Salı Ekim 20, 2026

Türkiye’de Genel Seçimlere İlişkin:Hacı Demirkaya

Türkiye 7 Haziran da yapacağı bir genel seçime hazırlanmaktadır. Türk egemen sınıfları ve bugünkü iktidarı aylardır bu sürece önemle hazırlanıyor. Bu önümüzdeki genel seçimler egemen sınıflar ve partileri için de, onlar dışında kalan toplumsal halk kesimleri (yani işçi sınıfı, emekçiler, Kürt ulusu) ve bu kesimlerin örgütleri açısından da önem taşımaktadır.

Emperyalistler, yerli uşakları egemen sınıflar ve mevcut siyasal iktidarı, egemen ve iktidar olmanın avantajlarıyla her türlü araçla süreci ve seçmeni yönetmekte ve yönlendirmektedirler.

Emperyalistler ve yerli uşakları önümüzdeki süreçte Türkiye ve bölgedeki haksız, para-militer ihale savaşını faşist AKP iktidarıyla mı, yoksa faşist CHP, MHP ve bunların ittifak iktidarıyla mı sürdüreceklerini seçimle halk desteğine sunuyorlar. Ayrıca, daha çok, Kürt ulusu ve işçi, emekçi halk kesimlerinin kendilerini temsil etmelerini engellemek için konulan %10 seçim barajıyla dışlamanın devam etmesi arzularını bir kez daha görmek istiyorlar.

Siyasi iktidarın başında bulunan AKP, efendilerinin desteğine layık olduğunu göstermek, bölgede yüklenen görevleri sürdürmek, iktidara gelmesinden itibaren edindikleri avantajları, sermayeyi, saltanatı, ayrıcalıkları elde tutmak için önümüzdeki seçimlere ciddi derecede asılmaktadır. Kazanmaları halinde onların 4. dönemi olacaktır. Kazanmaları kendileri için hayati önem taşımaktadır. Bunun için yapmayacakları hiçbir hile ve çılgınlık olmayacaktır. Ayrıca Erdoğan ve AKP, çıkar ve ayrıcalıklarını sağlama almak ve sınırsız yetkilere sahip olmak için başkanlık sistemine geçmek istediğini ve pozisyonlarını anayasal güvenceye kavuşturmak için yeni anayasa çıkaracaklarını ilan etmekte ve bu seçimleri de bunun referandumu olarak görmektedir.

AKP dışındaki ırkçı partiler de, AKP’ye kaptırdıkları iktidar nimetlerine yeniden kavuşmak veya daha fazla yararlanmaları için bu seçimlere asılmaktadırlar.

Egemen sınıfların her siyasal kesimi belli “birlik” veya ittifak arayışlarına girmeye çalışıyor bu süreçte. Doğal olarak Kürt ulusal ve işçi-emekçi emek cephesinde yer alanlar da kendi güçleriyle ve ittifak halinde bir araya getirmeye çalışıyor. Ve önüne konulan %10’luk barajı ezerek geçip Kürt ulusal ve işçi-emekçi kesimleri temsil ederek bu mevzide de kendini göstermeye ve temsil etmeye çalışmaktadır. Bu kesim, TC devletini yönetme derdinde değil, temsil ettiği kesimlerin çıkarlarını temsil etme, sözcülüğünü yapma ve bu kesimlerin kendilerini yönetmelerinin kaygısındadır.


İster dinci faşist AKP, ister ırkçı faşist CHP, MHP’li bir iktidar olsun Türk egemen sınıfları açısından pek önem taşımayacaktır. Ancak emperyalist efendilerinin “Ortadoğu” bölgesine yönelik verdiği görevler açısından Türk ırkçılığını öne çıkaran partiler avantajlı olmayacaktır; ama İslamcılığı öne çıkaran bir parti avantajlı olacağı için onu tercih edilecektir. Emperyalistlerin bölgedeki çıkarları ve mevcut durum göz önüne alındığında, ABD ve batılı emperyalistler AKP’yi önümüzdeki sürede de iktidarda görmek istiyorlar. Ayrıca kitlesel desteğini biraz yitirmekle beraber hala ağırlığını koruduğu da gözlemektedir.

Seçim süreci yaklaştıkça burjuva partiler ve çevreler kendi sınıfsal çıkarlarına göre bir çok hesaplar yapmakta, birlikler, ittifaklar kurmakta ve sınıfsal denge hesaplarını yaparak seçimlere girmekteler.

Emek eksenli olduğunu söyleyen yasal partilerden, kimi kendi adıyla, kimi ittifaklarla ve kimi parti, gurup ve çevreler de kendilerine yakın bulduklarına destek vererek (veya net belirlemeyerek ellerini özgür bırakarak)seçimlere katılacaklarını açıklamış durumdalar.

Mümkün olan geniş ittifakla seçime girmeyi açıklayanlardan biri Halkların Demokratik Partisi(HDP)dir. HDP, işçi, emekçi ve Kürt ulusal talepleri üzerinde mümkün olan bu eksendekileri yanına çekerek ittifak ve desteğini alarak seçimlere girmektedir.

Ancak bu genel seçimlere katılınırken de hak ve olanaklar bakımında eşit koşullardan yoksun olarak katılınmaktadır.

Birincisi, her şeyden önce parti olarak parlamentoya girmek için %10 barajının aşılması gerekiyor. Devletin bu yasal engeli bulunuyor. Bu baraj sınırının aşılmasına kilitlenilmesi gerekiyor.

İkincisi, parlamentoda gurubu bulunan partiler devlet hazinesinden pay (bütçe) alırken, seçime katılan partiler belli bir destek alırken, ve iç’te ve dış’ta sermaye kesimleri   burjuva partilerinin seçim fonlarını karşılarken; sistem ve düzene muhalif kesimler ise, iç’te ve dış’ta sermaye kesimlerine dayanmadıkları gibi, hazine yardımı da alamamaktadırlar. Tamamen kendi olanaklarıyla ve halkın fedakarlıklarına dayanarak güç koşullar altında seçim faaliyetlerini yürütmektedirler.

Üçüncüsü, egemen sınıfların iktidardaki ve “muhalefet”indeki partileri devletin ve hükümetin güvenliği, desteği, olanakları ve güvencesi altında seçim faaliyeti yürütürken; ilerici, devrimci, demokrat, Kürt yurtsever hareketi bu olanaklardan yoksun olduğu gibi, her zaman olduğu gibi seçim sürecinde de daha da artarak her vesileyle devlet ve hükümetin tehdit, baskı, saldırı, şiddet gibi kanlı terör engellemeleri altında seçim faaliyetleri yürütmek zorunda kalmaktadır. Sadece resmi devlet ve hükümeti değil, bunun yanı sıra harekete geçirecekleri ırkçı ve şeriatçı sivil faşist güçleriyle de toplumsal halk muhalefetinin temsilcilerine, HDP ve adaylarına saldırıp, provokasyonlarla seçim faaliyetlerini engellemeye çalışacaklardır. Aynı şekilde oy kullanma zamanında, sandık başına gelen seçmenlerin, baskı, taciz ve engellemelerle karşılaşacakları açıktır ve geçmiş deneyimlerle biliyoruz.

Dördüncüsü, siyasi iktidar, iktidar olanaklarını kullanarak akla hayale gelmeyen yol ve yöntemlerle ve üstelik çok pervasızca seçim hileleri ve yolsuzlukları yapmaktadır. Bu önümüzdeki seçimde daha da fazla hile yapacağı şimdiden bilinmektedir. Dolayısıyla seçimlere giden muhalifler ise, alacağı halk desteğini bile güvence altına alamamakla beraber, bir de bu hile, yolsuzluk ve engellemelerle bir kez daha uğraşmak zorunda kalacaklardır. Seçim bittikten sonra da bugünkü AKP iktidarının seçim hileleriyle uğraşmak zorunda kalınacağını geçmiş deneylerle çok iyi biliyoruz….

Bu açıdan baktığımızda, bu süreçte, seçime girenler içinde, işçi sınıfı, köylüler, küçük esnaf ve zanaatkarlar, öğrenci, memur, aydın vb gibi çeşitli milliyetlerdeki emekçi halk kesimlerin; ezilen Kürt ulusunun; Ezidi, Süryani, Ermeni, Rum, Romen, Çerkez, Laz, Boşnak, Arap, Arnavut, Gürcü vb gibi bütün azınlıkların; baskı altındaki dil, din, mezhep, cinsiyet ve tercihlerin, hak ve özgürlüklerini savunan ve sahiplenen, kendi içinde de demokratik bir işleyişi önemseyen bir parti olan Halkların Demokratik Partisi(HDP)ni bu zeminde duruşundan dolayı desteklemeli. İşçi ve emekçi kesimlerin bu yönlü çaba sarf etmelerini umuyoruz. Din’i, dil’i, mezhep’i, millet ve milliyet’i, renk’i, cinsiyet’i vb ne olursa olsun bütün işçilerin ve issizlerin, kadın ve erkeklerin, genç ve yaşlıların, ezilen, sömürülen, horlanan, baskı altındaki bütün kesimlerin bu süreçte ilerici, devrimci-demokrat, Kürt ulusal ittifakı olarak ortaya çıkan HDP’i desteklemesi gerekiyor.

Bu zemini pekiştirerek büyütmeliyiz. İşçi sınıfı ve ezilenlerin, Kürt ulusunun, bu emek, halk demokrasisi ve özgürlük mücadelesi saflarını güçlendirmeliyiz. Hak ve özgürlüklerimize, davamızın ortak paydalarına sahip çıkmalıyız ve egemenler ve onların Recep’inin hesaplarını kursağında bırakmalıyız.

Önümüzdeki seçimler ciddi derecede önemlidir.

Her şeyden önce işçiler, emekçiler, ezilenler olarak kendi varlığımızı ve gücümüzü;

Kürt halkı ve ulusal potansiyelini;

Demokrasi ve özgürlük mücadelesinin potansiyelini;

Baskı, zulüm ve her türlü hak eşitsizliğine karşı mücadele edenlerin gücünü ortaya çıkarıp, birleşik baskısını hissettirmeli.

Örgütlü güç derecemizi, potansiyel, yetenek, azim ve çabamızın gücünü ortaya çıkarmalı. Kararlıkla, fedakarlıkla, bitmeyen bir enerjiyle her yerde, başta çıkarlarını savunduğumuz hedef kitlesi olmak üzere, toplumsal güçlerin her kesimine gitmeli. Siyasal propaganda ve ajitasyon araçlarımızla, birebir ve kolektif çabalarla mümkün olan en geniş kitlelere giderek, onları ikna etmeli, kazanmalı ve desteğini almalı. Hem etki gücümüzü geliştirmeli, hem örgütlenmeyi büyütmeli ve hem de yüklenmeliyiz ki egemen ulus devletinin 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğünün anayasasıyla koyduğu %10 baraj sistemi yıkılsın. Ve egemen sınıfların parlamentosuna daha büyük bir temsiliyetle girip Kürt ulusu ve işçi, emekçi ezilen kesimlerin çıkar ve taleplerini savunarak daha geniş kesimlere mal eden bir kürsü ve olanak haline getirilebilsin.

Bunları başarmak için bütün işçi, emekçi ve yurtsever kesimleri, baskı ve zulme maruz kalan bütün halk kesimlerini HDP’i desteklemeye, baskı ve baraj engelini aşarak ezmeye çağırıyoruz!

Nisan 2015


62149

Umutla, dirençle yoğrulan 49 yıl…

1970’li yıllar gerek dünya gerekse de Türkiye’de devrim için, devrimci girişimler için, faaliyet için uygun koşullar sunuyordu. Devrimci düşünce yaygınlaşmıştı. Bu içerikte eserler basılıyor, dağıtılıyor, okunuyordu.

Üniversitelerde tartışma toplantıları, panel ve seminerler düzenleniyor, sol örgütlenmeler genişliyordu. Devrimci durum yalnızca dünya için değil ülkemiz açısından da elverişli koşullar sunuyordu.

Fransa TKP-ML Taraftarları:TKP-ML’nin 49. Kuruluş Yılını Selamlıyoruz!

TKP-ML’nin kuruluşunun 49. yılındayız. Bugün, çeşitli milliyetlerden Türkiye işçi sınıfının gerçek öncüsüne kavuşmasının 49. yılını kutluyoruz.

Türkiye Komünist Partisi Marksist-Leninist (TKP-ML) İbrahim Kaypakkaya’nın teorik ve pratik önderliğinde 24 Nisan 1972 tarihinde kuruldu.

Dursun Yoldaş Bağrımızda ve Belleğimizde Yaşayacak - Abbas Vartanoğlu

Bir yoldaş öldüğü zaman yoldaşları arasından belki bedenen ayrılır. Yoldaşlarınca vücudu son yolculuğuna uğurlanır. Yaşadığı toprağın derinliklerine devrimci gelenekler doğrultusunda defnedilir. Köhnemiş ve miadını tamamlamış sisteme karşı verdiği mücadeleyi kendisini bedenen uğurlayan yoldaşlarına devreder.

Ama onlar, yoldaşlarının belleklerine iyice kazınırlar. Bir daha çıkmamak üzere onların dağarcığında yerlerini alırlar. Onların bağırlarına iyice yerleşirler.

Özgür Bir Gelecek İçin 1 Mayıs Alanlarına!

İşçi sınıfının “Birlik Mücadele ve Dayanışma” günü olan 1 Mayıs’a sayılı günler kala dünyada ve ülkemizde önemli gelişmeler yaşanıyor.

Sadece günümüz açısından değil insanlık tarihi açısından da önemli bir yerde duran koronavirüs salgını etkisini sürdürüyor. Salgının tüm dünyayı etkilemeye devam ettiği koşullarda emperyalist-kapitalist ülkeler, virüse karşı önlemlerini devam ettirir ve aşılama çalışmalarını sürdürürken, ülkemizde ise tam bir yıkım söz konusu.

Savaş içindeyiz! (Nubar Ozanyan)

Özgürlüğün kelime olmaktan çıkıp yaşanılır değer ve ilkeler olması her emek ve onur sahibi insanın isteği ve amacıdır. Toprağında, atölyesinde emek dolu çalışmak, ekmeğini dostça, sofrasındaki lokmasını yoldaşça paylaşmak isteyen her insanın karşısına paranın tanrıları dikilir.

Devrimin Emektarı ve Değeri Olmak; Dursun Çaktı’ya…

Sınıf mücadelesi içerisinde yitirdiklerimizi anlatabilmek önemlidir. Deneyimlerini, hayat ve mücadele birikimlerini, değerleri sahiplenme, zor ve fırtınalı süreçlerdeki duruşları; alçakgönüllü oluşları, mütevazı kişilikleri, kitle inisiyatifleri gibi birçok konuda ortaya koyduklarını anlatmak gerekir.

İşte Dursun yoldaşı anlatmak, tam da bu mütevazı değerlerin karşılığına denk gelmektedir.

Kendiniz Suçlu Hissedeceksiniz ki İşimizi Rahat Yapalım

Örgütlü insanlar kendilerinin yapamadıkları her şeyleri sıradan insanlarda niye bekler ki?

Güya sırada insanlar isterse doğruya ulaşabilirlermiş.

Hadi bakalım.

Bir şapka

Bir fular

Bir tuval

Yedirmeyiz size sarı ineği, hanımlar yedirmeyiz.

Mahkeme bir tacizciyi akladı.

İnsanlar sokak ortasında bir tacizciyi cezalandırdı.

Vurmayın ablam vurmayın bana.

Bir şapka

Bir fular

Bir tuval

Bir şapkam, bir fularım, bir tuvalım yok diye mi bunu bana yapıyorsunuz?

Mahkeme bir tacizciyi akladı.

Tarihe dip notu olarak bırakılan görseller üzerine kısa değerlendirme… (İsmail Cem Özkan)

Uzun zamandır ölen / öldürülen devrimcilerin portrelerini çizdim, doğum tarihleri ve ölüm tarihlerini araştırdım ve bir şeyin farkına vardım; ailesi biraz orta düzeyde geliri varsa, bürokratsa, iyi eğitim almışsa onların doğum tarihleri ve ölüm tarihleri belliyken, ingilizce "noname" denilen, fakir ailenin çocukları, inanmış, hayatını ortaya koymuş ya da tesadüfen orada olan ve bir kaza ya da hedef gözetilerek öldürülen insanlar/ devrimciler...

Kimdir Devrimci olan...! Mahmut Turhal

Günümüz sosyal medyasında ve yazılı sol medyada hemen hergün devrimcilik nedir? Devrimci kimdir üzerine çokça laf edilip yazılıp çiziliyor. Bizde muğlaklaştırılan ve içeriği bozulan bu kavramların bir kez daha yerli yerinde ve amaç ve içeriğine uygun kullanılması bakımından nedir devrimcilik sorusunun yanıtlanması gerekiyor.

Kısaca devrimci; bilimsel sosyalist dünya görüşü ve idealleri doğrultusunda toplumda ''kökten'' değişim isteyen, eskiye vurup yeniyi kuran ve değiştiren kişidir.

Garip Şahin

Garip Şahin bir müddeten beridir hasta. Sağlığına kavuşup, aramıza döneceği umudundayım. Bu umudum güçlü. Güçlü diyorum çünkü dünyanın derdini kendi özel derdi haline getirmiş ve yaşamını direnme üzerine kurmuş bir ozandır Garip Şahin. Hastalığa karşı da direniyor

Proletaryanın Kaosu

Sayılara sayılar.

Salt, sayılarla uğraşan insanlar da sayılar gibi duygusuzdur.

Onlar gibi de rakamların içerisinde kaybolur giderler.

Haa.. bir fazlalaştı

Haa.. bir eksildi

Haa... Eşitleşti.

Sil sil her şey yeniden baştan.

Bir köylü azaldı, bir köylü çoğaldı.

Sil sil her şey yeniden baştan.

Hiç kimse azalanın veyahutta çoğalanın birbirlerine karşı hissetikleriyle ilgilenmezler.

Ne maruz kalınan emperyalist çeşitlilikle ne de emperyalist çelişkilerin proletaryalar arasında yol açtığı kavgalarla ilgilenirler.

Sayfalar