Ülkede durum ve devrimci hareketin önündeki asli görevler
Uluslararası alanda köhneyen ve tahrip olan sistemin yarattığı sorunlar her geçen üst boyutlara tırmanıyor. Yarattığı sorunlara müdahale edilemediği gibi çıkan fatura emekçilere ve mazlum halklara mal ediliyor.
Sömürü daha artırılıyor ve halklar üzerindeki baskı unsuru daha üst boyutlara çıkarılıyor. Bu durum en gelişmiş emperyalist ülkelerde bile kendisini gösteriyor. Öyle ki bir dönemin en istikrarlı ve sosyal hakların daha fazla olduğu bu ülkelerde artık durum eskisi gibi değildir. Kapitalizmin külfeti her geçen gün giderek daha çok emekçilere, işsizlere ve gençlere çıkarılmış, mevcut sistem tıkanmıştır. Öyle ki, uluslararası mali sermayenin girdiği resesyon ve depresyon süreci sömürü ve baskı unsurunu daha katmerli bir hatta sokmuştur.
Bu durum bağımlı ve pazar durumundaki ülkelerde de kendisini göstermektedir. Hem de daha katmerli boyutlarda… Nitekim emperyalizme bağımlılığın sonucu krizin tahribatları Türkiye’de daha sarsıntılı boyutlarda kendisini hissettirmiştir. Bunun sonucu Türkiye en zorlu sürecine girmiş durumdadır. Sorunların üstesinden gelmek bir yana, ülke daha meşakkatli bir dönemece sokulmuş durumdadır. Öyle ki yoksulluğun, işsizliğin, açlığın, her türlü baskı ve tahakkümün doruğa tırmandığı bir döneme girilmiştir. Mevcut sorunların yarattığı külfet tümden işçi sınıfı ve diğer halk katmanlarına yüklenmiştir…
Çelişkilerin Derinleşmesi…
Emperyalizme bağımlı olan Türkiye tarihsel olarak sömürünün, zulmün ve bağımlılığın katbekat tırmandırıldığı bir ülkedir. Bunun sonucu ABD’de faizlerin yükselmesi ve Türkiye’deki sıcak paranın önemli bir kısmının yurt dışına çıkması beraberinde mevcut sorunları daha katmerli boyutlara taşımıştır.
Bunun sonucu bağımlı ve dolara endeksli Türkiye’nin mali ve ekonomik durumu iyice kötüleşir ve çok daha ağır sorunların oluştuğu bir sürece yol alınır. Öyle ki çıkan sıcak para Türk lirasını dolar ve Euro karşısında devalüe eder ve enflasyonu hızla artırır. Resmi rakamlara göre 2019 Ocak ayı enflasyonu TÜFE’de (Tüketici Fiyat Endeksi) yüzde 20’nin, ÜFE’de (Üretici Fiyat Endeksi) yüzde 33’ün üstündedir. Ki bu resmi rakamlardır. Gerçek enflasyon oranı hayli yüksektir. Düşük gösterilen enflasyon bile hayli yüksektir.
Devalüasyon ve artan enflasyon firmaların kapanmasına ve işsizliğin artmasına ivme kazandırır. Resmi rakamlara göre geçen yılın son 3 ayında işsizlik oranı yüzde 11,1’e çıkar.
DİSK araştırmasına göre ise işsizlik oranı yüzde 18’e, kadar çıkmıştır. Bu oran kadınlarda ve gençlerde yüzde 20’leri geçmiştir. Ki bu rakamlar resmi makamlara başvurarak iş arayanlarla sınırlıdır. İş bulma umudunu yitirdiği için resmi kurumlara başvurmayanlar bu rakamların dışındadır. Dolayısıyla işsizlerin oranı çok daha fazladır… Öyle ki iş arayanların iş kuyrukları giderek artmaktadır. Birçok ilde işsizlerin başvuruları ve oluşturdukları kuyruklar binleri, on binleri bulmaktadır…
Hızla yükselen enflasyon ve işsizlik yoksullaşmayı da üst boyutlara tırmandırır. Öyle ki önceleri kamufle edilmek istenen işsizlik ve yoksulluk artık çok daha belirgin bir şekilde deşifre olmuş durumdadır. Sorun net bir şekilde kendisini göstermektedir. İşsizliğin, yoksulluğun, sömürünün hızla artan seviyelere yükselmesi, gerçekte sınıf çelişkilerinin nasıl derinleştiğinin göstergesidir.
Öyle ki ulusal gelirden bir avuç burjuvazinin, bankaların, ticaret ve inşaat sermayesinin aldığı pay toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan emekçilerin ve köylülerin aldığı paydan katbekat fazladır. Ayrıca dışarıdan giren sıcak para yoğunlaştıkça rant usulü sömürü mekanizması daha öne çıkmıştır. Daha açık bir deyimle, tüm bunların sonucu ezen ve ezilen sınıflar arasındaki sınıfsal farklılaşma makasın kulpları gibi giderek daha açılan bir dönemece girer. Mevcut bu durum bir avuç komprador burjuvazi, bankalar ve sıcak paranın arkasındaki emperyalist tekeller tarafından sömürü mekanizmasının çok daha katmerli boyutlara tırmandırılmasının sonuçlarıdır. Sömürü, baskı ve tahakküm unsurunun nasıl daha acımasız ve keskin bir hatta girildiğinin göstergesidir. Sömüren rantiye sınıflar sıcak para üzerinden halkın sırtından elde ettikleri rantın hacmini iyice büyütmüşlerdir…
Sömürü ve işsizlikle beraber 457 milyar dolara çıkan dış borcun faturası da emekçi halka çıkarılacaktır. Sadece 2019’un Ekim ayına kadar faizleriyle birlikte 226 milyar dolar ödenmesi gerekiyor. Bu da emekçi yığınlara mal edilecektir.
Türkiye böylesi bir dönemece sürüklenmiştir. Seçimlerin arifesinde uygulamaya konan tanzim satışları sömürü ve baskı unsurunu kamufle etmeyi amaçlıyor. Bu tanzim satışları AKP tarafından seçimleri kazanmak için uygulamaya konmuştur. Ancak seçimler sonrası bu satışlar kalkacaktır. Amaç seçimleri AKP’nin kazanmasıdır.
Bir partinin çıkarı ülke çıkarlarının üstünde görüldüğü için tanzim satışları devreye sokulmuştur. Tanzim satışların faturası ilk etapta üreticilere ve manavlara çıkarılıyor. Seçim sonrası bunun sonuçları tüm kitlelere mal edilecektir. İyice kontrolden çıkan Türkiye ekonomisi seçim histerisiyle devreye konan tanzim satışlarıyla seçin sonrası daha çetrefilli hal alacaktır. AKP hükümeti tanzim satışlarını salt seçimler için uyguluyor. Tayip Erdoğan ve partisi kendi kariyerleri ve çıkarları uğruna ülkenin ekonomik ve sosyal yapısını tarumar ediyor. Ülke böylesi bir döneme sokuluyor.
Tanzim satışları ve oluşturduğu kuyruklar aslında trajik görüntüler sergilemektedir. Bir taraftan uzun tanzim satış kuyrukları; diğer taraftan iş arayanların oluşturduğu iş kuyrukları… Kitlelerin kuyruklara sürüklendiği bu görüntüler mevcut durumun içler acısını gösteriyor. Ülke böylesi trajik bir duruma düşürülmüştür…
Bu ekonomik durum ve sosyal sorunlarla birlikte siyasal baskılar da had safhaya ulaştırılmıştır. 2016’daki 15-20 Temmuz darbesi sonrası ilan edilen OHAL ve KHK yürürlüğe konur. Darbenin hemen akabinde 11 bini aşkın HDP’li gözaltına alınır, 4 bini tutuklanır. Seçimlerde seçilen HDP’li belediye başkanlarının hemen hemen hepsi de tutuklanır ve cezaevine konur. Yerlerine kayyumlar atanır. Ayrıca 11 HDP’li milletvekili de tutuklanır.
Ayrıca darbenin hemen ardından ilan edilen KHK’ler üzerinden binlerce akademisyen, öğretim görevlisi de görevlerinden menedilir. Birçok gazeteci, yazar, öğretim görevlisi vb. kişi tutuklanır ve cezaevine konur. 115 bin kamu görevlisi de işlerinden ve görevlerinden ihraç edilirler. Dernekler, televizyonlar, gazeteler kapatılır. Tek taraflı haber sistemi iyice öne çıkarılır, toplum yanlış bilgilerle kanalize edilir. Operasyonlar durmadan devam ettirilir, yapılan baskın ve saldırılarla toplum pasifize edilmeye çalışılır. Dini ve milliyetçi kisveyle faşist saldırılar had safhaya çıkarılır. Bu baskılar günümüzde devam ettirilir…
Bu durum sonucu sömürünün, zulmün, katliamın, Kürtler üzerindeki baskının daha had safhaya yükseltildiği bir sürece yol alındığı şimdiden görülüyor. Bunun daha iyi görülmesi ve tavır alınması gerekir.
Bu durum devrimin objektif koşullarının daha keskinleşmesi demektir. Objektif durum sınıf çelişkilerinin ve ezen ve ezilenler arasındaki çelişkilerin daha keskin bir hatta yöneleceğini gösteriyor. Bu gerçeklik göz ardı edilemez. Öyle ki, bu mevcut durum aynı zamanda bir sonraki sistemin ön koşullarını bağrında oluşturuyor. Mevcut objektif (nesnel) durum düzenin, sistemin, politik yapının iyice köhnediği ve çatırdadığı gerçek ülke yapımızın rahminde sosyalizmin koşullarını yaratıyor. Bu gerçeklik de görülmelidir. Gelişen objektif koşullara karşın örgütlenmeye tekabül eden subjektif (öznel) koşulların da daha geliştirilmesini zorunlu kılıyor… Ve bu doğrultuda ve bu perspektifle hareket edilmelidir…
Örgütlenme Sorunu…
Ülkenin içinde bulunduğu bu nesnel (objektif) gerçeklik salt tahlil ve belirlemelerle yetinilmemeli. Beraberinde oluşan sorunlara ve çelişkilere müdahale etme görevi üstlenilmelidir. Hedef olarak eskiyen, çatırdayan ve gericilikte had safhaya varan eski sistemin yerine, tarihsel olarak yeniyi ve geleceği temsil eden yapıyı geçirme rolü konmalıdır.
Çürüyen ve daha saldırganlaşan sistem ve devletin sömürüsüne ve saldırılarına karşı kitlelerin düzenden memnun olmayan ileri ve orta kesimlerinde ciddi bir hoşnutsuzluk vardır. Kitlelerin emekçi kesimleri oluşturmaları sonucu krizin külfeti onlara yüklendikçe, onlarda daha fazla rahatsızlık ve hoşnutsuzluk yaratıyor.
Sömürünün doruğa çıkarılması işçi sınıfı ve diğer emekçi sınıfların tepkisini de daha artırıyor. Öyle ki yoksulluk iyice artmış, işsizlik en üst seviyelere çıkmış, çalışanların maaşları ve alım gücü iyice düşmüştür. Ayrıca son dönemlerde dolara endeksli Türk parasının iyice düşmesi, fabrikaların ve işyerlerinin birçoğunun kapanması, enflasyonun belirgin bir şekilde artması mevcut sorunları doruğa çıkarmıştır. Daha açık bir deyimle sınıf çelişkileri daha katmerli boyutlara tırmanmış ve daha müzmin safhaya varmıştır.
Sınıf çelişkilerinin dışında Kürtlerin gördüğü ulusal baskı ve tahakküm de üst boyutlara tırmanmıştır. Kürtler devletin saldırılarıyla yaşadıkları topraklardan zoraki göçe maruz bırakılıyor.
Ve Kürtler üzerindeki katliamlar ve siyasi soykırım da had safhaya varmış durumdadır… Kürtler ulusal hareket önderliğinde hareket ediyorlar. Ancak ulusal hareketin örgütlenmesi yeterli değildir. Salt Kürt sorunuyla sınırlı örgütlenmedir. Sınıf perspektifinden yoksundur. Dolayısıyla sınıf çelişkisine müdahale etmiyor. Kürt sorununu, sınıf çelişkisiyle birleştirmiyor. Dolayısıyla tüm ulus ve milliyetlere mensup emekçi kesimlerin sınıfsal perspektifiyle birlikte örgütlenmesi ve mücadelesi rolünü oynamıyor.
Ayrıca Aleviler üzerinde de mevcut baskı varlığını devam ettirmektedir… Alevi sorununun da özgün örgütlenmesi olmalıdır, ama, sınıf mücadelesinden kopuk olmamalıdır. Tersine sınıf mücadelesine tabi kılınmalıdır… Bu durum kadın sorunun ve benzeri tüm sorun ve çelişkiler için de geçerlidir…
Kısacası bu faşist baskı ve diktatörlüğe karşı tüm ezilen ve baskı ve tahakküm altında tutulan yığınların mevcut sisteme ve devlet erkine karşı hoşnutsuzluğu söz konusudur. Nitekim toplumun en geri ve en atıl kesimleri dışındaki kitlelerin hoşnutsuzluğu ve tepkileri onların ruh haletinde kendisini göstermektedir.
Artan sömürü, yoksullaşma, işsizlik, faşist baskı ve yaptırımlar yığınların ileri ve hassas kesimlerinde tepki oluşturuyor. Gezi ayaklanması bunun göstergesidir. Bunu devlet de görüyor. Bunun için AKP/MHP/Ordu klikleriyle tüm devlet erki tüm ezilen yığınlara, Kürtlere tüm şiddetiyle saldırıyor, onları pasifize etmeye, etkisiz kılmaya ve radikal örgütlenmelerden kopuk tutmaya çalışıyor. Ancak böylece kitlelerin tepkilerini frenlemeye ve hoşnutsuzluklarını etkili bir şekilde bastırmaya ve sosyal pratiğe yansıtmalarını engelleyebileceğini sanıyor. Onun için durmadan baskınlar, katliamlar, saldırılar, tutuklamalar, mahkemeler, yasaklar ile faşizmi en azgın boyutlara tırmandırıyor.
Yaşanılan bu ülke gerçekliği kitlelerin ruh haletinde kendisini yansıtmaktadır. Onların moral bozukluğunda, dile getirdikleri şikayetlerde, duydukları tepkide, düzene umutsuzlukta, karamsarlıkta kendisini göstermektedir. Ancak bu tepki ve hoşnutsuzluklarını pratiğe yansıtamıyorlar. Çünkü bu tepki ve hoşnutsuzluğu örgütleyen yapılar zayıftır. Dolayısıyla ezilen yığınlar örgütlü bir hattan kopuktur. Onlarda tepkisel ruh halini oluşturan sömürüyü ve baskı mekanizmasını doruğa çıkaran ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasal yapısıdır. Sorun bu çelişkileri yaratan yapıyı hedef alan örgütlenme eksikliğidir. Kitlelerin tepki ve hoşnutsuzluğunu nesnel gerçeklik üzerinde örgütleme sorunudur.
Bu nesnel yapıya uygun olarak sağlam temeller üzerinde öznel koşulların oluşturulması, geliştirilmesi sorunudur. Ve buna bağlı olarak geliştirilen öncü müfreze üzerinden kitlelerin ruh halinin belirlenmesi, tahlil edilmesi ve bu doğrultuda örgütlenmesi sorunudur. Sorun tepkilerini dışa yansıtamama, örgütlü olarak harekete geçirilememe sorunudur.
Bunun için de kitlelerle bağ kuran ve onları iktidar perspektifiyle örgütleyen güçlü öncü müfrezeye ihtiyaç vardır. Ancak önderliğin böyle bir misyonu yerine getirmesiyle örgütsüz kitleler örgütlenebilir, sevk ve idare edilebilir, devrim ve iktidar perspektifiyle harekete geçirilebilir. Proleter hareket bu duruma geldiğinde kitleler üzerinde irade birliği oluşturabilir.
Gönümüz koşulları ülkemiz öncü müfrezesine böyle tarihsel bir görev yüklüyor. Ancak mevcut yapının bu tarihsel rolünü oynayabilmesi için kendi iç yapısında oluşan birtakım sorunları halletmesi gerekir. Gelişmesinin önünde engel teşkil eden tasfiyeci, hizipçi, liberalizm gibi anti akımların üzerine gitmelidir. Kendi iç yapısında yarattığı tahribatların izlerini silmelidir. MLM kriteriyle kendini onarmalıdır. O hatta kararlı ve inatçı bir perspektifle kendi hatalarını görmeli ve mahkum etmelidir.
Edecektir de… Önünde duran asli görev şimdilik budur… Objektif (nesnel) durum iyidir. Sorun öznel duruma müdahale sorunudur… Bunun başardığında -ki başaracaktır- öznel güç olarak gelişecek ve kitlelerle kurduğu bağla giderek nesnel sürece müdahalede üstlendiği görevi yerine getirecektir!
Bundan kimsenin kuşkusu olmasın!
Son Haberler
Sayfalar
Bizi bu kurşunlar değil sizin sessizliğiniz öldürürecek
Ey önce insanım diyenler ,faşizme,haksızlığa karşı olduğunu söyleyenler, ey aydınlar,entellektüeller,kendine ilerici, devrimci, demokrat diyenler,ey geçmişte bedel ödeyen , zülmün en acısını yaşayan canlarım , kardeşlerim, arkadaşlarım, dostlarım , yoldaşlarım duyuyormusunuz bu çığlığı ,feryadı ve bizlerden ne istediklerini!!! Kürt ulusu en demokratik hakkı için her şeyini feda etmekte,(“bir tasmalı köpek gibi kul köle yaşamaktansa,özgürlüğüne aşık, kurt olmayı tercih ederek ,kışa karda girmeyi aç kalıp , gerekirse ölmeyi göze alarak bedel ödeyen,kurt,”)hikayesini çoğumuz biliriz.
Kürtlerin İslam’la Eşekleştirilmesi! - Kadir Amaç
Bu çalışmayı Şengal’ın kurtuluşuna adıyorum. Postmodern pradigma beş bin yıllık insanlık tarihine ait tüm antikiteleri bir buldozer gibi ezip geçiyor. Özellikle son elli yıl içinde postmodern pradigma dijital bir dünya yaratma uğruna, insan gezegeni ve diğer gezegenler üzerinde zihinsel denemeler gerçekleştirerek, ontoloji ve kozmolioji yasaları üzerinde çok ciddi hasarlar meydana getirmiştir.
Mirabal kardeşler üç kelebektiler
ONBİNLERCE KELEBEKTE ÖLÜMSÜZLEŞTİLER…
En güzel şiirler, en güzel şarkılar, en güzel romanlar; sevgi sözcükleri olmadan yazılmaz.
İster savaşa ait olsun bunlar, isterse en karanlık çağlara; içerisinde mutlaka, kadın-erkek cinsleri arasındaki sevgi yerini alır.
Cinsler arasındaki sevgi; doğanın, onun bir parçası olan insanlığın tüketilmesi imkansız yaşam kaynağıdır.
Ve bu yüzden cinsler arasındaki iktidarı, 21.yüzyılda dahi koruma ısrarı; bütün iktidarların omurgasının sağlam kalmasının garantisidir.
Rojavada olmak...
Devrimin haleflerinde olması gereken temel devrimci kriterlerin en başında TUTARLILIK ilkesi gelirken ikinci temel ilkesi ise bütün kalbimizle halka hizmet etme duygusu gelmektedir. Sağlam bir dünya görüşü, halka hizmet etmeyi temel bir görev olarak kabul eder. İşçilere, yoksul köylülere, çalışarak yaşamını sürdüren tüm emekçilere-kadınlara-Kürt halkına-çeşitli milliyetlerden ezilen halklara-farklı inanç ve cinslere karşı devrimci sorumluluk ve derin bir duyarlılık taşıyarak gerçek anlamda devrimci niteliklere sahip olunur.
Ciddiyet!!!
Devrimimizin her alandaki görevleri, amaçladığımız hedefe uygun olarak layıkıyla yerine getirildiği oranda başarı ve ilerleme kaydedilir. Ertelenen-“unutulan”-geçiştirilen-ihmal edilen, üzerinde yeterince ciddiyetle durulmadan baştan savma yapılan her görev, demokratik halk devrimine giden yolu uzatır. Varılması gereken hedefi uzaklaştırır. Unutmamak gerekir ki başarı ve kazanım sadece sağlam bir ideolojiye sahip olunarak elde edilemez. Bunun kadar önemli olan bir diğer yan, faaliyetçilerin devrimci nitelikleri ve sahip oldukları düzeydir. Pratiğe müdahale güçleridir.
G-20 ler Ezilen Halkların Kaderini Belirliyor! “Alın Size Barış”!
Defalarca yazdık,anlatmaya çalıştık ve dedimki; siyaset yapanlar,demokrasi isteyenler,"büyük politik tahliller'de bulunanlar, emperyalizmle ,faşizmle , faşist diktatörlüklerle barış olmaz. Çünkü, bütün savaşları başlatan-çıkaran onlar. Sömürüyü, ve insanların bütün eşitsiziliğini yaratan ve bu sistemlerini devam ettirmek silah üretenler yakıp yıkıp dünyamızı çöl haline getiren , yaşanmaz kılan yine glabol emperyalist devletlerdir. Onlar var oldukca emperyalist savaşlarda var olacaktır.
Proletaryanın İktidar Mücadelesinde Strateji ve Taktiğin Kavranması:Özgür Gelecek
Kapitalist üretim basit meta üretiminden doğmuştur ve uzun bir tarihsel dönemi kapsar. Kapitalizmi olanaklı kılan üretim araçlarının özel mülkiyeti ve toplumda ücretli emeğin egemen olmasıdır. Kapitalizm sömürü üzerine kuruludur. Temel ekonomik yasası işçinin ödenmemiş emeği üzerinden elde edilen artı-değer yasasıdır. Toprağı, üretim alet ve araçlarını ellerinde bulunduran bir avuç sömürücü sınıfı halk yığınlarını açlığa mahkûm etmektedir. Daha fazla kâra odaklı olması daha fazla sömürü dolayısıyla ezilen halkta daha fazla yoksulluk açlık ve acı olarak yansıma bulur.
Emperyalistler tepişirken kitleler katlediliyor
“Kapitalizm kendi süretinde bir dünya yaratır.” Marx’ın bu sözü söylemesinin üzerinden yaklaşık 170 yıl geçti.
Kapitalizm ekonomisiyle, siyaseti ve kültürüyle, yaşam biçimiyle, ideolojisiyle ve en önemlisi, bunların toplamı olan yıkıcılığıyla, doğayı ve onun bir parçası olanı insanı tahribatıyla, artık insana ve doğaya ölüm sunmaktan başka yapacağı bir şey kalmamıştır. Kapitalizm çürümüştür. Burjuvazinin çürümüş kokusu bütün dünyayı hızlı bir şekilde sarmaya başlamıştır.
SOYKIRIMIN ANITI VE AĞITI: Gomidas/ Komitas/ Soghomon Soghomonian
“Mea mihi conscientia pluris est quam omnium sermo.”[1]
Yıllar boyunca, ne geçen zamanın ne de Anadolu toprağının örtebildiği katliam izleriyle dolu yollarda yürür ve kendi ölümünü beklerken, “Eğer kurtulursam gördüklerimi yazacağım. Halkımın yaşadıklarını herkes bilsin” diye düşünüyordu Rahip Krikor Balakyan. “Hatta tüm bunları gelecek kuşaklara aktarmak için yaşamalıyım. Hayatta kalmak için elimden her ne geliyorsa yapmalıyım.”
Faşist devlet terörüyle kazanılan bir “seçim” ! / Engin Gören
TC devleti ve AKP hükümeti, yine bütün eşitsizliklere rağmen 7 Haziran da genel seçime gitti ve tek başına hükümeti kuracak “miletvekili” sayısını yakalayamayınca kudurdu. Ağızlarında salyalar akıtarak tehditler savurdular. Hemen kısa sürede seçimi yenileyeceklerini söylediler ve bir süre oyalamadan sonra hükümet olarak 1 Kasımda yeniden seçime gideceklerini ilan ettiler.
Mustafa Kemal Erdoğan /Tamer Çilingir
Tayyip Erdoğan ‘‘Rabia‘‘ işaret yaparak sayıyor; ‘‘tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet‘‘…
Oysa…
Yüzyıldır tutmadı bu maya… Kan ve gözyaşlarıyla sulanan bu topraklarda 91 yıl önce inşa ettikleri devlet de, bayrak da, vatan da bizim değil… O tek millet dediği şey de, ne Kürtleri ne de diğer ulusları temsil ediyor.
Talat Paşa’dan Enver Paşa’dan devraldığı soykırımı bayrağını ölene kadar dalgalandıran, Hitler’e ‘örnek’ olabilecek derecede suçlu olan Mustafa Kemal’in izinden yürüyor Recep Tayyip Erdoğan.