Umudu avuç avuç içirenlerin adıdır Beşler
Mazlum bir halkın isyanının çığlıklaştığı bu dağlarda sizden öncekilerin dikkat kesildiği, kulak kabarttığı tarif edilemez acılar yaşanmıştı. Öykülerindeki ölümle, işkence ve sürgünle hesaplaşmak geleceğe sarkmış, devlete duyulan öfkenin tazeliği yüreklerinin kapılarını, sofralarını sizden öncekilere ve sizlere açmıştı. Vartinik kıvılcımının aydınlattığı yüzler acılarını anlayanların yüzlerinde kendi çizgilerini görmüş, dertleşmiş, saf tutmuştu yanlarında. Dersim bağrına basmış, kucak açmıştı umudu avuç avuç içiren isyancılara.
Sefagül, Nurşen, Derya, Fatma, Gülüzar da bu kadim toprakları, sarp dağların patikalarını adımlamaya, umudu avuç avuç taşımaya koyuldular. Yürüdükleri her patika, konakladıkları her nokta, uğradıkları her köy, mezra devrimin yüklediği büyük sorumluluk ve görevlerin izlerini taşıyor, kendilerinden öncekilerin nefesini soluyor, ayak izlerini görüyorlardı.
Zırhlı orduların baskınlarına karşı çalışan silahların, haykırılan sloganların seslerini duyuyor, direnişe tanıklık ediyorlardı. Umudun avuç avuç içirilmesi kolay olmamıştı, kolay olmayacaktı. Tüm vahşiliğiyle halkın üzerine abanan gericiliğin defedilmesi daha nice bedelleri, büyük muharebeleri gerektiriyordu.
Beşler bu muharebeye mahir elleriyle tutuşmuş, akıllarını ve yüreklerini zafere kilitlemişti.
Kadınlar başta olmak üzere devrimden çıkarı bulunan bütün kesimlerin acılarıyla bilinçlenmiş, netleşmiş politik-askeri çizgiyi uygulamaya koyulmuşlardı. Önderleşen kadınların, komutanların kurmaylığında savaş büyüyor, yaygınlaşıyordu. Halk arasındaki çelişkiler büyük bir ustalıkla çözülüyor, okun sivri ucu düzene-sisteme çevriliyordu.
Büyük bir emek, çaba ve yaratıcılıkla kitlelerin kazanılması, savaşın öznesi ve destekçisi haline getirilmesi yönelimi Beşlerin uyguladığı savaş çizgisiyle hayat buluyor, örgütleniyordu. Üretimden koparılmış, işsizliğin kucağına itilmiş, topraksız ve yoksul köylüler yüreğini gerillaya açıyor, sıcak gülüşlerini, kurulan sofralarını esirgemiyordu.
Beşler, yüklendikleri tarihsel rol ve misyonla faşist diktatörlüğün her türden var olma biçimi ve silahlanmış orduları karşısında ezilenlerin öfkesiyle safları tahkim edilmiş, savaş cephesini temsil ediyordu.
Kadınların silahlı isyanını, kavgaya daveti anlatıyordu yaşamlarının her anı. Yaşamlarıyla olduğu gibi ölümsüzleşmeleriyle de dosta düşmana güçlü bir mesajdı onlar. Şimdi adları kodlanmış, silahları kavranmış, boş bıraktıkları mevziler doldurulmuştur.
Halkımızın, yoldaşlarının, cefakâr ailelerinin omuzlarında zirvelerden aşağıya süzülen naaşlarıyla dağ doruklarında umudu çoğaltanları, sokak barikatlarında direnişi büyütenleri, isyana duranları selamlıyorlar.
Kır çiçekleriyle taçlandırılmış mezarlarından taşınarak halkımızın ziyaretini karşılamaya hazırlanıyorlar.
Bizler büyük ve görkemli bir uğurlamaya hazırlanıyoruz.
Hazırız, hazırlanıyoruz daha büyük kavgalara…
(Bir yoldaş)
Son Haberler
Sayfalar
Sosyalizm/Komünizm Nedir? (MLPD Programı)
Sosyalizm ve komünizm hakkında düşündüklerinde birçok insanın aklından geçen sorulara bazı yanıtlar.
Sosyalizm nedir ki?
Sosyalizm, kapitalizmin toplumsal alternatifidir. Günümüzün devlet-tekel kapitalizminde, uluslararası tekeller kendilerini tamamen devlete tabi kılmış ve tekelci sermayenin organları devlet aygıtının organlarıyla birleşmiştir. Tüm toplum üzerinde çok yönlü egemenliklerini kurmuşlardır. Aynı zamanda, hakim olan uluslararasılaşmış üretim tarzı, dünyanın birleşik sosyalist devletleri için maddi hazırlığı tamamlamıştır.
Dinci-Faşist Gericiliğin Merkezi: Emperyalist Türk Devleti
Özellikle son 15 yıldır dinci (müslüman) gericiliğin merkezi olduğu rahatlıkla söylenebilir. ABD'nin Afganistan ve Irak'ı işgali ve peşinden Kuzey Afrika ülkelerindeki 2010 ayaklanmaları ve Mısır'da geçici olarak Müslüman Kardeşler örgütünün iktidara gelmesi ve peşinden Suriye'de geliştirilen olaylar, Türk devletine, dinci AKP'nin de iktidarda olması, yeni bir emperyalist yayılma politikasını benimsetmiştir.
KAYPAKKAYA’DAN KALAN…[*]
SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER
“Türkiye’nin geleceği çelikten yoğruluyor;
belki biz olmayacağız ama
bu çelik aldığı suyu unutmayacak.”[1]
18 MAYIS | Umudu Büyütmeye Devam Ediyoruz
"Kaypakkaya'nın kurduğu parti ve oluşturduğu program etrafında elli yıldan fazla bir süredir kavgasını sürdüren yoldaşları büyük bir mücadele ve direniş geleneği yarattılar. Kaypakkaya'nın görüşlerini büyük bedeller ödeyerek bu günlere taşıdılar, taşımaya devam ediyorlar..."
Tam 50 yıl önce 1973’ün 18 Mayıs’ında 1971 silahlı devrimci çıkışının “komünist yüzü” İbrahim Kaypakkaya, Amed Hapishanesi’nde Kemalist faşist diktatörlük tarafından katledildi.
“Cabbar”laşan Ermeni (Nubar Ozanyan)
Sonu gelmez Ermeni-Kürt düşmanlığı üzerinden yaratılan büyük korku, bilinçleri kuşatıp yürekleri tutsak almaya devam ediyor. Aradan 108 yıl geçmesine karşın Ermenilerin baskı görme, işini kaybetme vb. korkularından dolayı kendilerini inkar ederek kimliklerini gizlemelerinin trajik hikayeleri yazılmaya devam ediyor. Her an baskı görecekleri endişesiyle güvercin tedirginliği içinde yaşamaya devam ediyorlar.
Umudun Adı ve Devrime Çağırıydı Yılmaz Güney[1]
“Bir pratik,
bir ideolojinin aracılığıyla
ve bir ideolojinin içinde vardır.”[2]
Reis Çelik’in, “Düzene başkaldırmış korkusuz bir devrimci”[3] diye betimlediği Onu; hayatının her alanında uçlarda yaşayan korkusuz, sahici insanı; hakikât savaşçısı komünist Yılmaz Güney’i nasıl anlatabiliriz? Bunu çok düşündüm. Sorumun yanıtını da yine Yılmaz Güney’in üç karesindeydi…
‘ÜMÜŞ EYLÜL KÜLTÜR-SANAT’A YANITLAR[*]
“Kâğıda dokunan kalem,
kibritten daha çok yangın çıkarır.”[1]
Ümüş Eylül Kültür-Sanat/ Hasan Şahingöz (HS): Sizce yazarlık nedir? Yazarlığın ayırt edici özellikleri nelerdir? Kime, neden yazar denir?
Temel Demirer (TD): “11. Tez”ci eyleminin saflarında, “Yazmak eylemdir; yazarlık ise son saatin işçiliği,” diyenlerden ve elime her kalem alışımda Friedrich Engels’in, “El yalnızca emeğin organı olmayıp, aynı zamanda emeğin ürünüdür,” uyarısını anımsayanlardanım.
Ben Ölüyorsam Sizde Ölün: Seçimleri (Kılıçdaroğlu'nu Boykot)
Proletaryalar faydacıdır; yararlanmasını bilene.
Seçimler ilginç bir şey.
Herkes seçimlerin neler değiştirip değiştirmeyeceğini tartışıyor.
Ama kime göre neye göre?
Devrimcilere göre mi proletaryalara göre mi?
Şayet tartıştığımız seçimlerin sisteme karşı devrimcilerin yaşamlarında neler değiştirip değiştirmeyeceği ise...
İnanın dün olduğu gibi bu günde seçimlerin devrimcilere karşı sistemin davranışlarında herhangi bir şey değiştirmeyeceğini herkesbiliyor..
Sistem yine devrimcileri gördüğü her yerde katletmeye çalışacak.
Nisan Güneşi Yolumuzu Aydınlatmaya Devam Ediyor
Nisan’ın 24’ü çeşitli milliyetlerden ve inançlardan işçi sınıfının, emekçilerin, ezilen yığınların öncü müfrezesi proletarya partisinin kuruluş günüdür. Aynı zamanda Marks ve Engels tarafından 1848 yılında ilan edilen Komünist Manifesto’nun Türkiye ve Türkiye Kürdistanı topraklarında yeniden yaşam suyuna kavuştuğu tarihi ifade etmektedir.