasını üstlenmenin, hukuk savaşını yürütmenin, cenaze nakil işleri ile ilgilenmenin, dahi zorlukları yüzünden hiçbir hukuk insanı bu davayı üstlenmedi.

İHD Başkanı Eren Keskin, zorlukları gözönüne alarak “bir annenin en son isteği olan, oğlunun cenazesine kavuşması” için hukuk mücadelesi başlattı. 32 yıl sonra, Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’ndan çıkarılan “naaşı”, Paris’te yaşayan Ekmekçiyan ailesine teslim edildi.

Fransa Adli Tıp Kurumu’nun aileden alınan DNA örnekleri ile yapılan karşılaştırmasında aileye verilen “naaş”ın, Levon Ekmekçiyan’a ait olmadığı tespit edildi. Gönderilenlerin bir başka insana ait parçalar ile hayvan kemikleri olduğu ortaya çıktı.

Devlet burada gerçek yüzünü bir kez daha göstermiş oldu. Tarihten gelen bu ezeli Ermeni düşmanlığının, kin, nefret ve tahammülsüzlükten başka izahı mümkün değildir.

Gerçeklerin aydınlığa çıkarılması için yürütülen Hakikat Savaşı, ölüm tehditleri ile engellenmek isteniyor. L.Ekmekçiyan ile Z.Sarkisyan hakkında bugün Türkiye basınında her yıl dönümlerinde derin bir sessizlik hüküm sürüyor. “Dokunan yanar” denilmek isteniyor. Haklarında yazı yazanlar ölüm tehditleri alıyor.

Çünkü Ermeni tabusu halen devam ediyor.

Faşist cunta tarafından katledilen Ermeni devrimciler L.Ekmekçiyan ile Z.Sarkisyan’ı saygıyla anıyoruz. Ermeni soykırımı üzerinden yükselen faşist devlet, yüzyıllık tarihinde çeşitli ulus ve milliyetlerden halkımız üzerinde katliamlarını sürdürmüştür.

Yüz yıl önce 1.5 milyon Ermeni’yi soykırımdan geçirenler, bu geleneklerini sürdürmüşler, L.Ekmekçiyan ile Z.Sarkisyan’ın ardından Hrant Dink’i de katletmişlerdir. Faşizm ırkçılık ve şovenizm üzerinden kendini yeniden ve yeniden üretiyor. Faşizme, ırkçılığa ve şovenizme karşı mücadeleyi sürdürmek günümüzün devrimci görevlerinden biri olmayı sürdürüyor.

10611

12 Eylül yargılandı... mı?

“Eğer biz imkânsızı yapmazsak,olanaksız ile karşı karşıya kalacağız.”[1]

Geçtiğimiz günlerde, Türkiye 12 Eylül darbesi aktörlerini “yargıladı”, “mahkûm etti”, hatta mahkeme darbeci generallerin “rütbelerinin sökülmesine” hükmetti…

Böylece, onyıllar sonra da olsa, “adalet yerini bulmuş”, ülke “darbe geçmişiyle hesaplaşmış”, ve bu yolla da “demokratikleşme yolunda çok önemli bir adım atılmış” ve hatta (galiba) “ileri demokrasi”ye geçilmişti…… mi?

Pontos bir ülkedir ve sahte aydinlar bu gerçegi degistiremez /Tamer Çilingir

Eline silah verilip, Hrant Dink’i katleden kişi, kendisinin Türk olduğunu ve Türklüğe zarar veren herşeyin düşmanı olduğunu söylüyordu. Peki ‘‘Türkiye‘‘ diye adlandırılan devletin sınırları içinde neden ‘‘en Türk‘‘ o idi?

Ya da aynı gerekçeyle Trabzon’daki Santa Maria Aziz Meryem Katolik Kilisesi’nin papazı Andrea Santoro’yu  2006’da öldüren 16 yaşındaki çocuk nasıl bir ruh hali içindeydi? Neden onca Türk milliyetçisi olmasına rağmen ‘‘Türklük‘‘ adına ‘‘vatan‘‘ için Trabzonlu bu çocuk cinayet işliyordu?

Dersimin Büyük Bilgesi: Firik Dede

Seni sevenlerin can içinde canısın / Aşıklar katredir sen ummanısın / Gönül bir gemidir sen dümenisin   / Yelken açmak ister bu dervişlerin” Virani                                                                                            Aslen Dersim Ovacık’lı ve Devreş Cemal ocağının bir bireyi, asıl adı Seyfi Firik Dede olan Firik Bava yaşamı boyunca Alevi Kızılbaş geleneğine, yol’una, ritüellere ve öğretisine göre yaşayan ve bu öğretiyi topluma da sözleriyle, şiirleriyle ileten bir bilgedir.

Özgür Gelecek, Halkın Günlüğünleşebilir mi ?/

Acaba objektif olmayı becerebilen kaç insan Türkiye solunun kadrolaşma ihtiyacını aktif toplumsal davranışlar içerisinde karşılamadığını söyleyebilir ? 

Evet kaç insan ?

Kim bilir ?

Neyse yazımın konusu da  bu değil.

Hemi yazımın konusu bir zamanlar kitleleşme tabanı olanlarca şimdi  dışlananlar olsaydı ben eylerdim ?

Düşününsenize bir kez ne makalenin giriş, geliş, sonuç arasındaki ilişkisi kalırdı. 

Ne de :

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ VE DELİ SAÇMASI

Cumhurbaşkanlığı seçimleri taktik bir muhteva içermiyor. Bilakis stratejik muhteva içermektedir. Taktik her zaman stratejiye uygun, ona bağlı ele alınmak zorundadır. Eğer ki başvurulan taktik eylem -örgütlenme ve politika stratejimize hizmet etmiyorsa uygulanan taktik politika yanlıştır. Bundan vazgeçilmelidir. Taktikle strateji iyi kavranıp doğru ayrıştırılmıyor. Birinin uzun vadeli bir programı içerdiği, diğerinin ise kısa vadeli politik atılım veya geri çekilmeleri içerdiği doğru kavranamamaktadır. 

Cumhurbaşkanlığı seçimi ile düzeni meşrulaştırma seçimi boykot et !

Türk devletinin en üst temsilcisini belirlemek için, 10 ağustos 2014 tarihinde yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimi, bir taraftan egemen kliklerin temsilcisi oldukları sermaye gruplarının çıkarlarına kullanmak iken, diğer yandan da düzenin devamlılığını sağlamaya yönelik bir oyundur. Bundandır ki, mevcut düzen partileri devletin bekasını “güçlendirmek” için yalan ve yanlış bilgilerle halkı maniple ederek bu sürece dahil etmek için bizleri bu oyunun bir tarafı yapmayı hedeflemektedirler.

Pastırmacıyan ailesinin kaderi / Ragıp ZARAKOLU

Erivan. Anadolu’da Ermeni devrimci gerilla hareketi, Zeytun, Sason, Van, Şebinkarahisar gibi yörelerin kırsalında, 1890’ların ilk yarısında başladı. Amaç, esas olarak öz savunma, Ermeni köylerinin çeşitli aşiretler tarafından yağmalanmasının önüne geçilmesi, 1877 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında yerinden yurdundan edilen Ermeni köylülerinin geri dönmesinin sağlanması idi.

Halifeden bozma başkan adayı yeni Mustafa Kemal mi ?

Cumhurbaşkanlığı için AKP’nin adayı uzun ve bıktırıcı bir tartışmanın sonunda “nihayet” açıklandı. 1 Temmuz’da şaşaalı bir toplantıyla T. Erdoğan aday olarak ilan edildi. Yani Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı için kendisini tercih etti diyebiliriz.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair... Doğru politika boykot politikasıdır.

Son dönemde özellikle ulusal baskıya karşı verilen mücadelenin yarattığı devrimci-demokratik mevzileri sahiplenme, bu mevzileri güçlendirme anlayışıyla hareket ettiğimiz malum. Bu yönelime uygun olarak “yeni” türden örgütlenmelerin içinde de yer alarak egemenler karşısında etkin bir muhalefet oluşturmanın gerekliliğini de savunduk. Bundan vazgeçmiş değiliz. Bilakis, bu alandaki eksikliklerimizin giderilmesi gerektiğine daha çok dikkat çekiyoruz. Bu dönem içindeki seçimlerde bu yönelimimizin gereğini yerine getirmeye özel dikkat gösterdik. Eksikliklerimizin yoğunluğu bu gerçeği değiştirmez.

Ağarlar ve Veli Küçükler dışarıda, Sarp Kuray zindanda

Devlet cezaevine kapattığı evlatlarıyla sulh yaptı ve hepsini salıverdi. Mehmet Ağarlar ve Veli Küçükler şimdi dışarıda ama Sarp Kuray yıllardır zindanda. Eli kanlı katiller ortalıkta cirit atıyor, Sarp Kuray ise F tipi zindanın çarmıhında çürütülüyor. Sadece Sarp Kuray değil, her siyasi görüşten binlerce siyasi tutsak yıllardır, on yıllardır mezar evlerinin karanlığında tutuluyorlar.

Tamer Çilingir : Pontos'un son Partizanı:Eleni Çavuş

Son partizan, bir kadındı… Silahlar bırakılmış, mübadeleye uygun olarak sürgün başlamış, bütün Karadeniz’de kendini Rum olarak ifade edenler çoktan gitmişlerdi… Sadece bir partizan, sadece bir kadın terketmedi, 3 bin yıllık topraklarını…

Sadece o kalmıştı koca Karadeniz’de “Ben Rumum, ne aslımı inkar edeceğim ne de gideceğim vatanımdan” diyen… 1924 yılının Aralık ayında son çatışma haberi geldi Nebyan’dan (Bafra)… Yüzlerce askerin kuşattığı bir mağarada günlerce direnen “Eleni Çavuş adlı Pontoslu Rum Partizan ölü olarak ele” geçirilmişti.

Sayfalar